Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/9448 E. 2024/10877 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/9448
- Karar No
- 2024/10877
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2406 E., 2024/556 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 13. İş Mahkemesi SAYISI : 2014/2347 E., 2022/167 K. Taraflar arasındaki ölüm aylığının yersiz olmadığının tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının alkol bağımlısı olan eşi ... 'den 14.02.2006 tarihinde boşandığı, her hangi bir sosyal güvencesi bulunmayan davacının babası ... 'den kalan yetim aylığının bağlanması için Kuruma yaptığı müracaat sonunda kendisine aylık bağlandığı, davacının eşinden boşandıktan sonra eski eşin tamamen insancıl nedenlerle kendisine yardımda bulunduğu, ancak davacının tedaviyi kabul etmesi sebebiyle davacının eski eşi ile birlikte, çocuklarında etkisiyle tekrar evlendikleri, davacının boşandıktan sonra 2. kez evlendiği tarihe kadar geçen süreçte fiili birlikteliğin söz konusu olmadığı, taraflar boşandıktan sonra ayrı adreslerde oturdukları, bu nedenle davacının ... ,... Sok.... numarada kiracı olarak oturduğu, tarafların boşanma T. 14.02.2006, 2. kez evlenme T. 16.07.2012 aylık bağlanma T. 01.03.2006, aylık kesme T. 01.11.2008 olduğu, buna rağmen davalı Kurumca 01.03.2006 - 01.11.2008 arasındaki döneme ilişkin aylıkları istemesi gerekirken 01.11.2008 - 31.07.2012 döneme ilişkin aylıkları geri istediği, bu durumun boşanmanın muvazaalı olmadığının bir kanıtı olduğu iddiasıyla ölüm aylığının yersiz olmadığının tespiti ile aksine Kurum işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili davanın esası hakkında cevap vermek için süre talep etmiş, ancak geçen süreçte davanın esası hakkında yazılı cevap verilmemiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından; 20.04.2006 tarihi itibariyle davacıya yetim aylığı bağlandığı, denetim raporu gereğince davacının yetim aylığının 01.11.2008 tarihinden itibaren kesildiği ve kendisine 42.814,00 TL borç çıkartıldığı, bu sebeple 20.04.2006 ile 01.11.2008 tarihleri arası davacı ve boşandığı eşinin beraber yaşayıp yaşamadığının tespit edilmesi gerektiği, denetim raporunda davacı ve eşinin ... Mah. ... sok. ... Apt. ... Çankaya adresinde birlikte ikamet ettikleri sonucuna varılmasına rağmen, hiç bir komşu tanığının dinlenilmediği, bu tanıkların ifadelerinin alınmadığı, 5510 sayılı Kanun'un 59. maddesine göre usulüne uygun olarak yapılan bir denetim ve tutanaktan söz edilemeyeceği, denetim raporundaki sonucun eksik ve yetersiz araşturma neticesinde tanzim edildiği, davacı ve boşandığı eşinin birlikte yaşadığı iddia edilen apartmanda ikamet eden ve dinlenilen kamu tanıklarını boşandıktan sonra davacı ve eşinin beraber yaşamadıkları olgusunu doğruladıkları, medula kayıtlarında davacının 2006-2012 tarihleri arası 4 farklı eczaneden eşinin ise 5 farklı eczaneden ilaç aldığı bu eczanelerden sadece ... Eczanesinin ortak ilaç alınan eczane olduğu, Gazi Üniverisitesinden gelen cevabın davacının ve tanıkların davacının eşinin ciddi bir alkol problemi olduğu, davacının eşinin 16.08.2012 tarihli eczane faturasında Karaciğer Malign Neoplazmı ve Mesane Malign Neoplazmı tedavisi için ilaç kullandığı bu hastalıkların kanser hastalığı olduğu ve tekrar evlendikleri 16.07.2012 tarihinden 1 ay sonra bu ilaçların alınmasının davacının ve tanıkların davacının eşinin kanser olması nedeniyle bakım amacıyla tekrar evlendikleri iddiasını doğruladığı gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile davacının yetim aylığının kesilmesine yönelik Kurum işleminin iptali ile davacının yetim aylığının kesildiği tarihten itibaren kendisine aylık bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf yoluna başvurmuş ve Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dinlenen tanık beyanları, medula kayıtları ve yapılan araştırmalardan davacının boşandıktan sonra eşiyle birlikte yaşamadığı, ancak boşandığı eşinin kanser olup bakıma muhtaç hale gelmesi üzerine davacının boşandığı eşi ile tekrar evlendiği anlaşıldığından davacının aylıkların kesildiği tarihten yeniden evlendiği 16.07.2012 tarihine kadar aylık almaya hakkı olduğu, Kurumun borç çıkarma işleminin yerinde olmadığı, Mahkemece hangi tarihe kadar aylık alabileceği kararda belirtilmemiş ise de bu husunun infaz aşamasında Kurum tarafından nazara alınabileceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; Kurum işleminin yerinde olduğu, davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının sabit olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilen ölüm aylığının yersiz olmadığının tespiti ile aksine Kurum işleminin iptaline ilişkindir. 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Taleple Bağlılık İlkesi” başlığını taşıyan 26. maddesinde hakimin, tarafların istem sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği açıklanmış olmakla, hukuk yargılamasına “istemle bağlılık” ilkesi egemen kılınmıştır. Davacı ölüm aylığının yersiz olmadığının tespiti ile aksine Kurum işleminin iptalini talep etmiştir. Mahkemece, davanın kabul edildiği belirtildiği halde talep aşılmak suretiyle kesildiği tarihten itibaren kendisine aylık bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesi isabetsizdir. 2.Davanın yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Kanun'un 2. fıkrasında eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkların kesileceği ve bu kişilere ödenmiş olan tutarların, 96. madde hükümlerine göre geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararı ile 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin anılan 2. fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan itiraz isteminin reddine karar verilmiştir. 2. 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki Sosyal Güvenlik Kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir / aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir / aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun / durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan / olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise Kanun Koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir / aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan / yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. 3. Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, Kanun Koyucu tarafından örneğin; “Sosyal Güvenlik Kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma / irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek / samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin / aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. 4. Gelirin / aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56. maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. 5. Sonuç olarak 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanun'un 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3, 45, 53, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6 , 24, 33, 189, 190, 191, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19 ve 20. maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili nüfus müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili nüfus müdürlüğünden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi / özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü / Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle / köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 6. Somut olayda; 14.02.2006 tarihinde boşanan davacıya, 11.04.2004 tarihinde ölen babası nedeniyle ölüm aylığı bağlandığı ancak 04.02.2014 tarihi Kurum denetmen raporu ile davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edildiğinin belirtilmesi üzerine aylığının kesildiği ve ödenen aylıkların da borç tahakkuk ettirilerek davacıdan istendiği anlaşılmaktadır. Davacı ile eski eşi 16.07.2012 tarihinde yeniden evlenmiş ve 05.12.2019 tarihinde davacının eşi vefat etmiştir. 7.Davacı ile eski eşinin yeniden evlenmesinin ardından başlatılan Kurum denetiminde, birlikte yaşamaya ilişkin düzenlenen kolluk tutanağına dayanılarak davacının ölüm aylığı kesilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak davacı ile eski eşinin Adrese Dayalı Kayıt Sisteminde bildirilen adres bilgileri ile bu adreslerin bildirim tarihleri dosyaya getirtilmemiştir. Ayrıca, tanıklardan ...’in, davacının kendisine, eşinin sağlık durumunun kötüleştiğini, eşinin vefatı halinde alacağı aylığın artacağını ve bu nedenle eşine yeniden evleneceklerini söylediğini beyan ettiği görülmektedir. Bu durumda, davacı ile boşandığı eşinin denetime konu adreste fiilen birlikte yaşayıp yaşamadıkları, eğer o adreste birlikte yaşamıyorlarsa Nüfus Kayıt Sistemine bildirdikleri adreslerin dışında hangi adreslerde ikamet ettikleri araştırılmalı; bu adreslerde bulunan komşular, apartman görevlileri, mahalle muhtarı ve azalar gibi kişiler tanık olarak dinlenmeli ve birlikte yaşama olgusu yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde tüm yönleriyle incelenmelidir. Elde edilecek veriler ışığında sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.