Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/7324 E. 2024/9485 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/7324
Karar No
2024/9485
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/325 E., 2023/637 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/171 E., 2023/26 K. Taraflar arasındaki 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin ve başlangıç tarihinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacı ...'ın sigortalılığının, davalı kurum tarafından 05.12.2000 tarihi itibariyle tescil edildiğini, davalı kurumun davacı hakkındaki işleminin mesnetsiz ve haksız olduğunu, gerekçe olarak gösterilen 619 sayılı KHK'nın bütün hükümleri, Anayasa Mahkemesince 26.10.2000 tarih, 2000/61 E. 2000/34 K. Sayılı kararla iptal edildiğini, iptal yürürlüğü gireceği belirtilerek, bu süre içerisinde yeni bir yasa yapması için TBMM'ye olanak tanındığını, ancak bu 9 aylık sürede meclis herhangi bir yasal düzenleme yapmadığını, benzer düzenlemenin 02.08.2003 tarih ve 4956 sayılı Kanun ile yapıldığını, böylece 619 sayılı KHK'nın iptal kararının yürürlüğe girdiği 08.08.2001 tarihi ile 4956 sayılı yasanın yürürlük tarihi olan 02.08.2003 tarihi arasında yasal boşluk oluştuğunu, bu boşluğun HMUK 76 ncı madde de dikkate alınarak, yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre doldurulmasının yasa gereği olduğunu, dolayısıyla, anılan tarihler arasında yürürlükte olan 1479 sayılı Kanun'un 24 ve 25 inci maddelerinin uygulanması ve sigortalılığın bu hükümlere göre belirlenmesinin kaçınılmaz olduğunu, davacının vergi kaydı başlangıç tarihinin 08.08.1996 olduğunu, Gaziantep Şoförler Odası başlangıcının ise 16.05.1989 tarihi olduğunu, davacının Meslek Odası (Gaziantep Şoförler Odası) kaydının başlangıç tarihi olan 16.05.1989 tarihten itibaren Bağ-Kur Kanunu kapsamında sigortalı sayılması ve tescil tarihinin anılan tarih olması yasa gereği olduğunu, ancak davalı kurumun, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe giren 619 sayılı KHK ile 02.08.2003 tarih ve 4956 sayılı Kanun'u gerekçe göstererek, davacının tescil tarihini 15.12.2000 tarihi olarak kabul etmiş ve anılan tarihten önceki sigortalılık sürelerinin yok sayıldığını, davacının Bağ-Kur sigortalılık başlangıcının Meslek-Odası (Gaziantep Soförler Odası) kaydının başlangıç tarihi olan 16.05.1989 olarak tescili halinde oluşacak duruma göre davacının yaşlılık aylığına hak kazandığını, bu nedenle dava şartı olduğundan, müvekkilim adına davalı kuruma idari başvuru yaparak, sigortalı hizmet sürelerin davacının meslek odası kayıt tarihinden itibaren değerlendirilmesini ve tahakkuk edecek prim borcunu tarafımıza yazılı olarak bildirilmesini talep ettiklerini, ancak davalı Kurumun 21.07.2022 tarih ve 49003938 sayılı yazı ile taleplerini reddettiklerini, davalı kurumun müvekkilim aleyhine olan mesnetsiz işlemi, telafisi imkansız mağduriyete yol açtığından, iş bu davayı açma zarureti hasıl olduğunu beyan ederek, davacının Bağ-Kur sigortalılık tescil tarihinin Meslek Odası (Gaziantep Şoförler Odası) kaydının başlangıç tarihi olan 16.05.1989 olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının talebinin haksız ve hukuka aykırı olmakla talebin reddinin gerektiğini, Kurum içi yazışmalar devam ettiği için ek cevap verme haklarını saklı tuttuklarını, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe giren; bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılması hakkmdaki 619 sayılı KHK ile 02.08.2003 tarih ve 25187 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun'un Geçici 18 inci maddesinde (Ek: 24.07.2003- 4956/47 md.) "sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar" hükmü bulunduğunu, davacının 4956 sayılı Kanun gereği verilen haktan yararlanma süresi içinde davalı kuruma müracaat etmediğinin kayıtlardan anlaşıldığını, bu nedenle davacının 04.10.2000 tarihine kadar kurumumuza herhangi bir müracaatı bulunmadığından 4/b sicil kaydının belirtilen tarih aralığındaki meslek odası kaydına göre başlatılması mevcut mevzuatımıza göre mümkün bulunmadığını, Yasanın öngördüğü 6 aylık süre hak düşürücü süre olup, bu süre zarfında kullanılmayan bir hakkın bir daha kullanılmasının mümkün olmadığını, davalı Kurum yasal mevzuat çerçevesinde hareket etmekte olduğunu, keyfi bir uygulama söz konusu olmadığını, 1479 sayılı Kanunda; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79/10 uncu maddesinde öngörüldüğü biçimde geçmiş hizmet süresinin saptanmasına ilişkin bir dava türü mevcut olmamasına göre, yasal dayanaktan yoksun bulunan davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini beyan ederek, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve SGK kayıtları birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda; davacının, 1479 sayılı Kanun'un geçici 18 inci maddesinin yürürlüğe girdiği 16.05.1989 tarihine kadar aynı Kanun kapsamında sigortalılık tescilinin bulunmaması; anılan madde de belirlenen altı aylık sürenin sonu olan 16.11.1989 tarihine kadar dava konusu vergi kayıtlarını belgelediği sürelere ilişkin prim borçlarını ödemek için Kuruma yazılı olarak başvurusunun olmaması ve davacının 16.05.1989 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine ilişkin talebinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2017 tarih ve 2015/21-840 Esas - 2017/1042 Karar sayılı ilamı uyarınca hukuki yarar bulunmaması nedeniyle, davacının, dava konusu dönemde 1479 sayılı kanun kapsamında sigortalı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı ve davalı Kurumun 21.07.2022 tarih ve E.97131078-201.02.99-49003938 sayılı işleminin yerinde olduğu anlaşıldığından, davanın reddine " karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili, Mahkemece maddi ve hukuki olguların nazara alınmadan eksik inceleme neticesi davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf dilekçesinde belirtmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Somut olayda; davacının 1479 sayılı Kanun'un geçici 18 inci maddesinin yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar aynı Kanun kapsamında tescilinin bulunmadığı, anılan Kanunun Geçici 18 inci maddesi kapsamında belirlenen altı aylık sürenin sonu olan 05.02.2004 tarihine kadar vergide kayıtlı olduğu dönemin prim borçlarını ödemek için Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılı olarak başvurusunun da olmadığı tespitiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu halde davacı vekili tarafından ileri sürülen tüm istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri yerinde olmayıp, incelenen kararın; dava dosyası kapsamında mevcut maddi delillere uygun, yasal ve hukuksal gerekçelere dayandığı, delillerin takdirinde herhangi bir isabetsizlik ve kamu düzenine aykırı bir halin varlığının tespit edilemediği dikkate alınmak sureti ile davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b maddesinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, davanın kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının ve başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle hukuki yarar ve sigortalılık başlangıcı kavramlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, Mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya Mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öğreti ve yargısal kararları uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bilindiği üzere Mahkemeden istedikleri hukuki korunmaya göre davalar ... davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır. Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının Mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Uyuşmazlıktaki tespit istemi 1479 sayılı Kanun kapsamında sigorta başlangıcı kavramına dayalı olup, istemde hukuki yarar bulunup bulunmadığının açığa kavuşturulması yönünde bu konuya kısaca değinilmesi yerinde olacaktır. Sigortalılık başlangıç tarihi, talep eden açısından Kanun kapsamında sigortalı sayılmasını gerektirecek biçimde ilk defa çalışmaya başladığı tarih olmakla birlikte, sigortalı açısından önemi "sigortalılık süresi" yönünden taşıdığı değerdir. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası bir (1) günlük çalışmanın tespiti niteliğinde olduğundan hizmet tespiti davasının bir türüdür. Bu dava türleri hizmet tespiti davaları gibi kamu düzenine ilişkindir. 01.03.1965 tarihinde yürürlüğe giren 17.07.1964 tarih ve 506 sayılı Kanunu'nda uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 108 inci maddede “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir. Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 38 inci maddede “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı; sigortalının, mülga 02.06.1949 tarihli ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanununa, mülga 04.02.1957 tarihli ve 6900 sayılı Malûliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Hakkında Kanuna, 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu'na ve 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'na, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun Geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edilir. Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklıdır. Bu Kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dâhil edilir. Aylık bağlama işlemlerinde dikkate alınan sigortalılık süreleri, sigortalılığın başlangıç tarihi ile sigortalının aylık bağlanması için yazılı istekte bulunduğu, aylık bağlanması için istekte bulunmayan sigortalılar için ise ölüm tarihi arasında geçen süredir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılar bakımından sigortalılık süresi; sigortalılığın başlangıç tarihi ile 48 inci maddeye göre yetkili makamdan emekliye sevk onayının alınarak görevi ile ilişiğinin kesildiği ayın son günü arasında geçen süredir. Vazife malûllüğü aylığı almakta iken çalışmaya başlamaları nedeniyle haklarında uzun vadeli sigorta hükümleri uygulananlar için malûllük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında esas alınacak sigortalılık süresi, prim ödeme gün sayısı ve prime esas kazancın hesaplanmasında, vazife malûllüğü aylığı bağlandığı tarihten önceki süreler dikkate alınmaz.” şeklinde düzenlenmiştir. 506 sayılı Kanun'un 108 inci maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi değerlendirildiğinde sigorta başlangıcının yaşlılık aylığından yararlanma şartları arasında olan “sigortalılık süresini” doğrudan etkilediği görülmektedir. Ne var ki 02.09.1971 tarihli 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ve 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında sigorta başlangıcının talep eden açısından hukuki sonucu olarak “sigortalılık süresini” belirlemesi yönünden etkisi bulunmamaktadır. Çünkü her iki kanun kapsamında da yaşlılık aylığına hak kazanmak için sigortalılık süresi değil primi ödenmiş günler asıldır. Somut olay bakımından davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında talep ettiği 1 günlük hizmet tespitinin yaşlılık aylığı bağlanırken herhangi bir katkısı olmayacağından hukuki yararı bulunmamaktadır (HGK 31.05.2017 t. 2015/21-840 E., 2017/1042 K.). 2. Davanın yasal dayanağı; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 7 nci maddesindeki; “Bu Kanun'un yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesi ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği 1479 sayılı Kanun'un 24 ve 25 inci maddeleridir. 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanun'un 24 ve 25 inci maddelerinde “...kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler...”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır. 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte ise, bu kez, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır. 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede de kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gelir vergisi mükellefi olanlar ile gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıt olanlar” sigortalı sayılmışlardır. Yukarıda açıklanan tüm bu Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki bu durumun kabulüne yasaca ve hukukça olanak olmadığı açıktır. Davacının, talebine konu dönemde yukarıda açıklanan 3165 sayılı Kanun ile getirilmiş şekli yürürlüktedir ve sigortalılık niteliğinin varlığı sorunu da, anılan düzenleme doğrultusunda çözümlenmelidir. Belirtmek gerekirse anılan düzenlemenin açıkça değindiği üzere sigortalılığın oluşumu yönünden “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma” olgusunun varlığı zorunlu ve asli unsur olup, vergi dairesine ve meslek kuruluşuna kayıtlı olmak; anılan çalışmayı doğrulayan bir şekil şartından ibaret olduğu cihetle aksinin kanıtlanması olanaklıdır. Diğer bir anlatımla, bu gibi kişilerin mesleki faaliyetlerine son verdiklerinin kanıtlanması halinde, artık somut bir çalışmaya dayanmayan, soyut ve sadece evrak üzerindeki oda ve vergi kaydına itibar edilerek kişiyi sigortalı saymak, Kanunun amacına aykırı olacağı açıktır. 3. Değerlendirme Eldeki davada, hukuki yarara ilişkin yukarıda yapılan açıklamalar gereğince 1479 sayılı Kanun'a dayalı sigortalılık tespiti davalarında; sigorta başlangıcının belirlenmesinde hukuki yarar bulunmaması nedeniyle bu Kanun kapsamında sigorta başlangıç tarihinin tespitinin istenemeyeceği hususu doğru ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hâkimin davayı aydınlatma ödevi" başlıklı 31 inci maddesi ile "Tarafların Dinlenilmesi" başlıklı 144 üncü maddesi kapsamında, Mahkemece davacı tarafa talebinin hangi tarihler arasındaki sürelere ilişkin olduğu açıklattırılarak, uyuşmazlık konusu kesin olarak belirlenmeli, bu nedenle davacının talebinin 1479 sayılı Kanun kapsamında sigorta başlangıç tarihinin tespiti mi yoksa bu tarihten itibaren devam eden sigortalılık tespiti mi olduğu hususu davacıdan sorulup açıklattırılmalı, talep sigorta başlangıç tarihinin tespiti ise Mahkemece aynı şekilde karar verilmeli; talep sigortalılık sürelerinin tespiti ise sigortalılık koşulları 1479 sayılı Kanun'un 24 ve 25 inci maddeleri kapsamında araştırılarak davacının 08.08.1996 tarihinden itibaren başlayan vergi kaydı bulunduğu hususu da gözetilmek suretiyle talep hakkında karar verilmelidir. Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcın istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/7324, K. 2024/9485, T. 03.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-7324-e-2024-9485-k-de29068bb917