Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/3807 E. 2024/8707 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3807
Karar No
2024/8707
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/447 E., 2024/5 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında Mahkemesinde görülen Kurum işleminin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma sonrası yapılan inceleme sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece bozma sonrası verilen karar davacılar ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin ... Bağ-Kur sicil numarası ile 20.01.1982 tarihinde faaliyetine başladığını, bu tarihten 31.12.2008 tarihine kadar faaliyetini sürdürdüğünü, 9 aylık aralıktan sonra 08.10.2009 tarihinden bugüne kadar Bağ-Kur sigortalılığını devam ettirdiğini, davacının 11.04.2011 tarih ve 7089556 evrak numaralı dilekçesi ile 6111 sayılı Kanun kapsamından yararlanma talebinde bulunduğunu ve davalı Kurumun 2745,00 TL borcunun bulunduğunu bildirdiğini ve müvekkili tarafından 24.354,00 TL ödemede bulunulduğunu, Kuruma yapılan 19.10.2011 tarihli dilekçe ile emeklilik başvurusunun akıbetini sorduğunu, davalı Kurum tarafından 12.12.2011 tarih 22754409 sayılı yazıları ile davacının talep tarihi itibariyle borçlu olduğundan bahisle talebinin reddedildiğini, müvekkilinin yaşı, prim gün sayısı ve diğer durumlar çerçevesinde emeklilik aylığı bağlanması gerektiğini, müvekkilinin davalı Kurumun 11.04.2011 tarihli yazısına istinaden tüm edimlerini 30.06.2011 tarihinde yerine getirdiğini, 30.06.2011 tarihi itibariyle emekli olduğunun tespiti ile bu tarih itibariyle emekli aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum cevap dilekçesinde özetle, davacının 6111 sayılı Kanun'dan kaynaklı talebine istinaden 30.06.2011 tarihi itibariyle 20.371,50 TL borcunun tespit edildiği ve sigortalı davacıya tebliğ edildiğini, sigortalı davacının müracaatından sonra Antalya ... Odası kayıtlarının incelenmesi neticesinde davacının 29.04.1982 giriş, 11.01.2007 çıkış şeklinde olduğunun tespit edildiğini, davacının emeklilik talebinin reddedilmesi üzerine davacının hizmet süresi 20.01.1982 giriş ve 31.12.2008 çıkış, 08.10.2009 yeniden sigortalı olarak düzenlendiğini, davacının hizmet süresine göre 30.04.2008 tarihinde 5 yıl ve fazla sürede prim borcu bulunduğundan 5510 sayılı Kanun'un 17 nci maddesine göre terkinin işlendiğini buna göre hizmet süresinin 20.01.1982-30.09.2008 terk, 08.01.2009 yeniden sigortalı olacak şekilde belirlendiğini, 01.10.1990-30.04.2008 tarihi arasındaki 6329 günün 6111 sayılı Kanun'dan yararlandırılarak geçerli olabilmesi için hesaplanan 27.046,42 TL'nin ödenmesi gerektiğinin davacıya bildirildiğini, ancak herhangi bir ödemede bulunulmadığını, bu nedenlerle Kurum işleminin mevzuata uygun olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 12.02.2014 tarihli ve 2012/593 Esas, 2014/94 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. 2. Dairenin 08.09.2014 tarihli 2014/8985 Esas 2014/16707 Karar sayılı ilamı ile Mahkemece, öncelikle, davacı asilin HMK’nın 31 inci maddesi gereği isticvap edilerek, ihtilaf konusu döneme yönelik talebi açıklattırılarak, bu dönem yönünden sigortalılığının iptalini talep edip etmediğinin belirlenmesi gerektiği, davacının ihtilaf konusu dönemde sigortalı olmadığını iddia etmesi ve sigortalılığının iptalini istemesi halinde, oda kaydının bulunduğu ihtilaf konusu olan dönemde, kendi nam ve hesabına çalışmasına ilişkin işyeri kayıtları araştırılarak, işyerinin vergi muafiyeti kapsamında kalıp kalmadığı tespit edilerek, 1479 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinde düzenlenen, “sosyal güvenliğin vazgeçilmez ve kaçınılamaz” kamusal yapısı gereği yöntemince ve re’sen araştırma yapılarak, varılacak sonuç uyarınca, açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirme yapılıp, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasının bulunup bulunmadığı tereddütsüz belirlenerek, zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gereken dönemin, kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde tespit edilmesi gerektiği, sonrasında, davacının Kuruma yaptığı tahsis başvurusu tarihleri tespit edilerek, tahsis talep tarihi itibariyle sigortalılık süresi ve yaş şartı yönünden yaşlılık aylığı şartları irdelenerek, varlığı halinde, 1479 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin (a) bendinin, yaşlılık aylığı tahsisi için sigortalının, “Yazılı talepte bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş olması,” gerektiğine yönelik hükmü gözetilerek, sigortalı olarak kabul edilmesi gereken döneme göre anılan yasal düzenleme çerçevesinde, davacının prim borcunun bulunup bulunmadığı Kurumdan sorularak, varlığı halinde, usul ekonomisi gereği davacıya ödeme için makul süre verilerek, davacının belirlenen prim borçlarını ödemesi halinde, borcun ödendiği tarihi takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesi gerektiği hususlarına değinilmiştir. B. İkinci Bozma Kararı 1.Mahkemenin 14.10.2015 tarihli 2014/670 Esas, 2015/509 Karar sayılı kararıyla dava konusuz kaldığından hüküm kurulmasına yer olmadığına dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. 2. Dairenin 13.02.2018 tarihli 2018/765 Esas 2018/899 Karar sayılı kararı ile gerek davacının ihtilaf konusu dönem yönünden iptal talebinin olmaması, gerek 01.07.2011 tarihinden itibaren aylık bağlanmasına yönelik talebi dikkate alındığında, söz konusu taleplerin hiçbirinin Kurumca karşılanmadığı ve bu kapsamda davanın konusuz kalmadığı belirgin olduğundan, Mahkemece, her bir talep yönünden değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu hususlarına işaret edilmiştir. C. Üçüncü Bozma Kararı 1.Mahkemenin 12.06.2019 tarihli 2018/286 Esas, 2019/417 Karar sayılı kararıyla davanın kısmen kabulü ile Davacının 30.06.2011 tarihli tahsis talep tarihini takip eden aybaşı, 01.07.2011 tarihi itibariyle, yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, Yargıtay bozma ilamından sonra dosyaya sunulan ve davacının ödenmemiş emeklilik aylıklarının yasal faizi ile beraber ödenmesi yönündeki isteminin usulden reddine dair verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. 2. Dairenin 13.10.2021 tarihli 2020/3104 Esas 2021/12172 Karar sayılı kararı ile davacının 30.06.2011 tarihindeki prim ödemeleri netleştirilmek suretiyle, belirtilen tarih itibariyle yapılan prim ödemeleri nazarında tahsise esas alınabilecek süreler belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. D. Mahkemece Uyulan Bozma Kararı Sonrası Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, murisin, 30.06.2011 tarihli tahsis talep tarihini takip eden aybaşı, 01.07.2011 tarihi itibarıyla yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, ödenmemiş emeklilik aylıklarının yasal faizi ile beraber ödenmesi yönündeki talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; taleplerine yönelik olarak reddedilen kısım yönünden kararın bozulmasını talep ettiklerini, ilk bozma ilamından sonra yapılandırma sürecinde, yaklaşık 1 sene sonra müvekkile yaşlılık aylığı bağlandığını, hak edilmiş olmasına rağmen ödenmemiş emekli aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi yönündeki ıslah taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca yargılama gideri ve davalı yan vekalet ücreti yönünden de kararın bozulmasını talep ettiklerini belirtmiştir. 2. Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; kurum işleminin yerinde olduğunu beyanla davanın reddi gerektiğini, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık 01.07.2011 tarihinden itibaren davacıya yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin 7, 8, 9 uncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin 2 nci fıkrası 3. Değerlendirme Davacının 01.07.2011 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep ettiği eldeki davada, Mahkemenin davacının yaşlılık aylığına hak kazandığına yönelik kabulü yerinde ise de, davacının yargılama sırasında bozma sonrası sunduğu 06.05.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile ödenmemiş emekli aylıkların yasal faiziyle beraber ödenmesi talebine ilişkin olarak; Mahkeme karar tarihi itibari ile 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar ve 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği üzere bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı ve bu içtihadın değiştirilmesine gerek bulunmadığı kabul edilmiş olduğundan, bozma ilamından sonra yapılan ıslah geçerli olmayacaktır. Diğer taraftan, dosya temyiz incelemesi aşamasında iken 6100 sayılı HMK'nın 177 nci maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır. Buna göre; "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." Yapılan değişiklik ile kural olarak bozma ilamından sonra İlk Derece Mahkemesinde tahkikat ile ilgili bir işlem yapılması halinde iş bu tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılması mümkün hale getirilirken iş bu kuralın istinası ise yapılacak ıslah ile bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağıdır. Eldeki davada ise, anılan yasal değişikliğin 28.07.2020 tarihi itibari ile yürürlükte olduğu ve bu tarihten önce tamamlanmış işlere uygulanma imkânının bulunmaması nedenleri ile davacı vekilinin bozma sonrası 06.05.2019 tarihli ıslah istemi dikkate alınmaksızın, davacı yanın dava dilekçesindeki talebine göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme hüküm fıkrasının tamamen silinerek yerine geçmek üzere; "Davanın kabulüne, Murisin, 30.06.2011 tarihli tahsis talep tarihini takip eden aybaşı, 01.07.2011 tarihi itibarıyla yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına, davacı tarafından yatırılan 109,95 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, Davacılar tarafından yapılan toplam 2.280,73 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, Davalı tarafından yapılan toplam 25,00TL yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına, Davacılar, vekil ile temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine," ibaresinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'nun muhalefetine karşı, Başkan V. ..., ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, 18.09.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Davacı vekili, müvekkilenin yaşı, prim gün sayısı ve diğer durumlar çerçevesinde emeklilik aylığı bağlanması gerektiğini, tüm edimlerini 30.06.2011 tarihinde yerine getirdiğini, 30.06.2011 tarihi itibariyle emekli olduğunun tespiti ile emekli aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece davanın reddine ilişkin kararın temyizi üzerine Dairece, eksik inceleme ve araştırma yapıldığından bahisle hüküm bozulmuş, Mahkemece bozma kararına uyularak davanın konusuz kalması nedeniyle karar vermeye yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine Dairece; taleplerin hiçbirinin Kurumca karşılanmadığı davanın konusuz kaldığından söz edilemeyeceği, Mahkemece her bir talep yönünden değerlendirme yapılıp, sonucuna göre karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma kararını uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulü ile davacının 30.06.2011 tahsis talep tarihini takip eden aybaşı 01.07.2011 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı almaya kazandığının tespitine, bozma kararından sonra dosyaya sunulan davacının ödenmemiş emeklilik aylıklarının ödenmesine ilişkin talebin usulden reddine dair kararın taraf vekillerince temyizi üzerine, Dairece, 30.06.2011 tarihindeki prim ödemeleri netleştirilmek suretiyle belirtilen tarih itibariyle yapılan prim ödemeleri nazarında tahsise esas alınabilecek süreler belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi için hüküm bozulmuştur Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne, murisin 30.06.2011 tarihli tahsis talep tarihini takip eden aybaşı 05.07.2011 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, ödenmemiş emeklilik aylıklarının faizi ile ödenmesi talebinin reddine karar verilmiş hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Islah, iddia ve savunma yasağının kapsamına giren taraf yasal işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltmeye yarayan bir hukuki imkandır. Taraflar yargılamanın başında sundukları iddia ve savunmalarında değişiklik yapma ihtiyacı duyabilirler. Belli bir zaman kesitinden sonra taraflara iddia ve savunmada değişiklik yapma imkanının tanınmaması halinde, şekilcilik esası engeller hale gelir ve yargılamanın adaletli bir karar ile sonuçlanması tehlikesi doğabilir. Bu noktada ıslah, iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı başladıktan sonra tarafların kendi usul işlemlerini kısmen ya da tamamen değiştirmelerine imkan tanımak suretiyle usul hukukunun katı şekilciliğini yumuşatan ve adaletli bir yargılamanın tesis edilmesini sağlayan bir kurum olarak ön plana çıkmaktadır. Kanundaki kurallara riayet edilmesi durumunda ıslahın sonuç doğurması için tek taraflı irade beyanı yeterli olup, mahkemenin veya karşı tarafın rızası aranmaz. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ıslah ile ilgili öngörülen koşullardan biri zamanla ilgilidir. HMK’nın 177/1 maddesinde tahkikatın sona ermesine kadar ıslaha başvurulabileceği düzenlenmiştir. 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2 maddesinde “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadarda ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz” düzenlenmesine yer verilerek bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi 15.02.2023 tarihli 2019/23977 başvuru numaralı kararında; 1086 sayılı mülga Kanun ile 6100 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinde bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığına yönelik açık veya örtülü bir hükmün yer almadığı, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına yönelik genel kuralların içtihatlarla belirlendiği, YİBGK'nın 04/02/1948 tarihli kararında bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına yönelik yorum yapılırken tahkikat aşamasının ilk derece mahkemesindeki bozma kararından önceki yargılama süreciyle sınırlandırıldığı, bozma kararından sonra tahkikata yönelik işlemlerin niteliğine dair herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, 6100 sayılı Kanun'un 177 nci maddesinin (1) numaralı fıkrası ile ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceğinin belirtildiği, müdahaleye konu içtihadın geliştirildiği YİBGK kararlarının temelinde bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumların ortadan kaldırılmaması gibi makul bir amacın bulunduğu, bununla birlikte aynı kararlara göre bozma kararından sonra tahkikata devam edildiği hâllerde de ıslah yapılamamasının anayasal anlamda kanunilik ölçütü bakımından öngörülemez bir durum olduğu, bireylerin tarafı oldukları davalarda bilgi ve belgelerin karşı tarafın elinde olması veya dava tarihi itibarıyla uğradıkları zararın ya da talep edebilecekleri alacağın miktarını bilebilmeleri mümkün olmadığından kanun koyucu tarafından yargılama sırasında ıslah yoluyla bedelin artırılabilmesinin mümkün kılındığı, bu düzenlemeyle getirilen ıslah müessesesi Anayasa'nın 36 ncı maddesinde öngörülen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının gereklilikleri ile de uyumlu olduğu, mahkemeye erişim hakkı adaletin iyi yönetimi ilkesi çerçevesinde tam da bu durumlara münhasır olarak yargılama sırasında ıslah veya başka yollarla bedelin artırılmasına imkân tanınmasını gerektirdiği, ıslahın mümkün olmaması veya güçleştirilmesi bireylere aşırı bir külfet yükleyeceğinden bu külfeti dengeleyen herhangi bir mekanizma da öngörülmediği takdirde mahkemeye erişim hakkına yönelik ağır bir müdahale oluşturacağı, Mahkemelerin hukuk kurallarını yorumlama yetkisi, bunların Anayasa hükümleri ışığında yorumlanması yükümlülüğünü de beraberinde getirdiği, buna göre mahkemeler, önlerindeki uyuşmazlığa uygulayacakları mevzuat hükümlerini anayasal ilke ve güvenceleri gözeterek yorumlama mecburiyetinde oldukları, bir mevzuat hükmünün birden farklı biçimde yorumlanmasının mümkün olduğu hâllerde Anayasa'ya aykırı olan yorumun benimsenmesinden kaçınılması, Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin bir gereği olduğu, Anayasa'ya uygun yorum ilkesi hâkimin hukuk kurallarını yorumlama serbestîsinin sınırını oluşturduğu, dolayısıyla hâkimin bir hukuk kuralının anlam ve kapsamını tespit ederken Anayasa'yı ve anayasal ilkeleri hesaba katmaması Anayasa'nın normlar hiyerarşisinin tepesinde yer almasını anlamsız hâle getireceği; bu bağlamda Anayasa'nın kâğıt üzerinde kalan bir metin değil yaşayan, hukuk sistemini yönlendiren, her türlü kamusal tasarrufta gözetilmesi gereken hukuki bir belge olduğu, YİBGK kararlarıyla tahkikat aşamasının sadece ilk derece mahkemesinin bozma kararından önceki yargılama süreci ile sınırlandırıldığı, bozma kararları sonrasında tahkikat işlemlerinin yapıldığı hâller yönünden herhangi bir ayrım ve istisnaya yer verilmediği, mahkemelerce bütün uyuşmazlıklar yönünden bozma kararından sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı şeklindeki kategorik yorumun mahkemeye erişim hakkını önemli ölçüde sınırladığı, mahkemelerce ilgili kanun hükmünün temel hak ve özgürlükleri daraltıcı bir biçimde yorumlandığı, nitekim kanun koyucu da meseleye el atarak 28.07.2020 tarihli kanun değişikliği ile ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabileceğini açıkça düzenlediği, Bozma kararından sonra bozma kararı uyarınca tahkikat yapıldığı durumda ıslah talebinde bulunulmasına yönelik başvuruya konu yargılama süreci itibarıyla dahi mevzuatta açık bir engel bulunmamasına karşın kategorik bir yaklaşımla hiçbir istisnaya yer vermeden her durumda bozma kararından sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı hususundaki mahkemelerin yorumlarının öngörülemez olduğu ve bu yorumların anayasal anlamda kanunilik ölçütüne uygun olmadığı belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili dava dilekçesindeki talebine bağlı olarak ikinci bozma kararından sonra 06.05.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile ödenmemiş emekli aylıklarının ödenmesini talep ettiği, bozma kararının eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu, bozma kararından sonra tahkikat işlemlerine devam edildiği, Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu verilen kararın Dairece üçüncü kez tahkikata yönelik işlemlerin eksik yapılmasından dolayı bozulduğu, Mahkemece bozma kararına uyularak temyiz incelemesine konu kararın verildiği, bozma kararlarından sonra tahkikat aşamasının devam ettiği, HMK'nın 177 nci maddesine göre, tahkikatın sona ermesine kadar ıslaha başvurmanın mümkün olduğu, 22.07.2020 tarihli HMK'nın 177 nci maddesinde yapılan değişiklikle bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirildiği, açıkladığım nedenlerle davacı vekilinin ıslah talebinin kabulü gerektiği, aksini kabulün, Anayasa Mahkemesi Kararında yapılan kapsamlı değerlendirmede belirtildiği üzere hak ihlali oluşturacağı kanaatinde olduğumdan, çoğunluğun ıslah talebine yönelik değerlendirmesine katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/3807, K. 2024/8707, T. 18.09.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-3807-e-2024-8707-k-54e3957e8d36