Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/2571 E. 2025/623 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2571
Karar No
2025/623
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1263 E., 2023/147 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Pazarcık 1. Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi SAYISI : 2018/815 E., 2022/262 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz, davacılar vekili tarafından katılma yoluyla temyiz edilmek ve de davalı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davalı vekilinin temyiz dilekçesiinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 19.12.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacılar adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; davalı şirketin işçisi, müvekkillerinin murisi olan sigortalının vefat ettiği, zararlandırıcı sigorta olayının meydana gelişinde davalının kusurlu olduğundan bahisle davacı eş için 807.982,06 TL maddi, davacı çocuk için 133.808,10 TL maddi, her iki davacı için 250.000,00’er TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle ölüm olayının meydana gelişinde davacılar murisinin %30, davalı işverenin %70 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, eş lehine 80.000,00 TL, çocuk lehine 60.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ Davacılar vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, gerekçeli karar içeriğinde gerekçeye yer verilmeksizin bilirkişi raporuna atıf yapıldığını, müvekkili şirket aleyhine verilen hükmün gerekçesi açıklanmaksızın karar verilmesinin adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, işbu davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müteveffanın hastalığının, müvekkili şirketteki çalışması ile ilgili olduğu konusunda illiyet bağı kurulmasının hatalı olduğunu, dosya kapsamındaki deliller ve celbedilmesini talep ettikleri belgeler celbedilmeden mahkemece hatalı şekilde karar verildiğini, müteveffanın müvekkili şirket bünyesinde 03.06.2013-31.10.2014, 01.11.2014-18.06.2015 ve 24.11.2015-11.09.2016 tarihleri arasında çalıştığını, söz konusu ölüm şeklinin iş kazası ve meslek hastalığı nedeni dışında viral zatüre nedeniyle gerçekleştiği açık olduğuna göre müvekkili şirkete kusur izafe edilmesinin haksız ve mesnetsiz olduğunu, müvekkili şirket bünyesinde 01.07.1999 tarihinden bu yana 25.700 civarı farklı kişi istihdam edildiğini, istihdam edilen bu kişiler arasında zatürre olan veya zatürre nedeni ile ölen tek bir kişi dahi bulunmadığını, SGK'ya yazı yazılarak, müvekkil şirkette zatürreden ölen işçilerin mevcut olup olmadığının sorulması talep edilmesine rağmen ne yerel mahkeme ne de bölge adliye mahkemesince taleplerinin yerine getirilmediğini, salt bu durumun dahi dosyanın bu haliyle karar verilmesi için yeterli olmadığını gösterdiğini, zatürrenin kişinin vücut bütünlüğüne bağlı bir hastalık olduğunu, yine vücut direncinin ve savunma sisteminin düşük olmasının da kişilerin zatüreeye yakalanmasına neden olduğunu, ayrıca zatürre hastalığının genel itibarı ile virüse bağlı /viral bir hastalık olduğunu, başkasından da bulaşma riski mevcut olduğunu, müteveffanın vefatından çok kısa süre önce eşinin rahatsızlığı nedeni ile Türkiye'ye geldiğini, müteveffanın rahatsızlığının işbu sebeple de oluşmuş olabileceğini, ancak ne yerel mahkeme ne de bölge adliye mahkemesince söz konusu durumun incelenmediğini, ayrıca müteveffanın atölyede lastikçi olarak çalıştığını, müteveffanın işinin zatürre olmasına neden olacak bir iş olmadığını, Sağlık Bakanlığı’na müzekkere yazılarak, müteveffanın doğumundan vefatına kadar olan tüm sağlık kayıtlarının ve akrabalarına ait sağlık verilerinin celbedilmesinin istenmesine rağmen, bu taleplerin karşılanmadan karar verildiğini; müteveffanın daha önce zatürre ya da akciğer kaynaklı semptomlar geçirmiş olabileceğini, hatta bu durumun kalıtsal sağlık nedenlerine dayanabileceğini, yine Sağlık Bakanlığı’ndan Türkiye ve Rusya’daki son 10 yıla ait zatürreye bağlı ölüm oranlarının (yaş, cinsiyet ve tür gruplaması dahil) istenmesine rağmen bu bilgilerin dosyaya kazandırılmadan eksik incelemeyle karar verildiğini, müteveffanın herhangi bir iş kazası geçirmediğini ve ölümünün meslek hastalığı kaynaklı olmadığını, bu nedenle kararın bozulması gerektiğini, müteveffanın viral zatürreye bağlı olarak vefat etmesinin iş sağlığı ve güvenliği eğitimleriyle önlenebileceği yönündeki tespitin isabetli olmadığını, müvekkili şirket tarafından gerekli eğitimlerin verildiğini, yerel mahkeme dosyasındaki bilirkişi raporunda müvekkili şirketin yasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle %70 oranında kusurlu bulunduğunu; ancak ölüm sonrası epikriz raporunda müteveffanın ölümünün viral-bakteriyel kaynaklı olduğunun açıkça belirtildiğini, buna rağmen bilirkişi raporunun soyut varsayımlara dayandığını ve resmi belgelerin dikkate alınmadığını, müteveffanın çalıştığı şantiyede hava sıcaklıklarının ortalama 15-20 derece arasında seyrettiğini, soğuk hava koşullarının bulunmadığını gösteren meteorolojik verilerin dosyada yer almasına rağmen bu hususlar dikkate alınmadan rapor düzenlendiğini ve bu rapora yapılan itirazların değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunda müteveffaya ait kişisel koruyucu ekipmanların teslimine dair belgelerin sunulmadığının belirtildiğini; ancak cevap dilekçesi ekinde yer alan imzalı teslim tutanaklarının göz ardı edildiğini, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının yerinde değerlendirilebilmesi için şantiyede keşif yapılmasının gerektiğini, ancak keşif yapılmadan karar verildiğini; bu haliyle raporun birçok açıdan hatalı olduğunu ve müvekkili şirkete sorumluluk yüklenemeyeceğini, pasif dönem hesabında davacının bakiye ömrünün gereğinden uzun kabul edildiğini, davacı çocuğun maddi zararına ilişkin hazırlanan raporda hangi hesaplama yönteminin kullanıldığının ve hangi gerekçelerle tazminat belirlendiğinin açıklanmadığını, hesap raporunda bilinmeyen dönem için %10 artırma – %10 iskonto yönteminin uygulandığını; oysa güncel Yargıtay içtihatlarına göre %5 artırma – %5 iskonto yönteminin esas alınması gerektiğini, brüt ücret hesaplamasında kısa vadeli sigorta kolları ve GSS primlerinin bordroya dâhil olduğu göz ardı edilerek SGK payının yeniden işçi ücretine eklenip brütleştirildiğini, bunun hatalı olduğunu, davacının çalıştığı ülke ile Türkiye arasında sosyal güvenlik anlaşması bulunmadığını, bu nedenle belirtilen ücretlerin aynı zamanda brüt ücret sayılması gerektiğini; ancak bilirkişinin bu hususu göz ardı ederek hatalı hesaplama yaptığını, davalı şirket ile davacılar arasında sulh protokolü imzalandığını, bu protokol kapsamında vefat tazminatı başlığıyla ödeme yapıldığını ve bu ödemelere ilişkin dekontların dosyaya sunulduğunu, bu durumun dikkate alınması gerektiğini, davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fazla olduğunu, tazminatlara uygulanan faiz başlangıç tarihlerinin hatalı belirlendiğini, hakimin reddi taleplerinin bölge adliye mahkemesince eksik incelemeye tabi tutulduğunu ve bu yönüyle de kararın bozulması gerektiğini beyan ederek kararın bozulmasını talep ettiğini belirtmiştir. A.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Davalı Vekilinin Davacı Çocuğun Maddi Tazminat İstemi ile Her İki Davacının Manevi Tazminat İstemleri Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Temyiz İtirazları Açısından Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin davacı eş için 807.982,06 TL maddi, davacı çocuk için 133.808,10 TL maddi, her iki davacı için 250.000,00’er TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, eş lehine 80.000,00 TL, çocuk lehine 60.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 26.01.2023 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran tarafların istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, davacı çocuk lehine hüküm altına alınan maddi, her iki davacı lehine hüküm altına alınan manevi tazminat miktarlarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin ayrı ayrı altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu kısımlara yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. 2.Davacıların Temyiz İstemleri Açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 366. maddesine göre istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ 349 ve 352. madde hükümleri, temyizde de kıyas yoluyla uygulanır. Kıyas yoluyla uygulanacak madde hükümleri arasında bulunan katılma yoluyla istinaf başvurusuna ilişkin 348. maddenin ikinci fıkrasında ise istinaf yoluna başvuranın bu talebinden feragat etmesi veya talebinin Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esasa girilmeden reddedilmesi halinde katılma yolu ile başvuranın talebinin de reddedileceği düzenlenmiştir. Bu açıklamalar karşısında temyiz eden davalının manevi tazminatlara ilişkin temyiz istemlerinin esasa girilmeksizin miktardan reddedildiği açık olduğuna göre davacılar vekilinin salt manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükümle bağlantılı katılma yoluyla temyiz isteminin de reddine karar vermek gerekmiştir. 3.Davalı Vekilinin Hakimin Reddi Hususuna İlişkin Temyiz İtirazları Açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 43/2 nci maddesine göre esas hüküm bakımından istinaf yolu açık bulunan dava ve işlerde hakimin reddi talebi hakkındaki merci kararlarına karşı tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir, bu hâlde 347. madde hükmü uygulanmaz. Bölge Adliye Mahkemesinin bu husustaki kararları kesindir. Yine aynı Kanun'un 361/1. maddesine göre Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde davalının hakimin reddi talebinin geri çevrilmesi kararına ilişkin istinafının yerinde olmadığı belirtildiği ve Bölge Adliye Mahkemesinin bu husustaki kararının kesin olduğu açık olduğuna göre davalı vekilinin bu yöndeki temyiz başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. 4.Davalı Vekilinin Davacı Eşin Maddi Tazminat İstemi Hakkında Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İtirazları Açısından Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, mahkemece alınan 23.03.2020 tarihli kök hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 173.886,24 TL, davacı çocuğun maddi zararının ise 73.520,55 TL olarak hesaplandığı, raporun davacılar vekiline 17.05.2020 tarihinde elektronik tebligat yoluyla tebliğ edildiği, davacılar vekilinin rapora karşı bir itiraz dilekçesi sunmadığı gibi 08.07.2020 tarihli celsede rapora bir diyecekleri olmadığını beyan ettiği anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 Esas, 2008/732 Karar) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, 23.03.2020 tarihli kök hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 173.886,24 TL, davacı çocuğun maddi zararının ise 73.520,55 TL olarak hesaplandığı, raporun davacılar vekiline 17.05.2020 tarihinde elektronik tebligat yoluyla tebliğ edildiği, davacılar vekilinin rapora karşı bir itiraz dilekçesi sunmadığı gibi 08.07.2020 tarihli celsede rapora bir diyecekleri olmadığını beyan ettiği, bu tutarlar üzerinden davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözden kaçırılarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş; davacı çocuğun maddi tazminat istemine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının kesinlik nedeniyle reddine karar verilmesinden dolayı ancak davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulacak hüküm yönünden 173.886,24 TL maddi zarar tutarı üzerinden davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın dikkate alınabileceğini gözeterek bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davalı vekilinin davacı çocuğun maddi tazminat istemi ile her iki davacının manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan REDDİNE, 2.Davacılar vekilinin katılma yoluyla temyiz başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 366. maddesi yollaması gereğince aynı kanunun 348/2. maddesi gereğince REDDİNE, 3.Davalı vekilinin hakimin reddi hususuna ilişkin temyiz itirazlarının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 43/2. ve 361/1. maddeleri gereğince REDDİNE, 4.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 5.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Davalı avukatı yarına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesi, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/2571, K. 2025/623, T. 14.01.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-2571-e-2025-623-k-816e03156a16