Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/1545 E. 2024/10675 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1545
- Karar No
- 2024/10675
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/515 E., 2023/1000 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/721 E., 2022/728 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... Tarım Ürünleri ve Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Tarım Ürünleri ve Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi Semra Şiner tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işyerinde işçi olarak çalışmakta iken 2010 yılı Haziran ayında geçirdiği iş kazası sonucunda yaralandığını ve sakat kaldığını, olay nedeni ile işletme yetkilisi olan davalılar ... ile ... hakkında kamu davası açıldığını, Manisa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/139 Esas, 2013/241 karar sayılı dosyasına göre adı geçen işyeri yetkililerinin "bakım onarımı yapılmayan taşıma arabası, zemin kaplamasının aşınmış olması ve tahliye kanalının uygun kriterlerde olmaması nedeniyle kusurlu olduklarının'' sabit olduğunu, ceza dosyasında adı geçenlerin tali kusurlu oldukları kabul edilmiş ise de, açıklanan maddi olgular karşısında davalıların asli kusurlu olduklarını, ceza dosyasındaki kusur dağılımın hukuk mahkemesini bağlayıcı nitelikte olmadığını, davacının iş kazası sonucunda ciddi biçimde yaralandığını, belinin 3 ayrı yerinden kırıldığını, uzun süre tedavi görmüş ise de kırıkların oluştuğu yer ve kırıkların niteliği gereği sağlığına tamamen kavuşmasının artık mümkün olmadığını, davacının kazadan sonra uzun süre hiç çalışamadığını, halen sürekli ağrı çektiğini, uzun süre ayakta kalması veya yürümesi, ağır yük taşıması, efor sarfetmesi gereken işlerde çalışmasının artık imkan dahilinde bulunmadığını, davacının ciddi biçimde iş gücü kaybına uğradığını, sağlık kurulu raporlarına göre askerliğe elverişli olmadığını ve %8 oranında engelli olduğunun tespit edildiğini, davacının maluliyet oranının çok daha yüksek olduğunu, davacının ameliyat ve tedavi giderleri ile ulaşım masraflarını kendisinin karşıladığını, kazadan dolayı o yıl üniversite sınavına giremediğini ve sonraki yılda da sakatlığı, ağrıları sebebi ile ve tedavi sürecinden dolayı üniversite sınavına hazırlanamadığını, bu nedenle dava konusu kaza sonucunda yüksek öğrenim olanağını yitirdiğini, HMK m.107 uyarınca iş bu maddi tazminat alacağının belirsiz nitelikte olduğunu beyan ederek, tedavi-ulaşım masraflarına karşılık 5.200,00 TL maddi tazminat, işgücü kaybından dolayı 285.140,00 TL maddi tazminatı, 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın usul ve yasaya aykırı olup, iddiaların asılsız ve samimiyetsiz olduğunu, öncelikle zaman aşımı yönünden itirazda bulunduklarını, kazanın 07.06.2010 tarihinde meydana geldiğini, davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, davacının aldığı raporlar sonrası işten ayrılıp 2 yıl gibi bir süre sonra askerlik yapma/yapmama hususunda almış olduğu raporun iş bu dava yönünden hiçbir etkin sonucu bulunmadığını, kazaya bağlı şikayetlerine ilişkin yapılan tüm tedavilerin bitip, rahatsızlığına ve rahatsızlığın süresine ilişkin sağlık kurulu kesin raporlarının düzenlenmesinden sonra 3 yıl gibi bir süre geçirdikten sonra açılan iş bu davanın her yönden zaman aşımına uğradığını, dava dilekçesinde davalı şirket ile birlikte iş yeri müdürü ve vardiya amiri de davalı olarak gösterilmiş ise de iş hukukundan kaynaklanan hukuksal sorumluluğun tüzel kişi ticaret şirketine ait olduğunu, davalılar ... ve ...'ın işyeri çalışanı olduklarını, pozisyonları ne olursa olsun davacıdan edim alacaklısı olan ve ücretini ödeyenin davalı şirket olduğunu, her ne kadar ceza mahkemesinde bu iki davalı adına ceza tayin edilmiş ise de bunun sebebinin cezaların şahsiliği olup, tüzel kişilik aleyhine bir ceza tesisinin mümkün olmadığını, davalı şahısların işveren vekili dahi olmadıklarını, davalı şirket dışında bu davalılar aleyhine davanın yöneltilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu davalılar yönünden davanın husumet bakımından reddi gerektiğini, davacının 24.05.2010 tarihinde davalı şirkette vasıfsız işçi olarak işe başladığını, 15.10.2011 tarihli istifa dilekçesi uyarınca iş akdinin 17.10.2011 tarihi itibariyle sona erdiğini, davacının geçirdiği iş kazası akabinde tedavisinin yapıldığını, bir süre raporlu olarak iş akdinin devam ettiğini, iş kazası sebebiyle uğradığı zararlarının davalı şirket tarafından giderildiğini, bu nedenle 18.10.2011 tarihli ibra belgesi ile davalı şirketi ibra ettiğini, davacının ibra belgesine rağmen bu davayı açmasının kötü niyetli olduğunu, davalı şirketin davacının iş sözleşmesi ile birlikte sigorta bildirimlerini yaptığını, davacının kaza tarihi itibariyle SGK güvencesi altında bir kişi olduğunu, işverenin davacıyı SGK güvencesi altına soktuğunu, ameliyatın SGK hastanelerinden birinde gerçekleştirilmesi yerine özel hastanede yapılmasının davacının kendi tercihi olduğunu, davacının hiçbir alacak hakkı bulunmadığını ibra belgesi ile ikrar ettiğini, geçirdiği operasyona bağlı olarak askerlik yapmasının uygun görülmemesinin bu davadaki talepleri ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, davacı işçinin fabrika içerisinde raf taşıma arabasını itekleyerek götürmesi esnasında davacının dikkatsizliği ve tedbirsizliği sonucu fırın rafının üzerine düşmesi ile kazanın meydana geldiğini, 30 raflı taşıma arabasını gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin açıkça itekleyerek götürürken davacının kazanın oluşumuna bizzat kendisinin tam kusuru ile sebebiyet verdiğini, zira Manisa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/139 Esas sayılı dosyasında düzenlenen bilirkişi raporunda davacının asli kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiğinin, davalı iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği için her türlü önlemin alındığını, davalıların kusursuzluğu nedeniyle sorumlu olmayacaklarını, müvekkillerine kusur atfının mümkün olmadığını, iş bu davanın belirsiz alacak gibi gösterilmesinin usule aykırı olduğunu, kaza nedeni ile davacının iş gücü kaybından bahsedilemeyeceğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda davacının %20, davalı şirket işverenin %65, işletme müdürü davalı Veli Tansu'nun %10 ve vardiya amiri davalı davalı Dilek Albayrak2ın %5 oranında kusurlu olduğu davacının davaya konu iş kazası nedeniyle %30,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı kabulünden hareketle; ''Davanın kısmen kabul kısmen reddine; 1- İş gücü kaybı nedeniyle maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 253.573,79 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 07.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2- Tedavi-ulaşım giderlerine ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, 3- Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; takdiren 43.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 07.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,'' şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... Tarım ... A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... Tarım Ürün Gıda San. Tic. A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini, ceza dosyasında davacının asli kusurlu olarak kabul edildiğini, kazanın davacının kusuru ile meydana geldiğini, rücuen tazminat dosyasının halen derdest olduğunu, zenginleşme derecesine varacak boyutta tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, belirterek kararı istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi 3. Değerlendirme A) Davalı vekilinin manevi tazminata ilişkin temyiz istemi yönünden; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre dava dilekçesinde davacının 50.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi kararında kabul edilen manevi tazminat miktarının 43.000,00 TL olduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda anılan kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, kabulüne karar verilen tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin temyiz itirazının miktardan reddine karar verilmiştir. B) Davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin temyiz istemi yönünden; 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz eden davalı vekilinin manevi tazminat istemine yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, Temyiz eden davalı vekilinin maddi tazminat alacağı yönünden yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin ilgilisinden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,