Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/91 E. 2023/568 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/91
- Karar No
- 2023/568
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/22 E., 2022/302 K. DAVALILAR :1- ... 2- ... vekili Avukat ... 3- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili Avukat ... 4-... 5-... DAVA TARİHİ : 07.07.2015 HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul Kurum Taraflar arasında görülen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi Kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar ..., ... vekilleri, ... ile SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, davalılar ... ve eşi ... ortaklığındaki ... Soba isimli soba atölyesi dükkanında 01.07.2010-08.03.2011 tarihleri arasında kesintisiz bir şekilde işçi olarak çalıştığını belirterek, hizmetlerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili, davacının dava konusu ettiği şekilde bir çalışmasının bulunmadığını beyanla açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Feri Müdahil Kurum vekili, hizmet tespiti davasının kamu düzenine ilişkin olup, davada çalışmanın hiçbir kuşku ve duraksamaya meydan vermeyecek şekilde ispatlanması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 22.02.2018 tarihli ve 2015/351-2018/110 Esas ve Karar sayılı kararı ile davanın davacının davasının kabulüne, davacı ...'nun 2275201010084367016 14-29 iş yeri sicil numaralı işyerinde 01.07.2010-08.03.2011 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ve feri müdahil Kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.01.2019 tarihli ve 2018/2011-2019/17 Esas ve Karar sayılı kararı ile davalıların ve Kurumu'nun istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Dairemizin 24.11.2020 tarihli ve 2020/6025 Esas 2020/6876 Karar sayılı kararı ile; davacının çalıştığını iddia ettiği işyerinin ... ve ... ünvanlı 84367 sicil numaralı işyeri olduğu anlaşıldığından dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen ... davaya dahil edilmeden davaya devam edilerek karar verilmiş olmasının hatalı olduğu, davacının çalıştığını iddia ettiği işyeri ünvanında ... ismi geçtiğinden gerekirse kolluk araştırması ve Nüfus Müdürlüğü, Seçim Müdürlüğü, Askerlik Şubesi vb. Gibi resmi Kurumlardan adresini araştırıp ...’i davaya dahil etmek, davalılar ile ...’in vergi kayıtlarını getirtmek ve gerçek işverenin kim olduğu belirlenerek delillerini toplayıp sonucuna göre karar vermek gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, 01.01.1984 yılında dava dışı İbrahim ... ve ...'in ortak olarak işlettikleri soba imalatı adlı işyerinin 1987 yılında kanun kapsamına alındığı, 01.01.2005 tarihinde ...'in ortak olarak dahil olduğu, 31.12.2005 tarihinde ...'in ortaklıktan çıktığı ve iki ortaklı olarak davalıların ticari faaliyetlerine devam ettiği, 01.01.2011 tarihinde de diğer davalı ...'in bu ortaklığa dahil olduğu, 01.01.2005 tarihi itibariyle 1/3 hisse ile ...'in ortaklığa dahil olduğu, 31.12.2010 tarihinde, ...'in ortaklıktan ayrıldığı, yerine 01.01.2011 tarihinde ...'in ortaklığa dahil olduğu vergi dairesinden gönderilen belgelerden anlaşıldığı, davacı tanıklarının davacının beyan ve iddialarını desteklediği, aynı zamanda hizmet cetveli incelendiğinde bunların işyerinde bordrolu çalışanlar olduğu, davacının hizmet tespiti talep ettiği dönemlerde de herhangi bir hizmet kaydının da olmadığı ve esasen Yargıtay bozma ilamında da bu husus ile ilgili bir bozma yapılmadığı anlaşılmakla hizmet tespitine konu süre yönünden başkaca bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan, davalılar bakımından yapılan araştırma ve değerlendirme sonucu davacının davasının kısmen kabul kısmen reddi ile davacı ...'nun 01.07.2010 ile 31.12.2010 tarihleri arasında davalılardan ... ve ... ortaklığında ve 01.01.2011 ile 08.03.2011 tarihleri arasında ... ile ... ortaklığında ... iş yeri sicil numaralı işyerinde çalıştığının tespitine karar vermek gerektiği gerekçe bölümünde belirtildikten sonra; hüküm bölümünde, davanın kısmen kabulüne,"davacı ...'nun ... iş yeri sicil numaralı işyerinde 01.07.2010-08.03.2011 tarihleri arasında ... ve ... ortaklığı işverenliğinde çalıştığının tespitine, davalı ... ve ... aleyhine ikame edilen davanın reddine" dair hüküm kurulmuştur. İlk Derece Mahkemesi ayrıca tashih şerhi ile gerekçeli kararın 1 numaralı bendinde ''Davacı ... (TC NO: ... ) nun ... iş yeri sicil numaralı işyerinde 01.07.2010-08.03.2011 tarihleri arasında ... ve ... ortaklığı işverenliğinde çalıştığının tespitine ifadesinin, ''1- Davacının 01.07.2010 ile 31.12.2010 tarihleri arasında davalılardan ... ve ... ortaklığında ve 01.01.2011 ile 08.03.2011 tarihleri arasında ... ile ... adi ortaklığında ... iş yeri sicil numaralı işyerinde çalıştığının tespitine'' şeklinde; 2. Nolu bendinde "Davalı ... ve ... aleyhine ikame edilen davanın reddine "ifadesinin ise ''2-Davalı ... aleyhine ikame edilen davanın reddine ,'' şeklinde düzeltilmesine karar vermiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ve feri müdahil Kurum vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri SGK Başkanlığı vekili, fiili çalışma ispatlanamadığı halde yazılı şekilde tespite karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek temyiz etmiştir. Davalılar ... ile ... vekili, İbrahim ...'in 2005 yılında ortaklıktan çıktığını, tanık beyanları ile davacının iddia edilen tarihlerde çalışma iddiasının doğrulanamadığını belirterek kararı temyiz etmiştir. Davalı ..., davacının iddia ettiği sürede çalışmasını doğrulayan tanık bulunmadığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Anayasamızın 141 inci maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bunun anlamı yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 149. (HMK’nun 28.) maddesinde de bu husus belirtilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 381 inci (HMK’nun 294.) maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafları iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az aynı Kanunun 388 inci (HMK’nun 297.) maddesinde belirtilen hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 uncu maddesinde: “(1)Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Yine Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 389. (HMK’nun 298.) maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı gibi, mahkeme hükmünü gerekçesi ile birlikte tam olarak yazmış olsa bile, bunu duruşma tutanağına tamamen yazdırması ve okunması gerekir. Bir başka ifade ile mahkeme hükmünün hukuki varlık kazanabilmesi için onun tefhim edilmesi, verilen kararla, ne şekilde tefhim edildiğinin duruşma tutanağına yazılması zorunludur. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Kısa karar, bir davayı sona erdiren (Niha-i) temyizi mümkün olan son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Asıl olan kısa karardır. Bu gibi hallerde de Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. (HMK’nun 297.) maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın da buna uygun olarak düzenlenmesi gereklidir. (10/04/1992 gün ve 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı) Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 2011/21-23 E. - 268 K., 2012/6-97 E. - 203 K., 2012/10-149 E. - 291 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305 inci maddesine göre; "(1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. (2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.” şeklinde düzenlenmiş, anılan kanunun 306. maddesinde" (1) Tavzih, dilekçeye tarafların sayısı kadar nüsha eklenmek suretiyle hükmü veren mahkemeden istenebilir. Dilekçenin bir nüshası, cevap süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ edilir. Cevap, tavzih talebinde bulunan tarafa tebliğ olunur. (2) Mahkeme, cevap verilmemiş olsa bile dosya üzerinde inceleme yaparak karar verir; ancak gerekli görürse iki tarafı sözlü açıklamalarını yapabilmeleri için davet edebilir. (3) Mahkeme tavzih talebini yerinde gördüğü takdirde 304. madde uyarınca işlem yapar.” şeklinde tavzihin usulü belirlenmiş bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren ve “Hükmün Tamamlanması” başlıklı HMK 305/A. maddesinde ise “Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. ” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Tavzih kelime anlamı itibariyle açıklama, aydınlatma anlamına gelmekte olup, değişiklik, ekleme ya da çıkarma kavramlarını içermemektedir. Hâkim, karar verdikten sonra bu kararını tarafların talebi olsa dahi değiştiremez. Ancak, istisnai hallerde hüküm açık değil, hüküm fıkraları birbirine aykırı ise ya da uygulanmasında tereddütler oluşturacak nitelikte ise bu halde belli koşullarda hüküm tavzih edilebilir. Öğretide tam bir fikir birliği içerisinde kabul edildiği üzere tavzih yolu ile ancak hükümdeki kapalılık, açık olmayan hal, tereddüt ya da çelişki ortadan kaldırılabilir. Ancak tavzihle hükümde belirtilen haklar ve borçlar sınırlandırılamayacağı gibi genişletilemez ve değiştirilemez. Bu noktada mahkeme daha önce unutulan bir hususu hükme ekleyemez veya hükümden çıkaramaz. Tavzihin amacı hükmü değiştirmek, unutulan bir hususu hükme eklemek veya hükümde taraf olan birini taraf konumundan çıkarmak ya da hükümde taraf olmayan birini taraf konumuna sokmak değildir.Tavzihin amacı; hükmü açıklamak, icrasındaki tereddüdü gidermek ya da birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa bu aykırılığı gidermektir. Hüküm, tavzih yolu ile değiştirilemez, tavzih yolu ile hükmün gerçek anlamı ortaya konulur ya da hükümdeki çelişkiler giderilir. Bu kapsamda tavzih yolu ile taraf değiştirilemeyeceği gibi taraf olmayan biri taraf konumuna getirilemez ve taraf konumunda olan biri taraf konumundan çıkarılamaz. Aynı şekilde taraflardan birine yüklenen yükümlülük artırılamaz ya da azaltılamaz. 3. Değerlendirme Eldeki davada, Mahkemece, kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında davanın kısmen kabulü ile davacının 01.07.2010-08.03.2011 tarihleri arasında ... ve ... ortaklığı işverenliğinde çalıştığının tespitine, davalı ... ve ... aleyhine ikame edilen davanın reddine karar verildiği belirtildiği halde, gerekçe bölümünde davacının 01.07.2010 ile 31.12.2010 tarihleri arasında davalılardan ... ve ... ortaklığında ve 01.01.2011 ile 08.03.2011 tarihleri arasında ... ile ... ortaklığında ... iş yeri sicil numaralı işyerinde çalıştığının tespitine karar verildiği ifade edilmiştir. Mahkemece, daha sonra tashih şerhi ile gerekçeli kararın hüküm bölümü, davacının 01.07.2010 ile 31.12.2010 tarihleri arasında davalılardan ... ve ... ortaklığında ve 01.01.2011 ile 08.03.2011 tarihleri arasında ... ile ... adi ortaklığında ... iş yeri sicil numaralı işyerinde çalıştığının tespitine, davalı ... aleyhine ikame edilen davanın reddine şeklinde değiştirilmek suretiyle, kısa karar ile gerekçeli kararın gerekçesi ve hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılmıştır. Mahkemece, tashih veya tavzih yoluyla hükmün değiştirilmesi, genişletilmesi ve sınırlandırılmasının mümkün olmadığı, HMK’nın 305/A. maddesinin uygulanma koşulları bulunmadığı, yasanın 305 /2 in ci maddesine aykırı şekilde hüküm kısmının ve davalının sorumluluk durumunun değiştirilemeyeceği gözetilmeksizin ve kısa karar ile gerekçeli kararın gerekçesi ve hüküm bölümü arasında çelişki yaratacak şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozma sebebidir. Yukarıda açıklanan şekilde, HMK’nın 297’nci maddesi kapsamında çelişki içermeyen, taraflar hakkında infazı mümkün ve usule uygun bir hüküm kurulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeple ; İlk Derece Mahkemesi kararının sair yönler incelenmeksizin BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...