Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/2956 E. 2023/4061 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/2956
- Karar No
- 2023/4061
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1447 E., 2022/3209 K. KARAR : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/184 E., 2022/19 K. Taraflar arasındaki 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılma ve davalı Kuruma yersiz ödenen primlerin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen husumetten reddine, kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalılardan ... vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı ve davalı ... vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine, dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ...... sicil numaralı dosyası ile İzmit SGK Merkez Müdürlüğü'ne kayıtlı olduğunu, ihale ile Alikahya Belediyesinden aldığı iş nedeniyle ihale makamınca 5510 sayılı Kanun gereği % 5 lik prim indirimden yararlandırılmadığını, indirimden yararlanmak amacıyla 04.11.2014 tarihli dilekçe ile kuruma müracaatta bulunduğunu, müracaatının sonuçsuz kaldığını, davalı SGK'nın indirim ödemesinden sorumlu olduğunu, Maliye Hazinesinin ise ... 18. İş Mahkemesinin 2013/1117-2014/113 Ek sayılı ilamı ile müvekkili lehine sonuçlandığını, 21. Hukuk Dairesi'nin 2014/8932-2015/13260 Ek sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararını bozduğunu, bozma gerekçesinde "... Bu maddenin f bendine göre prime esas kazanç üzerinden ödenecek primin iş veren hissesinin 5 puanlık kısmına isabet eden tutarın Hazinece karşılanacağından bu tutarın karşılanmaması durumunda sebepsiz zenginleşen Hazine olacağının husumetin Hazineye yöneltilmesi gerekir, mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerekirken bu maddi ve hukuki olgular gözeltilmeksizin.... " şeklinde karar verildiğini, bu nedenle Maliye Hazinesinin de sorumluluğunun bulunduğunu, dava dilekçesinde bulunan tabloya göre 2008 Ekim, Kasım, Aralık ayları toplamı 2.238,98 TL indirimden yararlandırılmaları gerektiğini belirterek 2.238,98 TL nin temerrüd tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. II.CEVAP 1.Davalı SGK vekili 10.02.2016 tarihli cevap dilekçesinde ve 02.03.2016 tarihli beyan dilekçesinde özetle; davanın yetkili mahkemede açılmadığını, kuruma husumet düşmediğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının kuruma 05.12.2014 tarihli dilekçe ile başvurduğunu, kurumun İzmit Belediye Başkanlığı'ndan konu hakkındaki bilgileri sorduğunu ancak İzmit Belediye Başkanlığı'nca cevap verilmediğini, bu konuda ilgili şirkete bilgi verildiğini, bu nedenle belirterek davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili 10.02.2016 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın süresi içerisinde açılmadığını, husumet yönünden reddi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;"...dosya 2019/184 Esas sırasına kaydedilerek 12.11.2019 tarih 2019/184 Esas 2019/315 Karar sayılı gerekçe ile, davanın 7103 sayılı Kanunun 70 maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen ek 17 inci maddesine göre davanın konusu kalmadığından bir karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmiş, verilen karar davacı ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiş, ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Mahkemesi'nin 01.10.2020 tarih 2020/375 - 2020/1097 E.K. sayılı ilamı ile; "... Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde uygulanan 7103 sayılı Kanun'un 70.maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen Ek 17. maddesinin 4.fıkrasında yer alan "Görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır." düzenlemesi; 5/5/2020 gün ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K.sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Somut olayda; İlk derece mahkemesi kararına karşı kanun yoluna başvurulmasından sonra hükme esas alınan Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi nedeniyle oluşan yeni hukuki durum ve yasal mevzuat dikkate alınarak yeniden değerlendirme yapılması ve tarafların sundukları deliller toplanılıp iddia ve savunma dikkate alınarak davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekli olduğundan HMK 353 (1) a-6 maddesi kapsamında " Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.," halinin gerçekleştiği kabul edilmiştir. Öte yandan, İlk Derece Mahkemesince 25.01.2018 tarihli ilamda Maliye Hazinesi hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmiş olduğu dikkate alındığında, Maliye Hazinesine husumet yöneltilmesinin mümkün olup olmadığı karar yerinde tartışılmadan sonuca gidilmesi de doğru değildir. Hal böyle olunca; davacı şirket vekilinin ve davalı Hazine vekilinin istinaf istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulan kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 bendi uyarınca esası incelenmeksizin kaldırılmasına ve davanın yeniden görülüp 5510 sayılı Kanun'un Ek 17/4 maddesinin iptal edildiği dikkate alınarak davanın esası hakkında bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir." gerekçesiyle Mahkememize gönderilmiştir. Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi ilamı sonrası yargılamaya devam edilerek, SGK'dan getirtilen belgeler ve tüm dosya kapsamına göre davanın SGK yönünden kabulüne, 2.238,98 TL'nin 04.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı SGK'dan alınarak davacıya verilmesine, Maliye hazinesi yönünden ise husumet yönünden reddine karar vermek gerektiği anlaşılarak davanın SGK yönünden kabulü ile; 1-2.238,98 TL nin 04.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı SGK'dan alınarak davacıya verilmesine, 2-Davanın Maliye hazinesi yönünden; husumet yönünden reddine,"dair karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılardan SGK vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; Maliye Hazinesi açısından husumetten red kararı verilmesi ve müvekkil aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu yasal mevzuat değişikliklerinin müvekkilinin tasarrufu altında olmadığı gibi, müvekkilinin dava açarken bu yasal değişikliklerin söz konusu olmadığını, bu nedenle davalı ... açısından pasif husumet kararı verilmiş olsa dahi, müvekkil aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bu davalı açısından kararın istinaf incelemesi neticesinde ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini belirterek, kararın bu yönden kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı Kurum vekili ise, Kurum tarafından yapılan iş ve işlemlerin, usul ve yasaya uygun olup, talebinin aksi yönde, aleyhine verilen yerel mahkeme kararının eksik araştırma ve incelemesi sonucu olduğunu, mahkeme kararının bozulması gerektiğini, davacının davasını ispatlayamadığını, müvekkil Kurum aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini ve davanın reddi gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, "Yerel mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına yönelik davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353-(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile birlikte davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; Maliye Hazinesi açısından husumetten red kararı verilmesi ve müvekkil aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu yasal mevzuat değişikliklerinin müvekkilinin tasarrufu altında olmadığı gibi, müvekkilinin dava açarken bu yasal değişikliklerin söz konusu olmadığını, bu nedenle davalı ... açısından pasif husumet kararı verilmiş olsa dahi, müvekkil aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bu davalı açısından kararın istinaf incelemesi neticesinde ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini belirterek, kararın bu yönden bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı Kurum vekili ise, Kurum tarafından yapılan iş ve işlemlerin, usul ve yasaya uygun olup, talebinin aksi yönde, aleyhine verilen yerel mahkeme kararının eksik araştırma ve incelemesi sonucu olduğunu, mahkeme kararının bozulması gerektiğini, belirterek kararı temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılma hakkının varlığı ile davacının davalı Kuruma ödediği primlerin iadesinin gerekip gerekmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortaları ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81 inci maddesi hükümleridir. 3. Değerlendirme 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesi hükümlerinden faydalandırılma ve fazla ödenen tutarın iadesi istemi ile 29.12.2015 tarihinde açılmış eldeki davada, yargılama devam ederken, 01.04.2018 tarihi itibari ile 7103 sayılı Kanunun 70 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen ek 17 inci maddesi yürürlüğe girmiş, ve devamında ise, 5510 sayılı Kanunun ek 17 inci maddesinin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Gelinen aşamada, eldeki dava bakımından irdeleme yapılacak olursa, ek 17 inci maddenin 4 üncü fıkrasında yer alan kuralın, “mahsup veya iade edilme yönünden üçüncü fıkra hükümlerine yaptığı atıftan dolayı ödemelerin üç yıla yayılacağını öngörmesinin, faizin başlama tarihi ve ödeme için öngörülen süre göz önünde bulundurulduğunda kuralın mülkiyet hakkını sınırladığı ve yapılan bu sınırlamanın orantısız ve aşırı olduğu, hak arama hürriyeti çerçevesinde dava açan kişilerin mahkemelerden adil yargılanma hakları gereği uyuşmazlığı bitirecek şekilde gerekçeli karar elde etme haklarının bulunduğu, yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini durdurarak karara bağlanmasına engel olan düzenlemelerin kişilerin karar elde etme hakkı ile birlikte sonuçları bakımından da kişilerin mülkiyet haklarının ölçüsüz şekilde sınırlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan maddeye dayalı olarak verilen kararlar da hukuka aykırı nitelikte olup, özellikle ek 17 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yer alan düzenlemenin de mevcut bir dava olmaksızın prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılmasını düzenlemesi, başka bir deyişle davasız başvuru halinde, kuruma getirilen ödeme yükümlülüğünün çerçevesinin düzenlendiği hususu ile Anayasa Mahkemesi kararının 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girmesinden sonra, mahkemelerce iptal edilmiş olan Ek 17’nci maddenin 4 üncü fıkrası kapsamında uygulama yapılarak karar verilmesi olanağının ortadan kalktığı ve bu fıkranın içeriğinde yer alan atıf nedeniyle 3 üncü fıkrasının da uygulanabilir hüküm olmaktan çıkarıldığı hususu birlikte düşünüldüğünde, eldeki dava bakımından teşvik indirimine ilişkin uyuşmazlığın kaynağı olan temel yasa maddesi, yani 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesi hükümlerinin davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve bu maddedeki koşulların irdelenmesi ile bu madde çerçevesinde uygulama yapılması gerektiğine ilişkin yaklaşım yerinde ise de, davanın yasal dayanaklarından olan ve yersiz alınan primlerin iadesini düzenleyen 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine göre, “Yanlış veya yersiz alınmış olduğu tespit edilen primler, alındıkları tarihten on yıl geçmemiş ise, hisseleri oranında işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara veya genel sağlık sigortalılarına veya hak sahiplerine kanunî faizi ile birlikte geri verilir. Kanunî faiz, primin Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden aybaşından, iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanır.” hükmüne amir olup, mahkemece, alacağın Kuruma başvuru tarihinden, iadenin yapılacağı ayın başına kadar geçen süre için faize hükmedilmesi suretiyle infaza elverişli şekilde karar tesisi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazının aşağıdaki bent kapsamında kabulü ile, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 1 nolu bendinin silinerek yerine; "1- 2.238,98 TL nin 04.11.2014 tarihinden iadenin yapılacağı ayın başına kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine" ibaresinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.