Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/10136 E. 2023/12597 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/10136
Karar No
2023/12597
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2436 E., 2023/2182 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 19. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/366 E., 2021/317 K. Taraflar arasındaki kısa vadeli sigorta kollarından yapılan bildirimlerinin, uzun vadeli sigorta kollarında geçtiğinin ve 29.04.2019 tarihli tahsis talebine istinaden 01.05.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin ve birikmiş yaşlılık aylıklarının işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve fer'i müdali Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Tanzanya uyruklu olan davacı müvekkilinin Sosyal Güvenlik Kurumunda 3405199400991sigorta sicil numarası ile işlem gördüğünü, müvekkilinin davalı işyerine 01.01.1994 tarihinde girdiğini, bu işyerindeki çalışmasının aralıksız, ayda 30’ar gün üzerinden 08.07.2004 tarihine kadar sürdüğünü, emeklilik için gerekli koşulları tamamlayan müvekkilinin 29.04.2019 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurduğunu, bu başvuruyu inceleyen SGK tarafından 01.01.1994 - 06.08.2003 süresi çalışmalarının kısa vadeli sigorta kollarına tabi olduğu bildirilerek tahsis talebinin reddedildiğini, çalışmaların geçtiği dönem yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri uyarınca yabancı uyrukluların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmaları için yazılı istek şartı aranmakta olup 01.01.1994 tarihli işe giriş bildirgesi incelendiğinde kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmayı içeren bir kayıt bulunmadığının açıkça görüldüğünü, bu şekli ile işe giriş bildirgesinin yazılı istek yerine geçeceği Yüksek Yargıtay'ın köklü içtihatlarından olduğunu, müvekkili tarafından 6552 sayılı Kanun doğrultusunda Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan başvuruya da olumsuz cevap verildiğinden iş bu davayı açtıklarını, davacı müvekkilinin davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı 01.01.1994 tarihinden 06.08.2003 tarihleri arasında tüm sigorta kollarına tabi olarak çalıştığının tespiti ile 29.04.2019 tarihli tahsis talebine nazaran 01.05.2019 tarihinden itibaren müvekkile yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, birikmiş emekli aylıklarının hak edilişleri tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitine dair karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Fer'i müdahil Kurum vekili; müvekkili Kurum tarafından yapılan işlemlerde kanun ve kanunlara aykırı bir işlem bulunmadığını, müvekkili Kurumun dava açılmasına sebebiyet vermediğini belirtmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili; yetki itirazında bulunduklarını ve yetkili mahkemelerin Gebze İş Mahkemeleri olduğunu beyan etmiş, dava dilekçesine konu iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın müvekkili şirket nezdinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen herhangi bir çalışmasının mevcut olmadığını, davacının tüm çalıştığı dönem hizmetlerinin Kuruma bildirildiğini, ancak 21.01.1994 tarihli SSK emeklilik primi kesilmemesini talep eden davacı beyanı doğrultusunda işlem yapıldığını, davacının uzun süre çalışmayı ve emekli olmayı düşünmediğinden beyanı dikkate alınarak çalışmaya devam ettiğini, işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesinden dolayı, işverenden kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret vb. tüm alacaklarını aldığını ve başka alacağının kalmadığını gösteren 08.07.2004 tarihli ibranameden de anlaşılacağı üzere müvekkili şirket üzerine düşen tüm borç ve sorumlulukları yerine getirdiğini belirtmiş, izah edilen nedenlerle haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı Kurum vekili; Yerel Mahkeme tarafından her ne kadar yerinde bir şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de Kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması hukuka aykırı olduğunu, çünkü Yerel Mahkeme ilamında iş bu davanın hizmet tespiti davası olduğunun ve 5521 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca Kurumun fer'i müdahil niteliğinin bulunduğunun belirtilmesi ve bu sebeple de Kurum lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğinin belirtilmiş olması hatalı olup zira söz konusu dava; Kurum işleminin iptali ile yaşlılık aylığı talebine ilişkin olup, 5521 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi kapsamında olmadığından Kurumun iş bu davada feri müdahil niteliği bulunmadığı, davalı sıfatı bulunduğu, davacının hizmet gününe dair eksik gün iddiası olmadığı gibi eksik gün tespiti talebi de bulunmadığı, davacının talebi sadece iş bu hizmet sürelerinin, davacının yabancı uyruklu olması nedeniyle 506 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi kapsamında tüm sigorta kollarına tabi çalışma olarak sayılması ve neticeten emeklilik olup Mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesi, yargılama ekonomisi gereği vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onaylanması gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 2.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili; Çalışmaların geçtiği dönem yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri uyarınca yabancı uyrukluların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmaları için yazılı istek şartı aranmakta olup 01.01.1994 tarihli işe giriş bildirgesi incelendiğinde kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmayı içeren bir kayıt bulunmadığı açıkça görüldüğü, işe giriş bildirgesi üzerinde kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmayı içeren bir kayıt bulunmaması durumunda 06.08.2003 tarihinden önceki dönem bakımından yabancı uyruklular için yazılı istek yerine geçeceği kabul edildiğini, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Başkanlığının 02.07.2019 tarih 2017/206 E 2019/5728 K sayılı kararı da aynı doğrultuda olduğunu, Mahkemece Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Başkanlığının 2019/94 E sayılı kararı esas alınmak sureti ile davanın reddine karar verildiğini, tespitini talep ettiği dönem nazara alındığında o dönem yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun hükümlerinin dava konusu olayda uygulanması gerekeceğini, ilgili yasal mevzuat gereği 06.08.2003 tarihinden sonra yabancı uyrukluların istekleri olup olmadığına bakılmaksızın tüm sigorta kollarına tabi çalışmaları mümkün hale geldiğini, müvekkilin davalı iş yerindeki çalışmasına esas 01.01.1994 tarihli işe giriş bildirgesinde kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmayı içeren bir kayıt bulunmamakta olup uzun vadeli sigorta kollarına ilişkin olarak verilmiş olduğu açık olup anılan mülga Kanun maddesinde ön görülen ve Sosyal Güvenlik İlkelerine aykırı olması nedeni ile şekil şartına ilişkin bu düzenlemenin yürürlükten kaldırılmış olması ve yürürlükten kaldırılan bu düzenlemeye dayanılarak çalışmanın geçersiz sayılmasının Sosyal Güvenlik Hukukunun temel prensiplerine ve MK 2 nci maddesinde ifadesini bulan iyi niyet kurallarına aykırı bulunduğunu, davalı tarafça dosyaya sunulan özlük dosyası içerisinde bulunan kendisinden yaşlılık pirimi kesilmemesini talep ettiği dilekçe ile ilgili olarak 10.06.2021 tarihli celsede beyanda bulunan müvekkilinin işe alınma maksatlı önüne getirilen tüm belgeleri imzaladığını, iş görüşmesini İngilizce yaptığını, işe alındığı dönemde Türkçe okuma ve yazma bilmediğini beyan ettiğini, yabancı uyruklu olan müvekkilimiz Türkiye'de ... Üniversitesinde okuduğunu, ... Üniversitesinde eğitim dili İngilizce olduğu için okul hayatında zorluk yaşamayan müvekkilinin Türkçe bilmemenin sıkıntılarını iş hayatına atıldıktan sonra yaşadığını, yabancı uyrukluların 06.08.2003 tarihinden önce Türkiye'de herhangi bir iş veren nezdinde çalışmaları durumunda kısa vadeli sigorta kollarına tabi tutulmaları esas uzun vadeli sigorta kollarına tabi tutulmaları ise istisna olarak görüldüğünü, bu kapsamda davalı iş verenin müvekkilinden yaşlılık primi kesilmemesi talepli dilekçe almasının mantıksal bir izahı bulunmadığını, kaldı ki ilgili mevzuat gereği yazılı istek hususunda muhatap ... olduğunu ve bu anlamda iş verene verilen dilekçenin hukuki anlamda bir geçerliliği bulunmadığını, dava konusu ihtilaf ile ilgili olarak tarafımızca dosyaya sunulan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Başkanlığının 02.07.2019 tarih 2017/206 E 2019/5728 K sayılı kararında işe giriş bildirgesinin yazılı istek yerine geçeceğinin kabulü ile yerel Mahkeme kararının onanması yönünde karar verilmiş iken yine Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Başkanlığının 25.02.2020 tarihli 2019/94 E sayılı kararında ise işe giriş bildirgesinin yazılı istek yerine geçmeyeceği yönünde karar verildiğini, Anayasa Mahkemesi, aynı dava konusu ile ilgili farklı Yargıtay Daireleri tarafından birbiri ile çelişen kararlar verilmesi ile ilgili vermiş olduğu kararlarında Anayasanın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğin kabulüne karar verdiğini, Anayasa Mahkemesi kararında '' Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Bununla birlikte aynı somut olay ve hukuksal durumdaki farklı kişilerce açılan davalarda birbiriyle çelişen sonuçlara ulaşılması hukuk devleti ilkesinin unsurlarından olan hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşebilir. Yargı mercilerinin, anılan ilkelerin bir sonucu olarak kamuoyu nezdinde yargıya olan güveni muhafaza etme bakımından kararlarında belli bir istikrar sağlaması beklenir. '' şeklinde gerekçelendirildiğini, farklı Yargıtay Dairelerinin kararları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlarda Adil Yargılanma Hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı hususu nazara alındığında huzurda görülen bu davada Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Başkanlığının 7 ay ara ile aynı konuda vermiş olduğu birbiri ile çelişen kararların Adil Yargılanma Hakkının ve hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin ihlali sonucunu doğurduğunu, kararın ortadan kaldırılmak suretiyle davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ve fer'i müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.SGK vekili özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. 2.Davacı vekili özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; yabancı uyruklu davacının 01.01.1994 - 06.08.2003 tarihleri arasındaki çalışmalarının uzun vadeli sigorta kollarında geçtiğinin ve 29.04.2019 tarihli tahsis talebine istinaden 01.05.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin ve birikmiş emekli aylıklarının hak edilişleri tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Anayasamızın 141 inci maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bunun anlamı yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 149 uncu (HMK’nun 28 inci) maddesinde de bu husus belirtilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 381 inci (HMK’nun 294 üncü) maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafları iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az aynı Kanun'un 388 inci (HMK’nun 297 nci) maddesinde belirtilen hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3 üncü maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde : “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Yine Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 389 uncu (HMK’nun 298.) maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı gibi, mahkeme hükmünü gerekçesi ile birlikte tam olarak yazmış olsa bile, bunu duruşma tutanağına tamamen yazdırması ve okunması gerekir. Bir başka ifade ile mahkeme hükmünün hukuki varlık kazanabilmesi için onun tefhim edilmesi, verilen kararla, ne şekilde tefhim edildiğinin duruşma tutanağına yazılması zorunludur. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Kısa karar, bir davayı sona erdiren ( Niha-i ) temyizi mümkün olan son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Asıl olan kısa karardır. Bu gibi hallerde de Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388 inci (HMK’nun 297 nci) maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararında buna uygun olarak düzenlenmesi gereklidir. (10.04.1992 gün ve 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı) Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 2011/21-23 E 268 K, 2012/6-97 E 203 K, 2012/10-149 E 291 K sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Yukarıda belirtilen esaslar dahilinde Mahkemece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 nci maddesinin 2 nci fıkrasına aykırı bir şekilde; davacının dava dilekçesinde sunduğu taleplerden biri olan yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile birikmiş aylıkların tahsili istemlerine dair herhangi bir hüküm kurulmaması ve davacının davaya konu istemine göre Sosyal Güvenlik Kurumu'nun davadaki taraf sıfatının davalı olduğunun gözetilmemesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/10136, K. 2023/12597, T. 07.12.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-10136-e-2023-12597-k-d0952798a547