Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/9432 E. 2024/1870 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Tazminat İstemi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/9432
- Karar No
- 2024/1870
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Tazminat İstemi
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1335 E., 2022/1316 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 10. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/549 E., 2022/72 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabul ve kısmen reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı bulunan Diyarbakır 52. Bakım Merkez Komutanlığı'nda iş makinaları onarımcısı olarak 15.11.2011 tarihinde göreve başladığını, sonra kadrosu elektrik motorcusu olarak değiştirilmiş ve dönemin bakım astsubayı ... tarafından kadro dışı çalıştırılması ve test sürüş yolunun uzun zamandır bakımının yapılmaması nedeniyle 11,07.2016 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda sol bacağı kalça hizasından kesildiğini, sol eli de çok yüksek oranda işlevini yitirdiğini, SGK tarafından %83 iş göremezlik oranının belirlendiğini, iş göremezlik maaşı bağlandığını, tayini Kayseri 2. Ana Bakım Merkez Komutanlığı'na yapıldığını, burada çalışmaya devam ettiğini, maddi tazminatına ilişkin olarak sol bacağına protez takıldığını, maddi tazminatına ilişkin olarak 43 gün komada yoğun bakımda yattığını, bu olaydan sonra nişan planları yaptığı kişinin evlenmekten vazgeçtiğini, müvekkilinin yaşı ve yaşadığı zorlukların olduğunu beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla geçici iş göremezlik dönemi alacağı olarak 5.000,00 TL, tedavi gideri olarak 20.000,00 TL olmak üzere 25.000 TL maddi tazminat, 400.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında geçici iş göremezlik dönemi alacağını 6.536,39 TL'ye, tedavi gideri alacağını 28.468,81 TL'ye artırmıştır. 2.Davacı vekili asıl dava dosyasıyla birleşen davada; aynı iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik dönemi alacağı olarak 1.546.669,07 TL maddi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 3.247.830,84 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili asıl ve birleşen dosyaya sunduğu cevap dilekçelerinde özetle; davacının olay günü saat 11.20 sıralarında iş planlaması olmamasına karşın, sıralı amirlerine haber vermeden, kendi inisiyatifi işe istif aracının atölyeden alıp ayrıldığı, ilk olarak 11.22’de merkez kantinine uğrayarak alışveriş yaptığı, daha sonra kantinden ayrılarak saat 11.31 sıralarında ocakbaşına giderek tost ve içecek aldığı, yani aracı özel işlerine kullandığı, bu durumun kamera kayıt ve alışveriş sliplerinde olduğunu, daha sonra da amirlerine yakalanmamak için daha kısa olan atölye yolu yerine tenha olan dış kuşak devriye yolunu kullanarak 24 nolu nöbet kulesi istikametinde atölyeye dönüş yapığı sırada bir elinde alışveriş poşetlerini tutması nedeniyle aracı tek elle sürmesi, nedeniyle aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek emniyetin kemerini de takmaması, aracın 2. Viteste (hızlı konumda) kullanması, hız tahdidine uymadığının yoldaki fren izinden belli olması bu şekilde düz yolda ani direksiyon hareketi işe direksiyonunu bozarak kazanın gerçekleşmesine sebep olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; "Mahkememizce yapılan yargılama ve toplanan deliller ile dosya kapsamına uygun açık ve denetime elverişli bilirkişi raporu birarada değerlendirildiğinde; olay tarihinde davacının 11.07.2016 tarihinde 052184 plakalı 5 ton Lıogung marka Forklif aracı ile test amaçlı Ocakbaşı istikametinden gelip, atölye istikametine doğru seyrettiği sırada yoldaki bozukluktan dolayı aracı hakimiyetini kaybederek forklifiti sol yan kısmına devirmesi neticesinde meydana gelen yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasıdır. Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı tarafından tanzim edilen raporda işverenin olayda %80 oranında kusurlu olduğu, işçinin ise %20 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. ve kusur raporu doğrultusunda da aynı kusur oranlarının verildiği görülmüştür. Davacının maddi tazminat talebine ilişkin olarak; davacının eşinin yaşadığı, süreç maddi ve manevi sıkıntıları, SGK tarafından bağlanan ve rücu edilecek kısım dikkate alınarak yapılan hesap raporunun denetime elverişli ve açık olup karar vermeye yeterli bulunduğundan bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesi doğrultusunda davacının asıl ve birleşen davada toplam 3.254.367,23 TL maddi tazminat talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacının manevi tazminat talebine ilişkin olarak; olayın oluş şekline, müterafik kusur oranlarına ve meydana gelen elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, paranın alım gücüne özellikle 26.06.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine, oranına, niteliğine hak ve nefaset kurallarına göre ve ayrıca taraflarda zenginleşme aracı oluşturmayacak şekilde manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne ve davacının 150.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerekmiştir." gerekçeleriyle "Asıl dava yönünden, Davanın kısmen kabulü ile 6.536,39 TL geçici iş göremezlik tazminatının 11.07.2016 tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 28.468,81 TL tedavi giderinin 08/06/2018 tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 150.000,00 TL manevi tazminatın 11.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen dava yönünden davanın kabulü ile 3.247.830,84 TL maddi tazminatın 11.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; manevi tazminatın düşük olduğunu, yargılama giderinin tamamının maddi tazminat davasında yapıldığını, maddi tazminatın tamamının kabul edildiğini, bu sebeple yargılama giderlerinin tamamının davalının üzerinde bırakılmasının gerektiğini beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği yönünden önlemlerin alındığını, davacıya tebliğ edilen her türlü iş ve işyeri kural, talimat ve yönergelerine aykırı davranarak Üst ve amirleri tarafından görevlendirilmemiş olmasına rağmen tamir için getirilmiş olan aracı atölyeden çıkararak şahsi işlerini yapmakta kullandığını, her ne kadar postabaşından izin aldığını belirtmişse de bu yönde davacıyı doğrular nitelikte bir beyanın olmadığını, araca ait bakım-onarım iş takip formundan aracın yürür sistemlerine ilişkin arızaların giderildiği ve araç muayenesinin (test sürüşünün) yapıldığı, onarımı gereken tek arızanın yük kaldırma hidrolik sistemine ilişkin olduğundan aracın atölye dışında test sürüşüne çıkmasına gerek olmadığını bu kapsamda davacının tam kusurlu olduğunu, kusur raporuna itirazların karşılanarak iş kazası alanında uzman İstanbul Teknik Üniversitesinden oluşturulacak heyetten kusur raporu alınmasını, davacıya geçici iş göremez kalınan sürede maaşı tam olarak ödendiğinden bu döneme ilişkin zararı bulunmadığını, personelin 06.01.2017 tarihinde iş başı yaptığı, 22.04.2017 tarihinde 2'nci Ana Bkm.Fb.Md.lüğüne atandığı ve halen çalışmaya devam ettiği, çalıştığı sürede maaşını tam olarak aldığı, ancak engelli olması nedeniyle kısa çalışma primini alamadığı, bu nedenle işlemiş dönem kazanç hesabının eksik ödenen kısa çalışma primi kadar hesaplanabileceğini, davacının 2046 yılına kadar çalışacağı ve buna karşılık maaşını tam olarak alacağını, ancak kısa çalışma priminin önümüzdeki dönemde de eksik olarak ödeneceğini, emeklilik döneminde kısa çalışma primi almasının söz konusu olmaması, emekli maaşını da maluliyeti nedeniyle emsallerinden fazla alacak olması nedeniyle pasif dönem kazancının hesaplara dahil edilmesinin mümkün olmayacağını, asıl ve birleşen davada hükmedilen tazminat miktarların fahiş olduğunu beyanla kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Somut olayda kazalının atölyeye tamir için bırakılmış forklifti özel işi için izinsiz olarak atölyeden aldığı, normalde test sürüşünde kuullanılması gereken foklifti dış kuşak devriye yolunda, emniyet kemeri takmadan kullandığı, hız sınırlarına uymayarak kazanın meydana geldiği iddia edilmiştir. Davacının 11.07.2016 tarihinde meydana gelen iş kazası sonrası Kocatepe ve YSK maluliyet oranları % 83 oranında malul kaldığı, SGK iş müfettişinin raporu ile davacı işçinin kazanın meydana gelmesinde % 100 kusurlu olduğunun belirlendiği, Diyarbakır 6. İş Mahkemesinin aldırmış olduğu heyet raporunda işverene %80 işçiye %20 kusur izafe edildiği, kaldırma gönderme kararı sonrası çelişkinin giderilmesi için mahkeme tarafından aldırılan kusur raporu doğrultusunda işverene %80 işçiye %20 kusur verildiği ve kesinleştiği anlaşılmıştır. Son alınan kusur raporu doğrultusunda dosyanın hesap raporuna gönderilmiş bu hesap raporunda bir hata bulunmadığı ve mahkemenin bu hesap raporunu dikkate alarak karar verdiği anlaşılmıştır. Bu haliyle verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı ve davalı vekilinin kusur yönünden istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. Taraf vekillerinin manevi tazminatın varlığına yönelik istinafı yönünden ise, dosya kapsamına göre maluliyet oranı, tarafların kusur oranlarına göre, davacının çekmiş olduğu elem, ızdırap ve manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı görüşü de dikkate alınarak belirlendiğinden İlk Derece Mahkemesinin verdiği karar yerinde görülmüş taraf vekillerinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin yargılama giderleri yönünden istinafı ise manevi tazminat ve maddi tazminatın toplanarak hesaplandığı ve İlk Derece Mahkemesinin kabul red oranına göre yargılama giderlerini belirlediği anlaşıldığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir." gerekçeleriyle " Davacı ve davalı vekillerinin istinaf taleplerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine" dair karar verilmiştir V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkilinin uğradığı iş kazası nedeniyle 43 gün boyunca bilinci kapalı şekilde yoğun bakımda kaldığını, bu süreçte sol bacağı kalça hizasından kesildiğini, müvekkilinin ayrıca sol kolundan da işlev kaybı nedeni ile ameliyat edildiğini, bu aşamadan sonra müvekkil sürekli olarak tedavi görmeye başladığını ve halen de görmeye devam ettiğini, ameliyat sonrası meydana gelen enfeksiyon nedeni ile tedavi gördüğünü ve iş kazası nedeniyle dışarı alınan karınbağırsağın da ameliyatla karın içerisine alındığını, müvekkilinin kendisine verilen emri yerine getirdiğini ve arızalı aracı test sürüşüne çıkardığını, kendi iradesi ile bir askeri fabrikada çalışan işçinin böyle bir sürüş yapmasının sözkonusu olmadığının, kusurun müvekkile verilmesi karşısında müvekkilin almakta olduğu maaşın bir kısmının geri istendiğini ve bu nedenle de müvekkilinin moral olarak çöküntü yaşadığını, manevi tazminat isteminin tam kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabule karar verilmesinin hatalı olduğunu, reddolan kısım nedeniyle 18.200,00 TL vekalet ücreti ile sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, manevi tazminat isteminin kısmen reddi nedeniyle yargılama giderlerinin kısmen davalıdan tahsiline karar verilmesinin de hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkili iş yerinde risk değerlendirmesi yapıldığının ve iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verildiğini, çok sayıda işçinin bulunduğu iş yerinde işçilerin her an gözetim altında bulundurulmasının beklenemeyeceğini, işçinin tamir ettiği aracı şahsi işlerinde kullandığını, arızası yük kaldırma kısmında olan forklifti kullanarak test sürüşüne çıkmasının gerekmediği halde aracı teste çıktığı kusur oranın tespitine dair son ek raporun hatalı olduğunu, maddi tazminatın hesabında davacının kazadan sonra da kurum nezdinde çalışmasının devam ettiğini vce geçici iş göremezlik döneminde de maaşının tam ödendiğinin gözetilerek geçici iş göremezlik alacağının bulunmadığını, usur raporuna itirazların karşılanarak iş kazası alanında uzman İstanbul Teknik Üniversitesinden oluşturulacak heyetten kusur raporu alınmasını, davacıya geçici iş göremez kalınan sürede maaşı tam olarak ödendiğinden bu döneme ilişkin zararı bulunmadığını, personelin 06.01.2017 tarihinde iş başı yaptığı, 22.04.2017 tarihinde 2 nci Ana Bkm.Fb.Md.lüğüne atandığı ve halen çalışmaya devam ettiği, çalıştığı sürede maaşını tam olarak aldığı, ancak engelli olması nedeniyle kısa çalışma primini alamadığı, bu nedenle işlemiş dönem kazanç hesabının eksik ödenen kısa çalışma primi kadar hesaplanabileceğini, davacının 2046 yılına kadar çalışacağı ve buna karşılık maaşını tam olarak alacağını, ancak kısa çalışma priminin önümüzdeki dönemde de eksik olarak ödeneceğini, emeklilik döneminde kısa çalışma primi almasının söz konusu olmaması, emekli maaşını da maluliyeti nedeniyle emsallerinden fazla alacak olması nedeniyle pasif dönem kazancının hesaplara dahil edilmesinin mümkün olmayacağını, asıl ve birleşen davada hükmedilen tazminat miktarların fahiş olduğunu beyanla kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraz ve değerlendirilmesine" ilişkin aynı kanunun 281 ve 282 nci maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, "hukuk yargılamasının ceza hukuku ile ilişki" açısından aynı kanunun 74 üncü maddesi," Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından" 4857 sayılı İş Kanunun 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. 3. Değerlendirme a) Kusur oran ve aidiyetinin tespitine dair temyiz itirazları yönünden; 1.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, 4857sayılı Kanun'un 77 nci ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 2. Buna göre 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. 3.Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. 4.Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı). 5.6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 6.Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. 7. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. 8. Dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgelere göre; davacı sigortalının, davalı işverene bağlı Diyarbakır 52. Bakım Merkezi Komutanlığında mesleki yeterlilik belgesi olan makine bakım ve onarımcısı olarak çalışmaktayken, olay günü, yağ kaçağı nedeniyle tamir için atölyede bulunan 5 tonluk forkliftte yağ kaçağını tespit için motorun ısıtılması için komutanlık arazisi içerisinde önce kantine gittiği ve oradan da ocakbaşına gittiği sonra da uzun güzergahtan bakım atölyesine geldiği sırada, forklifti hızlı kullanması nedeniyle aracın yalpalandığı ve devrilecek vaziyette iken davacının araçtan atlamak istediği sırada, aracın davacı üzerine devrilmesi ile yaralanarak davaya konu iş kazasının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Olayla ilgili askeri iş müfettişi tarafından düzenlenen raporda, davacı sigortalının %100 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, sigortalının forklifti iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini dikkate almadan ve kullanması gereken azami hızı üzerinde kullanmak suretiyle aracın devrilmesine sebep olması nedeniyle kusurlu olduğu, işverene atfı kabil kusur bulunmadığını belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu dava dosyası kapsamında alınan bilirkişi heyet raporlarında ise; forkliftin zemindeki bozukluktan kaynaklı devrildiği belirtildikten sonra, davalı işverenin çalışma prosedür ve talimatlarını hazırlamadığı, bu kapsamda aracın teste çıkması için izin formlarının düzenlenmediği, araçların testlerini yapacak çalışanların net bir şekilde belirlenmediği, iş yeri için risk değerlendirmesinin yapılmadığı, iş sağlığı ve güvenliği eğitiminin verilmediği, işçilerin iş sağlığı ve güvenliği yönünden yeterince denetim ve gözetim altında bulundurulmadığı şeklindeki gerekçelere işaretle davalı işverenin; %80, davacı sigortalının ise; yeterli iş tecrübesi ve eğitimine sahip olduğu halde aracın hızını teknik özelliğine, yük ve yol durumuna uydurmadığı ve emniyet kemeri takmadığı belirtilerek %20 oranında kusurlu kabul edilebileceğinin tespit edildiği anlaşılmaktadır. 9. Somut olayda olay yeri tespitinde kazanın gerçekleştiği alanda yol bozukluğunun bulunduğuna dair bir tespite yer verilmemesine karşın kusur raporunda yol bozukluğunun kaza sebeplerinden biri olarak gösterilmesi, ayrıca forkliftte yağ kaçağı olduğu belirtilerek tamir için atölyeye getirildiği belirtilmekle beraber, kusur raporlarında bu arızanın tamiri için izlenmesi gereken teknik prosedüre uygun bir çalışma yapılıp yapılmadığının, giderek forkliftin bulunduğu atölyede motorunun ısıtılarak arızasının tespiti yapılıp yapılamayacağı, yüksek hızda kullanılarak ısıtılması gerekliliğinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmeyerek soyut tespitler içeren kusur raporlarına itibarla hüküm kurulması hatalı olmuştur. 10. O halde Mahkemece yapılacak iş; anılan hususlarla beraber illiyet bağının davacının ağır kusurlu eylemi ile kesilip kesilmediğini belirlemek açısından, somut verilere dayalı kusur oran ve aidiyetinin tespiti için iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A belgeli iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak heyetten kusur rapor almak, illiyet bağının kesildiğinin kabulü halinde davanın reddine karar vermek, illiyet bağının kesilmediğinin kabulü halinde ise davacı vekilinin kusur oranına dair açık temyizi olmadığını gözeterek iş bu kararda esas alınan kusur oranları yönünden davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek belirlenecek kusur oranı doğrultusunda davalının sorumluluğuna karar vermekten ibarettir. b) Maddi tazminat miktarına yönelik temyiz itirazları yönünden; 1.6100 sayılı HMK'nun 266.maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı kanunun 281/1 inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.(Ek cümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır. 2. Bilindiği üzere HMK'nun 30 uncu maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan usul ekonomisi ilkesine göre de hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. 3.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10 (21) -94 E- 2021/111 K. sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi " Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile, diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)" 4. Dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgelere göre; mahkemece davacının maddi tazminat alacaklarının tespitine ilişkin 30.06.2020 tarihli hesap raporunda, davalıya %80, davacıya %20 oranında kusur veren rapora itibarla, bakiye ömür tespitinde PMF 1931 tablosu dikkate alınmak ve işlemiş devre sonu olarak 31.12.2020 tarihi gözetilmek suretiyle; davacının geçici iş göremezlik dönemi zararının 6.536,39 TL, sürekli iş göremezlik dönemi zararının 1.546.669,07 TL ve tedavi gideri alacağının 28.468,81 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilinin anılan miktarlara göre asıl davada geçici iş göremezlik dönemi zararı ve tedavi gideri istemini arttırdığı ve birleşen davada sürekli iş göremezlik dönem zararını talep ettiği, İlk Derece Mahkemesinin 08.09.2020 tarihli ilk kararında da bu maddi istemlerin tam kabulüne karar verildiği ve davacı vekilinin anılan karara karşı istinaf isteminin manevi tazminat ve yargılama giderleri yönünden olduğu hesaba dair istinaf başvurusunun olmadığı, davalı vekilinin ise kusur, hesap ve manevi tazminat yönünden istinaf başvurusunun bulunduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2021 tarihli ilk kararında kusur oran ve aidiyeti yönünden askeri iş müfettişi ile dosya kapsamında alınan kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi yönünden kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği anlaşılmıştır. Kaldırma kararı sonrasında alınan kusur raporunda da kaldırma kararı öncesinde itibar edildiği gibi davalının %80, davacının %20 oranında kusurlu olduğunun kabul edilerek ilk kusur raporunun doğrulandığı ve mahkemece hesap bilirkişiden alınan 10.01.2022 tarihli ek hesap raporunda davalıya %80, davacıya %20 oranında kusur veren rapora itibarla, bakiye ömür tespitinde ise TRH 2010 tablosu dikkate alınmak ve işlemiş devre sonu olarak 31.12.2022 tarihi gözetilmek suretiyle; davacının geçici iş göremezlik dönemi zararının 6.536,39 TL sürekli iş göremezlik zararının 3.254.367,23 TL ve tedavi giderinin 28.468,81 TL olarak hesaplandığı davacı vekilinin birleşen davadaki sürekli iş göremezlik zararı istemini bu rapor doğrultusunda artırdığı anlaşılmaktadır. 5. Bu açıklamalar doğrultusunda davacı vekilinin 30.06.2020 tarihli hesap raporuna göre maddi tazminat istemlerini asıl davada artırıp birleşen davada talepte bulunduktan ve maddi istemlerini tam olarak kabul eden 08.09.2020 tarihli ilk derece mahkemesi kararına karşı maddi tazminat hesabı yönünden açıkça istinafa başvurmamakla maddi tazminat miktarı yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu açıktır. O halde Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra bakiye ömür tablosu değişikliği ve asgari ücret değişikliklerini dikkate alan 31.12.2022 tarihli hesap raporuna ve davacının bu yöndeki talep artırım dilekçesindeki istemine itibarla hüküm tesisi, sürekli iş göremezlik zararının tespiti noktasında davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali sonucunu doğurmuştur. 6. Bu durum karşısında mahkemece yapılacak iş; kusur oran ve aidiyetinin yukarıda açıklanan şekilde tespitinden ve davalının kusurunun bulunduğunun tespiti halinde bu kusur oranını 30.06.2020 tarihli hesap raporuna uygulamak, davacının maddi tazminat alacaklarını usuli kazanılmış haklara göre belirleyerek, hakkaniyete uygun manevi tazminatla beraber hüküm kurmaktan ibarettir. 7. İlk Derece Mahkemesince anılan hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 8. O halde, davalı velilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, bozma sebeplerine göre bu aşamada davalı vekilinin sair temyiz itirazları ile davacı vekilinin temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı ve davalı vekillerinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır . VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 4.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.