Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/6695 E. 2023/9103 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/6695
Karar No
2023/9103
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/240 E., 2022/53 K. HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabule Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; birleşen dava dosyasının reddine, asıl dava dosyasının kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalılardan ... Elk. Dağ. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçelerinde özetle; müvekkilinin 28.05.2007 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davalıların kusurları bulunduğundan bahisle asıl dava dosyasında 169.358,17 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın, birleşen dava dosyasında ise 77.134,00 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı ... Elk. Dağ. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının yapmış olduğu işin ihale yoluyla ve hizmet sözleşmesiyle diğer davalıya devredildiğini, davacının müvekkilleri olan şirketin çalışanı olmadığını, davanın bir yıl içinde açılması gerektiğini, bu nedenle zaman aşımı itirazları bulunduğunu, ceza dava dosyasında alınan bilirkişi kusur raporunda müvekkili olan davalı şirkete herhangi bir kusur atfedilmediğini beyanla açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 29.11.2016 tarih ve 2012/529 Esas, 2016/590 Karar sayılı kararıyla; davacının maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı lehine 35.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin 29.11.2016 tarih ve 2012/529 Esas, 2016/590 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı ... Elk. Dağ. A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 29.03.2018 tarih, 2017/503 Esas, 2018/503 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... Elk. Dağ. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairemiz'in 29.12.2020 tarih ve 2020/6773 Esas, 2020/7819 Karar sayılı kararı ile sigortalının işi, yaşı, meslekteki tecrübesi ve davalı işyerindeki kıdemi açıkça belirtilmek suretiyle TÜİK, ilgili meslek odaları ve benzer işi yapan işyerlerinden bilinen dönemde alabileceği ücretlerin araştırılması suretiyle davacının gerçek ücretinin belirlenmesi, tespit edilecek gerçek ücret üzerinden 15.08.2016 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen dönem başlangıç tarihi değiştirilmeden davacının maddi zararının yeniden hesaplatılması ve usuli kazanılmış haklar gözetilmek suretiyle çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahekemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 24.02.2022 tarih, 2021/240 Esas, 2022/53 Karar sayılı kararla bozma ilamında belirtildiği üzere davacının asgari ücretin üzerinde bir ücret ile çalışacağının kabulü ile TÜİK verilerine göre davacı sigortalının asgari ücretin 1,77 katı ücretle çalıştığından hareketle yapılan hesaplamanın hükme esas alındığı, davacının davalı ... şirketine ait iş yerinde 28.05.2007 tarihinde çalışmakta iken yaralandığı ve bu kaza nedeniyle %35,20 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin anlaşıldığı, 15.06.2015 tarihli kusur bilirkişi raporuna göre olayda kazalı işçinin %20, davalı ... şirketinin ise %80 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, belirlenen kusur oranları gözönünde bulundurularak 06.11.2021 tanzim tarihli hesap bilirkişi raporunda meydana gelen iş kazası nedeniyle davacının uğramış olduğu maddi zararın belirlendiği, alınan kusur raporu ve hesap bilirkişi raporunun denetime elverişli ve hukuka uygun olduğu, belirlenen kusur oranları doğrultusunda davacının % 35,2 maluliyetiyle ilgili 127.548,81 TL olarak maddi zararının hesaplandığı, davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunduğundan dava konusu tazminattan müteselsilen sorumlu oldukları, asıl dosyada maddi tazminat yönünden davanın kısmen kabulüne, manevi tazminat yönünden ise daha önceki karar kesin olarak verildiğinden bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davada ise bakiye maddi tazminat talebinin reddine karar vermek gerektiğinden bahisle asıl dava dosyasında davacı lehine 127.548,81 TL maddi tazminat ödenmesine, manevi tazminat yönünden karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dava dosyası yönünden davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesi'nin 24.02.2022 tarih, 2021/240 Esas, 2022/53 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı ... Elk. Dağ. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, maddi zarar hesaplanırken bakiye ömür tablosu olarak TRH 2010 tablosu yerine PMF 1931 tablosu kullanılarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, asgari ücret miktarlarındaki değişikliklerin usuli kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, TÜİK verilerindeki ücretin brüt olarak kabul edilmesi ve bu ücret üzerinden net ücretin hesaplanmasının doğru olmadığını, TÜİK verilerindeki ücretlerin net ücretler olduğunu, yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin hesaplanmasında hata edildiğini, Davalı ... Elk. Dağ. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkilinin işveren sıfatı bulunmadığını, bu nedenle tazminatlardan sorumlu tutulması doğru olmadığını, müvekkili asıl işveren de olmadığından kendileri hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, diğer davalı şirketle yaptığıkları söleşmeye göre diğer davalının sorumlu olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'na göre işçiyi gözetme borcunun işverene ait olduğunu, bu nedenle sorumlu tutulmalarının hatalı olduğunu, kazanın davacının ihmalinden kaynaklandığını, müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davacının kusurunun illiyet bağını da kestiğini, müvekkili şirketin olayda herhangi bir kusuru bulunmadığı hususunun raporla tespit edilmesine karşın davanın kendileri yönünden kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ceza dava dosyasında müvekkili şirket çalışanlarına kusur verilmediğini, bu husus göz önüne alınmadan verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, meslek odası tarafından bildirilen emsal ücret göz önüne alınmadığından kararın hatalı olduğunu, oda cevabında davacının 2007 yılındaki emsal ücretinin net asgari ücret kadar olabileceğinin belirtildiğini, davacının SGK'ya bildirilen ücretinin de asgari ücret düzeyinde olduğunu, 1,77 katı üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, hesap raporunda, 01.07.2014-28.05.2016 arasındaki brüt asgari ücretlerin hatalı dikkate alındığını, raporda dosya kapsamında davacıya SGK tarafından geçici iş göremezlik ödemesi yapılıp yapılmadığına ilişkin belge bulunmadığının belirtildiğini, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları uyarınca, davacıya SGK tarafından bağlanan tüm gelirlerin hesaplanan maddi zarardan mahsup edilmesi gerektiğini, dolayısıyla davacının zararının hesaplanabilmesi için öncelikle, davacıya geçici iş göremezlik ödemesi yapılıp yapılmadığının SGK'dan sorulması ve gelen cevaba göre tekrar hesaplama yapılması gerektiği halde raporun bu hususlar araştırılmadan düzenlendiğini, Kurum ödemelerinin %80 oranı üzerinden değil tamamen tenzil edilmesi gerektiğini, zamanaşımı söz konusu olduğunu, müvekkili şirketin temerrüde düşürülmemesi nedeniyle olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kendileri lehine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu, yargılama giderlerine ilişkin hükümde hata olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 inci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı ve davalı .... vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, 28.05.2007 tarihinde meydana gelen iş kazasından dolayı davacıda oluşan sürekli iş göremezlik oranının %35,20 olduğu, kazanın meydana gelişinde davacının %20, davalı alt işveren ... şirketinin %80 oranında kusurlu olduğu, davalı asıl işveren ... Elk. Dağ. A.Ş.'nin ise kusursuz olduğu, Mahkemece verilen ilk kararın davalı alt işveren ... şirketi tarafından temyiz edilmediği, hükme dayanak kılınan bilirkişi hesap raporunda dosyada bu yönde bilgi bulunmaması nedeniyle geçici iş göremezlik ödeneğinin rücu edilebilecek kısmının tenzil edilmediği anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Yine 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un 2 nci maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. hükmüne yer verilmiştir. Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır. Ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 nci maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır. Somut olayda; Dairemizce bozulmasına karar verilen kararın davalılardan ... Elk. İnş. Pet. Ür. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından temyiz edilmediği, bu nedenle davalı ... şirketinin sorumlu olacağı maddi tazminat tutarının bozulan karardaki kadar olması gerektiği dikkate alınmaksızın maddi tazminat tutarının adı geçen davalı şirket yönünden de azaltılarak sonuca gidilmesi isabetsiz olduğu gibi Kurum tarafından davacıya yargılamaya konu iş kazası nedeniyle geçici iş göremezlik ödeneği ödenip ödenmediği Kurum'dan sorulup araştırılmadan, ödenmiş ise bunun rücu edilebilecek kısmının tespit edilen maddi zarar tutarından tenzil edilmesi gerektiği dikkate alınmadan karar verilmesi de hatalıdır. Ayrıca manevi tazminat istemi yönünden hüküm kesin nitelikte olsa dahi yeniden hüküm kurulması gerektiği gözden kaçırılarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Mahkemece yapılacak iş, yargılamaya konu kaza olayına ilişkin olarak davacıya geçici iş göremezlik ödeneği ödenip ödenmediği Kurum'dan sorularak ödenmiş ise rücu edilebilecek kısmını hükme dayanak kılınan bilirkişi hesap raporunda belirlenen zarar tutarından tenzil ederek davacının maddi zararını belirlemek, davacının manevi tazminat talebi ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin yerinde olmadığını ve Dairemiz'in daha önceki bozma ilamına konu mahkeme kararının davalı ... Elk. İnş. Pet. Ür. San. Tic. Ltd. Şti tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle davacı taraf yararına oluşan usuli kazanılmış hakkı dikkate almak suretiyle adı geçen davalının 29.11.2016 tarih ve 2012/529 Esas, 2016/590 Karar sayılı kararda hüküm altına alınan maddi tazminat tutarından daha azıyla sorumlu tutulamayacağını gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/6695, K. 2023/9103, T. 03.10.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2022-6695-e-2023-9103-k-a85b1910b5dc