Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/2997 E. 2023/2808 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/2997
Karar No
2023/2808
Karar Tarihi

... MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2018/516 E., 2021/622 K. ... HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasındaki sigortalının iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edildiği anlaşıldıktan; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; kazalı sigortalının 04.07.2009 günü meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek 1.000,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili yargılama aşamasında sunduğu 15.09.2021 tarihli dilekçe ile maddi tazminat talebini toplam 148.095,88 TL' ye çıkarmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; derdestlik ve kesin hüküm itirazında bulunduğunu, davacının müvekkili şirkette 20.06.2008 - 18.03.2010 tarihleri arasında çalıştığını, iş kazası geçirdiği 04.07.2009 tarihi ile 21.02.2010 tarihine kadar raporlu olması nedeniyle işe hiç gelmediğini, iş akdinin 18.03.2010 tarihi itibari ile de müvekkili şirkette davacının işe gelmemiş olması nedeniyle İş Kanunu'nun 25/II-g maddesi kapsamında haklı nedenle feshedildiğini, aynı konu ile daha önceden verilmiş olan bir kesin hüküm var iken yeniden yargılama yapılamayacağını, meydana gelen iş kazasında müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davanın ....'ye ihbarı ile yapılacak yargılama neticesinde davacının haksız ve hukuka aykırı davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 09.06.2016 tarihli ve 2016/9 Esas, 2016/318 Karar sayılı kararı ile; davacının iş kazası nedeniyle açmış olduğu maddi manevi tazminat davasının HMK'nın 114/i maddesi gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. (Kapatılan) 21.Hukuk Dairesinin 24.04.2018 tarih ve 2016/18151 esas ve 2018/4204 karar sayılı ilamında özetle; ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/643 esas numaralı dosyasında; davacının 04.07.2009 tarihinde meydana gelen zararlandırıcı sigorta olayında iş kazasına maruz kaldığı ve vücut bütünlüğünün zarara uğrayarak %25 oranında malul olduğu, SGK tarafından olayın iş kazası olarak kabul edildiği ve işverenin kusurlu olduğunun bildirildiği, davacının bu olay nedeniyle manevi acı, elem ve ızdırap duyacağının söz götürmez olduğu, dolayısıyla davacının hem maddi tazminat hem de manevi tazminata ilişkin iddiasında haklılığının bulunduğu, bu nedenle de mahkemece, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/643 esas sayılı davasının kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle bu davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, yapılacak işin; ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/643 esas numaralı dosyasında verilen hükmün - davacının hak kaybına neden olunmaması gerektiğinden - usulden red kararı olduğu değerlendirilip, bu davada işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibaret olduğu belirtilerek mahkeme kararı bozulmuştur. B. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 29.11.2021 tarihli ve 2018/516 Esas, 2021/622 Karar sayılı kararı ile; davacının, davalıya ait iş yerinde çalıştığı sırada 04.07.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu yaralandığı, davacının %25 oranında malul kaldığı, meydana gelen iş kazasında davalı işverenin % 75 oranında kusurlu olduğu, davacı kazazedenin ise %25 oranında kusurlu olduğu, dosya kapsamında 03.07.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacının maddi zararının 148.095,88 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilinin 13.09.2021 tarihli ıslah dilekçesinin davalı vekiline 20.09.2021 tarihinde tebliğ edildiği ve davalı vekilinin 20.09.2021 tarihli dilekçesi ile zamanaşımı def'ini açıkça ileri sürdüğü göz önüne alındığında, 04.07.2009 tarihinde meydana gelen dava konusu olayda zararlandırıcı sigorta hadisesinin aynı zamanda olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nun 89 uncu maddesinde belirtilen "Taksirle Yaralama" suçunu oluşturduğu ve aynı kanunun 66/1-e ve 67/4 üncü maddelerinde belirtilen uzamış ceza zamanaşımı süresinin kesilmelerle birlikte 8+4=12 yıl olduğu anlaşılmış ise de; 5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasası’nın 66’ncı maddesinde asli ceza zamanaşımı süresi olarak belirtilen 8 yıllık süre içerisinde, ceza yargılaması bakımından zamanaşımını kesen bir işlem bulunmadığı, tazminat davasının ise Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra ıslah edildiği ve usulünce zamanaşımına uğradığı anlaşıldığından davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 1.000,00TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği, davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle; Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 1- 1.000,00 maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin zamanaşımı nedeniyle reddine, 2- 15.000,00 manevi tazminatın kaza tarihi olan 04.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı tarafın zamanaşımı definin usulüne uygun olmadığını, süresinde olmadığını, ayrıca zamanaşımının, zararın öğrenildiği tarihten başlayacağını, oysa zararın anlaşıldığı tarihin kaza tarihi değil, en son adli tıptan %25 maluliyetin tespit edildiği tarih olduğunu, bunun yanında, zararın bilirkişiye hesap ettirildiği tarihi baz almak gerektiğini, zararın ancak 148.095,88 TL zararın meydana geldiğinin bilirkişi raporuyla tespit edildiği tarihte anlaşılmış/öğrenilmiş olduğunu, diğer bir yandan, davada uzamış zamanaşımıolduğunu, müvekkilinin olası kast ile ölüm tehlikesi geçirecek şekilde yaralanma nedeniyle uzamış zamanaşımının değerlendirilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bilirkişi raporlarının usul ve yasaya aykırı olduğunu, maluliyet oranının yüksek ve yanlış bulunmadığını, kusuru kabul etmediğini, tüm psdnin düşülmesi gerektiğini, bilirkişi tarafından davacının raporlu olduğu 04.07.2009 — 09.02.2010 döneminde davacının % 100 oranında iş göremez olduğu kabul edilerek hesaplama yapılmış olmakla bilirkişinin bu kabulü ve hesaplamalarının da tamamen yanlış olduğunu, eldeki olayın bir iş kazası olduğu dikkate alındığında davacının bakiye ömrünün hesaplanması sırasında PMF 1931 tablosunun kullanılması yerine TRH 2010 tablosu kullanılmak suretiyle davacının bakiye ömrünün fazla belirlenmesinin açıkça yanlış olduğunu, bilirkişi tarafından yapılan aktif dönem hesaplaması yapılır iken ücrete asgari geçim indirimi ilavesi yapılmış olmasının hatalı olduğunu, hesaplamaya esas alınan AGİ miktarlarının da davacının durumu ile uyumlu olmadığı gibi fazla ve fahiş bulunduğunu, manevi tazminatın fazla olduğunu, davacının iş görememezlik oranının tespiti yapılır iken eldeki davada ATK yada bir başka sağlık kuruluşundan rapor aldırılması gerekirken davacıya ilişkin bir başka dosya kapsamında alınan ATK raporunun hükme esas alınmasnın açıkça haksız ve hukuka aykırı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı HMK Geçici 3 üncü maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’nun 427 ilâ 444 üncü maddeleri, 6100 sayılı HMK'nun 26 ncı ve 303 ncü maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunun 332 ve 98 inci maddeleri gereğince uygulanan aynı Kanunun 41,42,43,44,46 ve 47 inci maddeleri ile 53 üncü maddesi, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 2 inci maddesi gereğince uygulanma olanağı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 inci maddesi, 4857 sayılı İş Kanunun 77 inci maddesi, manevi tazminatın belirlenmesi yönünden 22.06.1996 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı. 3. Değerlendirme 1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı H.M.K. ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107 inci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” 3. Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir.Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur” 4.Bu doğrultuda H.M.K.'nın 107 inci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez. 5.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. 6.Öte yandan HMK`nin 33.maddesine göre Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. 7.Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak davayı 6100 sayılı H.M.K’nun 107.maddesine dayalı belirsiz alacak davası olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi ve buna göre de zamanaşımının dava tarihi itibariyle tüm alacak yönünden kesildiğinin kabul edilerek talep artırıma yönelik dilekçeye yönelik zamanaşımı def’inin reddine karar verilmesi gerektiği açıktır. 8. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 9. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Mahkemece verilen hüküm bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin ilgiliden alınmasına, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 21.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2997, K. 2023/2808, T. 21.03.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2022-2997-e-2023-2808-k-60f738ddabd3