Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2021/7576 E. 2022/13422 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/7576
Karar No
2022/13422
Karar Tarihi

Bölge Adliye Mahkemesi : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi No : Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle asl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraflar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacılar vekili dava ve birleşen dava dilekçesinde özetle, kazalı sigortalının geçirdiği iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğradığı iddiasıyla kazalı sigortalı için 20.000,00-TL maddi, 200.000,00-TL manevi, eşi için 100.000,00-TL manevi, çocukları için 50.000,00-er TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili 27/05/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile kazalı sigortalı için maddi tazminat talebini 102.409,99-TL’ ye çıkarmıştır. II-CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Asıl dava ve birleşen 2016/547 esas 2017/33 karar sayılı dosya yönünden davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; A) Maddi tazminat talebinin kabulü ile; 1-) Bilirkişi raporuna göre hesaplanan 102.409,99-TL maddi tazminat talebinin kabulü ile 102.409,99-TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 21/09/2012 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte asıl dava ve birleşen dosya davalısından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ye ödenmesine, 2-)Davacı kazazede ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden maddi tazminat yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap edilen 13.679,00 TL vekalet ücretinin asıl dava ve birleşen dosya davalısından müştereken ve müte selsilen alınarak davacı kazazede ...'ye verilmesine, B) Manevi tazminat talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile; 1-15.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 21.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte asıl dava ve birleşen dosya davalısından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ye ödenmesine, Fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-5.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 21.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte asıl dava ve birleşen dosya davalısından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ye ödenmesine, Fazlaya ilişkin talebin reddine, 3-2.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 21.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte asıl dava ve birleşen dosya davalısından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ye ödenmesine, Fazlaya ilişkin talebin reddine, 4-2.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 21.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte asıl dava ve birleşen dosya davalısından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ye ödenmesine, Fazlaya ilişkin talebin reddine, 5-2.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 21.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte asıl dava ve birleşen dosya davalısından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ye ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Taraf vekillerinin Niğde 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi 06/02/2020 Tarih ve 2014/858 Esas - 2020/96 Karar sayılı kararına yönelik istinaf başvurusunun, HMK'nin 353/1-b maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca esastan reddine, karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur ve maluliyet oranını kabul etmediklerini, maddi tazminat hesabının hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatların çok düşük ve çelişkili olduğunu, TRH10 yaşam tablosunun kullanılması gerektiğini, işlemiş ve işleyecek dönem için yapılan iskonto ile ilgili tespitlerin hatalı olduğunu, Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur raporunu kabul etmediklerini, kazalı davacının ücret miktarı belirlemesinin yüksek olduğunu, davacıların dava dilekçesindeki taleplerinde müşterek ve müteselsil istemlerinin bulunmadığını, davacının eşi ve çocukları için manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmişlerdir. V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: 1- Davacı Çocuklar İçin Manevi Tazminat İstemleri Hakkındaki Hükümler Yönünden; Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir. Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür. 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir. HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir” HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir. Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi arası için 72.07000 TL, 01.01.2021tarihi sonrası için 78.630,00 TL, 01.01.2022 tarihi sonrası için 107.090,00 TL’dir. Bu tür davalarda, 6100 sayılı HMK’nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, temyize konu tutarın yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün bulunmadığından, davacılar ve davalılar vekillerinin temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle reddine, karar verilmiştir. 2- Davacı Kazalı İçin Maddi ve Manevi, Davacı Eş İçin Manevi Tazminat İstemleri Hakkındaki Hükümler Yönünden; A) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacılar ve davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. B) Dosya kapsamından, meydana gelen iş kazası neticesinde davacıda oluşan sürekli iş göremezlik oranının %26,2 olduğu, kazanın meydana gelişinde davacı kazalının %20, davalı işveren Has Mozaik.. Şti' nin %70, davalı ...’nin %10 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370) Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı kazalı yararına hükmedilen 15.000,00 TL manevi tazminatın az olduğu açıktır. C) Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. 5510 sayılı yasanın 21/4. maddisine göre ise “... İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir.” hükmü düzenlenmiştir. Somut olayda, davacı için hesaplanan maddi zararlardan rücuya tabi Kurum tahsislerinin düşülmesi gerektiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf; düşülmesi gereken bu Kurum tahsisinin rücuya tabi miktarının belirlenmesinde yaşanmakta olup 5510 sayılı Yasa'nın 21/4 maddesinde açıkça, iş kazasının üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmesi halinde sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin “yarısının” rücuya tabi olacağı düzenlenmiştir. Burada tartışılması gereken diğer bir husus da üçüncü kişi kavramından neyin anlaşılması gerektiğidir ki; ilgili yasa metni ve başlığından anlaşıldığı üzere işveren dışındaki herkes üçüncü kişidir. Sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması ile sonuçlanan olayda davalı işverenin %70, iş yeri yetkilisi ...’nin %10 kusurlu bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre indirimi gereken peşin sermaye değeri üçüncü kişinin kusurunun yarısı ile işverenin kusurunun toplamıdır. Diğer bir deyişle ilk peşin sermaye değerinin %75’inin hak sahibinin zararından indirimi gerekirken Mahkemece 19/10/2019 tarihli bilirkişi raporunda denetime elverişsiz bir şekilde hesaplanan miktarların hükme esas alınması hatalı olmuştur. D) Öte yandan taraflar arasındaki bir diğer uyuşmazlığın davacı sigortalının iş kazasının gerçekleştiği tarihte almakta olduğu ücret noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Kazalının maddi tazminat alacağının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması ön koşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödemek amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Öte yandan, gerçek ücretin ise; öncelikle toplu iş sözleşmesi ile imzalı bordrolara, bunların yokluğu halinde ise işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrete göre tespit edileceği, fazla mesai vb ek ödemelerin devamlılık arz etmesi halinde hesaba esas ücrete dahil edilmesi gerektiği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş olan miktarın ücret olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanmaktadır. Davacının kaza tarihi itibariyle 47 yaşında olduğu, davacı vekilinin müvekkilinin depo sorumlusu olduğunu ancak asıl sorumlu olduğu iş haricinde birçok işi yapmaya mecbur bırakıldığını beyan ettiği, ilk derece mahkemesince alınan 30/05/2018 tarihli bilirkişi hesap raporunda kazalının asgari ücret üzerinden çalıştığı varsayımından hareketle hesaplama yapıldığı, davacı tarafın itiraz ettiği, kazalının ücretini belirlemek noktasında Mahkemece emsal işi yapan işçilerin aldığı ücretin araştırıldığı, bu amaçla; ... Odaları Birliği Başkanlığı‘ndan kazalının kaza tarihinde alabileceği ücretlerin sorulduğu, akabinde mahkemece 19/10/2019 tarihli ek bilirkişi hesap raporu alındığı ve davacının da kabulünde olan asgari ücretin 1,54 katı olarak belirlenen ücret üzerinden yapılan hesaplamaya üstünlük tanınmak suretiyle sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş, davacı sigortalının olay tarihinde davalıya ait işyerinde tam olarak hangi sıfatla çalıştığını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlemek, işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre ve özellikle bu iş alanında usta işçi niteliğinde olup olmadığı belirtilmek suretiyle; bu niteliklere uygun davacı sigortalının olay tarihinde alabileceği ücretin tespiti açısından ... Bakanlığı ve İlgili Meslek Odalarından (sendikasız olması halinde sendikalardan bildirilen ücretlerin de dikkate alınamayacağı hususunu da dikkate almak suretiyle) emsal ücret araştırması yapmak, davacının gerçek ücretini tereddütsüz olarak belirlemek, alınacak yeni hesap raporunda 19/10/2019 tarihli hesap raporunda belirlenen bilinen/iskontosuz, bilinmeyen/iskontolu dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değişmemesi diğer bir deyişle bilinen dönemin ileri çekilmemesi gerektiğini dikkate almak, kurumca bağlanan gelir ve ödeneğin tenzili noktasında da davalı ve 3. kişi kusuruna isabet eden miktarı esas almak suretiyle davacının maddi tazminat alacağını belirlemek ve bunlar dışındaki usuli kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davacılar ve davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak, ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2021/7576, K. 2022/13422, T. 01.11.2022, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2021-7576-e-2022-13422-k-9c61e2647f21