Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2021/5424 E. 2022/12226 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/5424
Karar No
2022/12226
Karar Tarihi

Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi No : Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerinin istinafa başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesince davalı vekilinin istinaf istemlerinin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında kısmen kabul ve kısmen redde dair karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesince verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I- İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 22.12.2014 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 1.000 TL maddi tazminat ile 75.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini, talep ve dava etmiştir. Yargılamanın devamında maddi tazminat istemi için harcını yatıracak 80.474 TL’ye artırmıştır. II- CEVAP: Davalı vekili; davacının baş dönmesi sonucunda merdivenden düştüğünü, bu sebeple müvekkili şirketin kusur ve sorumluluğundan söz edilmeyeceğini, müvekkili şirketin davacının tüm sağlık masraflarının karşıladığını, istirahatli olduğu günlerde dahi maaşını tam olarak ödediğini, davacının çalışma gücünde azalma olmadığını, davacının halen müvekkili şirkette görevine devam ettiğini, madden ve manen her türlü desteği gören davacının manevi zararının bulunmadığını, manevi tazminatın doğduğunun kabulü halinde de net maaşının 1.080,00 TL olan davacının talep ettiği manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III- MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk derece mahkemesince; “Maddi tazminat olarak 80.474,00 TL alacağın olay tarihi olan 22/12/2014 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, Manevi tazminat olarak 10.000,00 TL alacağın olay tarihi olan 22/12/2014 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla talebin reddine,” karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: Bölge Adliye Mahkemesince özetle “I-1-Davalının istinaf kanun yoluna başvuru talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Davalıdan alınması gereken 6.863,37 TL istinaf karar ve ilam harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 1.599,47 TL'nin mahsubu ile bakiye 5.263,90 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, II-İlk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, HMK'nın 355. Maddesi gereğince dosyada delillerin toplanmış olmasına göre karardaki hata ve eksikliklerin yerel mahkemesine gönderilmeksizin dosya üzerinden Dairemizce değerlendirilip yeniden hüküm kurulabileceği anlaşıldığından, HMK 'nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, A-Davanın kısmen kabulü ile, 1-Maddi tazminat olarak 80.474,00 TL alacağın olay tarihi olan 22/12/2014 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 2-Manevi tazminat olarak 20.000,00 TL alacağın olay tarihi olan 22/12/2014 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla talebin reddine,” karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: Raporlar arasında çelişkinin giderilmediğini, davacının olay anında başının dönmesi nedeniyle iş kazasının gerçekleştiğini, davacının dikkatsiz davrandığının sabit olduğunu, illiyet bağının davacı eylemi ile kesildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında kusur raporuna yönelik itirazların karşılanmadığını, davacının eğitim gereklerini yerine getirmediğini, iskontolama oranlarının hatalı benimsendiğini, hesaba esas ücretin 1.080,00 TL olarak kabulünün hatalı olduğunu, ıslah harcı alınmadığından ıslaha itibar edilmemesi gerektiğini, faiz başlangıcının olay tarihi değil, ıslah tarihi olarak esas alınması gerektiğini, manevi tazminata 20.000 TL olarak hükmedilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: A) Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde: Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir. Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür. 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir. HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir” HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir. Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi sonrası için 72.070,00 TL’dir. Bu tür davalarda, 6100 sayılı HMK’nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davacı vekilinin75.000,00 TL manevi tazminat talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince 10.000 TL’lik kısmi kabule karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 31.12.2020 tarihli kararıyla davalının istinaf isteminin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü işe 20.000 TL manevi tazminata hükmedildiği gözetildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibariyle kısmen kabul edilen manevi tazminatın 78.630,00 TL’lik kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün bulunmadığından, davalı vekilinin bu hükme yönelik temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle reddine, karar verilmiştir. B) Davalı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyizi itirazlarının incelenmesinde: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenleriyle kanunun açık hükmüne aykırı görülen sebeplere göre; davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2- 6100 sayılı HMK nun “yargılama giderlerinin kapsamı” başlığını taşıyan 323. maddesinde yargılama giderlerinin hangi kalemleri kapsadığı tek tek sayılmış, bu madde içerisinde “Başvurma , karar ve ilam harçları yargılama gideri” kapsamında belirtilmiş, “yargılama giderlerinden sorumluluk” başlığını taşıyan 326. maddede “kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği,” “yargılama giderlerine hükmedilmesi” başlığını taşıyan 332. maddesinde ise; “yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedileceği, yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümün hüküm altında gösterileceği,” hüküm altına alınmıştır. 492 sayılı Harçlar Kanunun 15. Maddesinde “Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır.” 16/1- 1.cümlesinde “Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır.” 28/1-a maddesinde “Karar ve İlam Harcı” düzenlenmiş olup “Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Şu kadar ki, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır. Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez.” Hükümleri yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin 14.01.2010 tarihli ve E. 2009/27, K. 2010/9 sayılı Kararında da belirtildiği üzere “Harç, idarece yapılan bir hizmetten yararlananlardan bu hizmet dolayısıyla alınan para, diğer bir deyimle verginin özel ve ayrık bir türüdür. Bu nedenle diğer harçlarda olduğu gibi, yargı harçlarında da kural; harcın, davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişi tarafından ödenmesidir. Ancak yargı yoluna başvurmak, başvuran kişiye bir harç yükümlülüğü yüklediği gibi, başvuranın haklı çıkması halinde bu yükümlülük yer değiştirmekte ve davada haksız çıkan tarafa yükletilmektedir. Bu nedenle nispi harca tabi davalarda, yargılama sonunda ödenecek harç miktarıyla birlikte, harcın gerçek sorumlusu da mahkeme kararıyla belirlenmektedir.” Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddolması nedeniyle aleyhine yüklenecek harcın ilk derece mahkemesince aleyhine hükmedilmiş olan tazminat miktarı üzerinden hesap edilmesi gereken nispi karar ve ilam harcı olacağı açık olmasına karşın; Bölge Adliye Mahkemesinin iş bu temyize konu edilen kararında olduğu gibi davacının istinaf başvurusunun kabulü nedeniyle artırılan tazminat miktarı da dikkate alınarak hesap edilen harcın davalının istinaf talebinin reddi nedeniyle belirlenen harçta dikkate alınması hatalı olmuştur. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile HMK 369.maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırılıklar da gözetilerek, ... Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır. Ne var ki bu konuların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden ilk derece mahkemesi hükmü bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesinin 31.12.2020 tarih ve 2020/907 E- 2020/1964 K sayılı kararının “I” bendinin “2” nolu alt bendinin silinerek yerine “2-Davalıdan alınması gereken 6.180,28 TL istinaf karar ve ilam harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 1.599,47 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.580,81 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına, hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harçlarının istek halinde davalıya iadesine, 11.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2021/5424, K. 2022/12226, T. 11.10.2022, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2021-5424-e-2022-12226-k-cd77ca692dd2