Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/13522 E. 2012/16476 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/13522
Karar No
2012/16476
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :851-48 Dava, yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dava konusu asıl uyuşmazlık, Suudi Arabistan'da geçen hizmetlerini borçlanan davacının, borçlanma tarihi itibariyle kesin dönüş yapmamış olması ve son defa 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olması nedeniyle, Sosyal Sigortalar Kurumuna yaptığı borçlanmasının geçerli olup olmadığı ve borçlanmanın Kurum tarafından iptali nedeniyle, buna bağlı olarak sonraki isteğe bağlı sigortalılığının da, 506 sayılı 85. maddesinde belirtilen 1080 gün ödenmiş primi bulunmak koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle, iptalinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, 01.03.2005 ile, 14.02.2008 tarihleri arasında 1064 gün isteğe bağlı prim ödemesi bulunan davacının, düzenli prim ödemeleri nedeniyle Medeni Kanunun 2. maddesi dikkate alındığında, isteğe bağlı sigortalı olarak kabulü gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “Dürüst Davranma” başlıklı 2. maddesinde; herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda bulunduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağı, 3. maddesinde; durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı hükme bağlamıştır. Davalı Kurum davacının yaptığı prim ödemelerini tahsil ederek nemalandırmasına ve davacıya sigortalı olduğu konusunda yıllarca güven vermesine rağmen, aylık tahsisi talebinde bulunması üzerine sigortalılığını iptal etmesi Türk Medeni Kanununun 2. maddesindeki evrensel iyiniyet kuralına aykırıdır. Kaldı ki, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa'nın isteğe bağlı sigortalılık koşullarını düzenleyen 5754 sayılı Yasa ile değişik 50. maddesine göre; isteğe bağlı sigortalı olabilmek için, ''...zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde çalışmamak, zorunlu sigortalılığı gerektirecek şekilde çalışılıyorsa, 30 günden az çalışmak veya tam gün çalışmamak, kendi sigortalılığı nedeniyle aylık bağlanmamış olmak, 18 yaşını ikmal etmek ve isteğe bağlı sigortalı olmak için talepte bulunmak'' şartları öngörülmüş olup, sayılan şartların içinde ''malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortasından 1080 gün prim ödemesi bulunması'' şartının sayılmamış olması karşısında,sosyal güvenlik hukukunun temel prensipleri gereği davacının lehe olan yasal düzenleme nedeniyle, isteğe bağlı sigortalılığını geçerli kabul etmek gerektiği de gözetilmelidir. Öte yandan, davanın yasal dayanağı olan, Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında 3201 sayılı Kanunun “Başvurulacak kuruluşlar” başlığını taşıyan 3’üncü maddesinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yurda kesin dönüş yapanların, kesin dönüş tarihinden itibaren; sosyal güvenlik kuruluşlarından hiçbirine tabi bulunmamaları halinde Sosyal Sigortalar Kurumuna, tabi bulunmaları durumunda ise prim, kesenek ve karşılık ödediği sosyal güvenlik kuruluşuna, ev kadınlarının Bağ-Kur’a yazılı istekte bulunmak ve yurt dışında geçen sürelerin tamamını veya dilediği kadarını döviz olarak ödemek koşuluyla borçlanabilecekleri, borçlanılan sürelerin ilgili sosyal güvenlik kanunlarındaki esaslar içerisinde değerlendirileceği belirtilmiş olup, maddede yer alan “yurda kesin dönüş yapanlar, kesin dönüş tarihinden itibaren” sözcükleri, Anayasa Mahkemesi’nin 25.04.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 12.12.2002 gün ve 2000/36 Esas – 2002/198 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Sonrasında, söz konusu madde 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 56’ncı maddesiyle değiştirilerek, halen yurt dışında bulunanlardan; yurt dışına çıkmadan önce Türkiye’de herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi çalışması olmayanların Sosyal Sigortalar Kurumuna, çalışması olanların yurt dışına çıkmadan önce Türkiye’de son defa prim, kesenek ve karşılık ödenen sosyal güvenlik kuruluşuna, ev kadınlarının Bağ-Kur’a yazılı olarak başvurmak suretiyle borçlanabilecekleri açıklanmış, Türkiye’ye döndükten sonra yurtdışında geçen hizmetlerini borçlanmak isteyenler yönünden ise; herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olmayanların Sosyal Sigortalar Kurumuna, başvuru tarihinde çalışmakta olanların tabi oldukları sosyal güvenlik kuruluşuna, başvuru tarihinde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olmamakla birlikte yurda dönüş tarihinden sonraki çalışmalarından dolayı, son defa tabi oldukları sosyal güvenlik kuruluşuna, hizmetlerinden bir kısmı yurt dışında iken borçlananlardan, kalan hizmetlerini yurda dönüş yaptıktan sonra borçlanmak isteyenlerin, ilk borçlanmayı yapan sosyal güvenlik kuruluşuna, ev kadınlarının Bağ-Kur’a yazılı olarak başvurmak suretiyle borçlanabilecekleri hüküm altına alınmıştır. Anılan madde 08.05.2008 günü yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79’uncu maddesiyle yeniden değiştirilerek, bu Kanunun 1’inci maddesinde belirtilenler ile, yurt dışında çalışmakta iken veya yurda kesin dönüş yaptıktan sonra ölenlerin Türk vatandaşı olan hak sahiplerinin, sigortalının Türkiye’de hiçbir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi çalışması yoksa Sosyal Güvenlik Kurumuna, Türkiye’de çalışması varsa, en son tabi olduğu sosyal güvenlik kuruluşuna başvurmak suretiyle bu Kanunla getirilen haklardan yararlanacakları belirtilmiştir. Dosya kapsamına göre, borçlanma yaptığı tarihte yurda kesin dönüş yapmamış olan davacının, en son 1479 sayılı Yasa kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğu gözetildiğinde, Bağ-Kur'a borçlanması gerektiği açıktır. Ne var ki; Kurumların aynı çatı altında birleştekleri de gözetildiğinde, borçlanmanın geçerli olduğu, ancak, Bağ-Kur'a borçlanıldığının kabulü gerekir.Bu açıklamalara göre, 3201 sayılı Kanun uyarınca hangi süreyi borçlanarak ödediği araştırılarak ve tahsis talep tarihi itibariyle, diğer yaşlılık aylığı koşullarının oluşup oluşmadığı da irdelenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırıdır. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 20.9.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/13522, K. 2012/16476, T. 27.09.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-13522-e-2012-16476-k-db8ff363f47f