Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/2834 E. 2026/3510 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2834
Karar No
2026/3510
Karar Tarihi

MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1293 E., 2026/274 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/41 E., 2023/164 K.

Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel, aksi takdirde tenkis istemine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkili ve davalının mirasbırakan ...'nin mirasçıları olduğunı, davalı ve müvekkili kardeş olup dava dışı 6 kardeşleri daha bulunduğunu, müvekkili tarafından uzun yıllar zilyetliğini ve malikliğini elinde bulundurduğu ... ili ... ilçesi...Köyü/Mahallesi 1 02... parsel sayılı, ahşap ev ve tarla olarak kayıtlı olan taşınmazın muris ... tarafından tapulama ve kadastro tespitleri sırasında davalı ... adına tescilinin sağlandığını, zilyet sanki davalı imiş gibi gösterildiğini, bu hususun muris ... tarafından da bilinmekte olmasına rağmen saklandığını, dava konusu taşınmazın tapu tescil tarihi 17.05.2001 olup murisin ise 02.02.2017 tarihinde vefat ettiğini, bahse konu taşınmazın davalı adına kayıt gördüğünün, taşınmazların üzerlerine intikal edilmesi ve akabinde kontrol edilmesi suretiyle fark edildiğini, taşınmaz içerisinde dükkanı ve konutu olduğunun açık ve net bir şekilde herkes tarafından bilindiğini, tescil tarihinde Ümmet'in 21 yaşında olup, kadastro tespiti ile taşınmaz sahibi olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, açık ve net bir şekilde muris tarafından tek erkek evladı olan davalıya diğer mirasçılarından mal kaçırmak maksadıyla zımnen işlem gerçekleştirildiğini ileri sürerek davalı adına olan tapunun iptali ile davacının payı oranında adına tesciline, olmadığı takdirde taşınmazın dava tarihindeki değerine göre miras hakkı oranında müvekkili lehine davalıdan tahsiline, bu hususta da mahkeme aksi kanaate ise taşınmazın tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; davacının ileri sürdüğü muris muvazaası, sebepsiz zenginleşme nedeniyle bedel talebi ve tenkis talebine karşı zamanaşımı def'i ve hak düşürücü süre itirazı bulunduğunu, davaya konu 1 02... parsel sayılı taşınmazın 17.05.2001 tarihinde müvekkili adına tapuya kaydedildiğini, taşınmazın mülkiyeti ve zilyetliğinin müvekkiline ait olduğu için kadastro çalışmaları sırasında müvekkili adına tespit gördüğünü, davacının uzun yıllar bu taşınmazın zilyetliğini ve malikliğini elinde bulundurduğu iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı muvazaalı olarak dava konusu taşınmazın tespitinin muris tarafından davalı adına yaptırıldığını iddia etmiş ise de yargılama konusu 1 02... parsel sayılı taşınmazın dosya içerisindeki kadastro tespit tutanaklarından anlaşılacağı üzere söz konusu yerlere ilişkin kadastro tespitinin 17.05.2001 tarihinde kesinleştiği, murisin ise dosya içerisindeki veraset ilamı örneğinden anlaşılacağı üzere 02.02.2017 tarihinde vefat ettiği, murisin kadastro tespitine ilişkin süresinde bir itirazı bulunmadığı halde davacının kadastro tespitine itiraz etmesinin mümkün olmadığı, taşınmazların evveliyatlarının tapuda kayıtlı olmadığının tespit tutanaklarından anlaşılması sebebiyle, tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların taşınır mal niteliğinde olduğu ve zilyetlikten ibaret olan hakkın devri suretiyle yapılan elden bağışlama sözleşmelerinin hiçbir biçim koşuluna bağlı olmadığından muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali-tescil talebi yönünden 01.04.1974 tarih ve 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama olanağının bulunmadığı gözetilerek tapu iptali-tescil talebinin reddine karar vermek gerektiği, tenkis talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; kadastro tespitinin 17.05.2001 tarihinde kesinleştiği, murisin 02.02.2017 tarihinde öldüğü ve eldeki davanın da 28.02.2022 tarihinde açıldığı gözetildiğinde; taraflar murisinin ölüm tarihinde adına kayıtlı taşınmazların tapu kayıtlarının dosya kapsamına alındığı, mirasçılara kalan dava konusu olmayan taşınmazların intikal tarihleri incelendiğinde söz konusu taşınmazların intikallerinin 28.04.2017 tarihinde yapıldığı, eldeki davanın da 28.02.2022 tarihinde açıldığı, davacı taraf dava dilekçesinde hibe niteliğindeki temlikin muristen kalan dava konusu olmayan diğer taşınmazların intikali sırasında öğrendiklerini doğrulasalar da, söz konusu sürenin hak düşürücü süre olması nedeniyle başlangıcının tespitinin önem arz ettiği, bir yıllık hak düşürücü sürenin, mirasçının kendisinin saklı paylı mirasçı olduğunu ve saklı payının ihlaline neden olan tenkise tabi bir tasarrufun bulunduğunu öğrenmesinden itibaren başladığı, burada önemli olan ve bir yıllık süreyi başlatanın, sayılan iki koşulun gerçekleşmesi olduğunu, tarafların iddia ve savunmaları dikkate alındığında, davacının saklı payının ihlaline neden olduğunu iddia ettiği tenkise tabi tasarrufu intikalden önce öğrendiğinin ispatlanamadığı, bu nedenle dava dilekçesinde de davacının kabulünde olduğu üzere muristen mirasçılara kalan dava konusu olmayan taşınmazların intikal tarihi olan 28.04.2017 tarihinde saklı payının ihlaline neden olan tenkise tabi bir tasarruf olduğunu öğrendiğinin kabulü gerektiği, bir yıllık hak düşürücü sürenin de yine bu tarihten itibaren başlaması gerektiği, bu durumda tenkis davasının da hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı anlaşılmakla davacının terditli talebinin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince verilen kararda, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: -K A R A R-

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, Kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/2834, K. 2026/3510, T. 29.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-2834-e-2026-3510-k-f34287144746