Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/5421 E. 2025/4825 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5421
- Karar No
- 2025/4825
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2035 E., 2022/1119 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/274 E., 2020/137 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı mirasçısı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; 1937 doğumlu olduğunu, yaşı ve yapısı gereği herkese güvendiğini, bu nedenle 5 parça arsasının elinden alındığını, bu arsaları geri alabilmek için herkesten medet umar hale geldiğini, bu arada arsaları geri alabileceğini söyleyen dava dışı avukat ... ... ile tanıştığını ve onu vekil tayin ettiğini, sonrasında bir vekaletname daha lazım diye ...’in yanında çalışan ...’un adına vekaletname düzenlettirildiğini, bir süre sonra da ...’in bürosuna çağırdığını, bir yakını ile gittiğini, orada arsalara inşaat yapılacağının ve kendisine 8 daire verileceğinin ancak bir belge imzalanması gerektiğinin söylediğini, yakınının telkini ile imzayı atmadığını, Londra’ya gittiğini, oradayken kendisini arayan yakınlarının ...’ın imza için geldiğini söylediğini, bunun üzerine çocukları araştırınca evin davalı ...’e devredildiğini öğrendiğini, ... ve ... ...’in birbirlerini tanıdıklarını ve birçok suça birlikte karıştıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline, mümkün olmazsa bedelin satış tarihinden itibaren reeskont faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiş, 14.11.2021 tarihinde ölmüş, davayı mirasçıları sürdürmüştür.
II. CEVAP Davalı ... cevap dilekçesinde; ...’in yanında çalışmadığını, serbest çalışan bir emlak komisyoncusu olduğunu, vekaletname ile satış arasında 39 gün olduğunu, davacı iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının bilgisi ve kabulü dahilinde taşınmazı 210.000,00 TL’ye sattığını, harcamalar ve komisyonundan arta kalan bedeli davacıya ödediğini, taşınmazdaki ipoteğin kaldırılması için de davacının talepte bulunduğunu ve taşınmazı satışa hazır hale getirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ..., süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ispat yükünün davacıda olduğu, Adli Tıp Kurumu raporuna göre davacının fiil ehliyetini haiz bulunduğu, davalı ... tarafından davacının imzası olan ibraname sunulduğu, Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan imza karşılaştırmasında da imzanın davacıya ait olduğunun tespit edildiği, iddiaların yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yeniden rapor alınmasına gerek olmadığı, davacının hile iddiasını kanıtlayamadığı, yemin deliline de dayanmadığı, başkaca yazılı delil sunamadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı mirasçısı vekili temyiz dilekçesinde özetle, gerekli ve yeterli inceleme yapılmadığını, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, hata ve hileye dayalı davanın her türlü delille ispat edilebileceğini, tanık delili değerlendirilmeden karar verildiğini, müvekkilinin yurt dışında yaşadığını, yaşı ve kültürü nedeniyle kandırılmaya müsait olduğunu, daha önce kandırılarak 5 parça taşınmazının elinden alındığını, o taşınmazlar için açılan davanın reddine karar verildiğini, arsaları geri alabilmek için arayış içerisine girdiğini ve avukat ... ... ile tanıştırıldığını, onun arsaları geri alabileceklerine dair değişik zamanlarda umut verici açıklamalar yaptığını, tanıkların da bu durumu doğruladığını, arsalarının geri alınacağı vaadi ile davalı ...’a yeni bir vekaletname verilmesinin istenildiğini, vekaletname tarihinde davacının 79 yaşında olduğunu, tek hekim imzalı rapor alındığını, bu durumun da hukuka aykırı olduğunu, taşınmazın vekaletname ile davalı ... tarafından davalı ...'e temlik edildiğini, aşamada davacının kısıtlandığını, davalılardan ...'un dava dışı avukat ... ...’ın yanında çalışan kişi olduğunu, diğer davalı ...'ın ise avukat ... ... ile hakkında bir çok soruşturma dosyası bulunan bir kişi olduğunu, satış bedelinin davacıya ödendiğine dair sunulan ibranamenin boş kağıda imza attırılarak alındığını ve daha sonra üzerinin yazıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir. Dosya içeriğinden; davacı ...’nin davalı ...’ı ... 6. Noterliğinin 07.03.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile İzmir ilindeki taşınmazlarının satış yetkisini de içerir şekilde vekil tayin ettiği, ...’ın anılan vekaletname ile dava konusu 3 79... parsel sayılı taşınmazdaki 9 numaralı bağımsız bölümü 15.04.2016 tarihinde davalı ...’a 210.000,00 TL bedelle temlik ettiği, aynı gün taşınmaza 435.000,00 TL değerinde ... Bankası lehine ipotek tesis edildiği, davacı ...’nin 14.11.2021 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları ..., ... ve ...’ın kaldığı, ... ve ...’in ... 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 15.02.2016 tarihli ve 2022/410 Esas, 2022/336 Karar sayılı kararı ile mirası kayıtsız şartsız reddettiklerinin tespitine karar verildiği, ... ve ...’in alt soyları olduğu görülmüştür. Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki; vekaletnamenin hile ile alındığı iddiası, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını da içermektedir. Eldeki davada, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar davanın hile hukuksal nedenine dayalı olduğu şeklinde hukuki nitelendirme yapılmış ise de vekaletnamenin hile ile alındığı iddiasının vekalet görevinin kötüye kullanılması iddiasını da içerdiği kuşkusuzdur. Somut olayda; dinlenilen tanıkların aşamada ölen davacı ...’nin ...’deki arsalarını kurtarmak için avukat tuttuğu, davalı ...’ın kendisini avukat yardımcısı olarak tanıttığı, ...’ın evi görmek istediği, evi görmeye geldiğinde ...’ın kendisini avukat ... olarak tanıttığı yönünde beyanda bulundukları, yine davacı tanığı ...’nin, eve gelindikten sonraki gün davacı ile avukat ...'i görmeye gittiklerinde kendilerini ...’ın karşıladığı, avukat ...’in davacıya arsaları kurtaracağım kimseye söyleme eğer sen bu işi bozarsan ben de senin işini bozarım, bu yüzden bu söylediklerimi kimseye söyleme dediği ve davacının bir belge imzaladığı, aynı görüşmede davacının bir belge daha imzalamak zorunda kaldığı, davacıya baskı yapıldığı yönünde beyanda bulunduğu, taşınmazın devrinin yapıldığı 15.04.2016 tarihinde makbuz ve ibraname başlıklı belgenin de düzenlenildiği anlaşılmakla; 1937 doğumlu davacının başka taşınmazları kurtarma amacıyla görüştüğü avukat aracılığıyla tanıştığı davalı ...’ın davacının İzmir ilindeki taşınmazlarının satış yetkisini de içerir şekilde hile ile kendisini vekil tayin ettirdiği, ...’ın dava konusu taşınmazı 15.04.2016 tarihinde, birlikte aynı soruşturmada yer aldıkları davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiği, temlikle aynı gün düzenlenen ibranamenin de 1937 doğumlu davacının kandırılması suretiyle imzalandığı, davalı ...’ın vekalet görevini kötüye kullandığı, davalı ... ile el ve iş birliği içerisinde davacı ...’yi zararlandırdıkları görülmüştür. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı mirasçısı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı mirasçısına iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.