Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/4839 E. 2025/4839 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4839
- Karar No
- 2025/4839
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/421 E., 2024/903 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 13. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/390 E., 2022/338 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar; dava konusu 17 82... parseldeki 17... nolu bağımsız bölümler ve 11 96... parseldeki 2 nolu bağımsız bölümün mirasbırakanlarından kendilerine kaldığını, dava dışı mirasçı ...'in borca batık halde ve hakkında birçok icra dosyasının olduğunu, dava konusu taşınmazlara haciz gelip ailenin zarar görmesini engellemek amacıyla taşınmazlardaki payını annesi olan davacı ...'e devrettiğini, ancak 2016 yılının başlarından itibaren dava dışı mirasçı ...'in dava konusu taşınmazları ellerinden alacağı, aileye sorunlar çıkaracağı yönünde kendilerini ciddi şekilde tehdit etmeye başladığını, aile yadigarı olan ve hala ikamet ettikleri dava konusu taşınmazları korumak amacıyla çare aramaya başladıklarını, aile dostları olan dava dışı ...'in kendilerini yakın arkadaşı davalı ... ile tanıştırdığını, kuyumculuk yapan davalının taşınmazları ne zaman isterlerse geri vereceği yönünde kendilerini inandırıp güven oluşturması üzerine dava konusu taşınmazları davalıya devrettiklerini, devirlerden sonra ve hala dava konusu 2 nolu bağımsız bölümde davacı ...'in, 17 nolu bağımsız bölümde davacı ...'ın ikamet etmeye devam ettiğini, 18 nolu bağımsız bölümde ise kiracılarının bulunduğunu, bu arada dava dışı ...'in mirasbırakanlarından kalan başka taşınmazlar hakkında aleyhlerine tapu iptali-tescil davası açtığını, bu davanın sonuçlanmasından sonra dava konusu taşınmazları geri alacaklarını beklerken davalının davacı ... ve davacı ... aleyhine taşınmazlar hakkında kira alacağına ilişkin takip başlattığını ve kira ödemezlerse tahliye davası açacağını belirttiğini, icra takipleri üzerine davalı tarafından kandırıldıklarını anladıklarını, davalının, zor durumlarından faydalanarak taşınmazların hile ile adına tescilini sağladığını, kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini, davalının 4 yıl boyunca kendilerinden hiçbir kira talebinde bulunmadığını, hata, hile ve gabin nedeniyle işlemlerin geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile payları oranında adlarına tescilini talep etmişlerdir.
II. CEVAP Davalı; iddiaların doğru olmadığını, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, dava konusu taşınmazları bedellerini ödeyerek satın aldığını, davacıların iradeleri doğrultusunda devirleri gerçekleştirdiğini, hata, hile ya da gabinin söz konusu olmadığını, davacıların iddialarını yazılı delille ispatlaması gerektiğini, davacıların dava dışı mirasçı ... ile aralarında yaşadıkları olayları bilmesinin mümkün olmadığını, kira bedellerini talep etmesinden sonra davacıların kötüniyetli olarak dava açtığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile; davanın inançlı işlem iddiasına dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkin olduğu, davacıların inançlı işlem iddialarını yazılı delille kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıların hata, hile ve gabin iddialarına dayanarak eldeki davayı açtıkları, dava dilekçesinin bütün olarak değerlendirilmesinde ise davanın hukuki niteliğinin inançlı işlemden kaynaklandığının anlaşıldığı, taraflar arasında inançlı temlike ilişkin yazılı bir delilin bulunmadığı, davacıların yemin deliline de dayanmadığı gözetildiğinde inançlı işleme dayalı davanın usulünce ispatlamadığı, davacıların hata, hile ve gabin iddiaları yönünden ise davalı tarafından davanın süresinde açılmadığı savunması kanıtlanamadığından davacıların eldeki davayı hak düşürücü süre içerisinde açtıklarının kabulünün gerektiği, davacıların kendi tanıdıkları vasıtası ile davalıya ulaştıkları, tanık anlatımları ile davacıların taşınmazların satılacağı endişesi ile davalıya emaneten devrini kendilerinin istediği, davacıların zor durumundan faydalanmaya yönelik davalının eylemde bulunduğunun ve davacıların inançlı işlem esnasında iradelerinin fesada uğratıldığı hususunun da ispatlanamadığı, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dışı mirasçı ... tarafından maddi ve manevi devamlı tehdit edilmeleri sebebiyle ailece çok zor durumda olduklarının tanık beyanları ve dosyadaki diğer belgeler ile kanıtlandığını, davalının davacıların bu zor durumundan faydalanarak ileride geri vereceği yönünde kendilerinde güven oluşturup hile ile dava konusu taşınmazları adına tescil ettirdiğini, davalının kira alacağı için aleyhlerine tahliye talepli takipler başlattığında kandırıldıklarını öğrendiklerini, davalının hiçbir bedel ödemeden dava konusu taşınmazlara bir nevi el koyduğunu, davalının satış bedelini ödediğine dair hiçbir delil bulunmadığını, davada inançlı işlem değil hile, gabin ve hatanın söz konusu olduğunu, can ve malları ile tehdit ve korku içindeyken davalının iradelerini fesada uğratıp taşınmazları ne zaman isterlerse iade edeceğini, kendisine güvenebileceklerini belirterek hile ile devri sağladığını, satışların gerçek olmadığını, dava konusu taşınmalarda devirden sonra kendilerinin ve kiracılarının oturmaya devam ettiğini, emlak vergilerinin kendileri tarafından ödendiğini, yargılama sırasında ise davalının bankaya olan borcu sebebiyle dava konusu 2 nolu bağımsız bölüm üzerine konan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takip sonucunda 2 nolu bağımsız bölümün dava dışı kişiye satıldığını öğrendiklerini, bu durumun da bir bozma sebebi olduğunu, hile, hata ve gabin iddialarının ispatlandığını belirterek kararın bozulmasını istemişlerdir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Mahkemece ön inceleme duruşmasında davanın hata, hile ve gabin hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil olarak nitelendirildiği, taraf vekillerinin duruşmada hazır bulundukları ve tutanağı imzaladıkları gözetildiğinde HMK’nın 140. maddesinin 3. fıkrası gereğince uyuşmazlığın hata, hile ve gabin hukuki nedenleri esas alınmak suretiyle çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; dava konusu 17 82... parseldeki 17... nolu ve 11 96... parseldeki 2 nolu bağımsız bölümlerin 11/20 payı davacı ..., 3/20 payı davacı ..., 3/20 payı davacı ..., 3/20 payı davacı ... adlarına kayıtlı iken, davacıların 17 nolu bağımsız bölümdeki paylarını 27.05.2016 tarihinde, 18 nolu bağımsız bölümdeki paylarını 25.10.2016 tarihinde, 2 nolu bağımsız bölümdeki paylarını ise 23.01.2018 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle devrettikleri, yargılama sırasında 2 nolu bağımsız bölümün 30.11.2022 tarihinde cebri satış suretiyle dava dışı 3. kişi adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir. Somut olaya gelince; davacıların davalının hilesini 31.08.20 20... .09.2020 tarihlerinde kira alacağının tahsili için davalı tarafça aleyhlerine başlatılan icra takibi sonucu öğrendiklerini ileri sürdükleri ve 30.09.2020 tarihinde eldeki davayı açtıkları, davalı tarafın ise bu durumun aksini kanıtlayamadığı dikkate alındığında, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmekte olup esasen bu husus Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulündedir. Diğer taraftan; dinlenen tanık beyanlarından, davacı ...'in oğlu, diğer davacıların ise kardeşi olan dava dışı ...'in borçları nedeniyle hakkında birçok icra takibi bulunduğundan çekişmeli taşınmazlardaki paylarını davacı annesi ...'e devrettiği ancak bir süre sonra ...'in taşınmazları geri alma amacıyla davacıları can ve mal güvenlikleri ile ilgili olarak sürekli tehdit etmeye başladığının anlaşıldığı, davacıların aile yadigarı olan ve halen ikamet ettikleri taşınmazların ellerinden gideceği korkusuyla zor durumda kaldıkları, davalının ise davacıların zor durumundan faydalanarak kendilerine yardım edeceği, dava konusu taşınmazları ne zaman isterlerse davacılara iade edeceği yönünde davacıları inandırıp bu yönde davacıların iradesini yanıltarak hile ile taşınmazların adına devrini sağladığı; öte yandan, davalı herhangi bir satış bedeli belirtmeksizin taşınmazları bedel ödeyerek satın aldığını savunmuş ise de satış bedellerini ödediğini ispatlayamadığı gibi dinlenen davacı tanıklarının da taşınmazların bedelsiz olarak davalıya devredildiğini beyan ettikleri, dava konusu 17... nolu bağımsız bölümde halen davacı ... ve ...'in kira vermeden ikamet ettikleri, 18 nolu bağımsız bölümde oturan kiracının ise kira bedellerini davacılara ödemeye devam ettiği, yine davalının dava konusu taşınmazları hiç kullanmadığı ve taşınmazların bulunduğu sitede davalının komşular tarafından tanınmadığının tanık beyanlarıyla anlaşıldığı ve taşınmazların resmi akitte gösterilen satış bedelleri ile keşfen saptanan gerçek değerleri arasında fahiş fark bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde hile iddiasının ispatlandığı sonucuna varılmaktadır. Ne var ki, dava konusu 2 nolu bağımsız bölümün yargılama sırasında 30.11.2022 tarihinde dava dışı 3. kişiye cebri satış suretiyle devredildiği kayden sabittir. Bilindiği üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 125/1. maddesi "Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür." hükmünü içermektedir. Re'sen gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre Mahkemece davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılarak davayı ne şekilde sürdüreceği sorulmalı ve sonucuna göre işlem yapılmalıdır. Hâl böyle olunca, hile iddiasının ispatlandığı gözetilerek dava konusu 17... nolu bağımsız bölümler yönünden davanın kabulüne karar verilmesi; dava konusu 2 nolu bağımsız bölüm yönünden ise aşamada taşınmazın 3. kişiye temlik edildiği gözetilerek HMK'nın 125. maddesi uyarınca davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılarak davayı ne şekilde sürdüreceğinin sorulması, bu yöndeki usuli eksiklik giderildikten sonra sonucuna göre işlem yapılması gerekirken, HMK'nın 125. maddesi gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.