Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/2300 E. 2026/3793 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2300
- Karar No
- 2026/3793
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/241 E., 2024/252 K.
Mahkeme kararı davacılar vekili, müdahiller vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - K A R A R- Dava tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. İstanbul ili, ... ilçesinde 1953 yılında kesinleşen kadastro çalışmaları sonucu, Büyükdere Mahallesi çalışma alanında bulunan 5 59... , 37, 41, 6 13... ve 6 53... parsel sayılı 89.75, 122.74, 110.02, 49. 13... .00 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, tapu kaydı nedeniyle Hazine adına tespit ve tescil edildikten sonra, 1961 yılında kayden devir nedeniyle ... Büyükşehir Belediyesi adına tescil edilmiştir. Davacılar ... ve arkadaşları; irsen intikal ve ... kaydına dayanarak öncelikle tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemiyle 10.04.2012 tarihinde dava açmış, yargılama sırasında müdahiller ... ve arkadaşları aynı nedenlere dayanarak davaya katılmışlardır.
Davalı Hazine vekili; dava açılması için 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde belirlenen hak düşürücü sürenin dolduğunu belirterek, zamanaşımı def-i ileri sürmek suretiyle davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin 17.12.2015 tarih, 2012/179 Esas, 2015/458 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazların kadastro tutanaklarının 1953 yılında kesinleştiği dikkate alındığında, dava tarihi itibariyle 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasında belirlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, tazminat talebinin ise zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar ve müdahiller tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 24.10.2019 tarih, 2016/11054 Esas- 2019/6838 Karar sayılı ilamı ile karar onanmış, davacılar ve müdahillerin tashihi karar taleplerinin reddedilmesi üzerine hüküm derecattan geçmek suretiyle kesinleşmiştir. Bilahare davacılar ve müdahiller tarafından hak ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesinin 27.04.2023 tarih, 2019/... başvuru numaralı kararı ile davacı ve müdahillerin mülkiyet hakkının ihlal edildiği, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gereğine değinilmek suretiyle dava dosyası Mahkemesine gönderilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu taşınmazları kayden devralan kayıt maliki ... Büyükşehir Belediyesi’nin kötü niyetli olduğuna dair iddia ve ispatın bulunmadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine, davacıların mülkiyet haklarının bulunduğu ve bu hususun ispat edildiği, ancak taşınmazların el değiştirdiği gerekçesiyle tazminat talebinin kabulü ile taşınmazların yargılama sırasında belirlenen değeri üzerinde davacıların payına isabet eden 8.541.154,16 TL, müdahillerin payına isabet eden 3.060,539,58 TL tazminat bedellerinin davalı Hazineden alınarak davacı ve müdahillere ödenmesine hükmedilmiştir. Ne var ki; Mahkemece yazılı şekilde davacıların mülkiyet haklarının bulunduğu gerekçesiyle tazminat isteği bakımından davanın kabulüne hükmedilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Bilindiği üzere Cumhuriyet döneminden önce ... döneminde taşınmazların tapu defterine kaydı ve maliklerine tapu senedi verilmesi uygulamasına Tapu Nizamnamesi ile başlanmıştır. Özel mülkiyete ilişkin tapu sicil kaydının oluşturulması ve taşınmazların sicil üzerinden tedavülü ve teşhisi ilk defa bu nizamname ile gündeme gelmiştir. Bilahare belirli tarihlerde aralıklı olarak arazi ve emlak yoklamaları yapılmıştır. İlk dönem yapılan tahrirlerde ... arazinin yazımı yapılmıştır. Yazım sonuçları ise “...” adı verilen defterlere geçirilmiştir. Bu tarihten sonra tutulan kayıtlar, merkezi hükümetteki arşive gönderilmiş ve hak sahiplerine tuğralı tapu senedi verilmeye başlanmıştır.
1872-1883 tarihleri arasında oluşturulan kayıtlar yoklama usulüyle yapılan yazımlar sonucunda oluşturulmuştur. Bu çalışmalarda, tarla, çayır, yoncalık, mer’a, yaylak ve kışlak gibi taşınmaz malların nitelikleri belirlenerek yetkili memurlar tarafından şehir, kasaba ve köy, mevkii ve sınırlarının belirtilmesi ve tahmini yüz ölçümlerinin yazılması suretiyle bir yenilik getirilmiştir. “...” adı verilerek tutulan bu defterlere; Arazi Kanunnamesi'nin 78. maddesi hükümleri uygulanmak suretiyle araziye zilyed olan ve tasarruf etme hakkına sahip olup da hakkı kararları sabit olanların kimlikleri de belirlenmek suretiyle yazılmıştır.
1874-1883 tarihleri arasında köy ve mahalle esasına göre yapılan yazımların sonucu “... ve ...” adı verilen defterler düzenlenmiştir. Burada önemli olan ve hukuk alemini ilgilendiren husus ise ... arazi için, o tarihe kadar Şer’iye Mahkemelerince kayıt tutularak “Hüccet” adıyla hak sahiplerine tasarruf belgesi verme yetkisi, 20 ağustos 1874 tarihli idare ile tapu dairelerine devredilmiştir. 1884-1891 yılları arasında artık ortada bir Tapu Teşkilatı bulunması nedeniyle, yapılan tahrir yoklamaları sonunda, arazi ve emlak kayıtları bir araya toplanmıştır. 1909 yılına kadar yoklama usulüyle yazım işleri devam etmiştir. Mahallinde tutulan kayıtlar, ay itibariyle “... ...” olarak merkeze gönderilmiş ve ”... ...” adı altında genel arşive geçirilmiştir. Bunlara ek olarak, önceleri Vakıflar İdaresince tutularak sonradan Tapu İdarelerine devredilen vakıf atik defterleriyle Hazine-i ...’ya ait kayıtlarda tapu arşivine intikal ettirilmiştir.
Öte yandan; İstanbul ve çevresinde yapılan bir uygulama sonunda “... ...” adı verilen defter tutulmuştur. İş bu defterler yalnız İstanbul’da mevcut olup 1911 tarihinde vergi idaresinden devren alınan yazım defterleridir. ..., vakıf ve ... gibi tahrir görmüş bütün taşınmazları içinde bulundurmaktadır. Tapu idarelerince bu defterler fihrist mahiyetinde kullanılmakla beraber, başlangıçta haciz ve tahdit kararları gibi olaylar bunlara işlenmiş, terkin ve tedavüller de bilahare bu deftere geçirilmiştir. Diğer taraftan; Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 15.07.1964 tarih, 2562 E.- 4752 K. sayılı ilamında açıkça belirtildiği üzere Cumhuriyet öncesi tutulan kayıtlardan hangilerinin ‘’tapu kaydı’’ kuvvet ve mahiyetinde olacağı belirli esaslara bağlanmıştır. Buna göre yukarıda tarifi yapılan eski döneme ait kayıtların tapu kaydı sayılabilmesi için dört koşulun bir arada yer alması gerekmektedir:
a- Tutulan defterin ve içeriğinin taşınmazların mülkiyet ve tasarruf hakkını belirtmesi, b-Mülkiyet naklinin ve tasarruf yetkisinin defter üzerinden silsile halinde yürütülmüş olması (münakale) c-Defter tutulduğu tarih ve salahiyet itibariyle tapu idarelerinin yetkisinin bulunmaması ve ... tutanların tedavül ve intikal işlemlerine resmiyet verme yetkilerinin bulunması, d- ... tutanların yetkisi kaldırıldıktan sonra mevzu bahis defterin tapu idarelerine devredilmiş olması gerekmektedir. Yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan değerlendirmeler sonucunda; 1911 tarihinde vergi idaresinden devren alınan yazım ... mahiyetindeki ... defterlerinin bir nev-i vergi kaydı kuvvet ve mahiyetinde olduğu ve tapu kaydı kabul edilemeyeceği kuşkusuzdur. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10.10.1989 tarih, 1989/6720 Esas, 1989/9538 Karar sayılı ilamında da açıkça ... defterlerinin tapu kaydı hüviyetinde olmadıkları belirlenmiştir.
Hal böyle olunca; davacıların dayanağı ... ... kayıtlarının tek başına mülkiyet belgesi niteliğinde olmadığı, tapu kaydı niteliğinde olmayan bu belgenin zilyetlik ile birleşmediği taktirde iktisaba elverişli niteliğinin bulunmadığı, somut olayda davacıların taşınmazlar üzerinde zilyetliklerinin bulunduğu yönünde iddialarının olmadığı, dolayısıyla davacıların ... edinme koşulları yönünden meşru beklentisi bulunmadığı gibi taşınmazın aynını ve mülkiyetini talep etme hakkı bulunmayan davacılar yönünden tazminat talep hakkının da doğmayacağı gözetilerek davanın tümden reddi gerekirken yazılı gerekçelerle kısmen kabulü doğru görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle; davacılar vekili ve müdahiller vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, davalı Hazine vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Peşin yatırılan harcın istek halinde temyiz eden davacılar ve müdahillere iadesine, Dosyanın İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.