Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/2114 E. 2025/2748 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2114
- Karar No
- 2025/2748
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/306 E., 2022/600 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... ilçesi, ... köyünde 1972 yılında yapılan kadastro çalışmalarında tespit harici bırakılan taşınmaz bölümleri hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak bu bölümlerin davacı adına tapuya tescilini istemiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davacı lehine iktisap koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 19.03.2015 tarihli ve 2012/1188 Esas, 2015/317 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne, 17.07.2013 tarihli teknik krokide (A) harfi ile gösterilen 35,43 m2 (B) harfi ile gösterilen 40,65 m2 ve (E) harfi ile gösterilen 16,31 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz bölümlerinin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. . IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Kararın davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 24.12.2020 tarihli 2017/2561 Esas, 2020/6328 Karar sayılı kararı ile; TMK'nın 713/3. maddesi gereğince tescil davalarında Hazinenin yanında ilgili kamu tüzel kişiliklerine husumet yöneltilmesinin zorunlu olduğu, 6360 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Karkamış Belediye Başkanlığına ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığının davada taraf olması gerektiği, Mahkemece, davacı taraftan taşınmazların hangi nedenle müstakilen adına tescil talep ettiği, hangi hukuki gerekçeye dayandığının açıklattırılması, mahalli bilirkişilerden davacının murisinden davacıya intikal ettiği belirtilen taşınmazların hangi hukuki yolla davacıya intikal ettiği hususunun sorulup saptanması gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. Mahkemenin yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararıyla; dava konusu taşınmaz bölümleri üzerinde ev, depo, ahır yapılarının olduğu, taşınmazda imar-ihyanın çok önceden yapılmış olduğu, konum itibariyle köy içerisinde yer aldığı, mevcut haliyle yaşam alanı olarak kullanıldığı, kadastro tespitinin kesinleşme tarihinden dava tarihine kadar 20 yıldan fazla bir sürenin geçtiği, taşınmaza davacının nizasız fasılasız olarak malik sıfatıyla 20 yıldan fazla bir süredir zilyet olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 112 ada 336, 337, 437 ve 124 ada 328 parsel sayılı taşınmazların 14.03.2022 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (J) harfi ile gösterilen 25,53 m2, (K) harfi ile gösterilen 24,34 m2, (L) harfi ile gösterilen 18,88 m2, (M) harfi ile gösterilen 20,16 m2, (N) harfi ile gösterilen 5,14 m2 lik alanların Hazine adına kayıtlı tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yetersiz olduğunu, taşınmaz bölümlerinin önceki niteliğinin araştırılmadığını, imar-ihya gerektiren bir yer ise imar-ihyanın ne zaman başlayıp tamamlandığı hususlarının açıklığa kavuşturulmadığını, davacı tarafın zilyetliğinin nizasız ve fasılasız olmadığını, soyut nitelikteki beyanlara dayalı olarak karar verildiğini, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerden olduğunu ve bu tür yerlerin zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini belirterek ve re'sen görülecek nedenler ile kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir. Dava konusu taşınmaz bölümleri, ... ili, ... ilçesi, ... köyünde 1972 yılında yapılan kadastro çalışmalarında tescil harici bırakılmıştır. Bilindiği üzere, bozma kararına uyulmakla taraflar yararına usuli müktesep hak oluşacağından, bozma gereklerinin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda mahalli bilirkişi beyanına dayanılarak çekişmeli bölümlerin davacının kök murisi ....'a ait olduğu, onun ölümüyle davacının murisi ...'ye ondan da davacıya intikal ettiği belirtilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun değildir. Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamında, davacı tarafa dava sebebinin açıklattırılması, çekişmeli bölümlerin kime ait olduğunun, kimden kime ne şekilde intikal ettiğinin, taşınmaz bölümleri üzerinde sürdürülen zilyetliğin hangi hukuki sebebe dayandığının açıklığa kavuşturulması gerektiği vurgulanmıştır. Ne var ki, davacı tarafından dava konusu taşınmazın hangi hukuki sebebe istinaden (irsen intikal, hibe, paylaşım, taksim vs.) uhdesinde bulunduğu hususu açıklanmadığı gibi, tanık da dinlenmemiştir. Bozma sonrası yapılan keşifte dinlenilen mahalli bilirkişi, dava konusu taşınmaz bölümlerinin davacının dedesi... ait olduğunu, İsmail öldükten sonra taşınmazların oğulları ... ve ...’ye kaldığını, dava konusu evde davacı ve babasının birlikte 20-30 seneden beri oturduğunu beyan etmiş ancak intikal hususunda açıklama yapmamıştır. Davacı asıl keşifte, dava konusu taşınmaz bölümlerinin satın alınmadığını, dedesinden babasına, babasından da kendisine intikal ettiğini beyan etmiş ancak hangi hukuki sebeple intikal edildiği hususu açıklığa kavuşturulmamıştır. Öte yandan, UYAP sisteminden temin edilen nüfus kayıtlarına göre davacının murisi ...’nın 03.03.1996 tarihinde ölümü ile geride çocukları ....,.... ve davacı ...’in mirasçı olarak kaldığı anlaşılmaktadır. Mirasçılardan birinin taşınmazı kullanmasının diğer mirasçılar adına olduğu ve mirasçıların birbirlerine karşı zilyetlikle iktisap koşullarının işlemeyeceği açıktır. Her ne kadar, dosya kapsamından taşınmazların kök muris İsmail’den davacının miras bırakanı Ali'ye nasıl geçtiği hususu tam olarak açıklanmamış ise de dava konusu taşınmaz bölümlerinin muris Ali'nin zilyetliğinde olduğunun belirtilmiş olmasına göre, Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi gereğince kazanım koşullarının muris .... lehine oluştuğu ve dava konusu taşınmazın terekeye ait olduğu anlaşılmıştır. 4721 sayılı TMK’nın 640/2 ve 702/2. maddeleri uyarınca, Medeni Kanun’un yürürlük gününden sonra ölenlerin terekesi el birliği mülkiyeti hükümlerine tabidir. El birliği mülkiyetine tabi olan tereke ile ilgili olarak TMK'nın 702. maddesi gereğince tasarrufi işlemlerde mirasçıların oy birliği gereklidir. Dava açmak da bir tasarruf işlemi olduğundan, iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda, mirasçılardan birisi tek başına taşınmazın adına tescili için dava açamayacağı gibi, bu şekilde açılan davalara diğer mirasçıların muvafakatlerinin sağlanması suretiyle devam edilmesi de mümkün değildir. Somut olayda; davacının dava dilekçesinde kendi adına tescil talebinde bulunması nedeniyle davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı sabittir. Hal böyle olunca; Mahkemece, aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esası hakkında hüküm kurulması isabetsiz olmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın Nizip 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.