Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/2197 E. 2025/3916 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2197
Karar No
2025/3916
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1554 E., 2024/102 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Niksar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/99 E., 2023/598 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 23.09.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde, temyiz edilen davalı Hazine vekili Avukat ... ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; ... ili, .. ilçesi, . kasabasındaki 1 07... parsel sayılı taşınmazı bütün olarak 02.03.2011 tarihinde babası ... .... satın aldığını, taşınmazın öncesinde babasının sonra da kendisinin yıllardır aynı sınırlarıyla kullandıklarını, güncelleme çalışmaları sırasında ilk kadastro çalışmalarına göre taşınmazının yaklaşık 2.000 metrekarelik kısmının güneyde amcası davalı ...'ya ait 1 90... parsel sayılı taşınmazlara dahil edildiğini belirterek keşifte gösterdiği üzere 190 parseldeki (A) harfli 1.076,52 metrekare, 190 parseldeki (B) harfli 347,48 metrekarelik kısmın davalı ... adına tapu kaydının iptali ile kendi adına kayıtlı 123 parsele tevhidi suretiyle adına tescilini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; sınırın yıllar önceki haliyle korunduğunu, kadastro sırasında tespit edilen sınırlara itirazı olmadığını belirterek davanın reddini istemiş, 23.05.2023 tarihli 9. celsedeki beyanında ise dava konusu yerin 20 yıldır davacıya ait olduğunu ve davayı kabul ettiğini bildirmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil talep ettiği, dava konusu kadastro tespit tutanaklarının 29.03.2001 tarihinde kesinleştiği, değişikliğin sayısallaştırma çalışması yapılan 10.10.2019 tarihinde değil 29.03.2001 tarihinde kesinleşen kadastro çalışması ile yapıldığı, dava tarihine kadar on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının kadastro öncesi nedene dayalı olarak tapu iptali ve tescil talep ettiği, ..... İl Özel İdaresinin 26.05.2023 tarihli yazısına göre taşınmazın aynen taksiminin mümkün olmadığının bildirildiği, kabul beyanı kamu düzenine aykırı olmamak koşuluyla hak düşürücü süreden önce gelir ise de 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kanunu'nun niteliği gereği kamu düzenini ilgilendirdiği, kabul nedeniyle 5403 sayılı Yasa'ya aykırı hüküm kurulamayacağı, kadastro tespitinin kesinleştiği 29.04.2001 tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı duruşma istemli temyiz dilekçesinde; 123 parseli 02.03.2011 tarihinde babası .... satın aldığını, taşınmazın aynı sınırlarla yıllardır kullandıklarını, kadastro güncelleştirmesinden sonra taşınmazının bir kısmının davalı amcası adına tespit edildiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasını, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, kadastro öncesi eklemeli kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Dosya içeriğinden; ... ili, ... ilçesi, ../..... köyünde kain dava konusu davalıya ait 1 07... ve 192 parsel ile ifrazen tevhit edilmeleri istenen davacıya ait 1 07... parselin kadastro çalışmaları sırasında ortak edinme sebebiyle 1936 tarihli tahrir kaydına istinaden, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği, cedden intikal, taksim ve satış nedenleriyle 9.894 metrekare tarla vasfıyla davacının babası ... adına, dava dışı 189 parsel ve dava konusu 21.296 metrekare tarla vasıflı 190 parselin davalı adına, dava konusu 192 parselin 9.012 metrekare tarla vasfıyla dava dışı ... .. adına 20.07.2000 tarihinde tespit edildiği, itiraz edilmeksizin tespitin 29.03.2001 tarihinde kesinleştiği, dava konusu 192 parselin 11.05.2010 tarihinde davalı tarafından kayden satın alındığı, ifrazı istenen 123 parselin de tespit maliki ... tarafından 02.03.2011 tarihinde oğlu davacıya satıldığı, 30.11.2020 tarihli yenileme işlemiyle dava konusu olup davalı adına kayıtlı 190 parselin 8.949,32 metrekare, 192 parselin 21.226,85 metrekare, davacıya ait 123 parselin 9.916,58 metrekare yüz ölçümlü olarak tescil edildiği, davacının kadastro öncesi babası ve kendisinin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak davalı adına kayıtlı 190 parseldeki fen bilirkişi raporunda (B) harfiyle gösterilen 347,48 metrekare, 192 parseldeki (A) harfiyle gösterilen 1.076,52 metrekarelik kısımların davalı adına tapu kayıtlarının iptali, mevcut parsellerinden ifrazı ve kendi adına kayıtlı 123 parsele tevhidini talep ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; 3402 sayılı Kadastro Kanunu′nun 12/3. maddesinde, kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı belirtilmiştir.

Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesi, “Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.”; 309/2. maddesi, "Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir."; 311. maddesi, “Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir.” hükümlerini içermektedir.

Somut olayda; kadastro tutanaklarının kesinleştiği 29.03.2001 tarihinden davanın açıldığı 12.11.2020 tarihine kadar hak düşürücü sürenin geçtiği, ancak davalının 23.05.2023 tarihli 9. celsede davayı kabul ettiğini beyan ettiği; davanın, niteliği itibariyle kamu düzeni ile ilgili bulunmadığı ve davada taraf olmayan kişilerin haklarını etkilemeye yönelik bir istek içermediği, öte yandan davacı tarafından dava konusu parsellerden ifrazı istenen kısımların ayrı parsel numarası verilerek yeni parsel sayısıyla adına tescilinin istenmediği gibi, aksine dava konusu taşınmazlara komşu olan 9.916,58 metrekare yüz ölçümlü 123 parsel sayılı kendi taşınmazına tevhidin talep edildiği anlaşılmakla, eldeki dosyadaki ifrazen tevhit talebi 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kanunu'na aykırılık oluşturmamaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, hak düşürücü süre dava şartı olsa da yukarıda değinilen olgular birlikte değerlendirildiğinde, öncelikle kesin hükmün sonuçlarını doğuran davalının kabul beyanına değer verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Kaldı ki, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükme dayanak yapılan Tokat İl Özel İdaresi İmar Müdürlüğünün 26.05.2023 tarihli cevabi yazısında dava konusu parsellerin 3194 saylı İmar Kanunu'nun 8/ğ. maddesi uyarınca kamuya ait yaya veya taşıt yoluna cephe olmadığından yapı inşa edilemeyeceği, parsel oluşturulamayacağı, aynen taksimlerinin mümkün olmadığının bildirildiği, cevabi yazıda 5403 sayılı Kanun uyarınca bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.

Hâl böyle olunca, davalının kabul beyanına değer verilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değildir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Temyiz eden davacı taraf duruşmaya gelmediğinden lehine duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

23.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/2197, K. 2025/3916, T. 23.09.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2024-2197-e-2025-3916-k-8c6e828af54a