İlk Derece Mahkemesi · Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/114 E. 2025/332 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/114
Karar No
2025/332
Karar Tarihi

T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ***Esas - *** T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : *** KARAR NO : *** HAKİM :*** KATİP : *** DAVACI : *** VEKİLLERİ : Av. *** Av. *** DAVALI : *** VEKİLİ : Av.*** DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ :*** KARAR TARİHİ : *** KARAR YAZIM TARİHİ : *** Mahkememize açılan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; " Davalı şirket tarafından müvekkil aleyhine Kayseri Genel İcra Dairesi ... E. Sayılı dosya ile icra takibi başlatılmış ancak takip dayanağı senet konusu borç hiç oluşmamasına karşın haksız şekilde takip yapılması sonucu işbu dava ile müvekkilin takibe konu borcu olmadığının tespiti gerektiğini, müvekkil şirket ile davalı şirket arasında hiçbir ilişki mevcut olmadığını, davalı şirket müvekkil aleyhine takip başlatmak suretiyle hiç var olmayan bir alacağı haksız bir şekilde tahsil etmeye çalıştığını, davalı tarafın, ticari defterlerinin kontrol edilmesi durumunda davacı müvekkil ile aralarında herhangi bir ticari veya başkaca bir ilişki bulunmadığı ve müvekkile ait olan senedin haksız bir şekilde davalı şirketin elinde bulunduğu ve ticari defterlerinde kaydı olmadığı görüleceğini, arabuluculuk süreci tarafların anlaşamaması ile sonlandığını, izah ettiğimiz üzere somut durumdan da anlaşılacağı üzere borcun olmadığını gösteren açık deliller ve hukuki sebeplerin yanında; borcun hiç doğmamış olması dolayısıyla müvekkilin daha fazla mağdur olmaması ve ileride telafisi mümkün olmayacak zararların meydana gelmemesi için davanın kabulünü ve takibi yapmasından ötürü İİK. md.170 gereğince; aleyhine, alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata karar verilmesini " talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde özetle; " davacı taraf müvekkil firma ile olan borç ilişkisini inkar ettiğini, ancak senetteki imzaya ve senet metnine herhangi bir itiraz da bulunmadığını, bu bağlamda senede ilişkin borç ilişkisini ikrar ettiği anlaşılan davacı borçlunun yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince imzayı kabul eden davacı borçlunun ödeme yaptığını yazılı delille ispatlaması gerektiğini, keza taraflar arasında herhangi bir ilişkinin bulunmadığı iddiasındaki davacı borçlunun senedin verildiğine, senet metnine ve senetteki imzaya ilişkin bir itirazı bulunmadığını, davacı tarafın taraflar arasında herhengi bir ilişkinin bulunmadığı iddiasına rağmen kambiyo senedini keşide etmesi de hayatın olağan akışına aykırı olacağını, davacı firma, müvekkil firma lehine kayıtsız şartsız borç ödeme vaadi içeren kambiyo senedini keşide ettiğini, zaten bu hususta dava dilekçesinde de aksine bir iddia bulunmadığını, hal böyleyken davacı tarafın soyut iddialar ve somut gerçeklikten uzak gerekçelerle borçlu bulunmadığının tespitini talep etmesi müvekkil firmanın alacağına kavuşmasını engelleme kastını içerdiğini, kambiyo senedi hamili alacak talebini sadece senede dayanacağını, yoksa taahhüdün sebebini açıklamak ve bunu ispatlamak zorunda olmadığını, tam aksine borçlu, böyle bir alacağın var olmadığını iddia ediyorsa bu durumu ispatlamak zorunda olduğunu, davacı tarafın ticari defterlere delil olarak dayanması hususu da bononun hukuki niteliğini etkilemediğini, Yargıtay'ın geçmiş tarihli bir ilamında da belirtildiği üzere ispat yükü kendisine düşen taraf karşı tarafın ticari defterlerine delil olarak dayanmışsa da bu husus davanın sonucuna etki edecek mahiyette olmadığını, nitekim borç ilişkisini oluşturan bononun geçerliliğini etkilenmediğini, işbu takibe konu bononun borcu ise ödenmediğini, hal böyleyken davacı tarafın ödemelerin gerçekleştiği iddiasıyla borçlu bulunmadığının tespitini talep etmesi haksız ve hukukilikten uzak olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine, icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini " talep etmiştir. DELİLLER:Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır. Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyasının celp edildiğini, dosyanın incelenmesinde borçlunun ... Anonim Şirketi, alacaklısının ... İnşaat Kimya Enerji Üretim Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi olduğu görülmüştür. Tüm deliller toplandıktan sonra davalı tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi ...'ın 08/10/2025 tarihli raporunda özetle; 1-Davalı ...Mad. İnş. Kim. Enerji Üret. San. ve Tic. A.Ş.'nin ticari defterlerinin Ağustos-Eylül/2023 dönemlerine ait defter Beratlarının oluşturulduğu, 2-Davacı ... İnş. Enerji A.Ş.'nin davalı ...Mad. İnş. Kim. Enerji Üret. San. Ve Tic. A.Ş.'ye 2022 yılından 4.179,60-TL borcunun kaldığı, 01.01.2023 tarihli 1 nolu açılış yevmiye kaydı ile kaydının yapıldığı, 3-30.09.2023 tarihinde 1421 yevmiye kaydı ile söz konusu 4.179,60-TL borç tahsilatı yapıldığı, 4-Davaya konu 05.04.2023 düzenleme 17.06.2023 vade tarihli 250.000,00-TL bedelli ...Mad. İnş. Kim. Enerji Üret. San. ve Tic. A.Ş. emrine düzenlenen senede ilişkin ...Mad. İnş. Kim. Enerji Üret. San. ve Tic. A.Ş.'nin defterlerinde bir kayıt bulunmadığı, 5-Davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki bulunmakla birlikte, söz konusu senedin düzenlenmesine sebep olan ticari alım-satıma ilişkin olarak davalı şirketin defterlerinde bir kayda rastlanılmadığı kanaatini bildirir raporunu düzenlemiştir. Tüm deliller toplandıktan sonra davacı tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi muhasebeci-mali müşavir bilirkişi Prof. Dr. ... 'ın 11/01/2025 tarihli raporunda özetle; Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerle davacı tarafça flash bellek içinde sunulan mizan tabloları, açılış ve kapanış fişleri, 2024 yılı e-defterleri ve diğer kayıtların incelenmesinden dava konusu bononun davacının ticari defterlerinde davalıya keşide edilmiş borç senedi olarak kayıtlı olmadığı tespit edilmediği kanaatini bildirir raporunu düzenlemiştir. Raporlardan birer suretin taraflara tebliğ edildiği, rapora karşı taraf vekillerinin itiraz dilekçesi sunduğu görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE: Davacı taraf davalı şirket tarafından Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... E sayılı dosyasında kendileri hakkında takip yapıldığını takibe dayanak bononun Kanun İnş..... Ltd. Şti ile ticari ilişkilerinin bulunduğunu ilgili şirkete teminat amaçlı boş olarak verilen senedin doldurulmak suretiyle takip yapıldığını davalı şirketle herhangi bir ticari ilişkilerinin bulunmadığını, davalı defterlerinde söz konusu kambiyo senedinin yer almadığını belirterek menfi tespit dilemiştir. Taraflar arasında uyuşmazlık, davacının Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... esas sayılı takip dosyasında ve bu takibe dayanak yapılan keşidecisi davacı olan lehtarı davalı olan 05/04/2023 düzenleme tarihli 17/06/2023 ödeme tarihli 250.000,00 TL bedelli bonodan dolayı davacının davalıya borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamında davacı taraf ticari defterlere dayandığı görüşmüştür. Mahkememizce her iki tarafın ticari defterleri incelenmiştir. Her iki taraf ticari defterlerinde dava konusu olan bononun yer almadığı görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, alacağın dayanağını teşkil eden kambiyo senedinin hukuksal niteliğini irdelemekte yarar vardır. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir "gayeye" ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye, bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan bu ilişki "kambiyo ilişkisi" olarak anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu "kambiyo taahhüdü"nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl/temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır. Bonoda bulunması zorunlu olan şekil şartları 6102 sayılı TTK'nun 776. maddesinde sayılmıştır. Bu unsurların yanı sıra, yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlar da bulunmaktadır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir. (Reha Poroy, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 11. bası, s.237 v.d.) Seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Eş söyleyişle "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu, senedin bono niteliğini etkilemez. Zira, bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla, ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin talili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi talil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Mal kaydı bulunan bonoda borçlu alacaklıdan mal almadığını iddia, alacaklıda borçluya mal vermediğini kabul ederse borçlunun iddiası sabit olmuştur. Lehdarın bedelin para olarak verildiği iddiası ise, ispatı kendisine düşen bir husustur (Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. bası, Ankara, 1997, s 1007 v.d.). Bu aşamada, menfi tespit konulu eldeki davada, ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72. maddesi gereğince, borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında, borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 s.TMK m.6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf, o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu, borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/12/2003 tarihli, 2003/19-781 Esas ve 2003/768 Karar sayılı ve 05/02/2019 tarihli, 2017/19-821 Esas ve 2019/58 Karar sayılı emsal ilamlarında da benimsenmiştir. Yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: davacı, kambiyo senedinden dolayı borçlu olmadığının tespitini istediğine göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ele alınıp, değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda, davacı borçlu, emre yazılı 250.00,00-TL bedelli bonoda yer alan imzasını inkâr etmiş değildir. Senet sebepten mücerret olmakla, davacının ileri sürdüğü iddiaların varlığını yazılı delille ispat yükü altında olduğunun kabulü gereklidir. Davalı tarafından davacı aleyhine bonoya dayanılarak takip yapılmış, davacı takibe konu edilen senedin teminat senedi olduğuna dayanmış ve borcu bulunmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. HMK'nun 219, 220 ve 222. maddelerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. HMK'nun 219. maddesinin ikinci fıkrasındaki hüküm uyarınca ticari defterlerin HMK'nun 199. maddesi anlamında belge olarak kabulü gerekir. İspat yükü üzerinde olan davacı davalının ticari defterlerinin ibrazını isteyebilmesi için HMK'nun 194. maddesi hükmü uyarınca istenilen bu belge hakkında bilgi vermesi, dayandığı vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırması gerekmektedir. Menfi tespit davasına konu bononun da ticari defterlere kaydedilmesi zorunluluğu da bulunmadığından davalının ticari defterlerine belge anlamında delil olarak dayanması mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27/01/2022 tarihli, 2019/11-173 Esas ve 2022/69 Karar sayılı ilamı bu doğrultudadır. Benzer görüş Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş; Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, C II, İstanbul 2017, s. 1813, 1814. isimli kaynak kitapta da paylaşılmıştır. Kaldı ki davacı bedelsizlik iddiasını HMK'nun 200 ve 201. maddesi hükümleri uyarınca kesin delille (yazılı delille) ispatlaması gerektiğinden ticari defterlerin HMK'nun 219/2. maddesi uyarınca belge olarak kabul edildiği durumlarda belge delili kesin delil niteliğinde olmadığından bedelsizlik iddiasını ispatlamaya da yeterli değildir. HMK'nun 222. maddesinde ticari defterlerin ibrazı ve delil olması hususu düzenlenmiştir. HMK'nun 222. maddesi hükümlerinin uygulandığı uyuşmazlıklarda ticari defterlerin delil olarak kabul edilebilmesi için gereken kurallar belirtilmiştir. Bu madde hükmü uyarınca davanın ticari dava, her iki tarafında tacir olması, ticari davalarda da hukuki işlemin tacirler arasında ve her iki tarafın ticari defterlerine kaydetmesi gereken ticari işlerle ilgili olması gerekir. Somut olayda dava bonodan kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkin olup bono ile ilgili hükümler de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlendiğinden, aynı Kanun'un 4/1-a hükmü uyarınca mutlak ticari dava niteliğindedir. Kaldı ki davacı bedelsizlik iddiasını HMK'nun 200 ve 201. maddesi hükümleri uyarınca kesin delille (yazılı delille) ispatlaması gerektiğinden ticari defterlerin HMK'nun 219/2. maddesi uyarınca belge olarak kabul edildiği durumlarda belge delili kesin delil niteliğinde olmadığından bedelsizlik iddiasını ispatlamaya da yeterli olmadığından davanın reddine karar verilmiştir. - Yemine ilişkin meselenin değerlendirilmesi; Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kendisine kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır. Bütün ispat vasıtalarında olduğu gibi yeminin de konusu davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır (HMK.m.225/1). Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılırken (HMK.m.225/2); tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki taraflı irade açıklamalarının yeterli görülmediği haller, yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yeminin konusu olamaz (HMK.m.226). Somut olayda davacının iddiaları davalı tarafı ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar niteliğinde olduğundan yemin delili hatırlatılmamıştır. -Kötüniyet tazminatına ilişkin meselenin değerlendirilmesi; İİK'nun 72/4. maddesinde "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez." şeklinde ve İİK'nun 72/5. maddesinde "Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz." şeklinde düzenleme mevcuttur. Bu yasal düzenleme doğrultusunda davacı yönünden dava davalı alacaklı lehine sonuçlandığı, mahkememizce ihtiyati tedbir kararı verilmediği bu nedenle davalı alacaklı yönünden dava nedeniyle doğan zararları bulunmadığından İİK'nun 72/4. maddesi uyarınca tazminat istemi reddedilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile; 1-Davacının davasının reddine, 2-Davalının tazminat talebinin reddine, 3-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gereken 615,40-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 5.067,55-TL harçtan mahsubu ile artan 4.452,15-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davacıdan alınarak HAZİNE'YE GELİR KAYDINA, 5-Davacı tarafından yapılan tüm yargılama harç ve yargılama giderleri kararın mahiyeti gereği davacı taraf üzerine bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda mahkememizce herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına, 7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince hesap edilen 47.478,08-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Kararın mahiyeti gereği davacı lehine vekalet ücreti yönünden karar verilmesine yer olmadığına, 9-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine, 10-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dosyanın tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra İstinafa gönderilmesine veya arşive kaldırılmasına, Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMK'nın 341/1. maddesi uyarınca 2 haftalık yasal süre içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 10/04/2025 Katip *** e-imzalıdır Hakim *** e-imzalıdır

Atıf: Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/114, K. 2025/332, T. 10.04.2025, www.arakarar.com/karar/kayseri-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-114-e-2025-332-k-56b1552e2fbc