İlk Derece Mahkemesi · İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/362 E. 2025/401 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/362
- Karar No
- 2025/401
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/362 Esas KARAR NO : 2025/401 DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ : 08/10/2024 KARAR TARİHİ : 22/04/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; " Kurumumuz tarafından yapılan özel güvenlik hizmet alımı ihaleleri kapsamında yukarıdaki davalı firmalar bünyesinde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken EYT yoluyla emekliye ayrılan... (TCKN:...) (16/04/2024 tarihinde 489.849,99-TL Brüt)'ya (Mülga) 1475 sayılı İş Kanunu md.14 gereğince hak etmiş olduğu kıdem tazminatı tutarı yasal kesintiler yapılmak suretiyle Kurumumuz tarafından net miktar (486.132,03-TL) üzerinden ödenmiş, söz konusu tutarın asıl sorumlusu olan yukarıda yazılı alt işveren/taşeron firmalardan paylarına düşen tutarları Kurumumuz hesabına yatırmaları istenmiş, ancak alt işveren/taşeron firmalardan sadece ... Grup Güvenlik Koruma ve Eğitim Hizmetleri A.Ş. tarafından itirazen 13/06/2024 tarihinde 28.019,90-TL tutarında kısmi bir ödeme yapılmış olup, diğer firmalar tarafından ise herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bu nedenle tarafımızdan yapılan arabuluculuk kapsamında 18/09/2024 -... Arabuluculuk Dosya No.lu arabuluculuk anlaşamama son tutanağı (e-imzalı) düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Müteselsil Sorumluk” ana başlıklı kısmının ‘Dış ilişkide’ başlıklı 61. maddesi; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” hükmünü, ‘İç ilişkide’ başlıklı 62. maddesi de; “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” hükmünü haizdir. Dosyaya sunduğumuz davalı firmalarla imzalanan muhtelif tarihli sözleşmelerde yüklenicinin istihdam ettiği kişiler nedeniyle Kurumumuzun sorumlu tutulabileceği tüm zarar ve tazminatlardan yüklenicinin sorumlu olduğu yönünde hükümler bulunmaktadır. Gerek sözleşme hükümleri, gerek müteselsil sorumlulukta iç ilişkiye yönelik yasal düzenlemeler ve gerekse yukarıda yer verilen Yüksek Mahkemenin emsal mahiyetinde uygulamaya yönelik yeknesak kararları çerçevesinde, Kurumumuz tarafından davalı firmaların çalışanı olan...oplam ödemenin asıl muhatabı ve ödemesi gereken yükümlüsü davalı şirketlerdir. Çünkü Sosyal Güvenlik mevzuatına uygun hareket etmek, çalışanlarının her türlü mevzuattan kaynaklanan haklarını yerine getirmekle yükümlü olan davalı şirketler buna aykırı hareket etmiştir. Bunun neticesinde de Kurumumuz hiçbir şekilde yükümlüsü ve sorumlusu olmadığı halde, Kurumumuz çalışanı olmayan ve davalı şirketlerin çalışanı olan ...'nun sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklı talepleriyle karşı karşıya kalmış, neticesinde de işbu rücu davasına konu tutarı ödemek zorunda kalmıştır. Ayrıca, Kurumumuz imzalanan sözleşmeler gereği davalı firmalara söz konusu kalemleri ihale bedeli kapsamında ödemiş olduğundan, böylece aynı hususlara ilişkin mükerrer ödeme yapılması durumu da söz konusu olmuştur. Neticede çalışanı üzerindeki mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalı şirketlere karşı, davalılar çalışanı...ya ödemiş olduğumuz tutarın tahsili amacıyla davalı şirketlere rücu etme zorunluluğu hâsıl olmuş ve huzurdaki dava sayın Mahkemenizde açılmıştır. Yukarıda izah edilen ve re’sen gözetilecek diğer hususlar çerçevesinde DAVAMIZIN KABULÜNE, fazlaya ilişkin tüm haklarımız saklı kalmak kaydıyla (yargılama esnasında Sayın Mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi neticesinde alınacak bilirkişi raporuyla firma sorumlulukları tespit edildiğinde toplam tutar üzerinden ıslah edilmek üzere) davalı firmalar çalışanı davadışı işçi ... (TCKN: ...) (16/04/2024 tarihinde 489.849,99-TL Brüt)'ya ödenen toplam 489.849,99-TL'den ... Grup Güvenlik Koruma ve Eğitim Hizmetleri A.Ş.'nin (13/06/2024 tarihinde 28.019,90-TL) yaptığı kısmi ödemenin mahsubuyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md.109 hükmü gereğince şimdilik 10.000,00 TL'lik kısmının ödeme tarihlerinden itibaren hesaplanacak avans faiziyle birlikte davalı firmalardan her bir firmanın davadışı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı sorumluluğu kapsamında tahsiline, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin de davalılara tahmiline karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. " şeklinde talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; "Sayın Mahkemeniz huzurundaki dava görevli mahkemede açılmamıştır. Davacının iş bu davası ile talep ettiği alacaklar işçilere ödenen işçilik alacaklarının rücu edilmesine yöneliktir. Sayın Mahkemenizce görüleceği üzere iş bu dava taraflar arası ticari iş ilişkisine değil, rücu alacağına dayalıdır. Rücu talepli davalarda yetkili mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. İş bu hususlarda müvekkil şirketin taraf olduğu bir çok rücu talepli dava mevcut olup tüm bu davalar Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmektedir. Kaldı ki karar verilmiş dava dosyaları da mevcut olup bu dosyalarda Asliye Hukuk Mahkemelerince verilen kararlardır. İş bu sebeple davanın rücu talebine dayandığından Ticaret Mahkemelerinde görülmesi mümkün değildir. Sayın Mahkemeniz huzurundaki davanın görevli mahkemede açılmadığından bahisle usulden reddine karar verilmesini talep ederiz. Davacı yan davasını İzmir Mahkemelerinde açmış olsa da ; yetki yönünden davanın reddi gerekmektedir. HMK çerçevesinde davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesi yer mahkemesidir. Buna göre; davalı müvekkilimizin ikamet adresi İstanbul olup yetkili mahkeme İstanbul Mahkemeleri olup davanın yetki yönünden reddi gerekmektedir. Davacı taraf asıl işveren - alt işverenlik ilişkisinde dava dışı işçinin işvereni statüsündedir. Bu sebeple doğmuş ve doğacak bütün alacaklardan sorumlu olan müvekkil şirket değil davacı işveren idaredir. Açıklanan nedenlerle huzurdaki davanın usulden red nedeniyle reddine karar verilmesini talep etme zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Müvekkil şirketlerin alt işveren olarak vasıflandırılması muvazaalı olup davanın müvekkil şirket bakımından husumet yokluğundan reddi gerekmektedir. Müvekkil Şirket, Kamu Kurumunun işyeri durumundaki alanlarda üstlenmiş bulunmaktadır. Kamu kurumu, görev alanındaki kamu hizmetini yürütürken, yardımcı iş niteliğinde gördüğü anılan faaliyetleri üçüncü kişilere gördürmek üzere, mevzuata uygun olarak bu ihaleyi belirli dönemlerde açmış, dolayısıyla farklı şirketlerle aynı içerikte sözleşme ilişkileri kurmuştur. İncelendiğinde, taşeron şirketler tarafından yapılanın, söz konusu faaliyeti, bütünüyle Kamu Kurumu tarafından belirlenmiş esaslara uygun olarak yürütmekten ibaret olduğu açıkça görülmektedir. İlgili kamu tüzel kişisi nihai karar verici durumundadır. Bu durum özellikle personel çalıştırılmasına dayalı faaliyetlerin yürütülmesinde başvurulan iş gücü bakımından kendini göstermektedir. Zira farklı dönemlerde ihaleyi kazanan taşeron şirketler, görevlendireceği personeli bizzat işe alamamış, Kamu Kurumu tarafından önceden seçilmiş bulunan personeli görevlendirerek faaliyeti yürütmüştür. Bu meyanda, her ihale döneminde, aynı işçilerden, işe devam edecek olanlar listelenmiş ve bir sonraki taşeron şirket de aynı işçiler ile iş sözleşmesi akdederek aynı personelle aynı faaliyeti yürütmeye devam etmiştir. Yetki ve karar mekanizması davacı kurumdadır. Görüleceği üzere müvekkilin İş Kanunu’nun 2/6 maddesi çerçevesinde alt işveren olduğundan bahisle kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacaklarından sorumlu tutulması mümkün değildir. Müvekkil Şirket’te çalışan tüm işçiler gibi işçilerin işe alınmasında, işten çıkarılmasında, çalışmaları esnasında ücretlerinin tespitine, yapacakları işin belirlenmesine, yapacakları işle ilgili alınması gereken eğitimlere Kamu Kurumuna bağlı idareciler karar vermektedir. Dava dışı işçi de başlangıçtan itibaren tüm emir ve talimatları davacı kurumdan almakta dolayısıyla Dava dışı işçi, davacı kurumun işçisidir. Bu noktada davacı ile Müvekkil Şirket arasındaki ilişkinin Kanunda tanımlanan alt işverenlik ilişkisinden farklı olduğu ortadadır. İstihdam edilen personellerin hiçbiri Müvekkil Şirketin kendi işçisi değildir. Sayın Mahkemeniz huzurundaki dava görevli mahkemede açılmamıştır. Davacının iş bu davası ile talep ettiği alacaklar işçilere ödenen işçilik alacaklarının rücu edilmesine yöneliktir. Sayın Mahkemenizce görüleceği üzere iş bu dava taraflar arası ticari iş ilişkisine değil, rücu alacağına dayalıdır. Rücu talepli davalarda yetkili mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. İş bu hususlarda müvekkil şirketin taraf olduğu bir çok rücu talepli dava mevcut olup tüm bu davalar Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmektedir. Kaldı ki karar verilmiş dava dosyaları da mevcut olup bu dosyalarda Asliye Hukuk Mahkemelerince verilen kararlardır. İş bu sebeple davanın rücu talebine dayandığından Ticaret Mahkemelerinde görülmesi mümkün değildir. Sayın Mahkemeniz huzurundaki davanın görevli mahkemede açılmadığından bahisle usulden reddine karar verilmesini talep ederiz. Davacı yan davasını İzmir Mahkemelerinde açmış olsa da ; yetki yönünden davanın reddi gerekmektedir. Hmk çerçevesinde davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesi yer mahkemesidir. Buna göre; davalı müvekkilimizin ikamet adresi İstanbul olup yetkili mahkeme İstanbul Mahkemeleri olup davanın yetki yönünden reddi gerekmektedir. Davacı taraf asıl işveren - alt işverenlik ilişkisinde dava dışı işçinin işvereni statüsündedir. Bu sebeple doğmuş ve doğacak bütün alacaklardan sorumlu olan müvekkil şirket değil davacı işveren idaredir. Açıklanan nedenlerle huzurdaki davanın usulden red nedeniyle reddine karar verilmesini talep etme zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Müvekkil şirketlerin alt işveren olarak vasıflandırılması muvazaalı olup davanın müvekkil şirket bakımından husumet yokluğundan reddi gerekmektedir. Müvekkil Şirket, Kamu Kurumunun işyeri durumundaki alanlarda üstlenmiş bulunmaktadır. Kamu kurumu, görev alanındaki kamu hizmetini yürütürken, yardımcı iş niteliğinde gördüğü anılan faaliyetleri üçüncü kişilere gördürmek üzere, mevzuata uygun olarak bu ihaleyi belirli dönemlerde açmış, dolayısıyla farklı şirketlerle aynı içerikte sözleşme ilişkileri kurmuştur. İncelendiğinde, taşeron şirketler tarafından yapılanın, söz konusu faaliyeti, bütünüyle Kamu Kurumu tarafından belirlenmiş esaslara uygun olarak yürütmekten ibaret olduğu açıkça görülmektedir. İlgili kamu tüzel kişisi nihai karar verici durumundadır. Bu durum özellikle personel çalıştırılmasına dayalı faaliyetlerin yürütülmesinde başvurulan iş gücü bakımından kendini göstermektedir. Zira farklı dönemlerde ihaleyi kazanan taşeron şirketler, görevlendireceği personeli bizzat işe alamamış, Kamu Kurumu tarafından önceden seçilmiş bulunan personeli görevlendirerek faaliyeti yürütmüştür. Bu meyanda, her ihale döneminde, aynı işçilerden, işe devam edecek olanlar listelenmiş ve bir sonraki taşeron şirket de aynı işçiler ile iş sözleşmesi akdederek aynı personelle aynı faaliyeti yürütmeye devam etmiştir. Yetki ve karar mekanizması davacı kurumdadır. Görüleceği üzere müvekkilin İş Kanunu’nun 2/6 maddesi çerçevesinde alt işveren olduğundan bahisle kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacaklarından sorumlu tutulması mümkün değildir. Müvekkil Şirket’te çalışan tüm işçiler gibi işçilerin işe alınmasında, işten çıkarılmasında, çalışmaları esnasında ücretlerinin tespitine, yapacakları işin belirlenmesine, yapacakları işle ilgili alınması gereken eğitimlere Kamu Kurumuna bağlı idareciler karar vermektedir. Dava dışı işçi de başlangıçtan itibaren tüm emir ve talimatları davacı kurumdan almakta dolayısıyla Dava dışı işçi, davacı kurumun işçisidir. Bu noktada davacı ile Müvekkil Şirket arasındaki ilişkinin Kanunda tanımlanan alt işverenlik ilişkisinden farklı olduğu ortadadır. İstihdam edilen personellerin hiçbiri Müvekkil Şirketin kendi işçisi değildir. Öncelikle davanın dayanağı işçi alacağının rücuen tahsili olup, müvekkil şirketler kendisine tazminat ödenen işçinin "İHALE SÜRESİ İLE SINIRLI OLARAK" işvereni durumundadır. Buna karşın davacı idarenin dava dışı işçinin "asıl işvereni durumunda olduğu" ise kesinleşen mahkeme kararı ile sabittir. Kesintisiz olarak devreden zincirleme hizmet akitleri ve yasal düzenlemeler gereği, asıl işveren olan davacı idare, istihdam ettiği işçilerin tüm çalışma dönemlerine ilişkin tüm hak ve alacaklarından sorumludur. Davacı tarafından taraflar arasında akdedilen sözleşme ve genel şartnamede alt yüklenicinin işçilik alacaklarından sorumlu olduğu hususunun düzenlenmiş olduğunu belirtmiş ise de gerçek dışıdır. Davacı tarafından dava dilekçesi ile taraflar arasında akdedilen sözleşme ve genel şartname ile işçilik alacakları hakkında alt taşeronun sorumlu olduğu maddesi düzenlendiği belirtilmiş ise de bu durum gerçek dışıdır. Tarafımıza sunulduğu iddia edilen sözleşme ekleri tebliğ olmamıştır. Müvekkilce imzalanan sözleşmelerde bu şekilde bir kayıt bulunmamakla birlikte kamu ihalesi kapsamında yapılan işlemlerde de genel şartname bulunmamakta, teknik ve idari şartname bulunmaktadır. (EK) Davacının iş bu iddiası haksız ve gerçek dışı olup tarafınca yapılan ödemeden kurtulmak kastıyla beyan edilmiştir. Sayın Mahkeme tarafından davacı tarafından sunulan iddialara riayet edilmemesi gerekmektedir. Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kabul edilmesi halinde dahi kamuda 11.9.2014 tarihinden sonra akdedilen personel çalıştırılması esasına dayalı alt işveren sözleşmelerinde alt işveren işçilerine kamu tarafından ödenen kıdem tazminatları için alt işverenlere rücu edilemez. Davacı kamu kurumu tarafından müvekkil şirkete ödenen ihale bedeli içerisinde kıdem payı ödenmemiştir. Dolayısıyla müvekkil şirketin dava dışı işçiye ödediği kıdem tazminatından sorumluluğu yoktur. Aleyhe beyan teşkil etmemekle birlikte müvekkil şirket alt işveren olarak vasıflandırılsa dahi, müvekkil şirket işçiye ödenecek kıdem tazminatından yalnızca işçiyi çalıştırdığı süre ve ücretle sınırlı olmak üzere sorumludur. Dava dışı işçi, farklı ihale dönemlerinde farklı alt işverenler nezdinde çalışmıştır. Davacı tarafından işçi de müvekkil şirkette davalı ile yapılan sözleşme gereği sadece ağustos-kasım ayları arasında çalışmışlardır. Müvekkilin davalı şirkete verdiği hizmet zaten 3 aylık bir süreçtir. Müvekkilimize karşı bu süreler dışında bir alacak talebi ile gelinmesi mümkün değildir. Husumet itirazımıza ilişkin başlıktaki açıklamalarımızın bir an için bir yana bırakıldığı ve Müvekkil Şirketin alt işveren sıfatıyla sorumlu olduğu düşünüldüğünde dahi söz konusu sorumluluk ancak bu döneme ilişkin olarak ve zamanaşımı süresi dolmayan kısmı için kabul edilecektir. Mahkemenizin alt işverenlerin de kıdem tazminatından sorumlu olduğunu kabulü halinde dahi alt işverenlerin sorumluluğu ödenen bedelin yarısı ile ve kendi dönemleriyle sınırlı olacaktır. Davanın müvekkil şirket yönünden husumetten reddine, Haksız, hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olarak ikame edilen işbu davanın usulden reddine, aksi halde müvekkil şirket yönünden karar verilmesine yer olmadığına, işbu talebin kabul edilmemesi halinde; müvekkil şirket yönünden davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini" talep ve dava etmiştir. Dava taraflar arasındaki "TRT İzmir Müdürlüğü Koruma ve Güvenlik Hizmeti Alımı Sözleşmesi" başlıklı hizmet sözleşmesi kapsamında dava dışı işçilere ödenen tazminatların rücuen tahsili istemine ilişkindir. Dava öncelikle mahkememizin... Esasına kaydedilmiş olup, aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalılardan ... Özel Güvenlik Limited Şirketi hakkında dava dosyası yetki itirazı nedeniyle tefrik edilerek yukarıda belirtilen esasa kaydedilmiştir. Medeni Usul Hukukunda yetki kavramı, bir davaya hangi yerdeki görevli hüküm (hukuk) mahkemesi tarafından bakılacağını belirler (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 1995, 7.baskı, s.137; Diğer tanımlar için bakınız:Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1997, s.194; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s.114). Bir davaya yer itibariyle bakma iktidarına sahip mahkemeye “yetkili mahkeme”, bu hususu düzenleyen kurallara da “yetki kuralları” adı verilir (Alangoya/Yıldırım/Deren Yıldırım: Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2009, s.83; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: a.g.e., s.114). Her mahkemenin yargı yetkisi, belli bir coğrafi bölge ile sınırlıdır; buna o mahkemenin “yargı çevresi” denir. Bu yargı çevresinin sınırları, idari teşkilat sınırlarına göre belirlenir. Asliye ve sulh mahkemesinin yargı çevresi, bulunduğu ilçenin veya il merkezindekiler için merkez ilçenin sınırları içinde kalan bölgeyle sınırlıdır (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.137). Böylece her mahkeme, kendi kaza (ilçe) çevresine dahil olan ihtilaflar hakkında yetkilendirilmiştir (Üstündağ, Saim:a.g.e., s.194). Genel yetkili mahkeme, davalının ikametgahındaki mahkemedir. Yani her dava, (kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça) açıldığı tarihte davalının (Medeni Kanun gereğince) ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülür (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.138; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: a.g.e., s.114; Üstündağ, Saim:a.g.e., s.196). Nitekim belirtilen ilke,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (H.M.K.) 6.maddesinin 1.fıkrasının 1.cümlesinde aynen; “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.” şeklinde ifade edilmiştir. Bazı davalar için davalının ikametgahı mahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Örneğin sözleşmeden doğan davalarda, sözleşmenin yerine getirileceği yerdeki mahkeme de yetkilidir (H.M.K. m.10). İşte, bazı dava veya dava çeşitleri için kabul edilen istisnai nitelikteki yetki kurallarına (genel olmayıp, yalnız belirli durumlara ilişkin oldukları için) “özel yetki kuralları” denir. Kural olarak, özel yetki genel yetkiyi kaldırmaz, yani onunla birlikte uygulanır. Yani davacı, isterse genel yetkili (davalının ikametgahındaki) mahkemede, dilerse özel yetkili (sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin yerine getirileceği yerdeki) mahkemede davasını açabilir. Fakat istisnai olarak, bazı davaların mutlaka belli bir yer mahkemesinde açılması kanunla öngörülmüştür ki, bu halde kesin yetki söz konusudur. Örneğin taşınmazın aynına ilişkin davalar, yalnız gayrimenkulün bulunduğu yerde açılabilir (H.M.K. m.12); davalının ikametgahı mahkemesinde açılamaz. Bu hallerde (kesin yetki hallerinde), genel yetki kaldırılmış olup, dava yalnız bu özel (ve kesin) yetkili mahkemede açılabilir (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.138). 6100 sayılı HMK.'nun genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir”. Aynı Yasa'nın 7. maddesinde “Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır.” hükmü düzenlenmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 6. maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı Kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin, yine HMK'nın 14. Maddesinde bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcu alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. (Bkz. HGK. 5.11.2003, 2003/13-640-627 sayılı kararı) Öte yandan dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, yapılan yetki sözleşmesi, münhasır yetki sözleşmesi olacaktır. Taraflar, yetkili kıldıkları mahkemenin ve icra dairelerinin yanında, kanunen yetkili kılınan genel veya özel yetkili mahkeme ve icra dairelerinin de yetkisinin devam etmesini, diğer bir anlatımla, münhasır olmayan yetki sözleşmesi yapmak istiyorlarsa, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir. Öte yandan maddede belirtilen tacir sıfatının Türk Ticaret Kanunu’na göre tayin edilmesi gerekir. (Bkz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2014/19748 Esas, 2014/27612 Karar sayılı kararı) Somut olayda, dava dosyasının taraflarının tüzel kişi tacir oldukları ve taraflar arasında dava dilekçesinin ekinde yer alan "TRT İzmir Müdürlüğü Koruma ve Güvenlik Hizmeti Alımı Sözleşmesi" başlıklı sözleşmesinin bulunduğu ihtilafsızdır. Dava dilekçesinin davalıya 19/10/2024 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından da cevap dilekçesinin süresi içerisinde (son gün hafta sonuna geldiğinden) 04/11/2024 tarihinde verildiği görülmekle, taraflar arasındaki ihtilafsız sözleşmesinin 38. Maddesine göre yetkili mahkemenin davacı kurumun merkezinin bulunduğu yer olarak düzenlendiği, davacının yetki sözleşmesine karşılık davasını İzmir ilinde ikame ettiği bu nedenle de yetkili mahkemeyi seçme hakkının davalı tarafa geçtiği görülmekle süresinde yapılan yetki itirazı sonucu HMK' nun 6. Maddesi gereği eldeki ihtilafta İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğu anlaşıldığından dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Dava dilekçesinin yetki yönünden REDDİNE, 2-Kararın kesinleşmesine müteakip süresinde müracaat halinde yetkili ve görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, 3-HMK'nun 331/2. maddesi gereğince yetkisizlik kararından sonra davaya yetkili mahkemede devam edilmesi hâlinde harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin yetkili mahkemece hüküm altına alınmasına, yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi halinde talep üzerine mahkememizce dosya üzerinden bu durumun tespiti ile yargılama giderlerine ilişkin karar verilmesine, Dair, tarafların yokluğunda KESİN olmak üzere verilen karar verildi.22/04/2025 Katip ... E imza Hakim ... E imza