İlk Derece Mahkemesi · İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/609 E. 2023/703 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/609
Karar No
2023/703
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/609 KARAR NO : 2023/703 DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 12/07/2011 KARAR TARİHİ : 26/09/2023 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, Mahkememize verdiği 12/07/2011 tarihli dilekçesinde; davalı tarafça, müvekkilinden İzmir... Noterliği' nin 20/06/2011 tarih...yevmiye nolu ihtarnamesi ile talep edilen bedelin TTK' nun 99 maddesi gereğince zaman aşımına uğradığını, müvekkilinin 27/03/2000 tarihinde davalı tarafın B tipi acentesi olarak çalıştığını, sözleşmenin davalı tarafça İstanbul ... Noterliği' nin 06/07/2006 tarih... yevmiye nolu fesihnamesi ile feshedildiğini, bunun üzerine müvekkilinin TTK' nun 131/2 maddesi gereğince davalı şirkete 31/12/2006 tarihi itibariyle borcunun olup olmadığı konusunda iadeli taahhütlü ihtar keşide ettiğini, davalı tarafça gönderilen 06/02/2007 tarihli cevabi yazıda 250,00-TL borç olduğunun bildirildiğini, müvekkilinin kalan bakiye borcu 28/02/2007 keşide tarihi ...' a ait...eri nolu çek ile ödediğini, müvekkilinin teminatın fekki için davalı tarafa başvurduğunu, bunun üzerine davalının müvekkilinin babası...' a İstanbul... Noterliği' nin 21/03/2008 tarih ... yevmiye nolu vekaletnamesini vererek ipoteğin fekkini sağladığını, bu durumun 31/12/2005 - 31/12/2006 tarihleri arasında müvekkilinin borcunun kalmadığının ispatı olduğunu, davalı şirket nezdinde içsel bir sorun sonrasında 33 adet acenteye borç olmadığı halde borç çıkartıldığını, davalı tarafça bu konuda iç denetim yapıldığını, müfettişler tarafından 23 klasörlük teftiş raporu çıkartıldığını, müvekkilinin davalı tarafa her hangi bir borcunun bulunmadığını belirtmiş, müvekkilinin davalı tarafa, davacı tarafça talep edilen 20.845,41-TL' lik borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, Mahkememize verdiği 19/09/2011 tarihli cevap dilekçesinde; davacı tarafın dayanmış olduğu delillerin haklı olmadığını bu sebeple bu delillerin dayanak gösterilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının iddialarının gerçeği yansıtmaktan uzak olduğunu, davacının tahsil ettiği poliçe primlerini usulsüz olarak uhdesinde tuttuğunu ve müvekkilinin telafisi imkansız zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davacının yapmış olduğu zaman aşımına ilişkin itirazın haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, davacının kendisine defter ve kayıtların ibraz edilmemesi sebebiyle borcun sebebini bilmediğini belirttiğini, davacı hakkında hizmet nedeni ile emniyeti suistimal suçundan CBS' ye suç duyurusunda bulunulduğunu, davacının davasının haksız ve mesnetsiz olduğunu belirtmiş, davanın reddine, % 40 kötü niyet tazminatının hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce davanın reddine dair kurulan ilk hüküm Yargıtay... Hukuk Dairesi Başkanlığı ' nın ... Karar sayılı ilamıyla " Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Görülmekte olan davanın açılmasından sonra, bu davanın davalısı tarafından davacı aleyhine yapılan icra takibine itiraz edilmiş ve açılan itirazın iptali davası sonucu, itirazın iptali davası zamanaşımı nedeniyle red edilmiş, karar Dairemizce onanmıştır. Görülmekte olan dava ile sonuçlanıp Dairemizce onanan itirazın iptali davasının konusu, sebebi yer değiştirmekle beraber tarafları aynı olduğundan, itirazın iptali davası sonucu verilen kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak bu davaya etkisi değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar vermek gerekirken aksi yönde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. " gerekçesiyle bozularak gelmiş dosya yeniden esasa kaydedilmiştir. Mahkememizce Yargıtay... Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın...Karar sayılı bozma ilamına karşı Mahkememizin önceki kararında ısrar edilmesine ve davanın reddine dair kurulan ikinci hüküm Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/05/2023 tarih,... Karar sayılı ilamıyla "... Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 13. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72 nci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde; “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.” hükmünü içermektedir. 14. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki yararın bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Bu bağlamda borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması hâlinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür. Dolayısıyla borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. 15. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması anlamına gelir. Davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-h maddesi gereğince dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Emel Hanağası: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 19-21). 16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir. 17. Bir davada menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Hakan Pekcanıtez; Medeni Usul Hukuku, C.II, İstanbul 2017, s. 946-949). 18. Menfi tespit davasının da bir türü olduğu tespit davaları, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hak ve hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin yahut hakkın varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının hukuki yararının bulunması gerekir. 19. Eda davalarında, hak ihlal edilmedikçe hakkın hukuken himayesini istemek mümkün değildir. Ancak bu durum tespit davaları için yumuşatılmış, davacının hukuki durumunu belirginleştirmekteki menfaatiyle özdeşleştirilmiştir. Kişi, içinde bulunduğu hukuki durumdan kaygı, güvensizlik ve endişe duyduğunda tespit davası açabilmelidir. Tespit davasının işlevi karmaşık uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engellemek, hakların yararlanılmasında istikrarı sağlamak olarak ifade edilebilir. 20. Bununla birlikte tespit davalarının kötüye kullanılmasının engellenmesi ve bu davaların kabule şayan olabilmesi için iddia edilen tehlikenin ciddi ve davacının hukuki durumuna zarar verecek nitelikte güncel olması da gereklidir. Tespit davası bakımından hukuki yararın bulunup bulunmadığı değerlendirilirken üç koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. 21. Bunlardan ilki; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (hâlihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır. Söz konusu tehdidin genellikle davalıya ait beyanların yahut davranışların sonucu olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda davacıya yönelen tehdidin barındırdığı tehlike güncel bir nitelik taşımalıdır. 22. İkinci koşul; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi tespit davasına hukuki ilişkilerde yaşanan kaygı, güvensizlik ve endişe durumlarında başvurulmalıdır. Belirtmek gerekir ki, davacının hukuki durumuna ilişkin her türlü tehdit değil ancak zarara yol açacağına kanaat getirilen bir tehdit sebebiyle tespit davası açılabilir. 23. Üçüncü koşul ise yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası neticesinde verilen hükümler, kesin hüküm niteliği taşımakla birlikte davacıya icra yetkisi vermez. Bu sebeple davacının hukuki belirsizliğini ortadan kaldırmak için tespit hükmünün en uygun ve en elverişli olduğu durumlarda, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılabilir. Buna göre tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamadığında ve istenen hukuki koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli olduğunda hukuki yarar şartının yerine getirildiği söylenemez. 24. Belirtilen bu koşullar, tespit davasının özel bir türü olan menfi tespit davası için de geçerlidir. Buna göre bir kimsenin, gerçekte var olmayan bir borç nedeniyle hâlihazırda icra tehdidi altında olması veya icra takibine maruz kalması, hukuki durumunun bu sebeple zararına yol açacak düzeyde belirsizlik içinde olması hâlinin, böyle bir borcunun bulunmadığına dair bir hüküm ile ortadan kaldırılabileceği durumlarda menfi davası açmakta hukuki yararın mevcut olduğu kabul edilebilir. Başka bir anlatımla gerçekte var olmayan bir alacak nedeniyle güncel anlamda zarara neden olacak düzeyde bir belirsiz hukuki durum içerisinde bulunulmayan hâllerde menfi tespit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilmez. 25. Menfi tespit davasında hukuki yarara dair çerçeve içerisinde; menfi tespit davasının konusu olan borç/alacak hakkında başlatılan icra takibine vaki itiraz üzerine ikame edilen itirazın iptali davasının mevcut olduğu durumlarda, her iki davadaki maddi vakıaya ilişkin tespitlerin birbirlerine etkilerinin kapsamının belirlenmesi zorunludur. Ayrıca somut uyuşmazlığın niteliği gereğince aynı borç/alacak için ikame edilen ve sıfatları farklı olmakla birlikte tarafları aynı olan itirazın iptali davası ile menfi tespit davasının birbirlerine etkilerinin kapsamının belirlenmesi, her iki dava arasındaki hukuki ilişkinin ortaya konulması önem arz etmektedir. 26. İtirazın iptali davası ile menfi tespit davası arasında derdestlik anlamında bir ilişki bulunmamaktadır. Ancak menfi tespit davası ile itirazın iptali davasında aynı vakıa tartışılacağı için farklı sonuçlar çıkmaması amacıyla iki davanın birleştirilmesi, davaların birleştirilmesi mümkün olmazsa duruma göre davalardan birinin bekletici mesele yapılması gerekir. Zira aynı borç/alacak talebine ilişkin olarak itirazın iptali davasının yargılamasında alacağın/borcun varlığına yahut alacağın/borcun talep edilebilirliğine dair gerçekleştirilecek tespitler, menfi tespit davasında da nazara alınması, aynı vakıa hakkında çelişkili hüküm verilme tehlikesinin önlenmesi bağlamında elzemdir. 27. Bu bakımdan bir borcun/alacağın dava veya icra takibi vasıtası ile dâhi talep edilebilir nitelikte olmadığını tespit eden kesinleşmiş mahkeme kararının mevcudiyeti, aynı alacak/borç ile ilgili olarak ileri sürülebilecek menfi tespit talebi bakımından hukuki yararı ortadan kaldırır. Zira hakkın varlığına dair tartışmadan bağımsız olarak borcun/alacağın dava veya icra takibi ile talep edilebilme olanağının bulunmaması durumunda aynı borcun/alacağın yükümlüsü yönünden icra yahut dava tehdidi altında zarar tehlikesi söz konusu değildir. Bu kapsamda bir belirsizlik, kesinleşmiş mahkeme kararıyla nihayete erdirildiğinden güncel anlamda aynı borca/alacağa ilişkin menfi tespit hükmü elde etme ihtiyacı ortadan kalkar. 28. Buradan hareketle açılan menfi tespit davasının konusu olan bir borca/alacağa ilişkin olarak sonradan yapılan icra takibine itirazın iptali davası sonunda verilen hüküm ile her iki dava konusu borcun/alacağın dava veya icra takibi ile talep edilebilirliğinin mevcut olmadığının tespit edilmesi, aynı borca/alacağa ilişkin icra takibi öncesi açılmış olan menfi tespit davasındaki hukuki yararı ortadan kaldırır. Bu nitelikteki bir etki nedeniyledir ki; menfi tespit davasının konusu olan borca/alacağa ilişkin olarak açılan itirazın iptali davasında borcun/alacağın talep edilebilirliğine yahut mevcudiyetine dair kesinleşmiş belirlemeler bakımından her iki davanın da diğer davada verilen hükmü ve kesinleşme sürecini göz önüne alarak inceleme ve değerlendirme ile karar tesisi, hukuki güvenlik ve aynı vakıaya dair çelişkili hüküm verme riskinin önlenmesi bağlamında önem arz etmektedir. 29. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; cari hesap borcuna ilişkin olarak davacı tarafından menfi tespit istemiyle eldeki davanın açıldığı, sonrasında aynı borca ilişkin olarak davalı tarafından başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali talebiyle davalı tarafından açılan davada İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.04.2014 tarihli ve... Karar sayılı kararıyla dava konusu alacak bakımından zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, bu kararın Özel Dairenin 19.11.2014 tarihli ve... Karar sayılı kararı ile onandığı anlaşılmaktadır. 30. Öncelikle belirtilmelidir ki, zamanaşımı tarafın aslında borçlu olduğu bir edimi özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına imkân veren bir hak olup alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme yahut icra takibine konu edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik borç hâline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme yahut icra edilebilme niteliğini ortadan kaldırır. Zamanaşımı müessesesinin bu yapısının (borcu değil, sadece onun alacaklı tarafından talep edilmesi olanağını ortadan kaldırmasının ve yine sadece borçlu tarafından ileri sürülebilecek bir olgu olmasının) doğal sonucu olarak, borçlu tarafından yasal süre içerisinde böyle bir def’ide bulunulmadığı takdirde, hâkim tarafından kendiliğinden gözetilemez. 31. Her ne kadar mahkemece, itirazın iptali davasının menfi tespit davasından sonra açıldığı, menfi tespit davasında değerlendirmenin dava tarihi itibariyle yapılması gerektiği belirtilerek direnme kararı verilmiş ise de; zamanaşımına uğramış olması nedeniyle icra takibi yahut dava vasıtaları da dâhi talep edilebilme olanağı ortadan kalkan bir borç sebebiyle hukuki durumu tehlike altında olmayan bir kimsenin bu borcun mevcut olmadığına dair menfi tespit talebinde hukuki yararının bulunduğu söylenemez. 32. Bu itibarla eldeki davadan sonra davalı tarafından ikame edilen itirazın iptali davasında her iki davanın da konusunu oluşturan borcun zamanaşımına uğradığından bahisle davanın reddine karar verilmiş olması, itirazın iptali davasından önce açılmış olsa da eldeki menfi tespit davasına etki eder niteliği haizdir. Zira belirtilen itirazın iptali davasında borcun zamanaşımına uğradığına dair tespitin kesinleşmesi, menfi tespit davasının açıldığı tarihte var olan hukuki yararı ortadan kaldıracağından davalı tarafından açılan itirazın iptali davasında verilen ve Özel Dairece onanan hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenerek eldeki menfi tespit davasına etkisi değerlendirilip hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir. 33. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. ..." gerekçesiyle bozularak gelmiş dosya yeniden esasa kaydedilmiştir. İlk bozma ilamı öncesinde davacının dava konusu edilen miktarda borçlu olup olmadığının tespitine yönelik olarak taraflara ait defter kayıt ve belgeler üzerinde delil olarak bildirilen acentelik sözleşmesi değerlendirilmek suretiyle ve ayrıca borç olarak gösterilen poliçelerde birer birer incelenerek bilirkişi incelemesi yaptırılması için mahkememizce ara karar kurulmuş ara karar doğrultusunda davacı defterleri üzerinde mahkememizce SMMM ve sigorta uzmanı bilirkişiden oluşturularan 2 kişilik bilirkişi kurulu vasıtası ile bilirkişi incelemesi yaptırılmış, alınan bilirkişi raporunda; davacı tarafın, davalı taraftan 563,03-TL alacaklı olduğu hususunun tespit edildiği ayrıntılı ve gerekçeli olarak belirtilmiştir. Davalı defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması için İstanbul Nöb. Atm' ye talimat yazılmış, alınan bilirkişi raporunda; davalı sigorta şirketinin 2000 - 2011 tarihli ticari defter ve belgelerinin tetkikinde davalının ticari defterlerinin yasal ve usulüne uygun tutulduğu, ticari defter ve dayanak belgelerinin birbirini teyit ettiği, defterlerin delil niteliğine haiz olduğu, davacının davalı şirket nezdindeki cari hesaptan kaynaklanan sigorta prim borçlarının 31/12/2011 tarihi itibariyle 25.583,96-TL olduğu, bu miktarın 2012 yılına devir edildiği, Ocak 2012 tarihinde EFT yolu ile yapılan 260,00-TL tahsilat sonucu davacının davalı şirket nezdinde cari hesaptan kaynaklanan borç bakiyesinin 25.323,96-TL olduğu, bu miktarın halen devam ettiğinin tespit edildiği ayrıntılı ve gerekçeli olarak belirtilmiştir. İlk bozma ilamı öncesinde alınan bilirkişi raporları karar vermeye yeterli olmadığından İstanbul Atm' ye yeniden talimat yazılmış, rapor düzenleyen SMMM yanına bir sigorta uzmanı eklenerek davalı tarafın ticari defterlerinde görünen alacağın dayanağı olan poliçeler değerlendirilerek ve ayrıca dosya içinde bulunan acente sözleşmesi, dosya ekindeki soruşturma raporu, davacı defterleri ile ilgili mahkememizce alınan bilirkişi raporu, davacının itirazları ve tüm dosya kapsamı yeniden değerlendirilerek davalının davacıdan alacağı olup olmadığı ve varsa miktarının belirlenmesine yönelik rapor tanzimi talep edilmiş, talimat mahkemesince alınan bilirkişi kurulu raporunda; davacı...' ın davalı... Sigorta A.Ş' ye feshedilen acentelik dönemine ilişkin olarak 21.230,98-TL borcu bulunduğu, acentelik sözleşmesinin 06/07/2006 tarihinde feshedilmesinden sonra 2008 ve 2011 yıllarında ortaya çıkan acente borcunun zaman aşımına tabi olup olmayacağı ve davacı acenteye 17/06/2011 tarihinde keşide edilen ödeme ihtarnamesinden sonra faiz taahkuk ettirilip ettirilmeyeceği kararının mahkemeye ait olduğu görüş ve kanaatinde olunduğu ayrıntılı ve gerekçeli olarak belirtilmiştir. Hukuk Genel Kurulu bozma ilamı doğrultusunda celp edilen Mahkememizin ... Karar sayılı dosyasının incelemesinde ; davacının... Sigorta AŞ, davalının..., davanın menfi tespit davası olduğu, Mahkememizce 29/04/2014 tarihinde davanın açıldığı tarih itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verildiği, kararın Yargıtay... HD. Başkanlığının... K sayılı ilamı ile 19/11/2014 tarihinde onanmasına karar verildiği ve kararın 15/01/2015 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir. Toplanan tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda; davacı tarafça, taraflar arasında imza altına alınan acentelik sözleşmesi dolayısıyla davalıya her hangi bir borç kalmamış olmasına rağmen davalı tarafça sözleşmeden kaynaklanan alacağın talep edildiğinden bahisle davalı tarafa borçlu olunmadığının tespitine yönelik Mahkememize menfi tespit davası açıldığı, taraflar arasında İstanbul... Noterliği' nin 27/03/2000 tarih... yevmiye numaralı işlemi ile 27/03/2000 tarihinde acentelik sözleşmesinin imza altına alındığı, sözleşmenin davalı tarafça İstanbul ... Noterliği' nin 06/07/2006 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile feshedildiği, fesihten sonra davalı sigorta şirketi müfettişleri tarafında yapılan incelemeler sonucu davacı tarafa İzmir ... Noterliği' nin 17/06/2011 tarih... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edilerek acentelik faaliyetlerinden dolayı 16/06/2011 tarihi itibariyle 25.583,96-TL tutarında cari hesap borcunun olduğunun belirtildiği, davacı tarafça da bu ihtarmeye dayalı olarak 20.841,45-TL borçlu olunmadığının tespitine yönelik olarak dava açılmış olduğu,taraflar arasında imza altına alınan acentelik sözleşmenin 18/j maddesinde " Bu sözleşmenin yürürlüğü esnasında veya daha sonra acentenin şirket defter ve muhasebe kayıtlarına göre çıkacak borçlarından ve ihtilaflarından dolayı her hangi bir borç ikrarına veya hesap mutabakatına yahut sair her hangi bir delil ve belge ibrazına gerek olmaksızın sadece şirketin defter ve kayıtları delil teşkil edecektir. " düzenlemesinin bulunduğu, bu düzenleme göz önüne alınarak usulüne uygun tutulan davalı ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu davalının davacıdan 21.230,98-TL tutarında alacağı olduğunun belirlendiği, söz konusu belirleme doğrultusunda davacının menfi tespit davasının reddinin gerektiği, davacı tarafça alacağın zaman aşımına uğradığı iddiasının ileri sürüldüğü , zaman aşımının tarafın aslında borçlu olduğu bir edimi özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına imkân veren bir hak olup alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme yahut icra takibine konu edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade edeceği , bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımının, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik borç hâline dönüştüreceği ve alacağın dava edilebilme yahut icra edilebilme niteliğini ortadan kaldıracağı ,zaman aşımı müessesesinin bu yapısının (borcu değil, sadece onun alacaklı tarafından talep edilmesi olanağını ortadan kaldırmasının ve yine sadece borçlu tarafından ileri sürülebilecek bir olgu olmasının) doğal sonucu olarak, borçlu tarafından yasal süre içerisinde böyle bir def’ide bulunulmadığı takdirde, hâkim tarafından kendiliğinden gözetilemeyeceği , zaman aşımına uğramış olması nedeniyle icra takibi yahut dava vasıtaları da dâhi talep edilebilme olanağı ortadan kalkan bir borç sebebiyle hukuki durumu tehlike altında olmayan bir kimsenin bu borcun mevcut olmadığına dair menfi tespit talebinde hukuki yararının bulunduğunun söylenemeyeceği , bu itibarla eldeki davadan sonra davalı tarafından ikame edilen itirazın iptali davasında her iki davanın da konusunu oluşturan borcun zamanaşımına uğradığından bahisle davanın reddine karar verilmiş olmasının, itirazın iptali davasından önce açılmış olsa da eldeki menfi tespit davasına etki eder niteliğe haiz olduğu zira belirtilen itirazın iptali davasında borcun zamanaşımına uğradığına dair tespitin kesinleşmesinin, menfi tespit davasının açıldığı tarihte var olan hukuki yararı ortadan kaldıracağı , HMK' nun 114/h maddesi gereğince dava açmakta hukuki yararın bulunmasının dava şartı niteliğinde olduğu, dava şartlarının varlığının HMK' nın 115/1 maddesi gereğince davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden araştırılmasının ve dava şartı noksanlığı halinde HMK' nın 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmesinin gerektiği , davacının dava açtığı tarihte hukuki yararının bulunduğu ancak Mahkememizin... Karar sayılı itirazın iptali davasındaki borcun zamanaşımına uğradığına dair kesinleşmiş tespitin Mahkememize açılmış bulunan menfi tespit davasının açıldığı tarihte var olan hukuki yararı ortadan kaldıracağı ve davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesinin gerektiği , davacının dava açılış tarihi itibariyle davalıya borçlu olduğunun Mahkememizce yapılan bilirkişi incelemeleri ile belirlenmiş olması sebebiyle dava tarihi itibariyle davanın haksız olduğu bu husus göz önüne alınarak davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderinin hüküm altına alınması gerektiği incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşılmış, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın dava şartı yokluğu nedeniyle HMK 114/1-h ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Peşin alınan harç fazla olduğundan 39,65 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacı tarafa iadesine , 3-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan 374,30 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dair tebliğden itibaren 15 gün içerisinde Yargıtay yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekili Av. ...'nin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda açıkça okunup anlatıldı. 26/09/2023 Katip ... E-imzalıdır Hakim... E-imzalıdır

Atıf: İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/609, K. 2023/703, T. 26.09.2023, www.arakarar.com/karar/izmir-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-609-e-2023-703-k-935ae4f8a48b