İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/422 E. 2023/953 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/422
- Karar No
- 2023/953
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2021/422 Esas KARAR NO: 2023/953 DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 16/06/2021 KARAR TARİHİ: 28/11/2023 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından davacı şirket aleyhine -------- E. Sayılı dosyası ile -------- Bankası,------- Şubesi Hesap -------- seri numaralı 10.03.2019 keşide tarihli, 30.000 Euro bedelli çekin muhatap bankaya ibrazı sonucunda ödenmemesi nedeniyle kambiyo senetlerine özgü 371.121,32 TL bedelli icra takibi başlatıldığını, işbu icra takibine yönelik davacı şirket tarafından süresi içinde çek bedelinin haricen davalıya ödendiği, dolayısı ile borçlu olunmadığından bahisle itiraz da bulunulduğunu, itiraz üzerine-------- E. Sayılı dosyası ile itirazları doğrultusunda yargılama yapıldığını, görev gereği sınırlı belge ve bilgileri değerlendirmek durumunda olan İcra Hukuk Mahkemesinin davacı müvekkili şirketin takip konusu çek borcuna karşılık haricen, 211.333,46 TL asıl alacak, 3.095,23 TL çek tazminatı, 2,86 TL komisyon ücreti ve 72.525,68 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 286.957,23 TL’sini davalıya ödediğini, ödenen bu miktar yönünden takibin iptal edilmesi gerektiğine hükmettiğini ve kararın kesinleştiğini, davalının icra takibi ile sözde alacağı olduğu iddiası ile talep ettiği bedelin 371.121,32 TL olduğunu, ancak davacının davalıya borcunun tamamını dava ve icra takiplerinden önce ödediğini,-------- E. Sayılı dosyası ile yapılan yargılamada yalnızca 286.957,23 TL yönünden haklı bulunmalarının sebebinin dosyaya sunulan dekontların açıklama kısmındaki eksik yazım olduğunu, davacıya gönderilen ödeme emri ekinde yer alan çeke binaen davacı şirketin davalıya takip konusu 30.000,00 Euro çeke karşılık toplamda 192.000,00 TL ödeme yaptığını, döviz kurunun ödeme günleri merkez bankası Euro Döviz kuru karşılığı üzerinden 30.585 Euro ödeme yapıldığını, -------- E. Sayılı dosyası tahtında yapılan yargılamada 05.07.2019-15.08.2019-04.10.2019-09.10.2019 tarihli ödemeleri kabul ettiğini, ancak 31.05.2019 tarihinde ‘çekin için ödeme’ açıklaması ile 15.000 TL, 17.05.2019 tarihinde ‘-------- şirketi adına ödeme’ açıklaması ile 3.000 TL, 07.06.2019 tarihinde ‘... adına çek Ödemesi’ açıklaması ile 2.000 TL, 01.03.2019 tarihinde 4.000 TL, 06.02.2019 tarihinde 15.000 TL ödeme dekontlarının açıklama kısmına çek seri numarası yazılmadığı için bahse konu çek adına ödeme yapılıp yapılmadığının belli olmadığı kanısına varıldığını, bu ödemelerden bazılarının davacı müvekili şirket adına -------- şirketi tarafında yapıldığını, davalının da bildiği üzere ---------- göndericili şirketin, davacı müvekkilinin -------- şirketinin sahibinin eşine ait bir şirket olduğunu, eşinin şirket borcunu ödeyen diğer eşe ait bir şirket olduğunu, dolayısı ile -------- şirketinin genel ödemelerin davaya konu borçla ilgisinin olmadığını söylemenin alenen sayın mahkemeyi yanıltmak olduğunu, -------- şirketi ile davalı ... arasında herhangi bir ticari yada herhangi bir isim altında bir hukuki ve ticari ilişki bulunmadığını, davanın açıldığı tarih itibari ile birbirlerinden mal almamış, nakden borç alışverişi yapılmadığını, dolayısı ile -------- şirketi sahibi -------- davalı ... kocasının sahip olduğu-------- şirketinin borçlarını ödemek dışında herhangi bir pra transferi yapmasının söz konusu olmadığının son derece açık olduğunu, davalının -------- şirketinden gelen ödemeyi sorgulamadığını, iade etmediğini, davalının da gelen ödemenin -------- şirketi adına yapıldığını bildiğini, bunu rağmen ve hatta icra Hukuk Mahkemesince haklı olduğu tespit edilen ödemeye rağmen 30.000 Euro bedelli takip başlatarak kötü niyetli davrandığını ve sebepsiz zenginleştiğini, -------- şirketi yetkilisi --------- -------- şirketinin şirket yetkilisi ---------- karısı olduğunu, işbu hususun doğruluğunun ticari sicil kayıtlarının incelenmesi ile de ortaya çıkacağını belirterek telafisi güç zararlar oluşmaması ve hak kaybı yaşanmaması için öncelikle ve ivedilikle teminatsız olarak veya uygun görülecek bedel ile --------- E. Sayılı dosyasında bakiye borç olarak görünen 84.164,09 TL bedelli takibin durdurulmasına, davalının haksız ve sebepsiz zenginleşme gayesi içinde olması sebebiyle fazlaya dair hak ve talepler saklı kalmak kaydıyla harca esas değerin %20’sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine ve huzurdaki çek ile davacı müvekkili şirketin borçlu olmadığının tespitine, çek aslının davacı müvekkili şirkete iadesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davacının iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı -------- şirketi sahibinin söz konusu çek karşılığı olduğu iddia edilen ödemelere ilişkin olarak basiretli bir iş adamı gibi davranarak gerekli objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini, söz konusu bedellere ilişkin olarak açıklama kısmında ödeme yapılan çeke ilişkin somutlaştırılma yapılması gerektiğini, söz konusu duruma ilişkin olarak davacının açmış olduğu itiraz davasına istinaden sayın mahkemece verilen kararın da sabit olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen tarihlerdeki kurların hatalı olduğunu kurların ödeme tarihindeki ---------- bankası efektif satış kurlarıyla belirlenmesi gerektiğini, 06/02/2019 tarihli 15.000 TL bedelli dekonttaki ödemenin çeke ilişkin olduğuna dair herhangi bir ibare görülmediğini, ödemenin TTK 124.maddesi gereği söz konusu şirket yoluyla gönderilmesinin gerektiğini, ancak şahıs yoluyla gönderildiğini, 01/03/2019 tarihli 4.000 TL bedelli -------- Bankasına ait dekont incelendiğinde ise açıklama kısmının boş olduğunu gönderilen paranın takip konusu çeke ait olduğuna dair herhangi bir ibarenin olmadığını, bu dekontun mahkemeyi yanıltma amaçlı olduğunun bariz olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, 17/05/2019 tarihli 3.000 TL bedelli --------- şirketine ait olan banka dekontunda gönderilen paranın dava konusu çek ile ilgili olmadığının aşikar olduğunu, 31.05.2019 tarihli 15.000 TL bedelli --------- Bankasına ait dekontta da açıklama kısmında yalnızca çek için ödeme yapıldığının belirtildiğini, ödeme yapılan çekin somutlaştırılmadığını, banka dekontundaki bu açıklamanın dava konusu çeke ait olduğunun açık kanıtı olmadığını ve davaya delil olarak kullanılamayacağını, davacının diğer bir dekont olan 01/06/2019 tarihli 2.000 TL bedelli dekontun alıcının ... değil --------- isimli bir şahıs olduğunun bunun dava konu çek ile ilgisinin olmadığını, Vergi Usul Kanunun hükümlerine göre, fatura tutarı 8.000 TL üzeri olduğunda yapılacak tahsilat ve ödemelerde, ödeme tutarları ne olursa olsun, bankalar, özel finans kurumları veya --------- aracılığı ile yapılmasının yasal bir zorunluluk olduğunu, ayrıca davacının dava dilekçesinde tanık deliline dayandığını ancak HMK md.200 hükmünce söz konusu davada senetle ispat zorunluluğunun olduğunu, davanın hukuka ve yasaya aykırılık teşkil ettiğinin ve Sayın Mahkemeyi yanıltmaya yönelik açıldığının aleni olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini, davacının %20)den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; hukuki niteliği itibariyle davacının --------- Esas sayılı takip konusu çeke ilişkin ödemelerin tamamını yaparak çekin bedelsiz kaldığı iddiasıyla davacının davalı tarafa borçlu olmadıklarının tespiti istemli menfi tespit davasıdır. Mahkememizce tarafların ve dava dışı şirketin 2019-2020 yıllarına ilişkin tüm yasal ticari defterleri üzerinde mali müşavir aracılığıyla inceleme yapılmasına karar verilmiş, alınan 16/03/2022 tarihli raporun sonuç kısmında, "A- Ticari Defterlerin Usulüne Uygun Tutulup Tutulmadığı Yönünden: Verilen yetki ile incelenen davacı şirketin 2018-2019 yılı ticari defterlerinin GİB onaylı beratlarının süresinde alındığı, TTK ve VUK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu, Raporumuzun 4.a-1 kısmında detayları yazılı olduğu gibi, davalı tarafından defter-belge ibraz edilmediğinden defter-hesap incelemesinin yapılamadığı, Dava dışı -------- şirketinin yasal ticari defterleri usul yönünden incelendiğinde; 2019 yılına ilişkin ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, yevmiye kapanış tasdikinin bulunmadığı, 2020 yılına ilişkin ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, B- Davacının 30.12.2020 Takip Tarihi İtibarıyla 30 bin EUR çek borcunun bulunup bulunmadığı Dava konusunun davacının -------- Bankası, --------- Şubesi Hesap, ---------- seri numaralı 10.03.2019 keşide tarihli ve 30.000 Euro bedelli çekin bedelinin ödendiğinin ispat yükü altında olan davacının yaptığı ödemelere ilişkin sunduğu Dekontların incelenmesinde,05.07.2019-15.08.2019-04.10.2019-09.10.2019 tarihli toplam 148.000 TL karşılığı 23.580,97 € tutarlı dekont içeriklerinde dava konusu çeke istinaden ödeme yapıldığına ilişkin açıklama bulunduğundan işbu ödemelerin dava konusu çeke istinaden yapıldığının kabulü gerektiği, Çek ödemesi açıklaması yer almayan dekontların durumu: Sayfa 8, Tablo 3’de listelenen 06.02.2019-01.03.2019-17.05.2019-31.05.2019-01.06.2019 tarihli toplam 39.000 TL karşılığı 6.223,76 € tutarlı ödemelere ait dekont içeriklerinde açıklama kısmında çek ödemesine mahsuben yapıldığının açıkça yer almadığı, ancak ödemeyi yapan dava dışı şirketin davalı ile ticari ilişkisinin tespit edilemediği, davalının da dava dışı --------- şirketi ile ticari ilişkinin varlığı yönünde bir beyanının, iddiasının bulunmadığı, ayrıca davalının, açıklamasız dekontla bir kısım ödemeyi yapan davacı şirketin yapılan bu ödemeyi başkaca bir borca mahsuben yapıldığına ilişken bir delilinin, beyanının bulunmadığı hususları dikkate alındığında takdir sayın mahkemeye ait olmak üzere, dava dışı şirket, davacı şirket ve yetkilisi tarafından davalıya beş farklı tarihte yapılan toplam 39.000 TL karşılığı 6.223,76 € tutarlı ödemelerin dava konusu çeke istinaden yapıldığının kabulü halinde davacının 30.12.2020 takip tarihli kalan çek borcunun 543,11 EUR hesaplandığı (29.668,67 € takip tutarı- 29.804,72 € ödeme), Sayın mahkemenin dekont üzerinde çek borcuna ilişkin açıklamanın yer almaması sebebiyle 39.000 TL karşılığı 6.223,76 € tutarlı ödemenin davacı lehine çek ödemesi olarak dikkate alınmayacağı yönünde hüküm tesis etmesi durumunda ise davacının 30.12.2020 tarihi itibarıyla 6,776,87 EUR (6.223,76+543,11) kalan çek borcunun bulunacağı değerlendirilmiştir. "Yönünde görüş bildirmiştir.Rapor taraflara tebliğ edilmiş, tarafların rapora itirazları değerlendirilerek bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiş, alınan 27/02/2023 tarihli raporun sonuç kısmında,Davacı İtirazları Yönünden: Az yukarıda Genel Değerlendirme bölümünde açıklandığı üzere, 5.000 TL elden ödemenin dayanak belgesinin bulunmadığı, tek taraflı bir kayıt olduğundan ispat edilemediğinden davacı şirket vekilinin itirazlarının yerinde görülmediği, bilirkişi kök rapor kanaatinin aynen geçerli olduğu, Davalı İtirazları Yönünden: Genel Değerlendirme bölümünde açıklandığı üzere, davalı şirket vekilinin, dava dışı şirket tarafından yapılıp, “çek bedeline mahsuben yapılmıştır” şeklinde açıklama bulunmayan toplam 39.000 TL ödemenin ödemeyi yapan dava dışı şirketin davalı ile ticari ilişkisinin tespit edilemediğinden, bu yönde davalının aksine bir delil de sunmadığından bahisle itirazlarının yerinde görülmediği, bilirkişi kök rapor kanaatinin aynen geçerli olduğu"Yönünde rapor tanzim edilmiştir.Yukarıda da belirtildiği üzere davacı tarafından keşide edilen ve vadesinde ödenmese de icra takibinden ve davadan önce haricen ödendiği iddia edilen 10.03.2019 keşide tarihli, 30.000 Euro bedelli çek yönünden icara takibinden sonra açılan menfi davasıdır. Ancak davacı taraf daha önce de davalı aleyhine aynı sebepten dolayı haricen ödeme iddiasına dayalı olarak --------İcar Hukuk mahkemesinde takibin iptaline yönelik dava açtıklarını, sınırlı yetkiye sahip bu mahkeme tarafından yapılan ödemelerin bir kısmının (9 adet dekonttan ibaret) ek borcuna dair yapıldığının kanıtlanmadığı gerekçesi ile ret edildiğini, ancak bu ödemelerinde söz konusu icra takibine konu çek bakımından yapıldığını icra mahkemesi kararının kesin hüküm teşkil etmediğini beyan ederek kabul edilmeyen 84.164,09 TL (9.279,3 EURO x 9.07 TL) için de borlu oladığının tespitini talep etmiştir. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir . Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder. Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer . Somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 557. maddesinde kıymetli evrak “Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez.” şeklinde tanımlanmıştır. Kıymetli evrak olmasının yanında kambiyo senedi olan çek; Kanun’da öngörülen sıkı şekil şartlarına bağlı olarak düzenlenen, para borçlarını ödeme amacına özgülenmiş, yazılı ve soyut bir havaledir. Çek kanunen emre yazılıdır (nama veya hamiline de yazılabilir). Çek açıkça emre kaydını içermese bile ciro ve zilyetliğin geçirilmesi yoluyla devredilir. Çek düzenleyen muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Çek bir ödeme aracı olduğundan çekte vade olmaz, ibraz süreleri kanunda olabildiğince kısa tutulmuştur. Çek muhatap bankaca görüldüğünde ödenir . Ticarî hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir. Çekin muhatap bankaya ibrazı, çekin, ödenmesi için bankaya, dolayısıyla bankanın incelemesine sunulması, zilyetliğin geçici olarak bankaya bırakılmasıdır Her senedin düzenlenmesinin altında yatan bir neden/ilişki vardır. İlletten mücerret olan kambiyo senetleri “ifa amacıyla” ya da “ifa yerine” düzenlenebilir. İfa amacıyla düzenlendiğinde, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece asıl borç ilişkisi ortadan kalkmaz. Kambiyo senedinin bu iki nedenden hangisi için düzenlendiğinin açıkça belirtilmediği durumlarda, kambiyo senedinin ifa amacıyla düzenlendiği kabul edilir. Bir başka anlatımla, kambiyo senedinin mevcut asıl borç ilişkisinden doğan alacağın ifasını teminen, bu alacağın ifasının gerçekleştirilmesi uğruna düzenlenmesi esastır Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır . Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, 6762 sayılı TTK’nın 599. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) m.687) maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 61 vd. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 vd.) maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir.Yukarıda belirtilen yasal mevzauat ve yargı kararları ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tarafların hukuki ilişkinin var olamdığına dair bir iddiası bulunmamaktadır. Sorun davacı tarafça da kabul edilen 30.000 EURO bedelli çekin bedelinin ödenip ödenmediği noktasına dayanmaktadır. Davacı aynı iddiaya yöneli yani ödeme iddiasına dayalı icra takibinin iptali davası açmış--------- sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı iş bu davayı ise yukarıda bahsi geçen İcra Hukuk Mahkemesince kabul edilmeyen kısımlar bakımından açmıştır. Bilindiği üzere sınırlı yetkili icra hukuk mahkemesinin bu konuda verdiği karar kesin hüküm teşkil etmemektedir. Ancak İcra Mahkemesi tarafından verilen takibin duruldurulmasına ilişkin karar kesinleştiğinde icra takibi iptal edileceği için artık takibin tamamı için menfi tespit davası açmakta davacının hukuki yararı bulunmayacaktır. Nitekim davacı da kabul edilmeyen kısım tutarı için iş bu menfi davasını açıştır.Davacını esas olarak, icra tabine konu tüm çek borcunun bir kısmının banka dekontlarında açıkça çek borcuna mahsuben ödemeler yapıldığını, bir kısım ödemelerde bu kaydın yer almadığını ancak dava dışı eşine ait olan -------- tarafından yapıldığını ifade etmiştir. Gerçekten de tarafların ve dava dışı -------- şirketinin ticari defterleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde davalı taraf ile dava dışı --------- arasında her hangi bir ticari ilişki olmamasına rağmen dışı -------- tarafından 5 farklı tarihte toplam 39.000,00 TL karşılığı 6.223,76 EURO nun davalı tarafa gönderildiği anlaşılmıştır. --------- isimli şirketin davacının eşinin adına kayıtlı olması ve bu şirketle davalı arasında başkaca bir ticari ilişkinin bulunmaması nedeni ile yapılan bu ödemelerin icar takibine ve davamıza konu çek bakımından yapıldığının kabulü gerekmiştir.Diğer taraftan davacının ticari defterleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde davacının bu çek borcundan dolayı davalı tarafa hala 543,11 EURO borçlu olduğu anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/5. maddesinde borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetle yapılmış olması durumunda istem üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere borçlunun dava nedeniyle uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verileceği öngörülmüştür. Davacı taraf ve onun eşi tarafından yapılan ödemelerin icra takip tarihinden önce olduğu, başka bir ifade ile davalı tarafça icra takibine girişilmeden borcun çok büyük orandaki kısmını tahsil ettiği ettiği halde icra takibine girişmesi kötü niyetli olarak değerlendirilmiş ve davanın kabul edilen tutarının %20 si aranında kötü niyet tazminatına hükmedilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, davacının------- Esas sayılı takip dosyasından daha önce-------- sayılı ve 05/04/2021 tarihinde kesinleşen kararı ile hüküm altına alınan kısımlar haricinde aynı takipten dolayı davalıya 8.736,19-Euro (79.237,24-TL) BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, bu miktar yönünden takibin iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-Hüküm altına alınan 79.237,24-TL 'nin % 20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Alınması gerekli 5.412,70-TL harçtan davacı tarafından yatırılan 1.437,32-TL peşin harç, 2.055,00-TL tamamlama harcı toplamı olan 3.492,32-TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.920,38-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 59,30-TL başvurma harcı, 1.437,32-TL peşin harç, 2.055,00-TL tamamlama harcı toplamı olan 3.551,62-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından sarfedilen toplam 2.663,85-TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davacı vekili için takdir olunan 17.900,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8- Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra yatırana iadesine, Dair, Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin ve davalı asilin yüzüne karşı verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 28/11/2023