İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/49 E. 2024/718 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/49
- Karar No
- 2024/718
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2024/49 Esas KARAR NO:2024/718 DAVA:İtirazın İptali DAVA TARİHİ:17/01/2024 KARAR TARİHİ:28/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili banka tarafından ... San. Ve Tic. A.Ş. lehine ve diğer borçlular ...in müşterek borçlu ve müteselsil kefaleti ile Genel Kredi Sözleşmesine istinaden krediler tesis edilerek kullandırıldığını, kredi borcunun geri ödenmemesi üzerine kredi hesapları kat edilerek .... Noterliğinden 20/10/2020 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini ve işbu ihtarname borçluların bilinen son adreslerine gönderildiğini, borcun yine ödenmemesi üzerine asıl borçlu şirket ve müteselsil kefiller hakkında .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından ilamsız haciz yolu ile takibe geçildiğini, ancak davalılar tarafından ilamsız takipte borca faize ve tüm ferilerine ve imzalara itiraz ettiğini, takibin durduğunu, itirazın iptali ile takibin devamına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine, davalıların %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine, HMK. 329. Maddesi gereği kötü niyetli davalılar hakkında disiplin para cezası takdirine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın 1 yıllık yasal süresi içinde açılmadığını, davanın öncelikle bu yönden ele alınarak reddine karar verilmesini, davanın tacir olmayan gerçek kişi davalılar bakımından yetkisiz mahkemede açıldığını, kredi kat ihtarı ve takip talebindeki asıl alacak bakiyeleri ile takipte talep olunan asıl alacak faiz talepleri açısından tutarsızlıklar içerdiğini, takipte talep olunan asıl alacak tutarlarının hatalı ve mükerrer faiz talepleri söz konusu olduğunu, davalıların genel kredi sözleşmelerindeki imzalarına bir itirazlarının bulunmadığını, ancak davalı kefillerin genel kredi sözleşmesindeki kefaletlerinin geçersiz olduğunu, bu nedenlerle davanın usulden ve esastan reddine, takibinde haksız ve davalı gerçek kişiler bakımından aynı zamanda kötü niyetli olan davacıdan takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere haksız icra tazminatının tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası dosyamız arasına celp edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava hukuki niteliği itibariyle, .... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı icra takibine davalıların yapmış olduğu itirazın İİK 67. maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı isteminden ibarettir. İİK. mad. 67/I -III, V‟de düzenlenmiş bulunan itirazın iptali davası, borçlunun itirazının hükümsüz kılınarak, itiraz ile duran ilâmsız takibe konu olan alacağın varlığının saptanarak, icra takibinin devam etmesini (ve bu suretle, takip konusu alacağın borçludan alınmasını) sağlamak amacı ile açılır. İtirazın iptali davası açılabilmesi için; a) Yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. İtirazın iptal davası, icra takibi ile bağlantılı olduğundan, davalı aleyhine yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası dinlenmez. Yetkili icra dairesinde yapılmış usulüne uygun bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası açılamaz. Eğer, icra mahkemesince “ödeme emrinin iptaline” ya da “icra takibinin iptaline” karar verilmişse, iptal davası konusuz kalır. b) Borçlu tarafından süresi içinde yapılmış -ve hakkındaki takibi durdurmuş olan- geçerli bir itiraz bulunmalıdır. Borçlu tarafından süresinden sonra ödeme emrine itiraz edilmiş olduğu için ya da süresi içinde olmakla beraber yanlış (yetkisiz/görevsiz) yere itiraz edildiği için takip kesinleşmisse veya takip, borçlunun itirazı nedeniyle değil de icra mahkemesinin kararıyla durdurulmuşsa bu gibi durumlarda itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar bulunmayacaktır. c) Alacaklı tarafından, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davasının açılmış olması gerekir. Alacaklının, “itirazın kendisine tebliğinden itibaren” bir yıl içinde borçlunun itiraz ettiği alacağının tespiti ve itirazın iptali dileğiyle açtığı dava “itirazın iptali” davası niteliğini taşır. Bu davanın açılabildiği, “bir yıllık süre” hak düşürücü süredir. Bir yıllık dava açma süresinin başlangıcı, “itirazın alacaklıya tebliğ tarihi”dir. Bu halde; borçlunun itirazı, alacaklıya tebliğ edilmemişse, bir yıllık dava açma süresi işlemeye başlamayacaktır. Davacının, itirazı herhangi bir şekilde öğrenip öğrenmemesi de sürenin başlamasını gerektirmez. İİK. 67/1 maddesi uyarınca; "Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir." Somut olayda itirazın iptali davası, itirazın davacı alacaklıya tebliğ edildiği 30.07.2022 tarihinden itibaren yasal 1 yıllık süre içerisinde açılmamıştır. Dava, itirazın davacı tarafa tebliğ tarihinden 1 yıl 6 ay 7 gün sonra açılmıştır. Davacı tarafça arabuluculuk başvurusunun yapılması neticesinde süre kesilmiş olacağından davanın süresinde açıldığı iddia olunmuş ise de 6352 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Arabulucuk Sürecinin Başlaması ve Sürelere Etkisi" başlıklı 16'ıncı maddesi uyarınca arabuluculuk süreci ilk tutanağın tanziminden, son tutanağın tanzim edildiği tarihi kapsar ve bu süreç boyunca zamanaşımı ve hak düşürücü süreler işlemez. Maddenin 2.'fıkrasındaki süreç boyunca süre işlememesi hali, kesilmeyi değil; durmayı ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile araculuğa başvurulması süreyi kesmemekte, süreyi durdurmakta ve süre son tutanağın tanziminden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmektedir. Kaldı ki arabuluculuk sürecinin sona erdiği tarih anlaşmazlık tutanağının düzenlendiği 27.09.2022 tarihi olduğundan, İİK. 67/2 maddesindeki 1 yıllık hak düşümü süresinin bu tarihten itibaren sıfırdan başlatılması halinde dahi, bu tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 1 yıl 6 ay 17 gün geçmiştir. İİK'nın 67. maddesinde gösterilmiş olan bu süre hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre; hak sahibinin hakkını koruması için kanun veya sözleşme ile belirlenen süre içerisinde belirlenen eylem veya işlemleri yapmaması nedeniyle hakkın sona ermesi sonucunu doğuran süredir. Hak düşürücü sürelerin kanunla düzenlenmesi asıldır. Tarafların sözleşme ile hak düşürücü süreleri belirlemeleri, bu süreleri değiştirmeleri veya ortadan kaldırmaları mümkün değildir. Hak düşürücü süreler hakkı tamamen sona erdiren, yok eden, düşüren sürelerdir. Hak sahibi alacaklı kanunla veya sözleşme ile belirlenen süre içerisinde öngörülen eylem veya işlemleri yapmadığı takdirde o hak tamamen ortadan kalkmakta, silinmekte ve düşmektedir. Artık o hakkın istenmesi, dava ve takip edilmesi mümkün değildir. Hak düşürücü sürenin sonunda hakkın sona ermesi için karşı tarafın, borçlunun bir eylem veya işlem yapmasına gerek yoktur. Hak düşürücü süre geçmekle kendiliğinden son bulur ( Tekinay, S./Akman, S./ Burcuoğlu, H./Altop, A.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 2, İstanbul, 1985-1988, s. 1385 vd , Reisoğlu, S.: Genel Hükümler, İstanbul 2002, s. 348 ). " ...davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gözetilerek hak düşürücü süre nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken..." (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2015/11299 E-2016/2074 K) Hak düşürücü sürelerin itiraz olduğu yönünde görüşler bulunmakla beraber dava şartı olduğu ifadelerine de rastlanmaktadır. Medenî usûl hukukunda hak düşürücü sürelerin niteliğine ilişkin görüşlerin itiraz ve dava şartı olarak şekillendiği görülür. Hâkim görüş tarafından hak düşürücü sürenin geçmesiyle hakkın sona ermesine yol açan vakıanın itiraz olduğu kabul edilmektedir. Zira hak düşürücü süre sona erdiğinde, buna bağlı sonuçlar kendiliğinden ortaya çıkar ve hakkın sona ermesi bir vakıa teşkil eder. Şu var ki itiraz temelini oluşturan vakıalar, hukukî sonuçlarını kendiliğinden ortaya çıkardıkları, def’ilerden farklı olarak borçlu tarafından bir hakkın kullanılması olarak ileri sürülmedikleri için taraflar ileri sürmese de hâkim itirazları (ve hak düşürücü sürenin geçtiğini) re’sen dikkate alır. Hak düşürücü sürelerin dava şartı olduğu görüşüne göre hak düşürücü süre geçtiğinde dava esastan incelenemeyeceğinden, hak düşürücü süreyi olumsuz dava şartı olarak kabul etmek gerekir. Ayrıca bu durum her dava için düzenlenmediğinden özel nitelikteki dava şartı olarak değerlendirilir. Dava şartları (davanın mesmu/dinlenebilir olması şartları) bir davanın esastan incelenebilmesi ve dava hakkında esasa ilişkin karar verilebilmesi için varlığı (olumlu dava şartları) veya yokluğu (olumsuz dava şartları) gerekli olan hususlar olarak tanımlanabilir. Bu şartlar, maddî hukuka ait olmayıp; tamamen usûlî nitelik taşırlar. Böylece dava şartı noksanlığı hâlinde davanın usûlden reddine karar verilir (HMK m. 115, II). Bununla birlikte usûl işlemlerinin unsurları dava şartları arasında yer almaz; mesela, ihbarın, fer’i müdahalenin, duruşmaya davet edilmenin unsurları dava şartları olarak kabul edilmez. Maddî hukuka ilişkin kanunlarda düzenlenen dava şartlarından bahsetmek mümkün olmakla beraber, dava şartları, maddî hukuk bakımından talebin ileri sürülebilmesi için gerekli olan unsurlar değildir. Özetle, hak düşürücü sürenin usûl hukukuna ait olduğu durumlarda, sürenin sona ermesi, dava açma hakkını ortadan kaldırmakla beraber maddî hukuktaki hakkın özünü etkilemez. Hak mevcut olmakla birlikte, hak düşürücü sürenin sona ermesiyle dava edilebilirlik ortadan kalktığından, artık o uyuşmazlık mahkemelerin önüne getirildiğinde dava şartı noksanlığından usûlden ret kararı verilir. Bununla birlikte sürenin sona ermesi, icra ve iflâs hukukuyla sınırlı şekilde dava edilebilirliği ortadan kaldırabilir. Bu durumda, genel hükümlere göre uyuşmazlık yargı mercilerine intikal edebilir. Ne var ki söz konusu ihtimâlde, icra ve iflâs hukukunda öngörülen sonuçlar ortaya çıkmaz. Ayrıca dava açma süresinin sona ermesi, usûl hukukuna ilişkin birtakım sonuçlara sebep olmakla beraber dava edilebilirliği ortadan kaldırmayabilir. Dava edilebilirliğin sona ermediği bu durumlarda dava şartı noksanlığından bahsedilmez. Hak düşürücü süre, süreye bağlı haktan farklı olarak, belirlenen süre zarfında hak sahibinin hakkı kullanmasını ya da bir işlem yapmasını gerekli kılar. Hak düşürücü sürenin itiraz teşkil ettiğini ya da dava şartı olduğunu söylemek, hak düşürücü sürenin niteliğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Öyle ki maddî hukuktaki esas hakkın kullanılmasının hak düşürücü süreye bağlanması hâlinde, örneğin dava açma süresi gibi, sürenin sona ermesi hakkı sona erdirebilir. Esas hak ortadan kalktığından bu durum bir itiraz teşkil eder. Buna karşılık hak maddî hukukta ileri sürülebilmeye devam etmekle beraber, hak düşürücü sürenin sona ermesi hakkın dava konusu yapılmasını engelleyebilir ve dava edilebilirlik noksanlığı ortaya çıkabilir. Dava edilebilirlik dava şartı teşkil ettiğinden, hak düşürücü sürenin sona ermesi dava şartı eksikliği anlamına gelir. İcra ve iflâs hukukunda düzenlenen dava açma sürelerinin sona ermesi halinde, esas hak ya da genel anlamda dava hakkı etkilenmeksizin, icra ve iflâs hukuku bakımından dava edilebilirliğin ortadan kalkması söz konusu olur. (Hukuk Fakültesi Dergisi,Ankara Hacı Bayram Veli University, Hak Düşürücü Sürelerin Dava Şartı Olarak Nitelendirilme(me)si, Vildan PEKSÖZ) "...Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartları’dır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür... (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25/05/2011 tarih, 2011/11-186 Esas 2011/352 Karar sayılı ilamı)" Somut olayda davacı banka tarafından davalılar aleyhinde .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. Sayılı dosyası ile başlatılan genel haciz yolu ile (ilamsız) icra takibine, davalılar tarafından 12.04.2021 tarihinde itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin davacı banka vekiline 30.07.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafça 19.09.2022 tarihinde başlatılan arabuluculuk sürecinin 29.09.2022 tarihinde düzenlenen (ilk ve son) oturumda anlaşmazlık ile sonuçlandığı, arabuluculuk süreci nedeniyle, 1 yıllık hak düşümü süresinin 6325 sayılı HUAK uyarınca durduğu 19.09.2022 - 29.09.2022 arasındaki 10 günlük süre de nazara alınarak yapılan hesaplamada davanın itirazın davacı alacaklıya tebliğ edildiği tarihten 1 yıl 6 ay 7 gün sonra 17.01.2024 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. İİK.67/1 maddede belirtilen 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmayan davanın dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine, karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Davanın hak düşürücü süre dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine, 2-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 218.487,35 TL harçtan mahsubu ile bakiye 218.059,75 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzeride bırakılmasına, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık ücreti tarifesi 7/2 maddesi gereğince 30.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, 5-Davacı tarafça yatırılan ve artan gider avansının hüküm kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalılar vekilinin yüzüne karşı ( e duruşma ); 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 28/11/2024 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır