İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/457 E. 2023/1032 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/457
- Karar No
- 2023/1032
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/457 Esas KARAR NO : 2023/1032 DAVA : Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 12/11/2020 KARAR TARİHİ : 08/12/2023 İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/294 Esas 2023/200 Karar sayılı görevsizlik kararı ile Mahkememize tevzi edilen ve esas sırasına kaydı yapılan Mahkememiz dosyasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili 12.11.2020 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalıların“..., A.Ş.”...’in sahibi olup, websitesinde 08.11.2020 tarihinde yayınlamış olduğu haberlerde müvekkillerin kişilik haklarını ihlal eder şekilde saldırılarda bulunduklarını anılan haberlerde, “ ... ’başlığı ile müvekkiller hakkında “... isimli televizyon kanalının sahibi ... ile kanalın bağlı bulunduğu şirketin... Grup Başkanı (CEO) olarak görev yapan ... ve soyadı öğrenilemeyen ... isimli kanal çalışanı hakkında, “tehdit, yağma, şantaj, itibarın zedelenmesi” suçlamalarıyla yapılan suç duyurusunun ardından soruşturma başlatıldı ... ve ...’nun, ... .” açıklaması ile “ ... ” başlığı ile müvekkillerin ‘ ... ’ diyerek üstüne baskı kurmaya çalıştığını savunarak müvekkil hakkındaki suçlamaların basın meslek etik ve ilkelerinden uzak şekilde kamuoyuna sunulduğunu, ayrıca davalılar tarafından “... Hizmetleri Şirketi’nin ortaklarından ... ...’nın savcılığa verdiği ifadelere ve avukatı ... aracılığıyla yaptığı suç duyurusundaki iddiaya göre, " ... " başladı.” şeklinde yayınlanan haberlerin masumiyet karinesine de aykırılık teşkil ettiğini, bununla da kalınmayarak “ ... ” açıklamaları ile ‘haber’ maskesi altında müvekkiller ve hukuk düzeni aleyhine iftira niteliğinde beyanlarda bulunduklarını, müvekkillerin kişilik haklarını ihlal edildiğini, bahsi geçen haberlerin müvekkillerin kişilik haklarını ihlal etmiş olup basın özgürlüğü kapsamında korunamayacağını, yapılan haberler ile müvekkilllerin onur, şeref ve saygınlığına yapılan saldırıların hiç kuşkusuz müvekkillerin tolum içindeki durumunu sarstığını ve haklarında yersiz birçok düşüncenin doğmasına ve söylentilere sebep olduğunu, davalılar tarafından haberlerin yayınlanmasının etk amacının rant sağlamak olup bu uğurda müvekkillerin itibarlarının yerle bir edildiğini, dolayısıyla yapılan haberlerin müvekkillerin kişilik haklarına ağır saldırı niteliğinde olduğunu, beyan ederek davanın kabulünü arz ve talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil ...'in "https://... com.tr" haber sitesin "sorumlu haber müdürü" olduğu gerekçesi ile davanın kendisine yöneltildiğini, oysa müvekkilin internet sitesinin sorumlu müdürü olmayıp, TV kanalının sorumlu müdürü olduğunu, internet sitesi ile TV kanalının farklı iki yayını olup, sorumlu müdürlerin de ayrı olduğunu, müvekkilin internet sitesinin sorumlu müdürü olduğuna ilişkin Davacı tarafça bir belgede sunulmadığını, bu nedenle öncelikle davalı ... yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu haberde yer alan iddiaların internet sitesine ait olmadığını, yapılan bir suç duyurusu ve sonrasında başlatılan soruşturmanın haberleştirildiğini, Zaten haberin tümü bu soruşturmaya ilişkin olup, suç duyurusunda yer alan hususların iddia edildiği yazı içerisinde bir çok kez ifade edildiğini ve tarafların verdikleri ifadelere dayandırıldığını, bunun yanında haberin bir kısmı da internet sitesi tarafından da üretilmediğini, başka bir haber sitesine atıf ile yayınlandığını, tüm bunların yanında suç duyurusunun şüphelilerinin iddialarının yalanladığının da haberde yer aldığını, söz konusu konuların bir iddia olarak dile getirildiğini, bu iddiaların kaynağının ise bir suç duyurusu olduğunu, bu anlamı ile haberin gazetecilik faaliyetinin bir parçası olduğunu beyan ederek, davanın davalı ... yönünden husumet yokluğu sebebiyle reddini arz ve talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafça, "https:// ... com.tr" haber sitesinde yayınlanan “...'de şantaj skandalı” başlıklı yazı ile ilgili olarak, kişilik haklarının ihlali gerekçesi ile manevi tazminat talepli olarak huzurdaki davanın açıldığını, talep edilen tazminatın haksız, yasaya ve hukuka aykırı, aynı zamanda da fahiş olduğunu, davaya konu haberde yer alan iddiaların müvekkile ait olmadığını yapılan bir suç duyurusu ve sonrasında başlatılan soruşturmanın haberleştirildiğini, zaten haberin tümünün bu soruşturmaya ilişkin olup, suç duyurusunda yer alan hususların iddia edildiğinin yazı içerisinde bir çok kez ifade edildiğini, yine haberdeki ifadelerin, soruşturma sırasında tarafların verdikleri ifadelere dayandırıldığını, bunun yanında haberin bir kısmının da Müvekkil tarafından da üretilmediğini, başka bir haber sitesine atıf ile yayınlandığını, bu hususun haber içerisinde açık olarak gözüktüğünü, suç duyurusunun şüphelilerinin iddiaları yalanladığının da haberde yer aldığını beyan ederek haberin gazetecilik faaliyetinin bir parçası olduğunu beyan ederek davanın reddini arz ve talep etmiştir. DELİLLER: ...cevabi yazısı, ... A.Ş. cevabi yazısı, taraf beyanları ve tüm dosya kapsamı. GEREKÇE: Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacılar, davalıların sorumlu olduğu 08/11/2020 tarihli haber sebebiyle kişilik haklarına zarar verildiğini öne sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Dava konusu haber davalı şirketin sahibi olduğu internet sitesinde yayınlanmıştır. Haberin yapıldığı tarihte Davalı ... internet sorumlu haber müdürü olarak çalışmaktadır. Kişilik haklarının zedelenmesine ilişkin TBK md. 58 hükmü “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.” şeklindedir. Kişilik haklarına ilişkin Anayasa md. 17 ise, “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” şeklindedir. Görüldüğü üzere bir kişinin manevi varlığının korunması Anayasal bir hak olduğu gibi, TBK’da da ifade edilen haklardandır. Davacıların iddiasının davalıların sorumlu olduğu habere ilişkin olması sebebiyle ifade ve basın özgürlüğünden de bahsetmek gerekmektedir. AİHS md. 10’da ifade özgürlüğü “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar.” şeklinde belirtilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” şeklinde ifade özgürlüğünün sınırlanması düzenlenmiştir. Anayasa md. 22’de “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.” şeklinde haberleşme hürriyeti; md. 26’da “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” şeklinde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti; md. 28’de de “Basın hürdür, sansür edilemez.” şeklinde basın hürriyeti düzenlenmiştir. AİHM içtihatlarına göre kamu yararı taşıyan konularda basının bilgi verme hakkı olduğu kadar, toplumun da bilgi alma hakkı olduğu kabul edilmiştir. Yine AİHM içtihatlarına göre gerçeklik koşulu basın özgürlüğü açısından makul olmayan bir ödevdir. Zira sadece kanıtlanmış olguların yayınlanmasının, basının herhangi bir haber yayınlamasını zorlaştıracağı kabul edilmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20/11/2018 Tarih, 2016/10042 Esas ve 2018/7166 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın; olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırının aşılması ve kişilik hakkına saldırı seviyesine ulaşması hâlinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddeleri gereğince manevi tazminat istenebilecektir." Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır (Yargıtay 4. HD 06/12/2017 T. 2016/7630 E. 2017/7977 K.) Düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırının aşılması ve kişilik hakkına saldırı seviyesine ulaşması hâlinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddeleri gereğince manevi tazminat istenebilecektir. (Yargıtay 4. HD 20/11/2018 T. 2016/10042 E. 2018/7166 K.) Somut olayda dava, ... Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verilerek mahkememize tevzi olmuştur. TTK md. 5/A uyarınca bir miktar paranın ödenmesine ilişkin ticari davalar arabuluculuk dava şartına tabidir. Davacı, görevsizlik kararından sonra yargılama sürecinde arabuluculuk dava şartı eksikliğini gidermiştir. Her ne kadar dava şartı arabuluculuk sonradan giderilebilir bir dava şartı olmasa da, davanın asliye hukuk mahkemesinde açılması ve asliye hukuk mahkemesi açısından arabuluculuğun dava şartı olmaması sebebiyle mahkememizce sonradan yerine getirilen dava şartı kabul edilerek yargılamaya esastan devam edilmiştir. Dava konusu haberin haber müdürü olarak Davalı ...’in ve haber sitesinin sahibi olarak davalı şirketin meydana gelen zarardan sorumlu olduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Ancak Davalı ...’in dava konusu haberle herhangi bir bağı bulunmadığından davacılara karşı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Dava konusu haber ... CBS’nin 2020/... Soruşturma sayılı dosyasına ilişkindir. Bu kapsamda savcılık dosyası ve haber metni incelenmiştir. Somut olayda yukarıda açıklanan düzenlemeler ve ilkeler uyarınca davacıların kişilik haklarının korunması ile davalıların ifade ve basın özgürlüğü arasında bir denge kurulması gerekmektedir. Mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu savcılık dosyasına ilişkin haber yapıldığı, herhangi bir suç isnadına veya rencide edici bir ifadeye yer verilmediği, yapılan haber içeriğinin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığı sonucuna varılmıştır. TBK md. 58 uyarınca manevi tazminat talep edebilmek için öncelikle kişilik haklarına hukuka aykırı bir şekilde zarar verici bir eylemin bulunması gerekir. Ancak dava konusu haber içeriği itibariyle hukuka aykırı, davacıların manevi varlığına zarar verici nitelikte değildir. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; yukarıda açıklanan sebeplerle Davalı ...’in dava konusu haberin hazırlanması ve yayınlanmasında herhangi bir bağının bulunmaması, diğer davalılar yönünden yapılan haberin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kalması ve hukuka aykırı bir eylem içermemesi sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir. Yargılama giderlerinin hesaplanmasında Davalı ... için ayrı diğer davalılar için ayrı ret gerekçesi bulunduğundan ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiştir. HÜKÜM: Açıklanan yasal gerektici nedenlere göre; 1-Davanın REDDİNE, 2-Peşin alınan 4.269,38 TL harçtan alınması gereken 269,85 TL harcın mahsubu ile fazla alınan 3.999,53 TL harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, 3-Taraflar arabuluculuk görüşmesine katılmış olmakla Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı şirket vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince reddolunan kısım üzerinden hesaplanan 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalı şirkete verilmesine, 6-Davalı ... vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince reddolunan kısım üzerinden hesaplanan 17.900,00 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalı ... verilmesine, 7-Yatırılan ve artan gider avansının karar kesinleştiğinde bakiye kısmının yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karara karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile ... Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.08/12/2023 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır