İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/367 E. 2025/416 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/367
Karar No
2025/416
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/367 Esas KARAR NO : 2025/416 DAVA : Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 22/05/2025 KARAR TARİHİ : 13/06/2025 Mahkememizde görülmekte olan tazminat davasının dosya üzerinden yapılan incelemesi sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...A.Ş. 09.09.2022 tarihinde, davalı ...'nin tek hissedarlığı ile beheri 1.000 Türk Lirası değerinde 500 paya ayrılmış toplam 500.000-TL sermaye ile kurulduğunu, kuruluş esnasında davalının, üç yıl için şirket yönetim kurulu başkanı olarak şirketi temsile yetkili kılındığını, şirketin ana iştirak alanı dış ticaret ve Lojistik olarak kararlaştırıldığını, davalının ise ... Vergi numaralı, ... vatandaşı ... arasında 28.07.2023 tarihinde imzalanan hisse devir sözleşmesi karşısında müvekkili şirkette bulunan toplam 500 adet payından 335 adet payın bütün hak ve alacakları ile birlikte ...'ye devrettiğini, bu vesileyle şirketin paydaşlık durumunun toplam 500 adet paydan 165 adeti davalı ..., geri kalan 335 adetinin ...'ye ait olacak şekilde güncellendiğini, öte yandan davalının, şirket yönetim kurulu başkanı olarak görevine devam ettiğini, münhasır olarak şirketi imzası ile temsil ve ilzam etmeyi sürdürdüğünü, bunun üzerine, 18.12.2024 tarihinde gerçekleşen müvekkili şirket genel kurulunda alınan kararlar doğrultusunda davalının yönetim kurulu üyesi olarak görevi ve şirketi temsil ve ilzam hakkı sonlanlandırılarak ...'nin 18.12.2027 tarihine kadar müvekkili şirket yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirildiğini, şirketi münhasır olarak temsil ve ilzamına karar verildiğini, davalının, müvekkili şirketin alacaklılarına olan borcu süresinde ödemediğini, davalının, müvekkili şirket hesaplarında açıklayamadığı şahsi ve müvekkili şirket faaliyetleri ile ilişkisi olmayan harcamalar yaptığını, müvekkili şirketi ciddi bir borç altına soktuğunu, davalının, müvekkili şirkete herhangi bir bilgilendirme ve onay olmadan satın almış olduğu ve akabinde satmış olduğu araçlar ile şirketin zarara uğramasına sebep olduğunu, davalının, ana yükümlülüğü olan müvekkili şirketi sevk ve idare etmeyi yerine getirmediği gibi, müvekkil şirketin ticari ortaklarına ve tedarikçilerine ödemeleri yapmayarak, müvekkili şirketin ticari faaliyetleri ve itibarının zarara uğramasına sebep olduğunu, davalının, kusurlu ve ihmalkar davranışları ile yol açtığı zarardan dolayı müvkekili şirkete sorumlu olduğunu, davalarının kabulü ile davalının, hukuka aykırı işlemleri ile müvekkili şirkete verdiği zarardan, HMK m.107 uyarınca yapılacak yargılamada müvekkili davacının uğramış olduğu zarar miktarının belirlenmesinden sonra talep arttırımı ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100.000,-TL (Yüz Bin Türk Lirası) ve 100.000 USD (Yüz Bin Amerikan Doları) zararın faizi ile davalı tarafından tazminini, döviz cinsinden tazminat talepleri, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca, Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden, dava tarihinden itibaren faiz işletilmesini, Türk Lirası cinsinden tazminat talebimize ise aynı Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca, kısa vadeli avanslar için uygulanan faiz oranında dava tarihinden itibaren faiz işletilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı gerçek kişiye halihazırda dava dilekçesi tebliğ edilememiştir. Dava, 6102 sayılı TTK m.553 hükmünde belirtilen ve yöneticinin sorumluluğuna dayalı tazminat davası olarak açılmıştır. Dava dilekçesi içeriği ve ekleri, incelenen sicil kayıtları gözetildiğinde davalı olan gerçek kişinin 28/07/2023 tarihinde imzalanan hisse devir sözleşmesi uyarınca, davacı şirket nezdinde bulunan beşyüz adet payının bir kısmını dava dışı gerçek kişiye devrettiği, halihazırda davalının şirkette pay sahibi yani ortak konumda bulunduğu, 18/12/2024 tarihli genel kurul kararı sonrası ise davalı gerçek kişinin yönetim kurulu üyelik görevi ile şirketi temsil durumunun sonlandığı, dava dışı kişinin yönetim kurulu başkanı ve temsilcisi olarak atandığı, davacı şirketin ise davalı gerçek kişiyi tazminat davasının muhatabı olarak gösterdiği tartışmasızdır. Gelen sicil kayıtlarına göre davalı şirketin ticaret sicili adresi "..." dır. Böylelikle davalı şirketin eski adresinin "..." olduğu, yeni adresinin ise " ..." olduğu, gerek mevcut sicil kayıtları gerek davacı vekilinin 03/06/2025 tarihli dilekçe içeriğine göre sabittir. Yukarıda tartışmasız olduğu kabul edilen hususlar karşısında, somut olay açısından mahkememizin kesin yetkili olup olmadığı öncelikle irdelenecektir. Bu arada belirtmek gerekir ki gerek HMK m.115/f.2 hükmü ve gereksi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamaları karşısında bu hususun incelenmesine usuli bir engel bulunmamaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere dava, anonim şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davasıdır. 6100 sayılı HMK m.14/f.2 hükmüne göre “Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.” hükmünü haizdir. 6102 sayılı TTK m.561 hükmüne göre ise “Sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabilir.” Gerek açıklanan kanun hükümleri ve gereke doktrinde kabul olunduğu üzere HMK'da yer alan hüküm kesin yetki niteliğindedir. TTK'da yer alan hüküm ise seçimlik yetki durumundadır. Kesin yetki durumu ile seçimlik yetki durumunun çatışması durumunda, çatışan bu kurallardan kamu düzeni ile ilgisi olan kuralın tercih edilmesi öncelikle kanun koyucunun amacına uygundur. Esasen kanun koyucu, kesin yetki kuralı ile ortaya çıkabilecek muhtemel zararların engellenmesi için ve buna bağlı birçok usuli nedenden dolayı kesin yetki hallerini özel olarak düzenlemiştir. Bu zararların önüne geçilmesi açısından kesin yetki durumunun öncelikle gözetilmesi yorum bilimi açısından uygun olacaktır. Nitekim Mecelle'deki ifade ile "Def-i mefasid celb-i menafiden evladır." Zaten Yargıtay uygulamasında da, aynı zamanda pay sahibi olan yani ortak olan yönetici aleyhine sorumluluk davası açılması durumunda HMK m.14 hükmünün uygulanması gerektiği benimsenmektedir. (Yargıtay 5 HD, 31/05/2021 tarih, ... esas ... karar, ayrıca bu kararı, benimseyen İstanbul BAM 14 HD, 19/12/2019 tarih, ... E. ... K.sayılı kararı.) Adı geçen düzenlemeler ve dosya kapsamı dikkate alındığında, dava tarihi itibariyle davalının ortağı olduğu tüzel kişinin bulunduğu yer mahkemesinin " ..." olduğu kayden açıktır. Bir başka deyişle, şirketin merkezi sicil adresi olan ... olup HSK kararı uyarınca ise bu yer ... Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı çevresi dahilinde kalmaktadır. O halde kesin yetki kuralını düzenleyen HMK m.14 hükmü uyarınca ... Asliye Ticaret Mahkemeleri kesin yetkilidir. Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK m.114/f.1 bend(ç) uyarınca mahkemelerin kesin yetkili olması dava şartlarından olup HMK m.115 hükmü uyarınca dava şartı olan bu hususun her zaman ve her aşamada mahkemece kendiliğinden araştırılması gerekli ve zorunludur.Bir başka deyişle,davalı tarafından somut davada olduğu üzere bu konuda herhangi bir itirazın sunulmamış olması veya ön incelemenin bitmemiş olması kesin yetki hususunun incelenmesine engel değildir. Kaldı ki Mahkememizce 26/05/2025 tarihli tensip tutanağı ile davanın neden Mahkememizde açıldığı hususunun somutlaştırması noktasında ara karar oluşturulmuş, davacı vekili ise 03/06/2025 tarihli dilekçe ile davanın yanlışlıkla ... Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde açıldığını, bu çerçevede dosyanın yetkili ... Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini dahi beyan etmiştir. Yapılan açıklamalar karşısında; davanın, HMK m.114/f.1 bend (ç) hükmü uyarınca mahkememizin kesin yetkili mahkeme olmaması nedeniyle ve dava şartı yokluğundan usulden reddine, HMK.m.20/f.1 hükmü uyarınca kanun yoluna başvurulmayarak karar kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten itibaren; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurulması durumunda dosyanın yetkili ... Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmek üzere Hukuk Mahkemesi Tevzi Bürosuna teslimine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Mahkememizin iş ve kadro durumu karşısında ve gerekçesi sonradan açıklanmak üzere; 1-Davanın, HMK m.114/f.1 bend (ç) hükmü uyarınca mahkememizin kesin yetkili mahkeme olmaması nedeniyle ve dava şartı yokluğundan usulden reddine, Talep halinde dosyanın yetkili ... Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, 2-HMK.m.20/f.1 hükmü uyarınca kanun yoluna başvurulmayarak karar kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten itibaren; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurulması durumunda dosyanın yetkili ... Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmek üzere Hukuk Mahkemesi Tevzi Bürosuna teslimine, 3-Harç, vekalet ücreti ve yargılama giderinin HMK.m.331/f.2 hükmü uyarınca yetkili mahkemece dikkate alınmasına, Dair, gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya bulundukları yerdeki başka bir mahkeme aracılığıyla mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK.m.341 hükmü uyarınca İstanbul BAM nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları bulunduğu hatırlatılmak suretiyle dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile karar verildi. 13/06/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/367, K. 2025/416, T. 13.06.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-367-e-2025-416-k-6dd0da222a89