İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/492 E. 2024/509 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/492
- Karar No
- 2024/509
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) ESAS NO :2022/492 Esas KARAR NO :2024/509 DAVA :İtirazın İptali DAVA TARİHİ :08/04/2022 KARAR TARİHİ :17/12/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yüzyılı aşkın bir üredir Arjantin ve Uruguay limanlarında tüm dünyadan gemi sahipleri, gemi işletmecileri, gemi donatanları gibi kişilerin ihtiyaç duyduğu özel hizmetleri sağlayan köklü bir gemi acenteliği işletmesi olduğunu, ... ... LTD, ... ..., ..., ... ve davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunu, müvekkili şirketin 07/08/2018 - 24/09/2018 tarihleri arasında "... ... LTD" firması adına kayıtlı "..." adlı ... IMO numaralı gemiye ... ... limanında acentelik hizmetinde bulunduğunu, ... gemisine belirtilen tarihler arasında verilen acentelik hizmetleri karşılığında müvekkili şirket tarafından ... ... LTD adlı firmaya 39 adet fatura düzenlendiğini, müvekkilinin faturalardan kaynaklanan alacağını tahsil edemediğini, alacağın tahsili amacıyla .... İcra Müdürlüğünün 2021/... Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu bildirdiğinden bahisle icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin aynen devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın müvekkilİ şirket ile herhangi bir bağlantısı olmadığını, herhangi bir alacak hakkı söz konusu olmadığını, işbu nedenle davacı yanın alacak ihtilafında olduğu şirket ... Ltd. Şti. Olmadığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da görüleceği üzere bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın gerçek borçlusuna ait olduğunu, davacı yan 3. kişilere husumet yönelttiğini, zira müvekkili şirketin davacı yan ile herhangi bir ilişkisi olmadığını, davalı şirket ve dava dışı şirket farklı tüzel kişiliklere sahip olduklarını, bahse konu uyuşmazlığın kaynağını oluşturan '... ... ... Ltd. " şirketin "..." isimli gemi için hizmet aldığı iddiası nedeniyle müvekkil şirket ... Denizcilik Sanayi Ticaret Ltd Şti'ye itirazın iptali davası neticesinde husumet yöneltildiğini ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak tarafımızın borçtan sorumlu tutulmasının talep edildiğini, iddia edilen borcun var olduğu kabul edilse dahi alacaklının öncelikle borç ilişkisinin tarafı olan tüzel kişiye başvurma zorunluluğu olduğunu, tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak, ortakların veya şirketin sorumluluğuna gidilmesi istisnai bir hal olduğundan, ... ... ... Ltd'den tahsil edilemeyen, alacaklar için bu yolun tercih edilebileceğini, kişiler hukukunun temel prensiplerinden olan ayrılık ilkesinin görmezden gelindiğini, bu yola ancak somut olaya uygun bir kanuni düzenleme bulunmaması halinde istisnai olarak başvurulabileceğini, Yargıtay da bu durumu "Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi, ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak uygulanması gereken bir yoldur"şeklinde açıkladığını, her ne kadar davacı yan ... A.Ş ile ..., ... ... ve ... ... ... arasında organik bağ bulunduğunu iddia etmiş olsa da müvekkil ... Sanayi Ticaret Ltd.Şti, davacı yanın iddialarının muhatabı olmasının mümkün olmadığını, organik bağın tespitine ilişkin kararların incelenmesinde, şirketlerin adreslerinin aynı olmasının veya aynı şirketler topluluğunda yer almanın organik bağın varlığının kabulü için tek başına yeterli olmadığı şirketlerin ticari ilişkilerinde aynı unvanı kullanmış olmaları gerektiğini, şirket yöneticilerinin aynı kişilerden oluşması gerektiğini, şirket kurucularının aynı kişiler olması, şirketler arasında devrin söz konusu olduğu hallerde organik bağ varlığı ifade edildiği görülmekle birlikte ticareti faaliyet veya işlemler bazında da bağın varlığını destekleyen unsurların ortaya konulması gerektiğini, ancak bahse konu uyuşmazlıkta ... A.Ş ile müvekkil ... LTD. ŞTI arasında adreslerinin aynı olması dışında herhangi doğrudan bir bağ bulunmadığını, iddia edilen alacağın gemi alacağı kapsamında olmadığını, zira gemi alacaklarının sınırlı sayıda sayıldığını ve acentelik hizmetinin sınırlı sayıda sayılan gemi alacaklarına olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizde açılan işbu davanın, ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 22/09/2022 tarih, 2022/... Esas, 2022/ ... Karar sayılı Görevsizlik kararı üzerine ile geldiği anlaşılmıştır. Dava; davacı tarafından ... isimli gemiye verildiği belirtilen acentelik hizmet bedelinin tahsili talepli başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali davası olup; uyuşmazlığın, davacının ... ... ... Ltd ye kayıtlı ... isimli gemiye acentelik hizmeti verip vermediği, ... ... ... Ltd ile davalı şirket arasında organik bağ bulunup bulunmadığı, davacının acentelik hizmeti sebebiyle alacaklı olduğu tespit edilir ise bunun miktarından ibaret olduğu anlaşıldı. .... İcra Müdürlüğünün 2021/ ... esas sayılı icra dosyasının incelemesinde; alacaklısının ... borçlusunun ... San. Tic. Ltd. Şti. olduğu, 10/06/2021 tarihinde 37.621,46.USD nin tahsili için takibe geçildiği, ödeme emrinin borçluya 15/06/2021 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu vekilinin 15/06/2021 tarihli itiraz dilekçesi ile takibin durduğu ve eldeki davanın da 08/04/2022 tarihinde İİK 67 maddesi gereğince yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce resen seçilen bilirkişiler ... ve ... tarafından tanzim edilen 05/04/2024 tarihli raporda; Davacı şirketin yurt dışı şirket olması ve ticari defter tutma zorunluluğu bulunmaması nedeniyle inceleme esnasında ticari defterlerin tarafıma ibraz edilmediği, dava ve icra takibine konu alacağın 07/08/2018-24/09/2018 arasında acentelik hizmetinden kaynaklandığı tespit edilmiş olup, davalı şirketin 09.01.2019 tarihinde tescil edilerek kurulduğu, davacı şirketin dava dosyasına sunduğu belgede bakiye alacağının 37.621,46 USD olduğu, ancak davacı yanın düzenlediği faturaya istinaden yaptığı tahsiatlar ile ilgili banka dekontlarını dava dosyasına ibraz etmediğinden icra takibine konu alacak miktarının tarafından tespit edilemediği, davacı şirket tarafından davalı şirket ünvanına düzenlenmiş herhangi bir faturanın bulunmadığı, başka bir ifadeyle davacı şirket ile davalı şirket arasında dava ve icra takibine konu olan yıllar arasında herhangi bir ticari ilişkinin bulunmadığı, davacının, kendisi tarafından düzenlenmiş faturalar dışında, ... gemisine acentelik hizmeti verdiğini ispata yarayacak herhangi bir belge sunmadığı, davacı ticari defterlerini ibraz etmediğinden, davalı şirket ise iddia edilen acentelik hizmetinin verilmesinden sonra, 09.01.2019 tarihinde tescil edilerek kurulduğundan, tarafların ticari defterlerinden yola çıkılarak bir tespitte bulunulmasının da söz konusu olamadığı, bu nedenle dosyadaki belgeler çerçevesinde ... gemisine acentelik hizmeti verilip verilmediğinin tespit edilemediği, ... ... yetkilisi ... tarafından davacı şirket yetkilisine gönderilen 1.11.2018 tarihli e-postada "geminin Arjantin'den kalkışı için 15.000 USD ve gemi adamı ücretleri için 3.000 USD olmak üzere toplam 18.000 USD'nin gönderileceği" bilgisinin yer aldığı, salt bu e-postadan yola çıkılarak davacının ileri sürdüğü tarihler arasında, davacının düzenlediği faturalar konusu hizmetlerin ... gemisine verildiğinin ispatlanmış sayılıp sayılmayacağı hususunda takdirin münhasıran Mahkemeye ait olduğu, dava dışı bir kısım şirketler ile davalı arasında bir irtibat olduğu izlenimi uyanmaktaysa da, "büyük ve derin bir kesişme olduğu ve bu sayede bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşturulduğu"ndan veya "ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zincirinin net bir şekilde ortaya konulduğu"ndan söz etmenin, dosyadaki mevcut belge ve bilgiler çerçevesinde mümkün olmadığı, esasen ... ile davalı şirket arasında bir irtibat olduğu izlenimi uyanmaktaysa da, acentelik hizmetinin verildiğinin iddia edildiği dönemde geminin malikinin dava dışı ... ... ... olduğu, bu şirketle davalı şirket arasında bir bağ olduğuna dair herhangi bir belge sunulmadığı, bu nedenle ... ... ... Ltd. ile davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunun ispatlanamadığına ilişkin görüşlerini bildirmişlerdir. Mahkememizce resen seçilen bilirkişi ... tarafından tanzim edilen 01/11/22024 tarihli raporda; Davacının "davadışı/... ... ... Ltd" Şirketi adına kayıtlı "..." adlı ... IMO numaralı gemiye ... s Limanında, iddia ettiği gibi toplam 87.455,46 USD acentelik hizmeti verdiğini ve bu hizmetlerden kaynaklanan bakiye 37.621,46 USD alacağı kaldığı hususunun ispat edilemediği, acentelik hizmeti verildiği iddia edilen geminin o sıradaki maliki olan "davadışı/... ... ... Ltd." Şirketi ile "davalı/ ... Denizcilik Şirketi" arasında organik bağ bulunduğunun ispatlanamadığı, kaldı ki, bir an için, acentilik hizmetinin verildiği iddia edilen geminin o sıradaki maliki olan "davadışı/... ... ... Ltd." Şirketi ile "davalı/... Denizcilik Şirketi" arasında organik bağ bulunduğu farz edilse bile, gemiye o sırada verilmiş olan acentelik hizmetinin bedelinin, davalı/ ... Denizcilik Şirketinden, "tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması teorisi" çerçevesinde talebe davacı tarafından hak kazanılması için, söz konusu organik bağın TMK.md.2 uyarınca "kötüye kulanılmak" suretiyle davacının alacağının ödenmemiş olduğunun anlaşılması gerektiği, yoksa, şirketler arasında sadece organik bağ bulunmasının, "davadışı/... ... ... Ltd" Şirketinin acentelik hizmeti bedelini ödeme borcundan davalı/ ... Denizcilik Şirketinin de sorumlu olması için yeterli olmadığı, ancak dava dosyası içeriğinde, bahse konu şirketer arasındaki organik bağın TMK.md.2 uyarınca "kötüye kullanılmak" (organik bağdan TMK.md.2'deki "dürüstlük kuralı" ile bağdaşmayacak, "dürüstlük kuralına" aykırı şekilde faydalanılmak) suretiyle davacının alacağının ödenmemiş olduğunu gösteren ya da en azından bu yönde bir izlenim uyanmasına yol açan somut bir "delile" rastlanmadığı, dolayısıyla da bu hususun ispat edilemediğini, bir an için davacı tarafından ... adlı gemi için iddia edildiği gibi acentelik hizmeti verildiği kabul edilse bile, davacının bu hizmetin bedelinin Ödenmesini, davalı/ ... Dehizcilik Şİrketi'nden, "Borçlar Hukuku (sözleşme Hukuku) Hükümleri ve Prensipleri" uyarınca talebe hak kazanamadığı, davacının, dava konusu gemi için iddia ettiği gibi "acentelik hizmeti" verdiğini ispat ettiği kabul edildiği takdirde; eğer davacının dava konusu gemi için verdiği hizmet TTK. md. 13 21/l/d hükmünde belirtilen hizmetler kapsamında bulunan bir hizmet ise, davacının, TTK.m.1321/1 hükmü uyarınca dava konusu gemi üzerinde kendisi davacı lehine Kanuni Rehin Hakkı verilmesini talebe hak kazanacağı ve bu Rehin Hakkını dava konusu geminin sonraki maliki durumunda olan davalı/ ... Şirketi'ne karşı da ileri sürebileceği, dolayısıyla da alacağının tahsili için davalı/ ... Şirketi aleyhine Rehnin Paraya Çevrilmesi Suretiyle Takip başlatabileceği, ancak, davacının dava konusu gemi için verdiğini iddia ettiği "acentelik hizmetinin" TTK.md.l321/l/d hükmünde belirtilen hizmetler kapsamında bulunan bir hizmet olup olmadığı ve dolayısıyla da davacıya, dava konusu gemi üzerinde Kanuni Rehin Hakkı verilmesini talep etme hakkı verip vermeyeceği hususunun değerlendirilmesinin uzmanlık dışında bir konu olup, bu konunun "Deniz Ticareti Hukuku Uzmanı Bilirkişilerin" uzmanlığına girdiğine ilişkin görüşlerini bildirmiştir. Davacı ... isimli firmanın Arjantin'de kurulu bir şirket olduğu anlaşılmakla, MÖHUK'un 48. maddesi uyarınca davacının yabancılık teminatı yatırması gündeme gelmiştir. Arjantin ile Türkiye'nin Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesine taraf olması nedeniyle davacının teminat yatırmaktan muaf olduğu değerlendirilmiştir. Davacı, vekilince, 08/04/2022 tarihli dava dilekçesi ile ... isimli gemiye 07/08/2018-24/09/2018 tarihleri arasında acentelik hizmeti verdiğini ileri sürererk bu acentelik hizmetinden kaynaklandığı belirtilen 39 ayrı fatura konusu alacağın tahsilini talep etmekle birlikte, dosyaya verildiği ileri sürülen alacağa konu acentelik hizmetine ilişkin olarak yalnızca davacı tarafından dava dışı ... ... ... Ltd. İsimli firma adına düzenlenen faturalar sunulmuştur. Alacağı ispat bakımından fatura konusu hizmetlerin gerçekten verildiğini ortaya koyan başkaca bir belge, acentelik sözleşmesi gibi herhangi bir belge yahut delil dosyaya sunulmamıştır. Davacı tarafın yurt dışında mukim olması nedeni ile ticari defter tutma zorunluluğu bulunmadığı bu nedenle de mahkemece belirlenen inceleme gününde alacağı tespite yarar ticari defter kayıtlarının incelemeye esas olmak üzere ibraz edilmediği anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı şirket vekili tarafından incelemeye esas olmak üzere ticari defter kayıtlarının sunulabileceği belirtilmişse de , davalı şirketin alacağa konu hizmetlerin verildği belirtilen tarihler sonrasında, 09/01/2019 tarihinde tescil edilerek kurulduğu anlışlıdığından, tarafların ticari defterlerinden yola çıkılarak ... gemisine acentelik hizmeti verilip verilmediğine ilişkin bir tespitte bulunulması da söz konusu olamamıştır. Davacı vekili tarafından, ... ... yetkilisi ... tarafından davacı şirket yetkilisine gönderilen 01/11/2018 tarihli bir e-posta yazışması dosyaya ibraz edilmiş olup, söz konusu e-postada "geminin Arjantin’den kalkışı için 15.000 USD ve gemi adamı ücretleri için 3.000 USD olmak üzere toplam 18.000 USD’nin gönderileceği" bilgisinin bulunduğu görülmüştür. Alacağa konu hizmetin davaya konu gemiye verildiğine ilişkin dosyaya ibraz edilen tek belge bu e posta yazışmasıdır. Dosyaya sunulan ... kayıtlarından, 30/05/2018’den 30/01/2020 tarihine kadar ... Ana gemisinin sicile kayıtlı malikinin dava dışı ... ... ... firması olduğu; bu tarihten itibaren ise davalı ... Denizciliğin geminin mülkiyetini iktisap ettiği anlaşılmaktadır. Dosyada bulunan ... Tasdiknamesi’nde de 30/01/2020 tarihi itibarıyla geminin mülkiyetinin ... tarafından devralındığı bilgisi kayıtlıdır. Davacı, 08/04/2022 tarihli dava dilekçesinde ... gemisine 07/08/2018-24/09/2018 tarihleri arasında acentelik hizmet verdiğini ileri sürmüş olmakla birlikte ilgili tarihlerde geminin malikinin davalı olmadığı sabittir. Esasen davacı da, talebini davalıya yönlendirmesinin gerekçesi olarak, eski malik ... ... ... firması ile dava dışı ... ..., ..., ... ve davalı arasında organik bağ bulunmasını ileri sürmüştür. Davacı vekilince dava dilekçesinde; alacağa konu hizmetlerin devam ettiği esnada 06/08/2018 tarihinde ... isimli kişi tarafından dava dışı ... genel müdürü unvanı ile ...l ... uzantılı e posta adresinden, ... isimli gemi sahiplerinin kendileri olduğu ve gemiyi yakında teslim almayı planladıkyarından bahisle fiyat teklifinin kendilerine gönderilmesinin istendiği belirtilerek, dava dilekçesi ekinde ilgili e posta yazışmasının sunulduğu görülmüştür. Davacı vekili tarafından bu e posta yazışması ve adı geçen şirketlerin internet sitesinde bulunan bilgileri doğrultusunda ... ile ...l ... şirketlerinin adreslerinin aynı olması nedeni ile aynı şirket oldukları ve bu adresin davalı şirketin eski adresi olmasından bahisle de dava dışı iki şirket ile davalı arasındaki ilişkinin ispatı olduğunu ileri sürmüştür. Bununla birlikte, yukarıda da açıklandığı üzere ... ... yetkilisi ... tarafından davacı şirket yetkilisine gönderilen 01/11/2018 tarihli bir e-posta yazışması dosyaya ibraz edilmiş olup, söz konusu e-postada "geminin Arjantin’den kalkışı için 15.000 USD ve gemi adamı ücretleri için 3.000 USD olmak üzere toplam 18.000 USD’nin gönderileceği" bilgisini içerir e posta yazışması ve akabinde davacı hesabına yapılan ödeme belgesinde Blu ... ... adının kayıtlı olması nedeni ile, dava dışı ... isimli geminin alacağa konu hizmetin verildiği tarihlerdeki kayıtlı maliki olan dava dışı ... ... ... firması ile dava dışı ...l ve ... firmalarının yönetimlerinin aynı çatı altında yürütüldüğü ve aynı şirketler olduğu ileri sürülmüştür. Davacı vekili tarafından dava dilekçesi ile, ... ve ...l ... genel müdür unvanı ile davacı ile iletişime geçen ... ... isimli kişinin, dava dışı ... Nakliyat Yatırım AŞ nin eski yetkilisi olduğu, bu şirketin ise ... isimli geminin eski maliki olduğu ve şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde kayıtlı adresi ile davalı şirket adresinin aynı olduğundan, yetkilileri soy isimlerinin aynı olduğundan ve faaliyet alanlarının aynı olduğundan bahisle bu şirket ile davalı şirket arasında bağ olduğunu ileri sürmüştür. Bununla birlikte, ... İş Mahkemesi'nin 2021/ ... Esas sayılı dosyasında yürütülen başka bin yargılamada, ... firması ile ... firmasının davalı işveren olarak bir arada bulunduğu belirtilerek bu nedenle de davalı ve dava dışı şirketler arasında bağ bulunduğu hususunu sabit olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01/07/2020 tarihli 2019/ ... Esas ve 2020/ ... Karar sayılı kararında organik bağ kavramı ile tüzel kişilik perdesinin aralanması kavramları bakımından ölçütler belirtilmiş olup; öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade ettiği; öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceğinin ifade edildiği; birinci durumun perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulması; ikinci durumun perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulması; nihayet üçüncü durumun ise perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesi olduğu; perdenin çapraz aralanmasının sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olduğu açıklanmıştır. Anılan kararda ayrıca tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zincirinin net bir şekilde ortaya konulması gerektiği, bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılmasının büyük önem taşıdığı, çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği, hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketlerin aslında özdeş olduğu, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kuruldukları ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetlerinin birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermekte olduğu belirtilmiştir. YHGK aynı kararında organik bağ kavramı bakımından ise şirketler arasında organik bağ olup olmadığının şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebileceği belirtilmiştir. Anılan YHGK kararı ile Yargıtay’ın çeşitli kararları dikkate alındığında iki tüzel kişilik arasında organik bağın varlığının kabulü için aranan ölçütler adres ortaklığı, faaliyet alanlarının ortaklığı ve unvan benzerliği, şirket ortak ve yetkililerinin aynı veya ilişkili kişilerden oluşması ile temsilci veya vekillerin aynı kişi olması şeklinde sayılabilir. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında ise, her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda büyük ve derin bir kesişme olduğu ve bu sayede bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşturulduğu kararda ayrıca vurgulanmıştır. Dosyaya sunulan 09/01/2019 tarihli ... Ticaret Sicil Tasdiknamesi’nde, davalı şirketin adresi “ ... Mah. ... Cad. No.: ... ... /İstanbul” olarak kayıtlı olduğu, şirketin kurucusu ve müdürünün ..., şirketin faaliyet alanı nın ise Uluslararası sularda ham petrolün, petrol ürünlerinin ve kimyasalların tanker gemilerle taşınması olarak gösterildiği anlaşılmıştır. 29/07/2019 tarih ve 9878 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nden, davalı şirketin adresini değiştirdiği, yeni adresinin, “ ... Mah. ... İş No. ... /İstanbul” olduğu, bu adresin, geminin eski maliki dava dışı ... adresi ile aynı olduğu, 05/04/2016 tarih ve 9047 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nden, ... ve ... ...’ın, ... Denizciliğin yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettikleri, istifalarının kabulü ile şirketi temsil ve ilzam yetkilerinin de sona erdiği; ... Denizciliğin yönetim kurulu üyeliği ve başkanlığına 3 yıllığına ... ’ın seçildiği görülmüştür. Dolayısıyla acentelik hizmetinin verildiği ileri sürülen tarihlerde dava dışı ... Denizciliğin yönetim kurulu üyesi ve başkanının ... ... olmadığı, ... olduğu görülmüş olup, Pınar ... ile ... ... ve ... ... arasındaki ilişki ise dosya kapsamından anlaşılamamıştır. 28/03/2022 tarih ve 10546 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nden, ... tarafından, .......com uzantılı bir e-posta adresinden "... gemisinin yeni malikleri olduklarını ve gemiyi teslim almayı planladıkları"nı ifade eden bir e-posta gönderilmiştir. ... kayıtlarından, ... ... ve ... Denizciliğin muhtelif tarihlerde ... gemisinin ... yöneticiliğini ve gemi yöneticiliğini yaptıkları anlaşılmaktadır. Leli ... ile ... ...’in aynı şirket oldukları, yukarıda belirtildiği üzere, şirketlerin web sitesindeki açıklamalardan tespit edilmiştir. Bu çerçevede mahkemede, sayılan tüm bu şirketler (Leli ..., ... ..., ..., ... Deniziclik) arasında bir irtibat olduğu izlenimi uyanmışsa da, yukarıda anılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında bahsedildiği hali ile büyük ve derin bir kesişme olduğu ve bu sayede bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşturulduğu veya ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zincirinin net bir şekilde ortaya konulduğu noktasında mahkemede yeterli kanaat uyanmadığı gibi dosyada alınan bilirkişi raporlarında da aynı tespitler belirtilmiştir. Davacı vekili tarafından her ne kadar bahsi geçen şirketler arasında ilişki bulunduğu kabul edilmese dahi davaya konu hizmetlere ilişkin alacağın TTK 1320 maddesi gereği gemi alacağı hakkı bahşettiğinden bahisle TTK 1321 maddesi gereğince eski ve yeni tüm maliklerin gemi alacağı nedeni ile sorumlu oldukları ileri sürülmüşse de; TTK 1320 maddesinde hangi alacakların gemi alacağı mahiyetinde olduğu açık bir şekilde belirtilmiş olup, ilgili madde uyarınca davaya konu acentelik hizmetinden kaynaklanan alacakların gemi alacağı mahiyetinde bulunmadığı mahkemece kabul edilmiştir. Bu hali ile her ne kadar davalı vekilince alacağa konu hizmetin verildiği tarihlerde davalının geminin kayıtlı maliki olmadığından bahisle pasif husumet itirazında bulunulmuşsa da, dava tarihi itibarı ile equasis kayıtlarına göre kayıtlı maliki olduğu anlaşılmakla pasif husumet ehliyetini haiz olduğu mahkemece kabul edilmiştir. Ancak açıklanan nedenlerle, davaya konu alacağın TTK 1320 maddesi kapsamında gemi alacağı mahiyetinde bulunmaması ve davacı tarafından dosya kapsamında davalı şirket ile alacağa konu hizmetin verildiği tarihlerdeki kayıtlı malik olan dava dışı ... ... ... firması arasında organik bağ bulunduğu yahut tüzel kişilik perdesinin aralanması sureti ile MK 2 maddesi gereğince davalının davaya konu faturalar bakımından sorumlu olduğu hususu davacı tarafça ispat edilemediğinden neticede davanın reddine dair aşağıdaki hali ile karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince peşin alınan 3.890,94 TL den karar harcı olan 427,60 TL nin mahsubu ile fazla alınan 3.463,30 TL'nin kesinleşmeye müteakip talep halinde davacıya İADESİNE, 3-Davalı vekili için takdir edilen 51.616,64 TL red vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya VERİLMESİNE, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 5-Tarafların dava şartı olan Arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, Arabuluculuk son tutanağından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 3.800,00.-TL Arabuluculuk ücretinin davanın reddine karar verildiğinden davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA, 6-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara İADESİNE, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde ... Mahkemesine istinaf nezdinde temyizi kabil olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/12/2024 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır