İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/70 E. 2026/411 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/70
Karar No
2026/411
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/70 Esas - 2026/411 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2026/70 KARAR NO : 2026/411

.... DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali DAVA TARİHİ : 19/02/2026 KARAR TARİHİ : 01/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/10/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin kuaförlük sektöründe saç kesimi ve buna bağlı eğitim, öğretim faaliyetleri yürütmekte olduğunu, geliştirdiği yaklaşımı ve verdiği hizmetleri uzun süredir ....” ibaresi ile tanıttığını, “Matematiksel Saç Kesimi” ifadesinin, başvuru sahibinin sektöre özgü geliştirdiği şahsıma has bir kesim yöntemine verdiği ad olduğunu, sadece hizmetin türünü tanımlamadığını, "...." isimli kuaför randevu sitesinde başvurucunun sayfasından bu kesim ile ilgili ayrıca randevu seçeneği bulunduğunu, başkası tarafından ....” ibareli başvurunun, müvekkilinden sonra yapılmış olmasına rağmen tescile uygun bulunduğunu, markanın uzun süredir kullanıldığını ve ayırt edicilik kazandığını, kurumun kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu beyan ederek .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu edilen .... sayılı yidk kararının “KONU: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 s. SMK) 5/1-(b, c) bentleri gereğince verilen ret kararına karşı yapılan itirazın incelenmesi. GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELER .... başvuru numaralı "matematiksel saç kesimi" ibareli başvurunun 6769 s. SMK'nın 5/1-(b, c) bentleri uyarınca reddine karşı başvuru sahibi tarafından yapılan itiraz incelenmiştir. Marka olabilecek işaretin, bir işletmenin mal ya da hizmetlerini diğerlerinden ayırt etme gücünün bulunması gerekir. Bir işar ayırt edici niteliği inceleme konusu mallara veya hizmetler açısından, ilgili tüketici kesiminin, malların veya hizmetlerin makul düzeyde bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinin, algısına göre değerlendirilmelidir. Anlamsal içeriği bir kelimenin ayırt edici niteliğe sahip olup olmadığının en temel göstergesidir. Kelime tescili talep edilen malların veya hizmetlerin özelliklerini doğrudan belirtiyorsa ve ilgili tüketici kesimi tarafından ticari kaynak göstermekten ziyade malın/hizmetin niteliklerine yönelik bir bilgilendirme algısı yaratıyorsa ayırt edici değildir. Birden fazla kelime unsuru içeren markaların ayırt ediciliğinin tespitinde, markayı oluşturan her bir kelime ya da bileşenin tek tek değerlendirilmesi yeterli değildir. Bu tür markalarda, markanın ihtiva ettiği kelimelerin tamamı itibariyle bir bütün olarak ilgili tüketici kesimi üzerinde bıraktığı izlenim dikkate alınır. 6769 s. SMK'nın 5/1-(c) bendi ise "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler"in marka olarak tescil edilemeyeceğini belirtmektedir. Diğer bir ifade ile ilgili madde hükmü, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler açısından tanımlayıcı işaret ve adlanlandırmala münhasıran veya esas unsur olarak içeren başvuruların tescil engeli oluşturduğunu düzenlemektedir. 6769 s. SMK'nın 5/1-(c) bend hükmünün altındaki temel gaye tüm firmaların kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı terimlerin tek firmanın tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektir. Tanımlayıcı işaretlerin tescil edilmemesinin nedeni, mal ve hizmetlerin karakteristik özelliklerini belirten terimlerin herke tarafından serbestçe kullanımını sağlamaktır. Bu şekilde, bir firmaya, tanımlayıcı bir terimin -diğer firmalara ve rakiplerine dezavantaj yaratacak şekilde- tekel olarak verilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bir işaretin 6769 s. SMK'nın 5/1-( bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çaba mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile sıkı ilişkisi sebebiyle mal veya hizmetin bir özelliğini derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Yapılan inceleme neticesinde "matematiksel saç kesimi" ibaresinin "saç kesiminde geleneksel serbest form uygulamaların ötesinde, oranlar, açı ölçüleri, cetvel/gönye gibi araçlar ile daha hesaplı ve planlı bir biçim yakalama yaklaşımı" anlamına geldiği ve ibarenin yarattığı algı itibariyle ticari kaynak belirten bir işaret olarak algılanmayacağı ve Sınıf 41: Eğitim ve öğretim hizmetleri." hizmetleri bakımından tanımlayıcı olacağı kanaatine varıldığından başvuru hakkında ....) bentleri gereğince verilen ret kararı yerinde görülmüştür. KARAR İtirazın ve başvurunun reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.” biçiminde karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; İLGİLİ TÜKETİCİ Değerlendirmelere geçmeden önce, tüketici kitlesinin belirlenmesi gerekmektedir. “Ortalama tüketici markayı bütün olarak algılar, markanın çeşitli unsurlarını detaylara girerek analiz etmez. ... Ayrıca, ortalama tüketicinin nadiren farklı markalar arasında doğrudan karşılaştırma yapma şansının olduğu fakat zihninde tuttuğu yetersiz görüntüleri yerleştirdiği de dikkate alınmalıdır. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyinin mal veya hizmetlerin kategorisine göre çeşitlilik gösterdiği de akılda tutulmalıdır. .... Dava konusu hizmetlerin bir kısmı belirli bir ön araştırma gerektirmekte olup en azından tüketicinin konuya ilgisi nedeniyle özel bir bilgi, dikkat ve uzmanlık gerektirmektedir ve ilgili tüketicinin dikkat düzeyi ortalamanın üzerindedir. 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve (c) Maddeleri; 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde mutlak red nedenlerine ilişkin 5(1)(b) maddesine göre “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” ve 5(1)(c) maddesine göre “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilmez. Doktrinde ayırt edici nitelik, “soyut ayırt edicilik” ve “somut ayırt edicilik” olarak iki açıya sahiptir. İlgili düzenlemenin 4. maddesinde sözü edilen “marka olabilecek işaret”, ayırt edici niteliğe sahip ve sicilde gösterilebilir nitelikte olmalıdır. Bu madde kapsamında aranan, “soyut ayırt edici nitelik”tir. 6769 sayılı SMK yürürlüğe girdikten sonra, bu ayrım daha netleşmiştir. Mülga 556 sayılı KHK’da tek başına hüküm olarak yer almayan “somut ayırt edicilik” kavramı, 6769 sayılı SMK ile uygulamadaki yerini de bulmuştur. 5(1)(b)’de söz edilen, somut ayırt edicilik olarak değerlendirilmekte olan kısma yöneliktir. Somut ayırt edicilik, markanın tescile konu mal ve hizmetler yönünden ayırt edici olup olmadığına ilişkindir. Bu piyasa şartlarına göre belirlenebilen, markanın ne kadar yaratıcı olduğu, maldan ne kadar bağımsız olduğu gibi çok yönlü bir değerlendirme gerektirir. Bu iki tür arasındaki en önemli fark, esasen soyut ayırt ediciliğin kullanım sonucu marka olabilecek niteliğe kavuşmasının mümkün olmayışıdır. Soyut ayırt edicilik, belirli bir mal ve hizmet grubu yönünden geçerliyken diğer bir grup için geçerli olmayabilir. Bu yönüyle, özellikle geleneksel olmayan markalar açısından daha zor değerlendirilebilecek niteliktedir. Dava konusu markaya özel değerlendirmelerin, yukarıdaki açıklamalar ışığında, dava konusu mal ve hizmetler ve ilgili tüketici de dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. 5(1)(c) kapsamındaki markalar genellikle “tanımlayıcı markalar” olarak ifade edilirler. Bu tür markalar, üzerinde kullanılacakları mal ve hizmetleri veya bunların özelliklerini doğrudan belirten markalardır. Bu anlamda tescil engeli bulunan bir işaretin, ayırt ediciliğinin de bulunmadığının doğrudan kabulü gerektiği, hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanı kararlarıyla sabittir: “Dava konusu, başvurunun tescili istenen sınıflar bakımından 556 sayılı KHK’nin 7/l-(c) ve (d) bentlerine göre tasviri işaret niteliğinde olduğu belirlendiğine göre, başvuruyu oluşturan işaretin aynı KHK’nin 5. Maddesi ve 7/1-(a) bendi uyarınca ayırt edicilik vasfının bulunmadığının kabulü gerekir.” .... “7(1)(c) anlamında mal veya hizmetleri tanımlayıcı olan bir kelime markası, bu nedenle, 7(1)(b)* anlamında bu mal ve hizmetler için ayırt edicilikten uzaktır.” (1)(b), mülga 556 sayılı KHK’da tek başına hüküm olarak yer almayan “ayırt edicilikten yoksun” markaların tescil edilmeyeceği hükmünün yer aldığı, SMK’nın 5(1)(b) maddesi ile aynı doğrultudaki maddedir. Dolayısıyla, 5(1)(c) yönünden tescil engeli bulunan bir ibarenin aynı zamanda ayırt ediciliğinin de olmadığı kabul edilir. Bu nedenle, 5(1)(b) ve (c) maddelerine ilişkin değerlendirme aynı başlık altında yapılmıştır. Markanın ayırt ediciliği, markanın temel fonksiyonunu yerine getirip getiremeyeceğine bağlıdır. Diğer bir deyişle, söz konusu işaretin ilgili tüketici tarafından “marka olarak algılanıp algılanmayacağı” önem taşır: “Bir markanın ayırt edici karaktere sahip olması için o markanın, tescili istenen ürünün belirli bir işletmeden kaynaklandığını belirler hale gelmiş ve böylece o ürünü diğer işletmelerin mallarından ayırır hale getirmiş olması gerekir.” (....) Yargıtay kararlarında da ayırt ediciliğin, “markanın temel fonksiyonu olan kaynak gösterme fonksiyonunun sağlanıp sağlanmadığına bağlı olduğu” ifade edilmektedir. .... sayılı kararında: “556 sayılı KHK ile hüküm altına alınan tanım ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ayırt edicilik fonksiyonu markanın en temel unsurudur. Çünkü ayırt edicilik markanın üzerinde kullanıldığı bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan en önemli tescil şartıdır.” denilerek, ayırt ediciliğin markanın en temel unsuru olduğuna dikkat çekilmiştir. Gündelik yaşamda tanımlayıcı olan veya çeşitli nedenlerle ayırt ediciliği olmayan kelimelerin, kişi veya kuruluşlarca marka olarak tescil edilmeye çalışıldığı ve bazen de tescilin sağlanabildiği görülmektedir. Ancak bu tür haller istisnaidir ve kötü örnekler niteliğindedir. Kötü örnekler ise emsal olamaz. Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. Örneğin, ... kararında, “Hedef kitlenin bakış açısından tescili düşünülen mal veya hizmetlerin doğrudan veya başlıca özelliklerinden birine ilişkin belirleyiciliği olan markaların 7(1)(c) kapsamında olduğu” açıkça ifade edilmiştir. (.... Hatta EUIPO kararlarında da, verilmiş olan yanlış kararların iptalinin her zaman mümkün olduğundan sık sık söz edilmiştir. Dava konusu ibaresi düz yazı ile oluşturulmuştur. Markanın kelime unsurları, doğrudan belirli bir amacın / hizmetin adı olarak algılanmaktadır. “Bir işaretin olası anlamlarından en az biri mallar veya hizmetleri belirlemeye yarıyorsa, o işaret tanımlayıcı olarak değerlendirilmelidir.” (.... Dava konusu ibarenin marka algısı yarattığının düşünülemeyeceği, bu durumda, tanımlayıcı bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilmesi gibi bir risk doğmaktadır ki, herkesin kullanımına açık bir ibarenin kullanımını engellemek kamu yararına uygun değildir ve bir sistem adı olarak herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kuruma adına tescili mümkün değildir: Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. .... Adalet Divanının bir kararında (11.10.2011 tarihli .... yayınlanan bir makaleden de bu ibarenin ilgili mallar için kullanıldığının anlaşıldığına değinilmiş ve markanın reddine ilişkin EUIPO (Eski adıyla OHIM) kararı onanmıştır. Dolayısıyla, söz konusu ibarenin halihazırda kullanılıp kullanılmadığının da önemi yoktur. Somut olay gibi durumlarda sorun, marka tescil sistemimizde “korunması istenmeyen unsurlar”ın belirlenememesidir. Örneğin ABD’de marka başvurusu şekli şartlardan tescil ve sonrasına kadar Türkiye’den çok farklı bir işleyişe sahiptir. Kelime markası ise yazım şeklinden, başvurunun kullanım zorunluluğuna kadar birçok ayrıntı kanunla net olarak belirlenmiştir. Başvuru aşamasında markanın koruma dışı unsurlarının tanımlanabileceği bir sistem uygulanır. Türkiye’de bu tür bir uygulama olmadığından, kimi zaman tescil edilmeyecek kelimeler, şekil unsurlarıyla veya sadece bir araya gelmeleriyle oluşturdukları bütün içindeki ayırt edici kelime sayesinde birlikte tescil edilmekte, ardından sanki tüm kelimeler de tek tek korunuyormuş gibi kelimeler üzerinde tekel hakkı iddia edilmektedir. Bu nedenle, tanımlayıcı kelimelerden oluşan markaların tescilinde daha dikkatli olunması gerekmektedir. Dava konusu markadaki kelime unsurlarının, belirli bir hizmet veya amacın adı olduğu ve dava konusu hizmetler yönünden ayırt edici olmadığı Google aramasıyla açıkça görülebilmektedir. Bunların birlikte .... kararındaki gibi bir bütünlüğü olduğunun söylenmesi mümkün değildir. Çünkü dava konusu marka doğrudan “Avrupa’ya göç etmek isteyenler için hizmet” algısı yaratmaktadır ve bu kullanım ... kelimesiyle aynı nitelikte değildir. Dava konusu hizmetler ve ilgili tüketiciye yönelik olarak da değerlendirildiğinde, dava konusu markanın yukarıdaki örnek ve alıntılarda sözü edilen ayırt edicilik şartlarını sağlamadığı, .... kararında sözü edildiği gibi, ilgili tüketiciyi alım tecrübesi olumlu ise tekrar edecek, olumsuzsa uzak duracak etkiyi yaratmayan ve herkesin kullanabileceği bir ibare niteliğinde olduğu, Dikkat edilmesi gereken, herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilme riskidir. MATEMATİKSEL SAÇ KESİMİ ibaresinin, doğrudan dava konusu hizmetlerle ilgili kullanımı bulunan bir tanım olması gerekli değildir. Davacının bu şekilde kullanımı nedeniyle .... arama motorlarında sosyal medya paylaşımının çıkıyor olmasının da marka algısı yönünden etkisi bulunmamaktadır. Örneğin ....” konusunun ulusal yayın yapan haberlere konu olduğu, başka birine ait bu kullanımın da aynı arama sonuçlarında görüntülendiği, bu ibarenin, bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğerlerinden ayırt etmesinin mümkün olmayacağı, Davacının sunduğu delillerde yer alan patent başvurusu da aslında bunun delilidir. Her ne kadar ilgili evraklar sunulmamışsa da gerekli belgeler tamamlanmadığından geri çekilmiş sayıldığı anlaşılan 11.09.2023 tarih ve ....sayılı patent başvurusunun epats görüntüsünde bu ibarenin bir yönteme ilişkin olduğu da kabul edilmiş olmaktadır. Bu durumda, halihazırda bir ürün veya hizmetin adı haline gelmiş olmasına gerek olmaksızın, doğrudan bir yönteme işaret eden bir ibarenin marka olarak tescilinin talep edildiği anlaşılmaktadır ve bu durum bu ibarenin tanımlayıcı olduğu ve dolayısıyla da ayırt edici olmadığı anlamına gelmektedir. Tanımlayıcılık için sadece sözlüklerde yer alma zorunluluğu söz konusu değildir. “Bir işaretin başvuru sırasında mal veya hizmetleri tanımlayıcı olarak kullanılması gerekli değildir. Bu tür nedenlerle kullanılabilecek olması yeterlidir.”.... Ayrıca, dava konusu markayla tamamen farklı nitelikteki markanın yayınlanmış olmasının somut olaya etkisi yoktur. Örnek verilen markada ayırt edici ek unsurlar bulunmaktadır. Kaldı ki,....’in daha önce verdiği kararların doğrudan emsal oluşturması da mümkün değildir. Kararın verildiği tarihteki kanun, yönetmelik, teknolojik şartlar gibi çok değişik parametreler söz konusudur. Örneğin internetin olmadığı bir dönemde verilen bir kararda, ....’in bir ibarenin halihazırda kullanılıp kullanılmadığını araştırabileceği güncel kaynak olmadığından, yeni yeni dile yerleşmekte olan bazı ibareler tescil edilebilmiştir. Güncel bir kararda ise, kararın kesin olarak doğruluğundan söz edilmesi mümkün olmayacaktır. Eşitlik ilkesi gözetilerek yanlış bir kararın başka bir yanlış karar için gerekçe olması da kabul edilebilir değildir. Bu konuda ....’ın kararı oldukça önemlidir. “önceki tescillerin bağlayıcı olmadığı, eşitlik ilkesinin hukuka aykırı bir tescile dayanamayacağı belirtilmiştir.” 6769 SAYILI SMK’NIN 5(2) MADDESİ KAPSAMI; 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde mutlak red nedenlerine ilişkin 5(2) maddesine göre “Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez.” 5(1)(b), (c) ve (d) kapsamındaki bazı markalar, kullanım sonucu ayırt edicilik kazanabilirler. Örneğin .., bu şekilde tescil edilebilir hale gelmiş markalardan biridir. Bu şekilde algılanır hale gelmek, ancak çok uzun süreli bir kullanım veya çok miktarda reklam ve tanıtımla mümkündür. Bu algının oluştuğu, çeşitli anketler ve araştırmalarla belirlenebilir. 5(2) maddesi anlamında ayırt edici nitelik kazanmış olan bir markanın, başlangıçta sahip olmadığı “marka algısı yaratır hale gelmesi”, markayı gören tüketicinin mal veya hizmetin kaynağını bilip bu markanın temel fonksiyonlarını yerine getirebilir hale gelmesi anlamına gelir. “7(2) maddesi anlamında ayırt edici nitelik kazanmış olan bir markanın, “kullanıldığı ürün veya hizmet yönünden o ürün veya hizmetin üreticisini, o ürün ya da hizmetin kalitesini ve niteliğini gösterdiği, o ürün veya hizmetin garantisini sağladığı ve reklamını yaptığı söylenebilir. Söz konusu markayı gören kişi, markanın üzerinde kullanıldığı ürün ve hizmet hakkında tam bir bilgi sahibidir ve bu markanın bir başkası tarafından kullanılmasından hiçbir zarar görmez.” Tescili talep edilen hizmetlerin alıcıları, Türkiye’nin genelidir. Dolayısıyla, dava konusu markanın 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve (c) maddelerinden kaynaklanan tescil engelini aşacak niteliğe sahip olduğunun söylenebilmesi için, Türkiye’de yukarıda açıklanan özelliklere kavuştuğunun ispatlanması gerekir: “Öte yandan, 556 sayılı KHK’ nın 7/son maddesi uyarınca bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mal ve hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış ise anılan KHK’nin 7/b maddesi uyarınca tescili reddedilemez. Somut olayda davalı .... kararının iptali talep ve dava edildiğine göre, ayırt ediciliğin belirlenmesinde ... karar tarihinin esas alınması ve davacı tarafından bu hususta sunulan delillerin bu tarihe göre değerlendirilmesi gerekirken, tescil başvuru tarihi itibarıyla yapılan değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuş ve kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.” Davacının sunduğu deliller, esasen markasal kullanım değil verilen hizmetin adının kullanımıdır. Örneğin aşağıda kullanımlardan biri örnek olarak gösterilmektedir: Özellikle son yıllarda, sosyal medyanın yaygın kullanımı ve internet sayesinde bu amaca uygun hizmetlerin duyurulması kolaylaşmıştır. “hashtag” olarak #matematikselsaçkesimi şeklinde kullanım ile .... adresinde başkalarına ait de kullanımı bulunan bu ibarenin davacının markası olarak algılanmaya başlandığı ve ayırt edicilik kazandığı iddiasının kabulünün mümkün olmadığı, Kullanım sonucu ayırt edicilik kazanan bir ibarenin doğrudan sadece marka sahibini algılar hale gelmesi gerekir. Oysa somut olayda, “Matematiksel saç kesimi” sadece bir amacı ve hizmeti ifade etmektedir. ....” kararında kullanım sonucu ayırt edicilik kavramını irdelerken takip eden faktörlerin dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir: “Pazar payı; yoğun, coğrafi olarak yaygın, uzun süreli kullanım; markanın tanıtımı, promosyonu için yapılan harcamaların miktarı; ilgili sektörde yer alan kişilerden markayı belirli bir firmadan gelen ürün / hizmet olarak tanıyanların oranı; ticaret- sanayi odalarından veya diğer ticari – .... örgütlenmelerden alınan bu yöndeki beyanlar.” Aynı kararda ....; “Bu faktörlere bağlı olarak, ilgili kesimin veya bu kesimin önemli bir oranının markayı belirli bir işletmeden gelen malları gösterir şekilde tanımasının - algılamasının, kullanım sonucu ayırt edicilik hususunun belirlenmesinde kullanılacak ölçüt olması gerektiğini” belirtmiştir.” Sunulan delillerin tarihi de dikkate alındığında, 15.07.2024 tarihli bir markaya ilişkin Haziran 2023 ve devamındaki kullanımların bu ayırt ediciliği ispat etmesi mümkün görünmediği, şu hale göre dava konusu markanın kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığı iddialarının ispat edilemediği, Netice itibariyle, Dava konusu markanın, 5(1)(b) ve 5(1)(c) uyarınca dava konusu olan mal ve hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) maddesi kapsamında ayırt edici olmadığı ve 5(1)(c) kapsamında tanımlayıcı olduğu, Dava konusu markanın 6769 sayılı SMK’nın 5(2) maddesi kapsamında kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığı iddialarının ispat edilmediği, Dava konusu .... sayılı kararının yerinde olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ...yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/70, K. 2026/411, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-70-e-2026-411-k-3977433d1650