İlk Derece Mahkemesi · Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi
Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/616 E. 2026/437 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2026/616
- Karar No
- 2026/437
- Karar Tarihi
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO :
HAKİM : KATİP :
DAVACI : VEKİLLERİ :
DAVALI : VEKİLLERİ :
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 09/10/2024 KARAR TARİHİ : 20/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH :
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: .....Sokak adresinde bulunan .....iddia bayi isimli işyerine ait .....Tesisat ve .....Sayaç numaralı elektrik aboneliğinin müvekkili adına olduğunu, müvekkilinin tacir olmadığını, söz konusu aboneliği ilişkin davalı kurum tarafından .....tarihli .....fatura nolu fatura ile 132.655,06 TL fatura tahakkuk edildiğini, müvekkilinin bunun ardından .....tarihinde söz konusu 132.655,06 TL'yi kredi kartı ile ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin aboneliğinin bulunduğu yerin bir iddia bayi olduğunu ve küçük bir dükkan olduğunu, dükkan içerisinde 2 iddia cihazının, 8 adet 27 inç monitörün, 3 adet 42 inç ekran TV ve çalışanların kullandığı 1 adet mini buzdolabının bulunduğunu, elektrik puantaj hesabına göre 1 adet 27 inç monitör yıllık 15 kilowatt, 42 inç ekran tv ise yıllık ortalama 50 kilowatt civarı elektrik tükettiğini, ticarethaneler için 1 kilowatt'ın 4,2 TL olduğu düşünüldüğünde monitörler için yıllık 500,00 TL, televizyonlar için ise yıllık 630,00 TL civarı bir tüketimi gösterdiğini, belirtilen nedenlerle, müvekkilinden fazla tahsil edilen kısmın tahsil tarihinden itibaren mevduata işleyecek en yüksek faiz ile birlikte iadesi amacıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin tahsil tarihinden itibaren mevduata işleyecek en yüksek faiz ile birlikte iadesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine talep ve dava etmiştir. DEĞERLENDİRME : Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 2.maddesi gereğince dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme olmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. 6102 Sayılı TTK'nın 5/1 maddesi gereğince dava olunan şeyin değeri veya tutarı dikkate alınmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikte çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli mahkeme aksine hüküm bulunmadıkça Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Aynı Kanunun 5/2 maddesi gereğince de özel kanun hükümlerinin açıkca Ticaret Mahkemelerini görevlendirdiği hallerde de değer ve tutara bakılmaksızın dava Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır. 6102 Sayılı TTK'nın 4/1 maddesinde ticari davalar tanımlanmış ve sayılmıştır. Maddede, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir. Mahkememizce yapılan değerlendirmede; davanın kaçak elektrik kullanımından kaynaklanan menfi tespit davası olduğu, dolayısı ile de TTK 4. Madde kapsamında mutlak ticari davalardan olmadığı, nisbi ticari dava kapsamında yapılan araştırmada; Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere davacının .....Tarım..... Ltd Şti.'nin yetkilisi olduğu tacir kaydının bulunmadığı, Diyarbakır Deferdarlığı'ndan gelen .....tarihli yazı cevabında ise davacının .......... Ltd Şti.'nin müdürü olduğu ve bu şirketin müdürü olması hasebiyle tacir olduğu ve bilanço usulüne uygun şekilde defter tuttuğu belirtilmiş olup faturanın düzenlendiği dönemde davacının kendisine yönelik tacir kaydının bulunmadığı anlaşılmakla davanın nisbi ticari dava niteliği taşımadığı tespit edilmiştir. Bir kişinin şirket ortağı veya yetkilisi olması tek başına tacir olmasını gerektirmez. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 30/09/2015 tarih 2015/944 Esas, 2015/11623 Kararı ve 27/03/2013 tarih 2013/1369 Esas, 2013/5358 Karar sayılı emsal kararları ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi .....Hukuk Dairesi'nin .....tarih .....Esas, .....Karar sayılı asliye hukuk mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine ilişkin kararı) Taraflar arasında TTK hükümleri veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir bir ticari uyuşmazlık bulunmadığı, işbu uyuşmazlığın çözümünde görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Elde ki dava dosyası Diyarbakır .....Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararı üzerine mahkememize gönderilmiştir. Açıklanan nedenlerle Diyarbakır .....Asliye Hukuk Mahkemesine karşı görevsizlik kararı verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK.'nun 114/1-c maddesi ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, Daha önceden görevsizlik kararı veren DİYARBAKIR .....ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ GÖREVLİ OLDUĞUNA, 2-Dosyanın Diyarbakır .....Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek mahkememize gönderilmiş olması nazara alınarak, mahkememiz kararının istinaf yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi hususunda merci tayini için dosyanın DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE. 3-HMK'nun 331/2. maddesi uyarınca yargılama giderlerinin görevli mahkemece hüküm altına alınmasına, 4-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili dairesine hitaben Mahkememize verilecek istinaf dilekçesi ile istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi.
Katip Hakim