İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/40 E. 2026/370 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/40
- Karar No
- 2026/370
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/40 Esas - 2026/370 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2026/40 KARAR NO : 2026/370
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 28/01/2026 KARAR TARİHİ : 17/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin ülke çapında esas olarak eğitim öğretim, yayın alanında faaliyet göstermekte olduğunu, ... sayılı marka ve "..." ibareli tanınmış, tescilli marka şekil ibare ve logoların da sahibi olduğunu, markanın ".... harflerinin "..." ...." ibaresinin kısaltması olduğu ve "..." ibaresinin anlamı itibariyle, ilgili mal/hizmetler bakımından oldukça genel ve sıradan bir ibare olduğu, ilgili tüketiciler tarafından, belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanmayacağı, markanın asli işlevi olan belirli bir işletmeye ait mal ve hizmetleri, diğer işletmelere ait benzer mal ve hizmetlerden ayırt etmeyi sağlama işlevini yerine getiremeyeceği ve "alıcı ve satıcılar için çevrimiçi pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri" hizmetleri bakımından ise tanımlayıcı nitelikte bir ibare olduğu kanaati ile kısmen reddedildiğini, tanınmış "..." markasının asıl unsur olduğunu, emsal yargı kararları bulunduğunu belirterek, ....sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu .... SAYILI YİDK KARARI "KONU: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 s. SMK) 5/1-(b, c) bentleri gereğince verilen kısmi ret kararına karşı yapılan itirazın incelenmesi. GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELER .... başvuru numaralı "sınavaı" ibareli başvurunun 6769 s. SMK'nın 5/1-(b, c) bentleri gereğince verilen kısmi ret kararına karşı yapılan itiraz incelenmiştir. Bilindiği üzere, 6769 sayılı SMK'nın 5/1-(b) bendi gereğince, herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler, markanın asli işlevini, yani mal ve hizmetlerin kaynağını işaret etme işlevini yerine getirememektedir. Şöyle ki, mal ve hizmetlerin kaynağını işaret etme işlevi; bir mal veya hizmeti satın alan tüketicilerin, eğer söz konusu mal veya hizmetle ilgili deneyimleri olumluysa bir sonraki sefere bunu tekrarlamalarına, ya da olumsuzsa aynı deneyimden kaçınmalarına imkan vermektedir (..... kararı, paragraf 29). Bu doğrultuda, bir markanın ayırt edici karakteri, ilk olarak, tescilin talep edildiği mal veya hizmetler açısından; ikinci olarak ise, ilgili mal veya hizmetlerin tüketicilerinden oluşan hedef halk kesiminin algısı açısından değerlendirilmelidir ...." kararı, paragraf 29). 6769 sayılı SMK nın 5/1-(c) bendi ise, " Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin tescil edilemeyeceği hükmüne amirdir. Diğer bir ifadeyle, ilgili madde hükmü, başvuru kapsamındaki mal veya hizmetler için tanımlayıcı nitelikte olan işaretleri münhasıran veya esas unsur olarak içeren başvuruların marka olarak tescil edilemeyeceğini düzenlemektedir. Tanımlayıcı markaların tescil edilmemesinin nedeni, mal ve hizmetlerin karakteristik özelliklerini belirten terimlerin herkes tarafından serbestçe kullanımını sağlamaktır. Bu şekilde, bir firmaya, tanımlayıcı bir terimin -diğer firmalara ve rakiplerine dezavantaj yaratacak şekilde- tekel olarak verilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede yapılan değerlendirme neticesinde, başvurunun esas unsurunu oluşturan "sınavaı" ibaresinde yer alan "..." harflerinin "artificial intelligence" yani "yapay zeka" ibaresinin kısaltması olduğu ve "...yapay zeka" ibaresinin anlamı itibariyle, ilgili mal/hizmetler bakımından oldukça genel ve sıradan bir ibare olduğu, ilgili tüketiciler tarafından, belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanmayacağı, markanın asli işlevi olan belirli bir işletmeye ait mal ve hizmetleri, diğer işletmelere ait benzer mal ve hizmetlerden ayırt etmeyi sağlama işlevini yerine getiremeyeceği ve "alıcı ve satıcılar için çevrimiçi pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri" hizmetleri bakımından ise tanımlayıcı nitelikte bir ibare olduğu kanaatine varıldığından, başvurunun 6769 sayılı SMK'nın 5/1-(b) ve (c) bentleri uyarınca reddi kararı isabetli bulunmuştur. Başvuru sahibi tarafından ileri sürülen, tanınmışlık gerekçesi, 5/1-(b, c ) bendinin uygulanabilirliğini ortadan kaldırmayacağından ve işbu başvuru, tanınmış "sınav" ibaresinden farklılaştığından isabetli bulunmamıştır. Öte yandan her marka özgünlük derecesi, tasarımı, tescile konu mallar/hizmetlerin ve bu mal ve hizmetlerin tüketici grubunun özellikleri, markanın tescil kapsamındaki mal/hizmetler üzerindeki ayırt edici niteliği gibi unsurlar açısından kendine özgü özellikler taşıdığından ve ancak tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesi sonunda tescil başvurusuna ilişkin karar oluşturulabildiğinden dilekçede işbu başvurudan farklı marka örneğini haiz ve farklı aşamalarda incelenmiş olan başka marka başvurularına ilişkin verilen kararların işbu itirazın değerlendirilmesinde dayanak gösterilmesi haklı bulunmamıştır." biçimindeki gerekçeler ile itirazın reddine karar verildiği, verilen kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; Değerlendirmelere geçmeden önce, tüketici kitlesinin belirlenmesi gerekmektedir. “Ortalama tüketici markayı bütün olarak algılar, markanın çeşitli unsurlarını detaylara girerek analiz etmez. (.... Ayrıca, ortalama tüketicinin nadiren farklı markalar arasında doğrudan karşılaştırma yapma şansının olduğu fakat zihninde tuttuğu yetersiz görüntüleri yerleştirdiği de dikkate alınmalıdır. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyinin mal veya hizmetlerin kategorisine göre çeşitlilik gösterdiği de akılda tutulmalıdır. ... Dava konusu mal ve hizmetler genel olarak teknoloji marketlerin yaygınlaşmasıyla daha ulaşılabilir hale gelen ürünler ve bunlara ilişkin hizmetler olduğundan, ilgili tüketicinin doğrudan alabildiği ürün ve hizmetler olmakla birlikte belirli bir ön araştırma gerektirmekte olup en azından tüketicinin konuya ilgisi nedeniyle özel bir bilgi, dikkat ve uzmanlık konusudur ve ilgili tüketicinin dikkat düzeyi ortalamanın üzerindedir. 6769 SAYILI SMK’NIN 5(1)(b) ve (c) MADDELERİ KAPSAMI; 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde mutlak red nedenlerine ilişkin 5(1)(b) maddesine göre “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” ve 5(1)(c) maddesine göre “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilmez. Doktrinde ayırt edici nitelik, “soyut ayırt edicilik” ve “somut ayırt edicilik” olarak iki açıya sahiptir. İlgili düzenlemenin 4. maddesinde sözü edilen “marka olabilecek işaret”, ayırt edici niteliğe sahip ve sicilde gösterilebilir nitelikte olmalıdır. Bu madde kapsamında aranan, “soyut ayırt edici nitelik”tir. 6769 sayılı SMK yürürlüğe girdikten sonra, bu ayrım daha netleşmiştir. Mülga 556 sayılı KHK’da tek başına hüküm olarak yer almayan “somut ayırt edicilik” kavramı, 6769 sayılı SMK ile uygulamadaki yerini de bulmuştur. 5(1)(b)’de söz edilen, somut ayırt edicilik olarak değerlendirilmekte olan kısma yöneliktir. Somut ayırt edicilik, markanın tescile konu mal ve hizmetler yönünden ayırt edici olup olmadığına ilişkindir. Bu piyasa şartlarına göre belirlenebilen, markanın ne kadar yaratıcı olduğu, maldan ne kadar bağımsız olduğu gibi çok yönlü bir değerlendirme gerektirir. Bu iki tür arasındaki en önemli fark, esasen soyut ayırt ediciliğin kullanım sonucu marka olabilecek niteliğe kavuşmasının mümkün olmayışıdır. Soyut ayırt edicilik, belirli bir mal ve hizmet grubu yönünden geçerliyken diğer bir grup için geçerli olmayabilir. Bu yönüyle, özellikle geleneksel olmayan markalar açısından daha zor değerlendirilebilecek niteliktedir. Dava konusu markaya özel değerlendirmelerin, yukarıdaki açıklamalar ışığında, dava konusu mal ve hizmetler ve ilgili tüketici de dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. 5(1)(c) kapsamındaki markalar genellikle “tanımlayıcı markalar” olarak ifade edilirler. Bu tür markalar, üzerinde kullanılacakları mal ve hizmetleri veya bunların özelliklerini doğrudan belirten markalardır. Bu anlamda tescil engeli bulunan bir işaretin, ayırt ediciliğinin de bulunmadığının doğrudan kabulü gerektiği, hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanı kararlarıyla sabittir: “Dava konusu, başvurunun tescili istenen sınıflar bakımından 556 sayılı KHK’nin 7/l-(c) ve (d) bentlerine göre tasviri işaret niteliğinde olduğu belirlendiğine göre, başvuruyu oluşturan işaretin aynı KHK’nin 5. Maddesi ve 7/1-(a) bendi uyarınca ayırt edicilik vasfının bulunmadığının kabulü gerekir.” .... Markanın ayırt ediciliği, markanın temel fonksiyonunu yerine getirip getiremeyeceğine bağlıdır. Diğer bir deyişle, söz konusu işaretin ilgili tüketici tarafından “marka olarak algılanıp algılanmayacağı” önem taşır: “Bir markanın ayırt edici karaktere sahip olması için o markanın, tescili istenen ürünün belirli bir işletmeden kaynaklandığını belirler hale gelmiş ve böylece o ürünü diğer işletmelerin mallarından ayırır hale getirmiş olması gerekir.” .... Yargıtay kararlarında da ayırt ediciliğin, “markanın temel fonksiyonu olan kaynak gösterme fonksiyonunun sağlanıp sağlanmadığına bağlı olduğu” ifade edilmektedir. .... “556 sayılı KHK ile hüküm altına alınan tanım ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ayırt edicilik fonksiyonu markanın en temel unsurudur. Çünkü ayırt edicilik markanın üzerinde kullanıldığı bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan en önemli tescil şartıdır.” denilerek, ayırt ediciliğin markanın en temel unsuru olduğuna dikkat çekilmiştir. Gündelik yaşamda tanımlayıcı olan veya çeşitli nedenlerle ayırt ediciliği olmayan kelimelerin, kişi veya kuruluşlarca marka olarak tescil edilmeye çalışıldığı ve bazen de tescilin sağlanabildiği görülmektedir. Ancak bu tür haller istisnaidir ve kötü örnekler niteliğindedir. Kötü örnekler ise emsal olamaz. Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. Dava konusu markanın beyaz zemin üzerinde kırmızı, siyah ve beyaz renkte, koyu fontla yazıldığı, devre kartı (PCB) / elektronik devre estetiğiyle stilize edilmiş AI ibaresinin yer aldığı, figüratif unsurların renk ve özel yazım şekilleriyle sağlandığı görülmektedir. ...." ibaresi bütün olarak değerlendirildiğinde, "....." kelimesi Türkçe'de doğrudan anlamı olan bir kelime, "AI" ise günümüzde yaygın biçimde "Artificial Intelligence / Yapay Zeka" kısaltması, ancak işaret birleşik yazılmış ve ayrıca "AI" kısmı stilize edilmiştir. Dolayısıyla konu, “İlgili tüketici bu ibareyi doğrudan "...." şeklinde mi algılar, yoksa ayırt edici bir marka olarak mı görür?” konusudur. .... ibaresi bütünsel olarak değerlendirildiğinde, işaretin doğrudan “....” veya “artificial intelligence examination system” gibi açık ve doğrudan tanımlayıcı bir ifade niteliğinde olmadığı görülmektedir. İşaret, “...” kelimesi ile günümüzde yaygın biçimde “Artificial Intelligence” kavramını ifade etmek üzere kullanılan “AI” kısaltmasının birleşiminden oluşturulmuş olmakla birlikte, söz konusu birleşim alışılmış dil kurallarına uygun şekilde kurulmuş sıradan bir ifade görünümünde değildir. Aksine, .... ibaresi birleşik yazım şekliyle belirli ölçüde özgün bir kurgu meydana getirmektedir. İlgili tüketicinin işareti ilk bakışta doğrudan bir ürün veya hizmet tanımı olarak değil, marka algısı yaratabilecek bütünsel bir işaret olarak değerlendirmesi mümkündür. Ayrıca başvuru kapsamındaki mal ve hizmetlerin önemli bir bölümü doğrudan sınav, ölçme-değerlendirme veya eğitim faaliyetleriyle ilgili değildir. Özellikle 09. sınıfta yer alan kameralar, televizyonlar, hoparlörler, kulaklıklar, cep telefonu kılıfları, yazıcılar, manyetik kayıt taşıyıcılar ve benzeri elektronik ürünler ile 16. sınıfta yer alan posterler, çıkartmalar, pullar gibi mallar bakımından “....” ibaresinin malın türünü, niteliğini, vasfını, kullanım amacını veya diğer karakteristik özelliklerini doğrudan ve açık biçimde gösterdiğini söylemek güçtür. Aynı şekilde yapay zekalı insansı robotlar veya laboratuvar robotları gibi mallar bakımından da işaretin doğrudan tanımlayıcı bir anlam içerdiği söylenemez. Her ne kadar “AI” ibaresi teknoloji ve yapay zeka çağrışımı yaratsa da, bu çağrışım tek başına işaretin tüm mal grupları bakımından doğrudan tanımlayıcı hale geldiği sonucunu doğurmamaktadır. Kaldı ki, ...ile birlikte kullanımında, ...markasının AI ile ilgili mal ve hizmetlerine çağrışım yaptığı görülmektedir. Bununla birlikte, başvuru kapsamındaki bazı hizmetler yönünden çağrışımsal bağın daha kolay kurulabileceği ileri sürülebilirse de burada ortaya çıkan anlamın da doğrudan ve açık bir tanımlama niteliğinde olmadığı kanaatine varılmaktadır. Zira söz konusu anlam, tüketicinin belirli bir zihinsel değerlendirme süreci yürütmesi sonucunda ortaya çıkabilecek dolaylı ve çağrışımsal bir anlamdır. Başka bir ifadeyle, işaret görüldüğü anda doğrudan mal veya hizmetin niteliğini tarif eden bir ibareden ziyade, yorum ve zihinsel bağlantı kurulmasını gerektiren bir çağrışım oluşturmaktadır. Yerleşik marka hukuku uygulamalarında ise bir işaretin 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 5(1)(c) maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için ilgili mal ve hizmetler bakımından doğrudan, açık ve tereddütsüz biçimde tanımlayıcı olması aranmaktadır. Somut olayda ise “SINAVAI” ibaresinin bu derece açık bir tanımlayıcılık seviyesine ulaştığını söylemek tartışmalıdır. Öte yandan, .... uygulamalarında son yıllarda “....” gibi teknoloji çağrışımı yapan ibare ve eklerin nispeten geniş yorumlandığı gözlemlenmektedir. Özellikle yapay zeka teknolojilerinin gündelik yaşamda yaygınlaşmasıyla birlikte, bu tür ibarelerin teknoloji temelli mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcılık veya zayıf ayırt edicilik gerekçesiyle daha sık değerlendirmeye alındığı görülmektedir. Somut olayda verilen red kararında da bu yaklaşımın etkilerinin bulunduğu, 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) maddesi yönünden yapılacak değerlendirme ise, 5(1)(c) maddesinden tamamen bağımsız olmamakla birlikte, ayrı bir inceleme gerektirmektedir. Zira her tanımlayıcı işaret kural olarak ayırt edicilikten de yoksun kabul edilebilirse de, somut olayda öncelikle işaretin ilgili mal ve hizmetler bakımından doğrudan tanımlayıcı olup olmadığı belirlenmeli; ardından işaretin bütünsel algısının ilgili tüketici nezdinde ticari kaynak gösterme işlevini yerine getirip getiremeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir. Bu kapsamda ....” ibaresinin “...” ve “... unsurlarından oluştuğu, bu unsurların özellikle eğitim, sınav, yazılım ve yapay zeka temelli hizmetler bakımından belirli çağrışımlar yarattığı açıktır. Ancak işaretin tek kelime halinde, birleşik ve alışılmış olmayan bir yazım biçimiyle oluşturulmuş olması; doğrudan jenerik bir ifade niteliğinde bulunmaması; ayrıca başvuru örneğinde “....” unsurunun devre kartı/elektronik devre estetiğiyle stilize edilmesi, işaretin bütünsel algısında belli ölçüde marka etkisi yaratmaktadır. Bu nedenle, işaretin yalnızca “.... unsurlarına ayrılarak değerlendirilmesi yerine, başvuru konusu görsel kompozisyon, yazım biçimi ve ilgili mal/hizmetlerle kurduğu ilişki birlikte dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede, “... ibaresinin özellikle eğitim, sınav, yapay zeka destekli yazılımlar, elektronik yayınlar ve eğitim amaçlı hizmetler bakımından ayırt ediciliği düşük olduğu söylenebilir. Ancak markanın kelime markası olmaması, renk ve şekil unsurları da tamamen göz ardı edilebilecek nitelikte değildir. Somut olayda ...” ibaresi, ilgili tüketici nezdinde yapay zeka destekli ...veya eğitim sistemlerine yönelik çağrışım yapabilirse de, bu çağrışımın işareti tümüyle marka olarak algılanamaz hale getirdiği söylenememektedir. Özellikle başvuru kapsamındaki doğrudan sınav/eğitim hizmetleriyle bağlantılı olmayan mallar bakımından, işaretin kaynak gösterme fonksiyonunu yerine getiremeyecek derecede ayırt edicilikten yoksun olduğu kanaatine varmak güçtür. Bu nedenle, 5(1)(b) yönünden yapılacak değerlendirmede, işaretin bazı mal ve hizmetler bakımından zayıf ayırt edici karakter taşıdığı kabul edilse dahi, başvuru konusu işaretin bütünsel yapısı, birleşik yazımı ve figüratif/stilize unsurları dikkate alındığında, asgari ayırt edicilik eşiğini tamamen karşılamadığı sonucuna ulaşmak isabetli görünmemektedir. Başka bir ifadeyle, somut olayda 5(1)(c) kapsamında doğrudan ve açık bir tanımlayıcılık bulunduğu kabul edilmediği ölçüde, 5(1)(b) kapsamında da işaretin ayırt edicilikten bütünüyle yoksun olduğu sonucuna kendiliğinden varılamaz. Bu nedenle, özellikle doğrudan sınav, eğitim veya yapay zeka destekli ölçme-değerlendirme hizmetleriyle bağlantılı olmayan mal ve hizmetler yönünden 5(1)(b) kapsamındaki red gerekçesinin de geniş yorumlandığı, Somut olay gibi durumlarda sorun, marka tescil sistemimizde “korunması istenmeyen unsurlar”ın belirlenememesidir. Örneğin ABD’de marka başvurusu şekli şartlardan tescil ve sonrasına kadar Türkiye’den çok farklı bir işleyişe sahiptir. Kelime markası ise yazım şeklinden, başvurunun kullanım zorunluluğuna kadar birçok ayrıntı kanunla net olarak belirlenmiştir. Başvuru aşamasında markanın koruma dışı unsurlarının tanımlanabileceği bir sistem uygulanır. Türkiye’de bu tür bir uygulama olmadığından, kimi zaman tescil edilmeyecek kelimeler, şekil unsurlarıyla veya sadece bir araya gelmeleriyle oluşturdukları bütün içindeki ayırt edici kelime sayesinde birlikte tescil edilmekte, ardından sanki tüm kelimeler de tek tek korunuyormuş gibi kelimeler üzerinde tekel hakkı iddia edilmektedir. Bu nedenle, tanımlayıcı kelimelerden oluşan markaların tescilinde daha dikkatli olunması gerekmektedir. Somut olayda halihazırda tanımlayıcı AI ve özellikle eğitim alanında çağrışımsal/tanımlayıcı niteliği bulunan ...kelimelerinin tanımlayıcı niteliğinin birlikte yazıldığında ve şekil ve renk unsurları eklendiğinde hala aynı etkiye sahip olup olmadığı değerlendirilmelidir. “Markanın ayırt ediciliği, ilk olarak tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerle ilişkisi ve ikinci olarak toplumun ilgili kesiminin algısı açısından değerlendirilmelidir.” (.... Dava konusu markadaki kelime unsurlarının, belirli bir mal / hizmet veya amacın adı olduğu ve dava konusu mal ve hizmetlerin bir kısmı yönünden zayıf ayırt ediciliği olduğu görülse de bu kelimelerin birlikte ...kararındaki gibi bir bütünlüğü olduğu söylenebilecektir. Ayrıca, ...ibaresinin tanımlayıcı olduğu birçok mal ve hizmet için halihazırda .... tarafından tescil edilmiş olduğu görülmektedir. Dikkat edilmesi gereken, herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilme riskidir. ibaresi, görsel unsurları ve renkleriyle bütün olarak marka algısı yaratacak niteliktedir. Ancak sahibinin içinde ...veya AI geçen herhangi bir markaya engel olmasına izin verecek nitelikte olmadığı kabul edilmelidir. Ayrıca, ilgili tüketici en azından belirli bir kurs, eğitim, dergi gibi belirli bir konuda özellikle araştırma yapan tüketicidir. Bu tüketici, halihazırda eğitim aldığı dershane, okul veya takip ettiği derginin varlığı karşısında, markasını “tanıdığı markanın yeni teknolojik gelişmelere uyum sağlayan AI destekli mal ve hizmetler sunduğu” şeklinde algılayacaktır. Yukarıda sözü edildiği gibi, Türkiye’de korunan / korunmayan unsur kavramı net değildir. Bu nedenle zayıf ibareyi tescil eden marka sahipleri, sanki kelime unsurları üzerinde tekel hakkı varmış gibi davranmaktadır. Bunun önlenmesi, bu unsurların başvuruda belirlenme zorunluluğu olmadığından sadece istikrarlı kararlarla ve marka kavramının içi boşalmamış gerçek bilgiyle marka sahiplerine ulaşmasıyla mümkün olabilecektir. Elbette ki ....’in daha önce verdiği kararların doğrudan emsal oluşturması mümkün değildir. Kararın verildiği tarihteki kanun, yönetmelik, teknolojik şartlar gibi çok değişik parametreler söz konusudur. Örneğin internetin olmadığı bir dönemde verilen bir kararda, .....’in bir ibarenin halihazırda kullanılıp kullanılmadığını araştırabileceği güncel kaynak olmadığından, yeni yeni dile yerleşmekte olan bazı ibareler tescil edilebilmiştir. Güncel bir kararda ise, kararın kesin olarak doğruluğundan söz edilmesi mümkün olmayacaktır. Eşitlik ilkesi gözetilerek yanlış bir kararın başka bir yanlış karar için gerekçe olması da kabul edilebilir değildir. Bu konuda ABAD’ın kararı oldukça önemlidir. 11 Aralık 2024 tarihli bu kararda “önceki tescillerin bağlayıcı olmadığı, eşitlik ilkesinin hukuka aykırı bir tescile dayanamayacağı” belirtilmiştir. Davacının ...ibaresine ilişkin sunduğu örnek kararlar ve yaptığı açıklamalar yönünden, aşağıdaki açıklamaların yapılması gerekmiştir: ...kelimesinin özellikle eğitimle ilgili mal ve hizmetler yönünden ayırt ediciliği olmadığı, sadece yazı karakteri ve renk ile marka olabildiği görüşündeyim. Somut olay karıştırılma olasılığı olsaydı, ...kelimesinin ortaklığı ayırt ediciliği düzeyinde dikkate alınabilirdi..... sözlüğünde "Öğrencilerin veya bir işe girmek isteyenlerin bilgi derecesini anlamak için yapılan yoklama, imtihan, test" olarak tanımlanmaktadır. Bu ibareye eklenen kelimelerden oluşan davacı markalarındaki ek kelimeler markaları bu tanımdan uzaklaştırmamakta, eklenen kelimenin anlamına bağlı olarak sadece bu testle ilgili bir merkeze, okula… işaret etmektedir. Somut olayda da AI eki, yapay zeka ile ilgili mal ve hizmetlere işaret etmektedir. Zaten bu kadar çok aynı ibareyi ve şekli içeren markanın tescilinin başka bir anlamı da olamayacaktır. Diğer bir deyişle, korunan ...kelimesi ise, neden aynı marka yüzlerce tescile konu olacaktır. Bu kadar çok tescil varsa bunun anlamı, her markanın ek kelimelerle farklılaştığı ve korunanın ...kelimesi olmadığıdır. Özetle, markanın asıl unsuru bütünüdür. Diğer bir deyişle davacının örnek verdiği karalardaki markalarının ek kelimeler içerenleri yönünden de tek asıl unsur ...değildir. Ayrıca, ...ibaresinin kelime olarak marka algısı yarattığı söylenemeyecektir. Dava konusu mal ve hizmetlerin neredeyse hiçbiri için tek başına ayırt edici değildir veya çok zayıftır. Bu nedenle, markalarda tek başına asıl unsur olarak görülemez. Hatta bu adla kurulan merkezler bulunmaktadır. Devlet kurumlarının bile ....İ vardır. Her şeyden önce bu ibare, eğitim ve öğretimde herkesçe kullanılan bir eğitim aracına işaret eden bir ibaredir. Bu kelimenin bir kişi veya kuruluşa tekel sağlaması marka ilkelerine aykırıdır. Bu durum ancak ve ancak kullanılan şekil unsuru ve bütünsel benzerlik veya hatta benzetme çabası söz konusu ise mümkün olabilir. Aksi halde tanımlayıcı bir ibarenin tanınmışlığı iddiası ile eğitim alanında kullanılan sıradan bir kelimenin yasaklanmasına neden olacaktır ki bu da marka kavramının kötüye kullanılması anlamına gelecektir. Bu yönüyle, sunulan hiçbir delilin ... kelimesinin kelime olarak ve tek başına eğitimle ilgili bir kişi veya kuruma özgülenecek algı yarattığını ispat etmesi mümkün değildir. Kullanıma konu olan kelimeler değil, ancak ve ancak şekil ve kelimelerin bütünü marka algısı yaratır hale gelmiş denebilir. Dava konusu mal ve hizmetlerin tamamı yönünden ilgili tüketici, yüksek dikkat düzeyine sahiptir. Özellikle eğitimle ilgili hizmetler, her düzeyden tüketiciye hitap eder görünse de özellikle günümüz koşullarında, tüm öğrenciler ve velilerinin her okulu ne kadar dikkatle araştırdığı dikkate alındığında, ilgili tüketicinin eğitim düzeyi ne olursa olsun, dikkat düzeyinin en üst seviyelerde olacağı bir gerçektir. Ayrıca, maddi olanakları ne olursa olsun, teknolojik kaynakların özellikle internetin böyle bir durumda geniş kitlelerce ulaşılabilir durumda olduğu, ulaşamayanlar için de “hayati ve geleceği şekillendirecek bir konu” olmasından dolayı, tanıdıklara danışılarak bilgi alındığı da gözden kaçırılmamalıdır. Bu durumda, dava konusu ibarenin zayıf bir ibare olduğunun mutlaka dikkate alınması gerektiği, kelime unsurları üzerinde marka sahibinin münhasır hakkı bulunmayacağı açıktır. Ancak bu, dava konusu ibarenin 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve (c) maddeleri yönünden tescil engeli bulunduğu anlamına gelmediği, dava konusu markanın 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve (c) maddeleri yönünden tescil engeli bulunmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu markanın, 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve 5(1)(c) kapsamında tescil engeli bulunmadığı, Dava konusu.... kararının hukuka aykırı olduğu iptali koşullarının oluştuğu sonuçlarını ulaşılmış, davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın kabulüne, ... sayılı kararının iptaline,
Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalı kurumdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 9.673,00.-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ile davalı kurum vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ Harçlar :1.568,00.-TL Gider Avansı :8.105,00.-TL TOPLAM :9.673,00.-TL