İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/236 E. 2026/576 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/236
Karar No
2026/576
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/236 Esas KARAR NO : 2026/576

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 12/03/2026 KARAR TARİHİ : 09/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı-Borçlu ... A.Ş tarafından 07.02.2024 tarihinde Bağcılar Şube Müdürlüğü hizmet alanı içinde bulunan ... Mahallesi, ....Sokak, No:12 .... adresinde davalı şirket tarafından yapılan kazı çalışması esnasında idaremize ait içme suyu hatlarına hasar verildiği tespit edildiğini, söz konusu hasar için idare elemanlarınca hasar mahallinde inceleme ve hasar tespiti yapılarak dava konusu hasar bedelinin faturalandırıldığını, davalı tarafından içmesuyu hattına verilen hasar giderilerek verilen hasar bedelinin ödenmesi için davalıya İdaremizin 19.04.2024 tarihli 492123 sayılı yazısı tebliğ edilmiş ancak davalıya yapılan bildirime rağmen hasar bedellerinin ödenmediğini, buna dair iş emirleri ile hasar onarım giderlerine ilişkin belge ve faturanın ekte olduğunu, müvekkili İdare ...., İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin görev alanı (belediye imar sınırı ile mücavir alan) içinde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere 2560 sayılı kanun ile kurulmuş, tüzel kişiliğini haiz bir kamu kuruluşu olduğunu, Su ve kanalizasyon hizmetleri noktasında tekel manada yetkili ve görevli kılınan müvekkili idarenin, yetki ve kapsamına giren hizmet alanlarını ayrıntılı bir biçimde tanzim etmek ve kanunların tatbikini sağlamak amacıyla ve yine 2560 sayılı kanunun verdiği yetkiye müsteniden yönetmelik ve yönergeler tanzim etmekte ve yürürlüğe koyduğunu, davalının sebep olduğu hasar nedeniyle idarenin tabi olduğu mevzuat doğrultusunda zararı tazmin etme hakkı doğduğunu bildirip, 8.376,33 TL hasar bedelinin hasar tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ve avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazı bulunduğunu, kesinlikle davayı ve talepleri kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı talepleri TBK 72 "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar." hükmü uyarınca zamanaşımına uğramış olup davanın zamanaşımı nedeniyle reddini talep ettiğini, davacının tesislerinin, müvekkili şirketin çalışmaları sırasında zarar gördüğü iddiasını kesinlikle kabul etmediklerini, dava konusu olaya müvekkili şirketin olumlu ya da olumsuz herhangi bir fiili neden olmadığını, bu hususta illiyet bağının ispat yükü davacı tarafa ait olduğunu, öyle ki davacı tarafın iddiaları doğrultusunda müvekkil şirketin ilgili birimleri ile gerekli görüşmeler gerçekleştirildiğini ve şirket kayıtlarında yapılan inceleme neticesinde uyuşmazlık konusu tarih ve adreste müvekkili şirket tarafından herhangi bir çalışma gerçekleştirilmemiş olduğu sonucuna ulaşıldığını, dava konusu hasarın müvekkili şirket çalışmalarından kaynaklanmayıp müvekkili şirket tarafından davacının tesislerine yapılmış herhangi bir müdahale söz konusu olmadığını, dolayısıyla dava konusu hasarın meydana gelmesinde müvekkili şirkete husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirkete husumet yöneltilmesi açıkça yasalara aykırı olduğunu, huzurdaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı, müvekkili şirketin yaptığı çalışma esnasında tesislerinin zarar gördüğünü iddia etmiş ise de işbu iddialarını ispata yarar herhangi bir delil sunamadığını, davacı tarafından iddia olunan hasarın müvekkil şirketin dağıtım şebekesinin işletilmesinden ya da herhangi bir çalışmasından kaynaklanmadığını, meydana gelen hasarda müvekkili şirkete yükletilebilecek bir kusur bulunmadığını, dava konusu hasarın müvekkili şirket çalışmasından kaynaklanmadığını tekraren ifade etmekle birlikte davacının talep konusu ettiği zarar bedelinin de neye göre hesaplandığının belirli olmadığını, talep edilen faizin, faiz türü ve faiz oranının usul ve yasaya aykırı olduğunu bildirip, huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın öncelikle zamanaşımı ve sair nedenlerle reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: ... Belediye Başkanlığına ve İBBye müzekkere yazılarak,07/02/2024 tarihinde dava konusu, ... Mahallesi, .... Sokak, No:12 .../ ... adresinde, Mahkememiz davalısı ... ŞİRKETİ'nin kazı çalışması yapıp yapmadığının ve kazı ruhsatı bulunup bulunmadığının araştırılarak, Mahkememizin 2026/236 esas sayılı dosyasına gönderilmesi istenilmiş ve yazı cevabı dosyamız arasına alınmıştır. GEREKÇE: Dava, davalının kazı çalışmaları sırasında davacının sorumluluğundaki alt yapıya zarar vermesi sebebiyle meydana gelen zararın tazmini istemine ilişkindir. Dava hukukî niteliği itibariyle haksız fiile dayanmaktadır. TBK md. 49’a göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar gören karşı tarafın kusurunu ve zarara uğradığını ispat yükü altındadır. Davacı kurum tarafından ibraz edilen 07/02/2024 tarihli saha tespit tutanağı uyarınca davalının içme suyu hattına zarar verdiği anlaşılmıştır. Davacı kurumun kamu kurumu niteliği bulunması gözetilerek tutanağın aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge olduğu gözetilerek uyuşmazlığın değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sebeple her ne kadar belediyeden gelen kazı ruhsatına ilişkin tarihler ile davacının öne sürdüğü tarihler uyuşmasa da, yapılan kazı çalışmasının davalının faaliyet alanı içinde olması ve belediyeden izin alınmadan da yapılabileceği gözetilerek davacının resmî belge niteliğindeki tespit tutanağına üstünlük tanınmıştır. Buna rağmen davacının zararı, zarar miktarını ve illiyet bağını ispat etmesi gerekir. Bu hususta mahkememizce alanında uzman bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş ve bilirkişi davacının belirttiği zarar miktarının kadri maruf olup olmadığı yönünde değerlendirme yapması için görevlendirilmiştir. Davacıya 09/04/2026 tarihli ara karar ile bilirkişi ücreti yatırılması konusunda kesin süre verilmesine rağmen bilirkişi ücreti yatırılmamıştır ve usulüne uygun olarak yapılan ihtar uyarınca davacının bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplere, davacının resmî belge niteliğinde sunmuş olduğu bazı belge ve tutanaklara rağmen, zarar miktarı ve illiyet bağının ispat edilememesi sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir. Eldeki dava basit yargılama usulüne tabi olup, HMK md. 320 hükmü “Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.” şeklindedir. Yargıtay 3. HD’nin 2022/7984 Esas ve 2023/1968 Karar sayılı ilamında “Dosyadaki bilgi ve belgelerden; Mahkemece, tensip zaptı düzenlenerek, taraflara delillerini bildirmeleri yönünde ara kararı alındığı ve davanın taraflarına anılan bu tutanağın tebliğ edildiği, dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların dilekçelerine eklediği deliller ile ilgili yerlerden getirtilmesini istedikleri delillerin toplandığı ve dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda taraflar duruşmaya davet edilmeden nihai kararın verildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda, taraflarca bildirilen delillerin toplandığı, bu deliller ile dava ve cevap dilekçeleri birlikte değerlendirilerek 6100 sayılı Kanun'un 320 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca dosya üzerinden karar verilmesinin mümkün olduğu, diğer bir anlatımla duruşma açılmadan karar verilmiş olmakla hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğinden söz edilemeyeceğinden, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen temyiz itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.” şeklinde karar vererek, tarafların delillerinin tam olarak toplandığı ve tarafların beyanları ile birlikte bunların değerlendirildiği yargılamalarda, sırf dosya üzerinden yargılama yapılmasının hukukî dinlenilme hakkını ihlal etmediğini vurgulamıştır. HMK md. 320’nin gerekçesinde de belirtildiği üzere basit yargılama usulü, daha hızlı sonuçlandırılması gereken ve daha kısa ve kolay inceleme yapılabilecek dava ve işler için öngörülen, yazılı yargılama usulüne göre daha kısa, daha basit ve daha hızlı bir yargılama usulüdür. Mahkememizce yargıda hedef süre ile makul süre sebebiyle adil yargılanma hakkı gözetilerek dosya üzerinden karar verilmesi yoluna gidilmiştir. Dava ve cevap dilekçesinde öne sürülen deliller toplanmış, aşamalarda taraflara beyan dilekçesi sunmaları için süre verilmiş ve gerekli ihtarlar yapılmış, iddia ve savunmalar bu çerçevede değerlendirilmiştir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, açıklanan şekilde dosya üzerinden ve basit usulde yapılan yargılama sonucu aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin Davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T'ne göre vekalet ücreti dava değerini geçemeyeceğinden 8.376,33-TL vekalet ücretinin Davacıdan alınarak kendisini vekil ile temsil eden Davalıya verilmesine, 5-Zorunlu arabuluculuk başvurusu nedeniyle devletçe karşılanan 6.000,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 6-Artan Gider Avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine, Dair, miktar itibariyle istinaf sınırı altında kaldığından KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09.09.2026

Katip ...

Hakim ...

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/236, K. 2026/576, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-236-e-2026-576-k-0dbd26011018