İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/147 E. 2026/527 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/147
- Karar No
- 2026/527
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/147 Esas KARAR NO : 2026/527
DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA DEĞERİ : 714.167,64 TL DAVA TARİHİ : 26/05/2015 KARAR TARİHİ : 18/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkili arasında 31/08/2007 tarihinde, ... İşletme Müdürlüğüne ait El Bilgisayarı/Endeksör ile (GPRS) Endeks Okuma Hizmet Alım sözleşmeleri imzaladıklarını, bu sözleşme gereği müvekkil şirket tarafından davalının hükümve tasarrufunda bulunan sahalarda, alçak gerilimden beslenen abonelerin el bilgisayarı endeksör vasıtasıyla abone adresinde endeksin okunarak aboneye fatura bildirimi yapılması ve fatura tanzimi, durum kodu konmasına sayaç ve mühür kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullananların belirlenmesi, abone kayıtlarının güncellenmesi ile bu bilgilerin idare bilgisayarına GPRS üzerinden aktarılarak faturaya dönüştürülmesi, sözleşmede 5. madde işin tanımı olarak belirlenen yükümlülüklerin tamamı yönünde anlaşmaya varılmış, yüklenici tarafından bu hizmetlerin yerine getirilmesi karşılığı olarak da davalı idare tarafından bedel ödenmesi hususlarında anlaşmaya varıldığını, sözleşmenin ayrılmaz parçası olan Teknik Şartname 3.1'de ana hizmet tanımı olarak "Elektrik abonelerine ait sayaçların endeks tespiti, tespit edilen endekslerin el bilgisayarı/endeksöre kaydedilmesi, bildirim tanzimi ve aboneye bırakılması, abone ve sayaç durum kodları konmasına yönelik abone sayaçlarının ve mühürlerinin kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullananların tespiti, fatura kontrolü, raporlama ile tespit edilmiş bilgilerin idare'deki bilgisayarlara aktırılması, işlerinin yapılması şeklinde tanımlandığını, kaçak elektrik kullanan abonelerin idare'ye bildirilmesi halinde kaçak kontrol hizmetinin karşılığı olarak yüklenici'ye EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 25. maddesi uyarınca A.G'den beslenen aboneler için belirlenen kesme-bağlama birim bedelinin %50'sinin ödeneceğini, ancak bu bedellerin ödenebilmesi için kaçak tutanağının EPDK müşteri hizmetleri yönetmeliğine göre işlem yapıldıktan sonra tahakkuka bağlanması şarttır." kaçak ihbarının da sözleşmedeki izahı yapıldığını, müvekkil şirketin görevinin sadece kaçak elektrik kullananları ...'a bildirmeden ibaret bulunduğu, müvekkil şirket tarafından İdareye milyonlarca bildirim yapıldığını, bu bildirimlerin müvekkil şirket açısından farkı birim fiyatlarının değişmesi sonucunda hakettiği ücret olduğunu, idare her ne kadar tahakkuk olduğu takdirde yüklenicilere kod üzerinden işbu bildirimleri ödese de aboneden fatura dökümünde kaçak bildirim üzerinden tahakkuklandırma yapılması , aksi iddia edilse dahi bu işlem hem özü itibariyle hem de yasal olarak müvekkili şirketi bağlamadığını, müvekkilin kaçak ihbarları ile ücrete hak kazandığını ve ihaleye bu amaçla katılarak iş aldığını, müvekkilinin kendi edimini yerine getirdiğini ve davalının da edimini yerine getirip, davacının bildirdiği ihbarların doğru olup-olmadığını iyi niyet kuralları içinde makul sürede değerlendirip tutanağa bağlaması ve ücretini müvekkiline ödemesi gerektiğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 11.800,00TL'nin (10.000,00TL'si asıl alacak, 1.800,00TL'si KDV olmak üzere) avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın dava açmasının hukuken mümkün olmadığını, ne sayıda ihbarda bulunduğunu ve bunlardan dolayı ne miktar alacaklı olduğunu beyan etmesi ve bu miktar üzerinden harç yatırarak davayı açması gerektiğini, davacı tarafça yapılan ihbar sonucunda, davacı tarafa ödeme yapılabilmesi için müvekkilinin gerek işletme müdürlüğü ve gerekse genel müdürlük bünyesinde oluşturulan kaçak elektrik ekipleri tarafından yapılan kontrollerde kaçak elektrik kullanıldığının tutanağa bağlanması, kaçak elektrik zaptının düzenlenmesi düzenlenmesinin gerektiğini, davacı firma elemanlarının kaçak elektrik kullanıldığının tespiti konusunda bilgi ve deneyimden uzak olduklarını, davacı firma tarafından yapılan ihbarın bir şüpheden ibaret olduğunu, kaçak elektrik kullanımının müvekkili şirketin eğitimli ve tecrübeli her türlü donanıma sahip elemanları tarafından yerinde değerlendirilip tespit yapılarak zaptın düzenlendiğini, bu zabıt düzenlenip tahakkuka bağlanırsa ve davacı yönünden ana hizmet tanımı içinde belirtilen tahakkuka bağlanması koşulu gerçekleşmesi durumunda ödeme yapıldığını, abone sayısına göre değil, okuma sonucunda endeksör kayıtlarından alınan bilgilere göre tahakkuk ettirilen (fatura bedeli x ana hizmet bedeli) 'ne göre ödeme yapıldığını, kaçak elektrik kullanımı olarak kabul edilebilmesi için gerçek veya tüzel kişilerin mevzuata aykırı bir şekilde elektrik enerjisi tüketmesi, tüzel kişinin mevzuata uygun olarak kestiği elektrik enerjisini, yükümlülüklerini yerine getirmeden dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin izni dışında açması gerekmektedir. Dolayısıyle davacı tarafın icra takibi yapılan abonelerin elektrik kullanımı kaçak elektrik olarak değerlendirmesinin hukuken yerinde olmadığından davacı tarafın haksız ve mesnetsiz davasının reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememiz tarafından deliller toplanılmış, ilgili belgeler celp edilerek dosya içerisine alınmıştır. Mahkememizde açılan işbu dava, yanlar arasında akdedilen 10/09/2010 tarihli, ... İşletme Müdürlüğüne ait alanlarda alçak gerilimden beslenen abonelerin el bilgisayarı endeksör vasıtasıyla abone adresinde endeksin okunarak aboneye fatura bildirimi yapılması ve fatura tanzimi, durum kodu konmasına sayaç ve mühür kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullananların belirlenmesi, abone kayıtlarının güncellenmesi ile bu bilgilerin idare bilgisayarına GPRS üzerinden aktarılarak faturaya dönüştürülmesi ve yüklenici tarafından bu hizmetlerin yerine getirilmesi karşılığında davalı idare tarafından bedel ödenmesi hususlarına ilişkin El Bilgisayarı/Endeksör ile (GPRS) Endeks Okuma Hizmet Alım sözleşmesi kapsamında 2007 Ekim-2010 Ekim tarihleri arasında fatura yok/faturalandırılmadı (THK Yok) adı altında davacı bilgisayarına elektronik ortamda aktarıldığı iddia olunan kaçak elektrik tüketim ihbarlarına ilişkin hak ediş bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkememizin ... sayılı 01/02/2018 tarihli kararı ile; "Davanın kabulü ile 714.167,64TL'nin 11.800,00TL'lik kısmına dava tarihi, bakiye kısmına 13.11.2017 ıslah tarihinden (Yargıtay HGK'nin 2015/22449-2017/128 esas ve karar sayılı, 25/01/2017 tarihli kararı) itibaren değişen oranlarda avansı faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, " dair verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2018/1385 Esas 2021/427 Karar sayılı 25/03/2021 tarihli ilamı ile; "Taraflar arasında 22.07.2010 ihale tarihli ve ... ihale kayit-... dosya numaralı Hizmet Alım Sözleşmesine göre, davacının ... Bölgesinde alçak gerilimden beslenen abonelerin el bilgisayarı/endeksör vasıtasıyla abone adresinde endeksinin okunarak fatura/fatura bildirim tanzimi ve aboneye bırakılması, durum kodu konmasına yönelik sayaç ve mühür kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullananların belirlenmesi, abone kayıtlarının güncellenmesi ile bu bilgilerin idare bilgisayarlarına GPRS üzerinden aktarılarak faturaya dönüştürülmesi işini üstlendiği, tanımlanan işe göre davacının sadece abone olan kişilerin kullandığı elektriği belirlemek ve bu kişilerle ilgili işlemleri yerine getirmekle mükellef olduğu, abonesiz konutlarla ilgili bir yükümlülüğünün bulunmadığı, Taraflar arasında imzalanan El Bilgisayarı (GPRS) İle Endeks Okuma Hizmet Alımı işinin 3. şahıslara yaptırılmasıyla İlgili Teknik Şartname’nin Ana Hizmetler başlıklı 2.1 maddesinde; "Abonelerin el bilgi sayarı /Endeksör ile sayaç endeksinin okunarak fatura/fatura bildirim tanzimi ve aboneye bırakılması ve bu bilgilerin elektronik ortamda idare bilgisayarına aktarılması yanında aynı maddenin C bendinde de, C: Sayaç kontrollerinin yapılması, tespit edilecek kaçak, usulsüz elektrik kullanımı ve benzeri durumlar tespit edilerek idareye bildirilmesi: Bu maddede belirtilen işler Yüklenici Elamanlarınca yapılırken Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğimde kaçak usulsüz kullanım tarifine giren durumlarla karşılaşıldığında, yüklenici tarafından idareye haber verilecek, madde 5’deki Abone ve Sayaç Durum Kodlarına göre el bilgisayar/endeksör kaydedilecek ve hazırlanacak rapor zimmetle idareye teslim edilecektir." hükmünü, Aynı Teknik Şartname'nin Yapılacak İşler İçin Ödenecek bedeller başlıklı 3.1. Maddesinde; Bir adet abonenin endeksinin okunarak (kaçak elektrik tespiti, abone ve sayaç durum kodlan dahil) fatura bildirim bilgilerinin yazıcıdan yazdırılarak aboneye tebliğ edilmesi, rapor bilgilerinin idari bilgisayarına aktarılması karşılığı Ana Hizmet bedelinin %100 ödenir. Ayrıca Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 13. maddesi a bendi kapsamında kaçak elektrik kullanıcısının tarih ve zaman belirtilerek görüntülenmesi şartıyla (fotoğraf veya video kaydı), idareye bildirilmesi halinde; Kaçak kontrol hizmetinin karşılığı olarak Yükleniciye EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 25. maddesi uyarınca AG’den (alçak gerilimden) beslenen aboneler için belirlenen kesme bağlama birim bedelinin %100'ü ödenecektir. Ancak bu bedelin ödenebilmesi için (kaçak tutanağının) EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği Hükümlerine göre işlem yapıldıktan sonra, tahakkuka bağlanması şarttır. Aynı Teknik Şartname’nin “3.1.Ana Hizmet” başlıklı maddesi; “Elektrik abonelerine ait sayaçların (aktif, indüktif, reaktif, kapasitif reaktif); endeks tespiti,tespit edilen endekslerin el bilgisayarına kaydedilmesi, bildirim tanzimi ve aboneye bırakılması, abone ve sayaç durum kodları konmasına yönelik abone sayaçlarının ve mühürlerinin kontrolü, raporlama ile tespit edilmiş bilgilerin idaredeki bilgisayarları aktarılması, işlerinin yapılmasıdır. Elektronik sayaç taktıran ve puant tarifesi (çok zamanlı tarife) seçen abonelerin okuma işlemleri de bir ana hizmet sayılacak ve farklı fiyat uygulanmayacaktır. Bu aboneler için düzenlenen fatura bildirimi de puant tarifeye uygun olacaktır. İdare tarafından okunmak üzere yönlendirilen abonelerden, o emisyon dönemi içinde çıkan ve dönem faturası olarak bilinen; Tahakkuka Bağlanan Fatura Sayısı X Ana Hizmet bedeli Yükleniciye ödeme yapılacaktır. Ancak, her emisyon dönemi sonunda tüketimi olmayan(okunan son endeks ile ilk endeksi aynı olan) abonelere sahada yapılacak sondaj usulü kontrol sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda yükleniciye ödeme yapılacaktır. Bu hizmetlerin tamamı için verilecek teklif bedeli ANA HİZMET BEDELİ olup, idare tarafından belirlenen 'İl ve Merkez ilçe', 'Köy ve Mezralar' ile 'İlçe, Belediye, Kasaba ve Belde veya bölge, grup’ yerleşim birimlerini kapsayan tek bir birim fiyat verecektir." Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nin 13. madde (a) bendi (Gerçek veya tüzel kişilerin; Dağıtım sistemine veya sayaçlara veya ölçü sistemine ya da tesisata müdahale ederek, tüketimin doğru tespit edilmesini engellemek suretiyle, eksik veya hatalı ölçüm yapılması veya hiç ölçülmeden veya yasal şekilde tesis edilmiş sayaçtan geçirilmeden mevzuata aykırı bir şekilde elektrik enerjisi tüketmesi) kapsamında kaçak elektrik kullanıcısının tarih ve zaman belirtilerek görüntülenmesi şartıyla (fotoğraf ya da video kaydı) İdare’ye bildirilmesi halinde; … Ancak bu bedelin ödenebilmesi için; kaçak tutanağının EPDK Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerine göre işlem yapıldıktan sonra tahakkuka bağlanması şarttır.” hükmünü içerdiği, Anılan Teknik Şartnamemin 5.3 maddesinde Abone ve Sayaç Durum Kodlarının gösterildiği anlaşılmıştır.
Tüm doya kapsamına göre; davacı şirketin sözleşme dönemi içerisinde elektronik ortamda abonelere ilişkin endekslerin okunarak abone ve sayaç durum kodlarının endeksörlere yüklendiği ve davalıya bildirildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşme ve eki şartnamelerde davalının, davacının bildirdiği durum kodlarının yanlış, eksik veya hatalı olup olmadığını inceleme ve tutanak düzenleme, doğru olmayan bildirimler için sözleşmenin 17. maddesi uyarınca ceza uygulaması hak ve yükümlülüğünün bulunduğu, davalı idarenin cevap yazısı ve eklerinden, dava konusu işlemle ilgili olarak sözleşmenin 17. maddesi kapsamında, herhangi bir ceza uygulamasında bulunmadığı, bu durumda davacının sözleşmede kararlaştırılan kaçak/usulsüz bildirime ilişkin edimini yerine getirdiğinin kabulü gerektiği, durum kodlarının tutanağa bağlanmasının, davalı idarenin yükümlülüğünde olup, bu bildirimlerin objektif iyiniyet kuralları doğrultusunda, makul bir sürede değerlendirilip tutanağa bağlanması ve davacıya ücretinin ödenmesi gerektiği, davalı idarenin yükümlülüğünü yerine getirmemesinin davacının alacak hakkını ortadan kaldırmayacağı, 24.05.2019 tarih ve 2017/8 Esas, 2019/3 Karar numaralı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun kararı uyarınca kısmi davada faiz talebinde bulunulmuşsa aynı alacak ve tazminatların artırıldığına dair ıslah talebinde açıkça faiz istenilmemişse bile faize karar verilmesi gerektiği, mahkemece tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir." şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. İşbu kaldırma kararına karşı Başkan ... (...) muhalefet şerhi vermiş olmakla; İŞBU MUHALEFET ŞERHİNDE ; "Davacının kaçak/usulsüz elektrik kullanımı bildirimlerinde ücrete hak kazanabilmesi için Teknik Şartname’nin Ana Hizmetler başlıklı 2.1/c maddesi gereğince, madde 5’deki Abone ve Sayaç Durum Kodlarına göre el bilgisayarı/endeksöre kaydedilmesi ve hazırlanacak raporun zimmetle idareye teslim edilmesi gerektiği, Aynı Teknik Şartname'nin Yapılacak İşler İçin Ödenecek bedeller başlıklı 3.1. Maddesine göre, zimmetle teslim edilen bildirimlerin ilgili fatura bildirim bilgilerinin yazıcıdan yazdırılarak aboneye tebliğ edilmesi, rapor bilgilerinin idari bilgisayarına aktarılması şartına bağlandığı, ayrıca Ayrıca Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 13. maddesi a bendi kapsamında kaçak (Usulsüz kullanımı kapsamamakta) elektrik kullanıcısının tarih ve zaman belirtilerek görüntülenmesi şartıyla (fotoğraf veya video kaydı), idareye bildirilmesi halinde yüklenicinin bedele hak kazanacağı, davacının bu yükümlülükleri yerine getirmediği, davalının, bu konuda davacıyı uyarmaması veya ihtar etmemesi, davacıya eksik ifa edilen edime dayanılarak alacak talep etme hakkını vermeyeceği, böylece, sözleşme ve teknik şartnamede belirlenen ücrete hak kazanmadığı kanaatinde olduğumdan istinaf başvurusunun reddine dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum. " şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2018/1385 Esas 2021/427 Karar sayılı 25/03/2021 tarihli ilamı ile yerel mahkemenin istinafına ilişkin davalı ...'ın istinaf sebepleri reddedilmiş, işbu karar ... tarafından temyiz edilmekle, dosya Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'ne intikal etmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/1333 - 2022/2761 Karar sayılı ilamı ile, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2018/1385 Esas 2021/427 Karar sayılı yerel mahkeme kararının istinaf sebeplerinin reddine ilişkin karar kaldırılarak mahkememiz (1.bozma kararı) kararı; "Dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki Sözleşmenin eki Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 42. maddesinde yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerekçeleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunu “idareye verilen ... tarihli dilekçemde yazılı ihtirâzi kayıtla.” cümlesini yazarak imzalaması gereklidir. Eğer yüklenicinin, hakediş raporunun imzalanmasından sonra tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, yetkililer tarafından hakediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere bir itirazı olursa hakedişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde bu itirazını dilekçe ile idareye bildirmek zorunda olduğu, bu şekilde itiraz edilmediği takdirde hakedişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin 42. maddesi HMK’nin 193/1. maddesi anlamında davalı idare ile davacı yüklenici arasında delil sözleşmesi niteliğinde olup hakedişlere itirazın ne şekilde yapılacağı açıkça düzenlendiğinden belirtilen usule uygun olarak itiraz edilmediği takdirde geçici hakedişler hizmet veren açısından kabul edilmiş sayılacaktır. Somut olayda, geçici hakedişlerin icmal tablolarında davacının imzasının bulunduğu, davaya konu alacak kaleminin icmal tablolarında yer alıp hakedişlerde yer almadığının davacı tarafça bilindiği, davacının bu hakediş raporlarına Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 42. maddesinde gösterilen şekilde itiraz etmediğinden hakedişlerin kesinleştiği ve bu nedenle davacının davaya konu bedeli talep edemeyeceği gözetilerek, davanın reddine karar karar verilmesi gerekirken istinaf başvurusunun esastan reddi kararı doğru olmamış, istinaf mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması uygun görülmüştür. " şeklinde mahkememiz kararı bozulmuş ve mahkememizin 2022/531 Esasına kaydı yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce 19/12/2024 tarihli, ... sayılı kararı ile; "Davacı şirketin davalı aleyhine açtığı davada; mahkememizin ... Karar sayılı ve 01/02/2018 günlü kararında ısrar edilmesine, Davanın kabulü ile 714.167,64TL'nin 11.800,00TL'lik kısmına dava tarihi, bakiye kısmına 13.11.2017 ıslah tarihinden (Yargıtay HGK'nin 2015/22449-2017/128 esas ve karar sayılı, 25/01/2017 tarihli kararı) itibaren değişen oranlarda avansı faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile DAVACIYA ÖDENMESİNE, " şeklinde karar verildiği, davalının kararı temyiz ettiği ve dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gönderildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/6-383 2025/705 Karar sayılı ve 12/11/2025 tarihli kararı ile; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin kararı ile bozma kararında, "davacının dava konusu olayda hakediş raporlarına sözleşmenin eki hizmet işleri genel şartnamesinde (HİGŞ 42. Maddesinde) gösterilen şekilde itiraz edilmediğinden hakedişlerin kesinleştiği, bu nedenle davacının davaya konu bedelleri talep edemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle davanın reddinden sonra mahkememizin vermiş olduğu 19/12/2024 gün ve ... sayılı kararında vermiş bulunduğu ısrar kararının " taraflar arasında imzalanan sözleşmenin eki HİGŞ 42-a maddesinin Danıştay kararı ile iptal edildiği, idare mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğu, HİGŞ 42-a bendinde yer alan düzenlemenin iptali edilmiş olması karşısında davacının verilen hizmet bedelinin talep etmesindeki engelin kalktığı" gerekçesi ile ısrar edilmiş olduğu, direnme kararının bozma kararından sonra, Danıştay kararı ile HİGŞ 42-a bendinde yer alan düzenlemenin iptali ve bu kararın 22/01/2024 tarihinde kesinleşmesi ile oluşan yeni durum değerlendirilmek suretiyle direnme kararı verilmiş olup, işbu karar usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, ilk kararda tartışılıp değerlendirilmemiş yeni bir gerekçeye dayalı olarak yeni bir hüküm tesis edildiği, işbu hükümlere karşı temyiz başvurusu inceleme yerinin özel daire olduğu belirtilerek dosyanın 6. HD'ne gönderilmiştir. MAHKEMEMİZİN DİRENME KARARINA KARŞI, YARGITAY 6. H.D TARAFINDAN TEMYİZ İNCELEMESİNDE; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 18/12/2025 tarihli, 2025/3905 Esas, 2025/4383 sayılı Kararı ile; "Bilindiği üzere idare kamu hizmetlerini yerine getirmesi sırasında bir takım tasarruflarda bulunmak zorunda olup, bunlardan biri de üçüncü kişilerle yapacağı “sözleşme”lerdir. İdarenin sözleşme için tarafını belirlerken izleyeceği yol ise “ihale” olup bu işlemin kuralları da kanunlarla düzenlenmiştir. Uygulamada halen yürürlükte olan 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun günümüzün değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap veremediği, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, bütün kamu kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik göstermediği görüldüğünden, kamu ihaleleri ile ilgili geniş kapsamlı yeni bir kanun hazırlanmasına ihtiyaç duyulmuş bu amaçla 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak Kamu İhale Kanununda, uluslararası mevzuat gereği sadece sözleşmelerin imzalanmasına kadar olan ihale süreci ile ilgili hükümlere yer verilebildiğinden, yapılan ihaleler sonucunda düzenlenecek sözleşmelerle ilgili hususlarda bir boşluğa neden olunmaması için, bu konu ile ilgili hükümlerin ayrı bir kanun ile düzenlenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Anılan kanunlardan da anlaşılacağı üzere bu kanunların kapsamına giren idareler, sözleşmelerin tarafını seçme konusunda özel hukuktaki gibi serbestiye sahip olmayıp sözleşme tarafını ihale yolu ile belirlemekte hatta doktrinde tartışmalı olmakla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile sözleşme imzalamadığında özel hukuktaki gibi sözleşme öncesi sorumluluğunun (culpa in contrahendo) bulunduğu kabul edilmektedir. (Emsal Danıştay 8. Daire 10.04.2017 T., 2016/11286 E., 2017/2653 K.). Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu sözleşmelerin diğer taraflarının da ancak kanunlarda tanımlanan koşullara sahip iseler sözleşmeye taraf olabilecekleri konusudur. (Kamu İhale Kanunu md.4.11; md 10 ) İdarenin sözleşmeler öncesinde yaptığı tek taraflı ve hukuksal sonuç doğurmaya elverişli beyanı ise “idari işlem” niteliğindedir. Bu nedenledir ki idarenin kamu hizmeti ile ilgili olarak idari usul ve esaslara göre yaptığı ihalelerde sözleşme aşamasına kadar tesis ettiği işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu kökleşmiş yargı kararlarında kabul edilmiştir. (Emsal HGK 21.03.2001 T., 2001/19-257 E., 2001/285 K.) İdarenin Kamu İhale Kanununda tanımlanan yöntemlerle (KİK Md 18 vd.) yaptığı ihaleden sonra KİK md 46 kapsamında yapacağı sözleşmeler ise yine Kanunun 53/4.b.2 maddesine göre yetkilendirilen Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanmakta bunlar Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5, md.6 da “tip sözleşme” olarak tanımlanmaktadır. İhale aşamasında KİK md 4’e göre “İhale konusu mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinde; isteklilere talimatları da içeren idari şartnameler ile yaptırılacak işin projesini de kapsayan teknik şartnameler, sözleşme tasarısı ve gerekli diğer belge ve bilgileri,” kapsayan ihale dökümanları düzenlenmekte, bunlar Kanunun 24. ve 27. maddelerine göre yapılacak ilan ile isteklilerin bilgisine sunulmakta olup yine Kanunun 28. maddesine göre ihale dökümanlarını ön yeterlik veya ihaleye katılmak isteyen isteklilerin bu dokümanı satın almaları zorunludur. Sözleşmelerin imza aşamasında ise Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5’e göre Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanan “tip sözleşmeler” imzalanmakta, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 7/v maddesine göre “Sözleşmede yer alması zorunlu hususlar” arasında “İhale dokümanında yer alan bütün belgelerin sözleşmenin eki olduğu” sayılmaktadır. Sonuçta idare ile istekli arasında sözleşmenin imzalanması ile birlikte KİK 12. maddesinde tanımlanan ve ihale dökümanları arasına alınan “Şartnameler” de sözleşmenin eki haline gelmektedir. Sözleşmenin imzalanması ile birlikte sözleşme ve ekleri açısından Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu 4. maddesinde “Bu Kanunda belirtilen haller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamaz ve ek sözleşme düzenlenemez” hükmü getirilerek sözleşmenin taraflar arasında adeta anayasa gibi olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ihtilafların öncelikle sözleşme ve ekleri dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir. Somut olayda; talebe konu alacak açısından yapılan değerlendirmede ise davacının alacağının ispatı yönünden sözleşmenin eki olarak kabul edilen HİGŞ’in 42/a maddesinin delil sözleşmesi niteliğinde olduğu, bu maddede belirtilen şekilde ara hakedişe itiraz bulunmadığından davacının artık talepte bulunamayacağı kabul edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil Sözleşmesi” başlıklı 193. maddesinde [1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 287]; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler. (2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümde ispatın nasıl yapılacağı açıklanmış olup maddede belirtilen şekil koşuluna uyulması suretiyle taraflar arasında delil sözleşmesi kurulması ile taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunduklarından mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741). Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193/2. maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Delil sözleşmesini taraflar yargılamanın her aşamasında ileri sürebilirler. Taraflarca ileri sürülmese dahi, delil sözleşmesinin mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Delil sözleşmesi temyiz hâlinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden göz önünde tutulur. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü re'sen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur. (Emsal HGK 21.06.2022 T, 2020/(15)6-610 E., 2022/976 K. sayılı ilamı) Taraflar arasındaki sözleşme Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa göre düzenlenmiş olup sözleşmenin ekleri arasında HİGŞ bulunmaktadır. Gerek İlk Derece Mahkemesi gerekse Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtildiği gibi Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin 42/a maddesinde aynen “...Yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerçekleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunun "idareye verilen ...... tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla" cümlesini yazarak imzalaması gereklidir...” hükmü bulunmaktadır. Bu düzenleme ile sözleşmenin imzalanmasından sonra yüklenici tarafından, sözleşme kapsamında geçici hakedişlere ilişkin itirazların belli bir prosedüre göre yapılması öngörülmüş olup, buna göre yüklenicinin geçici hakedişlere itiraz etmek istemesi hâlinde, itiraz nedenlerini de belirterek idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde itirazlarını açıklaması ayrıca hakediş raporunu da “İdareye verilen….. tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla” cümlesini yazarak ya da bu anlama gelecek bir itiraz şerhi ile imzalaması gereklidir. Hakediş raporunun imzalanmasından sonra, ancak idarece tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, hakediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere yüklenicinin itirazı olduğu takdirde ise, hakedişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde dilekçe ile itirazını idareye bildirmek zorundadır. Aksi hâlde yüklenici hakedişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacaktır. Sözleşmenin eki olan ve delil sözleşmesi niteliğindeki şartnamenin 42/a maddesinde yer alan düzenleme, yükleniciye geçici hakedişlere itiraz yolunu kapatmayıp itirazın ne şekilde yapılması gerektiğini ve tarafların itirazlarını hangi prosedüre göre yapmaları gerektiğini göstermektedir. Burada ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştirecek bir düzenleme bulunmadığından, HMK’nın 193/2. maddesi kapsamında geçersizliğinden de söz edilemez. Somut olayda; dosya içerisinde yer alan geçici hakedişlerin incelenmesinde, davacı yüklenicinin geçici hakedişlere şartnamede belirtilen şekilde itirazi kayıt konulmaksızın imzaladığı görülmektedir. Az yukarıda da açıklandığı üzere delil sözleşmesi niteliğindeki anılan şartnamenin 42/a maddesinde geçici hakedişlere itirazın ne şekilde yapılması gerektiği açıkça düzenlenmiş olup, yüklenici tarafından dava konusu hakedişlere şartnamede belirtilen şekilde itiraz edilmediği için geçici hakedişler yüklenici tarafından olduğu gibi kabul edilmiş sayılmakla davacının alacağını talep etme hakkı bulunmamaktadır. HİGŞ’in 42/a maddesinde yer alan geçici hak edişlere itiraz şeklini içeren düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay 13. Dairesinde dava açılmış, Danıştay 13. Dairesinin 01.12.2021 tarih ve 2020/1740 E., 2021/4123 K. sayılı davanın reddine dair verilen kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03.11.2022 tarih, 2022/892 Esas, 2022/3100 Karar sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma kararı üzerine Danıştay 13. Dairesi'nin 06.06.2023 tarihli, 2023/404 Esas, 2023/2898 Karar sayılı ilamı ile HİGŞ’in 42/a maddesinin iptaline karar verilmiştir. Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin geçici hakedişlere itiraz prosedürü düzenleyen 42/a maddesinin iptali nedeniyle bu yeni durumun, iptal kararından önce imzalanan sözleşmeler ve dolayısıyla derdest davalara etkilerinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi “Şartnameler” Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu gereğince doğrudan doğruya idâre tarafından tek yanlı olarak düzenlenlenmekte olup bunlarda sözleşmenin yapılma ve uygulanmasına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu niteliği itibariyle Şartnamelerdeki sözleşmenin yapılması sürecine ilişkin hükümler, daima tek yanlı ve genel düzenleyici işlem niteliğinde olduğundan İdâre bunlarda istediği zaman iyiniyet kuralları çerçevesinde istediği değişikliği yapabilirler. Şartnamelerdeki hükümler, sözleşmeler imzalanıncaya kadar düzenleyici işlem niteliğinde iken sözleşme imzalandıktan sonra ise akdî niteliğe bürünürler. Bu nedenle sözleşme imzalandıktan sonra idâre tarafından tek taraflı olarak değiştirilemez. 2709 sayılı T.C. Anayasasının (Anayasa) 138/4. maddesinde, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkemenin kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği belirtilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun (İYUK) 28/1. maddesinde ise; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği belirtilmiştir. Anılan bu yasal düzenlemeler uyarınca, idare, yasa, yürütme ve pek tabii yargı organlarına, mahkemece verilen karar doğrultusunda işlem tesis etme yükümlülüğü altındadır. Bu durumda Danıştay tarafından verilecek bir iptal kararı üzerine söz konusu makamlar bu iptal kararı doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Anayasanın 153/5. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlemesi mevcut iken, idari yargı makamlarınca verilen iptal kararının geriye yürüyüp yürümeyeceği noktasında açık yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, idari yargıda verilen iptal kararının geriye yürüyeceğine dair Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihatları bulunmaktadır (Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25.01.1938 tarihli ve 1937/202 Esas, 1938/14 Karar Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.07.1966 tarihli ve 1965/21 Esas, 1966/7 Karar sayılı kararı). Söz konusu kararlardan farklı olarak Danıştayın somut olayın özelliğine göre iptal kararının etkilerini değerlendirdiği farklı kararları da bulunmaktadır. Danıştay 12. Dairesi'nin 28.10.2008 tarihli ve 2008/4343 Esas, 2008/5507 Karar sayılı kararında da bahsedildiği üzere, verilen iptal kararı ile iptali istenen idari işlemin tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkacağı ve o işlemin tesisinden önceki hukuki duruma dönüleceği, ancak hukuka aykırılığı yargı kararı ile iptal edilen genel düzenleyici işlemin iptali ile bu genel düzenleyici işleme dayanarak tesis edilen bireysel işlemlerin uzun süre uygulanması, bu süre içerisinde kişilerin elde ettiği kazanımlarım geri alınmasının mümkün olmadığı durumlarda idari istikrar ilkesi ve kazanılmış hak kavramlarına aykırılık oluşturabilecek olması nedeniyle somut olay kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğine de işaret edilmiştir. Buna göre idari yargı organlarınca verilen bir iptal kararının somut olayın özelliğine göre geçmişe etkili olmasında elbette yasal bir engel bulunmamaktadır. Eldeki uyuşmazlığa konu HİGŞ’in 42/a maddesinde yer alan hükmün iptal edilmesi ile idari makamlarca anılan düzenlemenin uygulanması artık mümkün olmayıp, HİGŞ’in iptal edilen hükmünün anılan şartnameden çıkarılması gerekir, ancak somut olayda taraflar arasında özel hukuk sözleşmesi imzalanmış olup, HİGŞ’in ilgili hükmü artık idari bir düzenleyici işlem formundan çıkıp, sözleşmenin bir hükmü hâline gelmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin bir normu hâline gelen HİGŞ’in ilgili hükmü taraflar arasında uygulanmaya devam edilecektir. Sözleşmenin imzalanmasından sonra idare ile yüklenici arasında özel hukuk ilişkisi doğmuş olacağından ve buna ilişkin uyuşmazlık adli yargı mahkemelerinde çözümleneceğinden iptal kararının taraflar arasından imzalanmış sözleşme hükümlerini değiştirmiş sayılması gerektiği ve adliye mahkemelerinin de buna uygun işlem yapmak zorunda olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkarılamaz. Aksine bir kabul yargı yolu kurallarına aykırı olduğu kadar Borçlar Hukuku düzenlemelerine, tarafların sözleşme ile bağlılığı ilkesine de aykırı bir sonuç olacaktır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı ile Danıştay 13. Dairesinin iptal gerekçesine bakıldığında, HİGŞ’in 42/a maddesinde yer alan düzenlemenin KİSK’in 4/3. maddesinde yer alan “Bu Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. İhale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulanmasında bu prensip göz önünde bulundurulur” düzenlemesi uyarınca genel şartnamenin ilgili hükmünün, taraflar arasında eşitlik ilkesini zedeler biçimde yüklenici aleyhine alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı gerekçesiyle iptal kararı verildiği görülmektedir. Her ne kadar KİSK’in 4/3. maddesinde yer alan kamu sözleşmelerinin taraflarının, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu yönündeki düzenleme, HİGŞ’in 42/a maddesinde yer alan ilgili hükmün iptali için bir gerekçe oluşturabilir ise de, bu düzenleme, yetki sınırları KİK ve KİSK’da belirlenen idarenin yine bu kanunlarda açıklanan sınırlara göre belirleyebildiği sözleşme tarafı ile imzaladığı ve bundan sonra adeta tarafların Anayasası hâline gelmiş bir özel hukuk sözleşmesi hükmünün eşitlik ilkesine aykırı olduğunu göstermez. İptal kararı öncesi şartnamede delil sözleşmesi hükmü mevcut iken sözleşmenin imzalanmasıyla eki hâline gelen ve sözleşme hükmü niteliğini alan şartname, sonradan ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda dahi uygulanacak ve idari yargıda iptal kararı verilmiş olsa dahi mahkemelerce bu hüküm uygulanacaktır. Zira mahkemeler bu hükmü şartnamede bulunduğu veya bulunmadığı için değil, sözleşmenin eki hâline gelen metne göre delil sözleşmesi niteliğinde olduğu için, sözleşme hükmü olarak uygulayacaklardır. Sonuç olarak HİGŞ’in 42/a maddesinde yer alan ve geçici hakedişlere itiraz prosedürünü düzenleyen ilgili hükmün iptal edilmesinin, iptal kararından önce taraflarca imzalanmış olan sözleşme ve dolayısıyla eldeki davaya etkisi bulunmamaktadır. Somut olayda yukarıda açıklanan gerekçeye göre hakedişlere delil sözleşmesi niteliğinde olan sözleşme eki HİGŞ’in 42/a maddesi gereği yukarıda açıklanan şekilde usulüne uygun itirazının olmadığı değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi de hatalı olduğu" gerekçesi ve açıklanan nedenlerle kararın bozulmasına karar verildiği, dosyanın mahkememize gönderilerek 2026/147 Esasına kaydedildiği ve yargılamaya anılı esas üzerinden devam edilerek; Mahkememizce, 18/06/2026 günlü 2016/147 Esas, 2026/527 sayılı kararı ile yeniden; "davacı şirketin davalı aleyhine açtığı davada; Mahkememizin ... sayılı ve 19/12/2024 günlü kararında direnilmesine, davanın kabulü ile 714.167,64 TL'nin 11.800,00TL'lik kısmına dava tarihi, bakiye kısmına 13.11.2017 ıslah tarihinden (Yargıtay HGK'nin 2015/22449-2017/128 esas ve karar sayılı, 25/01/2017 tarihli kararı) itibaren değişen oranlarda avansı faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine" şeklinde karar verilmiştir. Mahkememizde açılmış bulunan işbu dava, yanlar arasında akdedilen 10/09/2010 tarihli, ... İşletme Müdürlüğüne ait alanlarda alçak gerilimden beslenen abonelerin el bilgisayarı endeksör vasıtasıyla abone adresinde endeksin okunarak aboneye fatura bildirimi yapılması ve fatura tanzimi, durum kodu konmasına sayaç ve mühür kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullananların belirlenmesi, abone kayıtlarının güncellenmesi ile bu bilgilerin idare bilgisayarına GPRS üzerinden aktarılarak faturaya dönüştürülmesi ve yüklenici tarafından bu hizmetlerin yerine getirilmesi karşılığında davalı idare tarafından bedel ödenmesi hususlarına ilişkin El Bilgisayarı/Endeksör ile (GPRS) Endeks Okuma Hizmet Alım sözleşmesi kapsamında 2007 Ekim-2010 Ekim tarihleri arasında fatura yok/faturalandırılmadı (THK Yok) adı altında davacı bilgisayarına elektronik ortamda aktarıldığı iddia olunan kaçak elektrik tüketim ihbarlarına ilişkin hak ediş bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkememizce verilen bozmaya konu 2015/565 - 2018/74 sayılı karar ile; davacı yanın talebi; Davacı vekili, davalı idare ile müvekkili şirket arasında 10.09.2010 tarihinde ... İşletme Müdürlüğü’ne ait el bilgisayarı/Endeksör ile (GPRS) Endeks Okuma Hizmet Alım Sözleşmesi imzalandığını, kaçak elektrik kullanan abonelerin bildirilmesi halinde EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 25. maddesi gereğince kesme-bağlama birim bedelinin ödenmesi gerektiğini, sözleşme gereği müvekkili yüklenici şirketin görevinin kaçak elektrik kullananların tespiti ile davalıya bildirilmesi olduğunu, davalının kaçak elektrik bildirimiyle ilgili eksik ödemelerde bulunduğu ileri sürerek, 11.800,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 13.11.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 714.167,64 TL'ye çıkarmıştır. Davalı vekili, davacıya kaçak elektrik bildirimiyle ilgili ödeme yapılabilmesi için kaçak elektrik kullanıldığının tutanağa bağlanmasının gerektiğini, davacıya, müvekkili idare tarafından yerinde inceleme yapılarak zapta bağlanmış abonelere göre tahakkuk yapılarak ödeme yapıldığını, her ihbarın kaçak elektrik bildirimi sayılamayacağı, kaçak elektrik kullanım ihbarının davacı yüklenici tarafından fotoğraf yada video görüntüsü ile de desteklenmesi ve bu kayıtlara ait tutanakların müvekkili idareye teslim edilmesi gerektiğini, ayrıca davacının düzenlenen hakediş ödemelerine herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; yüklenici davacının yanlar arasında akdedilen hizmet sözleşmesi kapsamında kaçak elektrik kullanım ihbarlarına ilişkin olarak davalı iş sahibine THY yok durum kodu altında yaptığı ihbarlara ilişkin hizmet bedelini davalıdan talep edip edemeyeceği hususlarına ilişkindir. Mahkememiz ile Yargıtay 6. HD arasındaki uyuşmazlık, dava konusu hizmet sözleşmesinden kaynaklanan kaçak elektrik kullanım ihbarlarına ilişkin olarak hizmet işlerinde uygulanacak itiraz prosedürünü düzenleyen, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin eki HİGŞ 42-a maddesinin Danıştay 13. HD'nin 06/06/2023 gün ve 2023/404 Esas, 2023/2398 sayılı kararı ile iptali sonrasında, kararın 22/01/2024 tarihinde kesinleşmesi üzerine, işbu karar öncesinde yapılmış sözleşmeler nedeniyle, " HİGŞ 42-a maddesinde belirtilen hakediş raporunun imzalanmasından sonra ancak idarece tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar hakediş raporlarında yapılacak düzeltmelere karşı yüklenicinin itirazı olduğu takdirde hakedişin kendisine ödendiği tarihten itibaren ençok 10 gün içinde dilekçe ile itirazını idareye bildirmek zorundadır, aksi halde yüklenici hakedişi olduğu gibi kabul etmiş sayılır." şeklindeki düzenlemenin iptali sonrasında, işbu Danıştay iptal kararının daha önce yapılan sözleşme ve hakedişlere uygulanıp uygulanmayacağı, davacı yüklenicinin geçici hakedişlere şartnamede belirtilen şekilde itirazı koymaksızın imza atmış olmasının, davacının hakedişte bedeli gösterilmeyen hizmet bedellerine yönelik talep haklarını ortadan kaldırıp kaldırmadığı, mahkememizce verilen hizmetin bedelinin ödenmesini engelleyecek şeklide tek yanlı yapılan düzenlemenin Anayasının angarya yasaktır şeklindeki emeğin karşılıksız kalmasını önleyecek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sözleşmesinin mülkiyet hakkının korunmasını ve elde edilmesini önleyen hükümlerinin İnsan Hakları sözleşmesi ve Evrensel Hukuk Kuralları karşısında, davacının verdiği hizmet bedelinin talep etme koşullarının engelleyen hukuki düzenlemelerin Anayasının eşitlik ilkesine ve sözleşme özgürlüğünün kötüye kullanılması ve HMK 193-2 maddesine aykırı nitelikteki delil sözleşmesi yapılmasına ilişkin sınırların aşılıp aşılmadığı, bu nedenle geçersiz hüküm niteliğinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Mahkememizce işbu davada 2022/531 Esas -2024/861 Karar sayılı ve 19/12/2024 günlü kararında ısrar gerekçesini ; " iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının sözleşme ilişkisi içerisinde düzenlenen hakedişlerde dava konusu ihbarlara ilişkin ücrete yer verilmemesine rağmen itiraz etmemesinin ve bunlara faturada yer vermemesinin bu ihbarlara ilişkin verdiği hizmet bedeli talep etmesine engel teşkil etmeyeceği, yüklenicinin sözleşme kapsamında kaçak kullanım ihbarlarına ilişkin kesme-açma ücretini tam olarak hak edebilmesinin ihbara konu abonelerin kaçak kullanımının yerinde tespit edilerek tutanağa bağlanmasının taraflar arasındaki sözleşmede hüküm altına alındığından, tam ücreti talep edemeyeceği, davacı yanın ancak dava konusu ihbarlar yönünden sayaç okuma hizmet bedeli talep edebileceği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 714.167,64 TL'nin 11.800,00 TL'lik kısmına dava tarihi, bakiye kısmına ıslah tarihinden itibaren değişen oranlarda avansı faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine" karar verilmiştir. Mahkememiz tarafından verilen kararın, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi tarafından; "dava konusu sözleşmenin eki niteliğindeki hizmet işleri genel şartnamesinin 42/a maddesindeki prosedüre uygun olarak davacının itirazi kayıt koymaksızın hak edişlerin kendisine ödendiği, bu maddede belirtilen şekilde hak edişe itiraz edilmediği takdirde hak edişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacağına ilişkin düzenlemenin 6100 sayılı HMK'nın m.193/1 anlamında, davalı idare ile davacı yüklenici arasında delil sözleşmesi niteliğinde olduğu ve geçici hak edişlere HİGŞ42/a maddesine uygun olarak davacı hizmet veren tarafından itiraz edildiği iddia ve ispat edilmediğinden davacının hakedişleri kabul etmiş sayılacağı tespit edilmiştir. Bu nedenle geçici hak edişlerin icmal tablolarında davacının imzasının bulunduğu, davaya konu alacak kaleminin icmal tablosunda yer almasına rağmen, hak edişlerde yer almadığının davacı tarafından bilindiği, davacının bu hak ediş raporlarını HİGŞ42/a maddesinde gösterilen şekilde itiraz edilmediğinden hak edişin kesinleştiği kabul edilerek, davaya konu bedelin bu nedenle talep edilemeyeceği, davanın reddine karar verilmesi gerektiği," gerekçesiyle mahkememizin kararının bozulduğu tartışmasızdır. Bahsi geçen Yargıtay kararındaki bahsi geçen, "Hizmet Alım İhaleleri Uygulama Yönetmeliği Eki Hizmet İşleri Genel Şartnamesi 42/a Maddesinin " Danıştay 13. Dairesi'nin 2023/404 sayılı, 06/06/2023 gün ve 2023/2898 sayılı Danıştay 13. Hukuk Dairesi kararına yönelik davalı kamu ihale kurulunun temyiz istemi Danıştay İdari Dava Daireleri kurulunun 22/01/2024 gün ve 2023/2290 esas 2024/63 sayılı kararı ile kesin olarak reddedilerek, Danıştay 13. Hukuk Dairesi kararının onanmasına karar verildiği ve kararın 22/01/2024 tarihinde kesinleştiği, ilgili dairesinin 11/07/2024 tarihli kesinleşme şerhinden anlaşılan kararı ile, Yargıtay bozma kararındaki Hukuk İşleri Genel Şartnamesinin 42/a maddesinin iptal edildiği, Danıştay kararları ile iptal edilen mevzuata ilişkin kararların, ilgili mevzuatın düzenlendiği tarihten itibaren hiç düzenlenmemiş gibi tüm sonuçları ile ortadan kalktığı yargı uygulamaları ile benimsenmiş bir genel hukuk kuralıdır. İdari Yargı iptal kararları 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2/1'de, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduklarından menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarını düzenlemiş bulunmaktadır. Yargı organının, iptale konu işlemdeki, sakatlığın tespitinin yaptırımı iptal kararı ile hukuki sonuç doğurmakta olup, iptal kararı sakatlığın ortaya çıktığı andan itibaren ortadan kalkmış olur. Ancak mahkeme bir kararı iptal ettiğinde iptal keyfiyeti karar mahkemece iptal edildiği andan değil idarece alındığı andan itibaren bozulmuş ve idarece tesis edildiği tarihten itibaren yürürlükten hiç yapılmamış gibi kalkmış sayılır. Buna İdare Hukukunda verilen iptal kararlarının geçmişe yürürlüğüne ilişkin etkisi denir. Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu 09/07/1966 tarih ve 1966/21-1966/7 sayılı içtihadı birleştirme kararında, "İdari Yargı kararıyla iptal olunan işlemin, idarece tesis edildiği tarihten itibaren kalkmış olacağına göre, o kadronun inhilal etmemiş sayılacağına..." şeklinde karar verildiği ve alınan kararın yok sayıldığı görülmektedir. Böylece idari işlemin yargı yerince iptal edilmesi durumunda "işlem öncesi duruma dönmek" bazı durumlarda yeterli olmayacağı ve işlemin tesis edildiği tarih ile mahkemece iptaline karar verildiği tarih arasında ilgilinin bu işlemden dolayı uğradığı bir takım kayıpların ya da bu süre içinde kullanmadığı hakların da olabileceği, işlem nedeniyle uğranan zararın giderilmesi için, eski durumun gelmesinin daha etkili bir ilke gerektiği açık olup, bu ilke "iptal edilen karar ya da işlemin hiç yapılmamış sayılması" ilkesi olarak idare hukukunun temel prensibidir. İşbu kararlar yalnız davacı yönünden değil, iptal kararının niteliği itibariyle bütün menfaati olan ilgililer için sonuç doğurması, kararın genel etkili olma ilkesi olarak açıklanır. 1982 Anayasamızın m.138/4'de, "Yasama, yürütme organları ve idare makamları, yargı kararlarına uymak zorundadır, bu organlar ile idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirmesini geciktiremez." ifadesi yer almak olup, bu madde ile yargı kararlarının bağlayıcılığı devlet organlarının hepsi için geçerli olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca idare mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı İYUK m.28/1'de "Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esas ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararların icaplarına göre idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye ve eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şeklinde kararın idareye tebliğinden itibaren başlayarak otuz günü geçemez ancak haciz ve ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem yapılacağı" şeklinde düzenlenmiştir. 1982 Anayasasının m.153/5'de Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlemesi mevcut iken, idari yargı makamlarınca verilen iptal kararlarının geriye yürüyüp yürüyemeyeceği konusunda açık bir düzenleme bulunmamakta olup, idari yargıda verilen iptal kararlarının geriye yürüyeceğine dair Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihatları bulunmaktadır. (Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25/01/1938 Tarih ve 1937/202-1938/14 sayılı kararı ve Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09/07/1966 tarih 1961/21-1966/7 sayılı kararı) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı ile Danıştay 13. Hukuk Dairesinin iptal gerekçelerinde açıkça, HİGŞ'nin 42/a bendinde yer alan düzenlemenin, KİSK'in m.4/3 yer alan, bu kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklerine sahiptir. İhale dökümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulamasında bu prensip göz önünde bulundurulur, düzenlemesi uyarınca genel şartnamenin ilgili hükmünün taraflar arasındaki eşitlik ilkesini zedelediği, yüklenici aleyhine alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı gerekçesiyle iptal edilmiş olup, bu gerekçeye aykırı bir şekilde iptal kararının geriye yürümeyeceğini dava konusu olayda savunmak, yapılan ve verilen hizmetin bedelinin, icmal tablolarında yer almasına rağmen, hak ediş tablosunda yer verilmeyerek hak ediş dışı bırakılması, yapılan işin ifa edilmesine yönelik herhangi bir itiraz bulunmadığı halde bu hakkın talep edilemeyeceğinin kabulü hak ve nefaset ilkeleriyle açıklanamayacağı ortadadır. Kaldı ki, iş veren her zaman güçlü olup, hizmet verenin hak ediş bedelini alıp iş ve hizmet giderlerini karşılaması gerekmesi ve sözleşmenin devamını sağlayabilmesi bakımından hazırlanan hak edişi kabul etmemesi, güçlünün yanında daha zayıf konumda olan hizmet verenin yapacağı bir iş olmadığının kabulü gerekir. Kaldı ki, HMK'nın m.193/2' de açıkça, "Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımı imkansız kılan ve fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir." şeklindeki düzenleme karşısında, Danıştay kararı ile iptal edilen HİGŞ'nin 42/a bendinde yer alan düzenleme iptal edilmemiş olsa dahi, hakkın ileri sürülmesini zorlaştırdığından, mahkemece işbu hükmün geçersiz olduğunu kabul ederek, imzalanan hak ediş kapsamında bulunmayan ve hizmetin verildiği konusunda tartışma olmayan hakkın, Anayasanın angaryanın yasak olduğuna ilişkin düzenleme de dikkate alınarak, verilen hizmetin bedelinin davalı asıl iş verenden tahsili ile yükleniciye ödenmesi gerektiğine ilişkin mahkememiz düşüncesini pekiştirmiştir. Bu nedenle mahkememiz YHGK'nun dava konusu olayımıza benzer bir uyuşmazlıkta ki ... sayılı kararındaki , HİGŞ'nin 42/a bendinde yer alan düzenlemenin sözleşme hükmü haline geldiğine ilişkin çoğunluk görüşüne mahkememizce iştirak edilmemiştir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut uyuşmazlıkdaki çoğunluk görüşün aksine benzer uyuşmazlıklarda yasaklayıcı delil sözleşmelerinin taraflardan birinin ispat hakkını ve anayasa ile güvence altına alan '' hak arama özgürlüğünü '' ve “adil yargılama hakkının” unsurlarından biri olan” silahların eşitliği” ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle bu tür delil sözleşmelerinin geçersiz olduğuna karar vermiştir. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.04.2021 tarih 2017/(13-3-691) Esas, 2021/534) Karar sayılı ilâmı ve 21.06.2022 tarih 2020/(15)6-610 Esas 2022/976 Karar sayılı ilâmları ) Taraflardan birinin ispat imkanını ve yargı yoluna başvurma hakkını elinden alan delil sözleşmelerinin geçersiz olduğu, bu tür sözleşmelerin hem HMK’nın 193/2 nci maddesindeki emredici hüküm hem de anayasal güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünü ihlal edeceği, adil yargılama hakkının unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesi uyarınca, kamu gücünü elinde bulunduran idare ile birey arasında gerçek anlamda eşitlik ve denge sağlanmasının son derece önemli olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.04.2021 tarih 2017/(13-3-691) Esas, 2021/534 Karar. Esasen taraflardan birinin yargı yoluna başvuramayacağı delil sözleşmesi ile yargı yoluna başvurmuş olsa dahi yaptığı iş ve imalatı ispatlama ve buna ilişkin delil ve belgelerini sunma olanağı tanımayan delil sözleşmelerinin sonuç bakımından birbirinden bir farkı bulunmamaktadır. Kuşkusuz ara hakedişlere ihtirazı kayıt konulması koşulunun aranmaması yüklenicinin bütün iddialarını dilediği gibi ileri sürebileceği ve bu iddiaaların kabul edileceği anlamına gelmemektedir. Burada yükleniciye sadece iddiasını diğer yasal delillerle ispat ve hukuki dinlenilme hakkı tanınmaktadır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve anayasamızın m.36 gereğince, "Herkes meşru vasıtalarla ... iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." , Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin m.6 gereğince, "Her şahıs ... adil yargılanma hakkına sahip olduğu" ve bu hakkın hakkaniyete uygun yapılan yargılamada, "silahların eşitliği" ilkesine göre kullanılması gerekir. Açıkça bir haktan feragat edilmedikçe, bir hakkın kullanılmasını engelleyen düzenlemenin yukarıdaki düzenlemeler karşısında ve Danıştay iptal kararı karşısında, bu haktan vazgeçme sonucunu doğuracak bir yorumun kabul edilmesi hukuk düzenince kabul edilen bir sonuç olarak düşünülemeyeceği, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunun m.53/b, 2 ve 9 maddeleri ile, aynı yasanın m.1 , 2 , 4 ve 6098 sayılı TBK'nın Borçlar Kanunun sözleşme özgürlüğünün sınırlarını belirleyen m.26 ve m.27 ile ve 6100 sayılı HMK'nın m.193/2'deki tarafların ispat hakkını ortadan kaldıracak şekilde delil sözleşmesinin yapılamayacağına ilişkin yasal hükümlerine aykırı olarak yapılmış ve iptal edilmiş HİGŞ'nin 42/a bendinde yer alan düzenlemenin iptal edilmiş olması karşısında, davacı yanın verilen hizmet bedelini talep edebileceği kanaatine mahkememizce varılmıştır. Sonuç olarak, iptal kararı bütün sonuçları ile HİGŞ'nin 42/a bendinde yer alan düzenlemenin işbu şartnamenin tanziminden itibaren geçerli olmak üzere yok sayılması gerektiği sonucunun kabul edilerek, Danıştay iptal kararı ve 6100 sayılı HMK'nın m.193/2 dikkate alınarak, anayasanın m.138 ve danıştay kararlarının uygulanmasına ilişkin İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı dikkate alınarak, davacı hizmet verenin dava konusu hizmet nedeniyle tespit edilen 714.167,64TL'lik alacağının, 11.800,00TL'lik kısmına dava tarihi, bakiye kısmına 13.11.2017 ıslah tarihinden (Yargıtay HGK'nin 2015/22449-2017/128 esas ve karar sayılı, 25/01/2017 tarihli kararı) itibaren değişen oranlarda avansı faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, şeklindeki mahkememizin ... sayılı ve 01/02/2018 tarihli kararında ısrar edilmesine, karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış, aşağıdaki gibi hüküm tesis etmek gerekmiştir." gerekçesi ile mahkememiz ısrar kararı verdiği tartışmasızdır. Mahkememizin işbu kararının bozulmasına yönelik verilen Yargıtay 6 HD kararından sonra, mahkememizce yapılan yargılamada; öncelikle belirtmek gerekir ki, mahkememiz Danıştay 13. HD'nin 06/06/2023 gün ve 2023/404 Esas, 2023/2398 sayılı kararının 22/01/2024 tarihinde kesinleşerek, HİGŞ 42-a maddesinin iptal edildiği tartışmasız olup, hukukumuzda genel kabul olarak bozma kararında da belirtildiği gibi Anayasanın 153/5. Maddesinde, "Anayasa mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği" ilişkin açık düzenleme bulunmakta iken, idare yargıda verilen kararlar için iptal kararının geriye yürümeyeceğine dair bir düzenleme bulunmadığı gibi, idari yargıda verilen iptal kararlarının geriye yürüyeceğine dair, Danıştay içtihadi birleştirme kurulu ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihatları bulunduğu " Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25/01/1938 Tarih ve 1937/202 Esas, 1938/14 Karar ve Danıştay İçtihadi birleştirme kurulunun 09/07/1966 Tarih ve 1965/21 Esas, 1966/7 Sayılı kararı " kararları mevcut iken ve özellikle işbu kararların niteliği gereği, bu konuda yasal düzenleme yapılana kadar içtihadi birleştirme kararlarının yasa hükmünde olduğu, idare ve yargı mercilerini bağladığı, bilinen Pozitif ve Evrensel hukuk kurula iken Danıştay 12. Dairesi kararına atıf yapılarak dava konusu olayda uygulanması gereken HİGŞ 42-a maddesinin iptali ile yapıldığı andan itibaren kesinleşmemiş olan bütün yargı uygulamasında yok sayılmak suretiyle yargılama yapılması gerekirken, işbu hükmün uzun süredir uygulandığı gerekçesi ile davacanın verdiği hizmetin karşılığının talep edememesinin mülkiyet hakkı ve angaryanın yasak olduğuna ilişkin Anayasa düzenlemeleri ile, hakkın tek yanlı düzenlenmiş şartname ile, kaldı ki bu şartnamelerin genel işlem kuralı olarak hakkı ortadan kaldırmasının yukarıda izah edildiği gibi temel işlem şartlarına ilişkin borçlar hukuku kurallarına aykırı olarak yapılan düzenlemelerin hükümsüz olduğu, HMK 193/2 maddesi anlamından hakkın ileri sürülmesini zorlaştıran her türlü düzenlemenin, sözleşme özgürlüğünün sınırını teşkil ettiğini kabul edilerek, hakedişlerde esasen bedeli ödenen kısımlara yönelik taleplerin değerlendirilerek bedelin ödenmesine yönelik hizmet alan ile hizmet veren arasındaki sözleşme niteliğinde olduğu, ödemenin yapıldığı kısımlar yönündeki talepler yönünden bağlayıcı bir sözleşme olarak hakedişlere atılan imzanın ilgili aleyhine hakkı ortadan kaldıracak sonuçlar doğurmasının düşünülemeyeceği açık olup, Yargıtay'ın, idari yargı uygulamalarında herkesin eşit olarak yasa önünde iptal kararının bütün sonuçları ile birlikte kararın verildiği andan itibaren hükümsüzlüğüne ve bu hükmün uygulanmasından doğan olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması gerektiği düşüncesi ile verilen kararına ısrar edilmesinin mahkememizce uygun görülmüş olup, sayın Genel Kurulun yukarıda belirtilen ilk kararına ek olarak, idari kararlarının iptal anından itibaren değil, iptale konu işlemin yapıldığı tarihten itibaren yok sayılarak tüm olumsuz sonuçların ortadan kaldırılması yönünde oluşan mahkememiz gerekçesini tartışmada ve hukukun gelişmesine katkıda bulunacağı inancı ile, davacının verdiği dava konusu hizmetin imzalanan hakedişe konu kalemler arasında yer almadığı ve işbu dava konusu hizmet bedelinin talep edilmesine iptal kararı sonrası HİGŞ 42-a maddesinin yok sayılması nedeniyle engel kalmadığı mahkememizce benimsenerek eski kararımızda ısrar kararı verilmiştir. Mahkememizce sonuç olarak; davacı şirketin davalı aleyhine açtığı davada; Mahkememizin ... sayılı ve 19/12/2024 günlü kararında direnilmesine, davanın kabulü ile 714.167,64 TL'nin 11.800,00TL'lik kısmına dava tarihi, bakiye kısmına 13.11.2017 ıslah tarihinden (Yargıtay HGK'nin 2015/22449-2017/128 esas ve karar sayılı, 25/01/2017 tarihli kararı) itibaren değişen oranlarda avansı faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine dair karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davacı şirketin davalı aleyhine açtığı davada; Mahkememizin ... sayılı ve 19/12/2024 günlü kararında DİRENİLMESİNE, 1-Davanın kabulü ile 714.167,64 TL'nin 11.800,00TL'lik kısmına dava tarihi, bakiye kısmına 13.11.2017 ıslah tarihinden (Yargıtay HGK'nin 2015/22449-2017/128 esas ve karar sayılı, 25/01/2017 tarihli kararı) itibaren değişen oranlarda avansı faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince hesaplanan 48.784,80 TL. karar harcından, peşin ve ıslahla yatırılan 12.227,50 TL harcın mahsubu ile, bakiye 36.557,30 TL.nin davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, -mahkememizin ... Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- 3-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş bulunduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince hesaplanan 113.125,15 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE, -mahkememizin ... Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- 4-Davacı tarafından yatırılan gider avansından bozmadan önce ve bozmadan sonra sarf edilen 2.015,00 TL yargılama gideri davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE, -mahkememizin ... Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- 5-Davacı tarafından yatırılan 27,70 TL başvuru harcı, 201,52 TL peşin harç ve 12.026,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 12.255,22 TL'nin davalıdan alınarak DAVACIYA ÖDENMESİNE, -mahkememizin ... Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- 6-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, -mahkememizin ... Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- 7-Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı Yasanın 333. maddesi ile Yönetmeliğin 207. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra hesap numarası bildirilmiş ise elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle; hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı kalan paradan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak yazı işleri müdürü TARAFINDAN İADESİNE, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde Temyiz yasa yolu açık olmak üzere; temyiz edilmesi halinde dosyanın öncelikle temyiz dairesi olarak Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanlığına direnme kararımızın değerlendirilmesi ve sonrasında gerektiğinde Hukuk Genel Kuruluna intikalinin sağlanması bakımından Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanlığına gönderilmesine, oy birliği ile karar verildi. Verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 18/06/2026
Başkan ... e-imza Üye ... e-imza Üye ... e-imza Katip ... e-imza