İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/939 E. 2026/281 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/939
Karar No
2026/281
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/939 Esas KARAR NO : 2026/281

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 23/12/2025 KARAR TARİHİ : 20/04/2026

Mahkememiz yukarıdaki esasına kaydı yapılan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 04.02.2025 tarihinde davalı sürücü ... sevk idaresinde ... plakalı araç ile ... duran araca arkadan çarpmış ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kazanın oluşumunda davalı sürücü ... %100 kusuru neden olduğunu, ... , araç maliki sıfatıyla müşterek ve müteselsil sorumlu olduğunu, davacıya ait ... plakalı araç davalı aracın şoförünün %100 kusurlu olması sebebiyle oluşan kazada hasar gördüğünü, dilekçe ekinde bulunan trafik kazası tespit tutanağında görüleceği üzere trafik kazası tespit tutanağı sürücü beyanları incelendiğinde, davalı sürücünün kazaya tam kusuruyla sebebiyet verdiğinin gözüktüğünü, söz konusu durum kaza yeri tetkiki ve sürücülerin beyanlarının kaza tespit tutanağı ile tespit edildiğini, davacının uğramış olduğu kazanç kaybından davalılar araç sürücüsü ve maliki sıfatıyla müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, davacının ticaretle uğraştığını, davacının ... plakalı aracı ile 21.01.2020 tarihinden itibaren ticari faaliyet teknik servis olarak yürütmekte olduğunu, ekte sunulan vergi levhasında "952201-evde Kullanılan Elektrikli Cihazların Onarımı (buzdolabı, Fırın, Çamaşır Makinesi, Bulaşık Makinesi, Oda Kliması, Elektrikli Küçük Ev Aletleri,robot Süpürge Makineleri Vb.) " işi yapmakta ve teknik servis olması sebebiyle davaya konu araç, aktif olarak gelir getirici şekilde kullanıldığını, davaya konu trafik kazasında müvekkile ait araç pert hale geldiğini, davacıya ait araç onarılamaz durumda olduğundan, yerine yeni bir araç temin edilmesi gerekmiş ancak uzunca bir süre temin edilemediğini, bu süre zarfında davacının aktif olarak yürüttüğü ticari faaliyetten gelir elde edemediğini, kazanç kaybının, davacının geçmiş dönem fatura ,ticari defterler ve gelir beyanları ile açıkça ispatlanabilir nitelikte olduğunu, bu dönemde davacının, günlük ortalama 6000 TL gelir elde etmekte olduğunu, Arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşmanın sağlanamadığını, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi gereğince haksız fiil sonucunda uğranılan zararın tazmini gerektiğini ayrıca Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereği, ticari araçlarda araçsız kalınan makul süre boyunca kazanç kaybı istenebildiğini, bu sebeple; kaza tarihi ile yeni aracın faaliyete başladığı tarih arasındaki makul sürede uğranan kazanç kaybının tazmini amacıyla işbu davayı açmak zorunluluğunun doğduğunu, kazanç kaybına ilişkin alacak değerinin tam ve kesin olarak belirlenememesi sebebiyle bu hususta yapılacak tespit sonucu artırılmak üzere kazanç kaybı talep ettiklerini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 107/f.1’de “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” düzenlemesinin yer aldığını, tüm bu açıklamalar ışığında, davalı/borçluların, meydana gelen kaza sonucu haksız ve kusurlu olmaları nedeniyle müvekkilin uğradığı maddi zararları karşılamakla yükümlü olduklarının aşikar olduğunu belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydı ile, haklı davanın kabulüne, davacının davaya konu trafik kazası neticesinde aracının pert olması nedeniyle, yeni araç temin edilene kadar geçen makul süre içinde uğradığı ticari kazanç kaybının bilirkişi marifetiyle tespit edilerek fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak üzere şimdilik 500-TL kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı yanlardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça somut bir talepte bulunulmadığını, davacı tarafın talebini somutlaştırması gerekmekte, hangi tarihler arasında günlük hangi bedel üzerinden talepte bulunduğunu açıkça belirtmek zorunda olduğunu, dava dilekçesinin HMK 119. Maddesine göre gerekli unsurları taşımadığından, dava dilekçesinin reddi gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı def-inde bulunduklarını, kazada davalıların tam kusurlu olduğuna yönelik iddiayı kabul etmemekteyiz. Kusur oranına itiraz ettiklerini, talebe konu araç 2011 model (yaklaşık 15 yaşında) ve yaklaşık 400.000 km'de olup ticari kazanca uygun olmadığını, şayet aksi yönde hesap yapılacaksa, aracın yaşı ve km'si göz önünde bulundurulması gerektiğini, zarar hesabı yapılması halinde, talebe konu aracın kazadan önceki tramer kayıtlarının da cebi gerektiğini, davaya konu meydana gelen kaza; aslında davacının seyir halinde iken kendinden önceki dava dışı ... marka araca arkadan çarpıp aniden durması nedeniyle meydana geldiğini, davalının aracı çok hafif bir şekilde davalının aracına çarparak az bir zarar verdiğini, davalıya ait aracın sadece arka kısmında meydana gelen hasardan kusuru oranında müvekkil sorumlu tutulabildiğini, sair yerlerdeki hasardan davalının sorumlu tutulmasının yerinde olmadığını, meydana gelen kaza sebebiyle araçta oluşan hasarın aracın perte ayrılmasını gerektirecek mahiyette olmayıp sadece olası tamir süresi göz önünde bulundurularak ve diğer itirazlarımızla birlikte aksi durumda hesap yoluna gidilmesi gerektiğini, ayrıca aracın tamir süresince davacının çalışamadığı yönündeki beyan ve iddiasının da, hukuki ve fiili bir dayanağı bulunmamakta olup, bu yöndeki iddianın, hayatın olağan akışına aykırı olduğu izahtan vareste olduğunu, hâsılı, derdest edilen dava haksız ve dayanaksız olduğunu, davacı tarafça zarar ziyanını karşılamak dışında, iyi niyet kurallarına aykırı olarak haksız ve kötü niyetli talepte bulunulduğunu, derdest edilen dava haksız ve mesnetsiz olduğunu, bu itibarla haksız ve dayanaksız davanın reddini talep ettiklerini belirterek HMK 119. Maddesine göre gerekli unsurları taşımayan dava dilekçesinin reddine, gerek usul gerekse esasa yönelik itirazlarımız doğrultusunda, haksız ve dayanaksız davanın reddine, kötü niyetli davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Taraflara usulune uygun davetiye tebliğ edilmiş olup, vergi kayıtları, kaza tespit tutanağı, hasar, ekspertiz rapor bilgisi, ticaret sicil kayıtları dosyamız içerisine alınmıştır. Dava: haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasıdır. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; 6102 sayılı TTKnun 4.maddesinde hangi davaların ticari dava ve çekişmesiz yargı işleri olduğu sayılmış olup, buna göre her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, TTKnun da TMKnun 962 ile 969.maddelerinde; 6098 sayılı TBKnun 202-203, 444-447, 487-501, 515-519, 532-545, 547-554, 555-560, 561-580 maddeleri, Fikri Mülkiyet Hukukuna dair mevzuatta borsa, sergi ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve son olarak da bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları, ticari dava olarak sayılmıştır. Bilindiği üzere, 12.05.2018 tarihli ve 30419 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Esnaf ve Sanatkâr Odaları Arasında veya Esnaf ve Sanatkâr Odaları ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Bünyesindeki Odalar Arasında Üye Kayıt Zorunluluğu Bakımından Çıkacak Anlaşmazlıkları Çözümlemek Üzere Oluşturulan Mutabakat Komitelerinin Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Tebliğ"e göre mutabakat komitesi kararlarında esas alınması gereken mevzuat arasında 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2007/12362 sayılı Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili maddeleri yer almaktadır. Anılan Bakanlar Kurulu Kararının "Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı" başlıklı 1 inci maddesinde aynen; "5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından; a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması, b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, kararlaştırılmıştır." hükmü amirdir. İlave olarak, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler: 1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 7.200.000.000 (2024 yılı için 1.400.000 TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (2024 yılı için 2.000.000 TL) lirayı aşanlar; 2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (2024 yılı için 690.000 TL) lirayı aşanlar; 3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (2024 yılı için 1.400.000 TL) lirayı aşanlar; ..." denilmek suretiyle anılan Bakanlar Kurulu Kararına göre 2024 yılı için esnaf veya tacir sayılma hadleri belirlenirken dikkate alınacak nakdi limitler belirlenmiştir. Buna göre, 2024 yılı için geçerli olmak üzere esnaf ve sanatkar sayılma hadleri; yukarıda yer verilen 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısı (fıkra 1 - Mal Alım Tutarı: 700.000 TL, Mal Satış Tutarı: 1.000.000 TL, fıkra 3 - Satış Tutarı: 700.000 TL) (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamıdır (Gayri Safi İş Hasılatı : 690.000 TL). Dosya içerisinde mevcut ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün 06/01/2026 tarihli yazı cevabında;"Dairemiz kayıtlarında yapılan tetkikte, ilgi sayılı yazınızda bahsi geçen davalı ... T.C.kimlik numaralı ...'ın dairemizde ... kodlu potansiyel mükellef (gelir getirici kazanç olmaksızın bazı iş ve işlemlerde kullanılan potansiyel vergi kimlik numarasına haiz mükellef) olduğu görülmüştür." şeklinde, Esenler Vergi Dairesi Müdürlüğünün 08/01/2026 tarihli müzekkere cevabında ;"Mükellef ...'ün e-....kayıtlarının tetkikinde; 01/01/2020 tarihinden itibaren dairemiz yetki alanında bulunan... adresinde mükellefiyetinin bulunduğu, "Evde Kullanılan Elektrikli Cihazların Onarım Ve Bakımı" faaliyetinden dolayı mükellefiyetini tesis ettirdiği ve mükellefiyeti süresince gerçek usulde ticari kazanç elde ettiği, elektronik ortamda Dairemiz kayıtlarına intikal eden en son (2024) Gelir Vergisi beyannamesini Bilanço Esasına göre hesaplandığı anlaşılmış olup ilgili yıla ait yıllık gelir vergisi beyannamesi yazımız ekinde sunulmuştur. " şeklinde, ... Vergi Dairesi'nin 22/01/2026 tarihli, müzekkere cevabında;" İlgi sayılı yazınıza istinaden istemiş olduğunuz ... T.C. Kimlik Numaralı ...'a ilişkin yapılan araştırmalar ve bilgisayar kayıtlarımızın tetkiki neticesinde şahsi kaydının olmadığı ve şirket ortaklığına rastlanmamıştır." şeklinde cevap verildiği görülmüştür. Yine dosya içerisinde mevcut Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabında; "Gerçek ve tüzel kişi tacirlerin ticaret unvanlarının tasnifinden meydana gelen sicil fihristimizde yapılan incelemede yazınızda T.C. kimlik numarası verilen ...'ün gerçek kişi ticari işletme kaydı, sicil kayıtlarımıza göre ortağı olduğu kollektif, komandit ve limited şirket kaydı bulunamadığı gibi tek pay sahibi olduğu anonim şirket kaydı da bulunamamıştır." şeklinde cevap verildiği görülmüştür. Ayrıca, Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2 maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. Nitekim, TTK’nın “Ticari iş karinesi” başlıklı 19.maddesinde “(1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece resen nazara alınır. Dava konusu uyuşmazlık dikkate alındığında, davalı tarafların tacir olmadığı gibi uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesi ile ilgili olmadığı, dosya kapsamından kazaya karışan araçların hususi kullanım amaçlı olduğunun anlaşıldığı yine davanın niteliği itibariyle TTK 4.maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan da bulunmadığı anlaşıldığından, ayrıca yukarıda açıklandığı üzere ticari iş karinesinin uygulanmasının Mahkemenin görevine etki etmeyeceği değerlendirilmekle davaya bakmakla mahkememizin görevli olmadığı kanaatine varılmakla, davacının davasının görev yönünden reddine, görevli mahkemelerin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunun tespitine dair karar verilerek, aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur. HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 6100 Sayılı HMK.'nın 2. maddesi uyarınca ilgili ihtilaflara bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğu, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla, işbu davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı HMK'nun 114/c maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE 2-HMK 20. Maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesine müteakip taraflarca 2 haftalık süre içerisinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmesi halinde dosyanın görevli İSTANBUL NÖB. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine, taraflarca 2 haftalık süre içerisinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmediği takdirde RESEN davanın açılmamış sayılacağına karar verileceğinin ihtarına , 3-HMK'nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik ve yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmedeceği, gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkemenin dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edeceği ön görüldüğünden yargılama giderleri konusunda bu aşamada KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 4-Yargılama, harç ve masrafların ve diğer hususların görevli mahkemece dikkate alınmasına, Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, HMK 342.maddesine uygun olarak düzenlenmiş dilekçenin, HMK 343.maddesi gereğince Mahkememize ve Mahkememize gönderilmek üzere başka yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilmesi ve HMK 344.maddesinde belirtilen harç ve giderlerin yatırılması sureti ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar tefhim edildi, usulen anlatıldı. 20/04/2026

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/939, K. 2026/281, T. 20.04.2026, www.arakarar.com/karar/istanbul-10-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-939-e-2026-281-k-3ad5d62ef617