İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/877 E. 2026/84 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/877
- Karar No
- 2026/84
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/877 KARAR NO : 2026/84
DAVA : Alacak (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 01/10/2025 KARAR TARİHİ : 29/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA; Davacı vekili Bakırköy nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 01/10/2025 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkili ile davalı arasında uzun süreli taşıma ve nakliye sözleşmesine dayalı olarak ticari bir ilişkinin bulunduğunu, dava konusu alacak talebinin; taşıma bedeli karşılığı ödenmeyen likit bir alacağa ilişkin olduğunu ve bu hususun dilekçe ekinde sunulan nakliye bedeline ilişkin faturalar, CMR belgeleri, gümrük idaresince düzenlenen evraklar ile uluslararası kurumlar tarafından tanzim edilen belgelerle sabit bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından CMR’ler ve faturalarla doğrulandığı üzere muhtelif taşıma işlemlerinin gerçekleştirildiğini ve taşınan ürünlerin CMR kayıtlarından da anlaşılacağı üzere eksiksiz biçimde teslim noktasına ulaştırıldığını, buna rağmen söz konusu navlun ücretinin müvekkili şirkete ödenmediğini, davalı firmaya yapılan taleplere karşılık davalı tarafın “Şirketimizin tarafınıza herhangi bir borcu bulunmamaktadır.” şeklinde yanıt verdiğini, davalının faturaya yasal süresi içinde ve sonrasında herhangi bir itirazda bulunmaması nedeniyle faturanın içeriğini TTK’nın 21/2. maddesi uyarınca kabul etmiş sayıldığını, taşıma işinin taşıyıcı sıfatıyla müvekkili şirkete yaptırıldığını, müvekkilinin gerçekleştirdiği taşıma hizmeti karşılığında düzenlenen faturaların karşı firmaya iletildiğini, davalı şirketin bu faturaları herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kabul ederek Gelir İdaresi Başkanlığı sistemine işlediğini, bu durumda borca ilişkin ödemenin yapılması gerekirken tahakkuk eden evrak ve faturaların ihtirazi kayıt ileri sürülmeden kabul edildiğini ve muaccel hâle gelen alacağın davalı tarafın kötü niyeti nedeniyle ödenmediğini, davalının taşıma sözleşmesinden kaynaklanan navlun bedelini ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemekte ısrar ettiğini, davalı tarafın müvekkil şirketin herhangi bir alacağı bulunmadığını ileri sürmesinin hukuken korunabilir bir iddia olmayıp, gerçekte mevcut bir borcun ödenmemesine yönelik bir tutumdan ibaret olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi ortaya koyan belgeler doğrultusunda eksik ödeme yapıldığının ve müvekkili şirketin davalıdan alacaklı bulunduğunun açık olduğunu, müvekkili firmanın uzun süre devam eden taşıma hizmetleri karşılığında KDV dâhil toplam 8.342.625,00 USD tutarındaki fatura bedelinden bakiye kalan 100.000,00 USD alacağını tahsil edemediğini ve davalının ödeme borcunu yerine getirmediğini beyan ederek; davanın kabulü ile 100.000 ABD Dolarının fiilî ödeme günündeki rayice göre TL karşılığı üzerinden, devlet bankalarının aynı yabancı para cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesaplarına uyguladığı en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan tahsiline, bunun mümkün olmaması hâlinde vade tarihindeki kur üzerinden TL karşılığı belirlenerek yine devlet bankalarının bir yıl vadeli yabancı para mevduatına uyguladığı en yüksek faiz oranı ile tahsiline, borçlunun fatura, cari hesap kayıtları, uluslararası belgeler ve CMR evrakı ile sabit olan 100.000 USD (tedbir talep edilen TCMB kur karşılığı yaklaşık 4.140.000 TL) tutarındaki alacağı karşılayacak ölçüde menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine mahkemenin uygun göreceği teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına, ayrıca adli yardım taleplerinin kabulüne ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 16/10/2025 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Davanın yetkisiz mahkemede açılmış olması nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini beyan ederek, davacı tarafın ileri sürdüğü taleplerin haksız, usul ve yasaya aykırı nitelikte olduğunu, davacının haksız kazanç elde etme amacıyla hareket ettiğini, her ne ad altında olursa olsun davacıya karşı herhangi bir borcun bulunmadığını, iddia edilen alacağa ilişkin olarak yargılama harç ve giderlerinin dahi gereği gibi yatırılmadan ve somut delillere dayanmaksızın fahiş tutarlar talep edilerek usulsüz ve kötü niyetli bir şekilde dava açıldığını, bu hususun dosya kapsamından da açıkça anlaşıldığını ileri sürerek davanın reddine, davacının kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE : Dava, CMR sözleşmesinden kaynaklanan navlun alacağının tahsili istemine ilişkindir. Dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları ile özellikle davalı vekilince süresinde ileri sürülen yetki itirazı birlikte değerlendirildiğinde; uyuşmazlığın, davacı şirketçe uluslararası karayolu taşımacılığından doğan navlun/alacak istemine dayandırıldığı, davacının iddiasını CMR sevk mektupları, fatura ve gümrük/uluslararası belgeler ile temellendirdiği, davalı şirketin ise İstanbul ili Arnavutköy ilçesinde bulunduğu, davacı şirketin adresinin Mardin/Kızıltepe olduğu anlaşılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin sistematiğinde, kural olarak genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir (HMK m.6). Sözleşmeden doğan davalarda ise sözleşmenin ifa yeri mahkemesi, genel yetkiye ek olarak özel yetkili mahkeme olarak öngörülmüştür (HMK m.10). Ne var ki, HMK’nın tanıdığı bu genel ve özel yetki kurallarının uygulanabilmesi için, davanın açıldığı yer mahkemesi ile uyuşmazlık arasında kanunun aradığı bağın somut, denetlenebilir ve dosya içeriğiyle doğrulanabilir biçimde kurulması gerekir. Davacının Mardin/Kızıltepe’de bulunması, HMK m.6 anlamında bir yetki sebebi oluşturmadığı gibi, dosyada Bakırköy yargı çevresini yetkili kılacak şekilde sözleşmenin ifa yerinin Bakırköy olduğu yönünde açık ve kesin bir belirleme de mevcut değildir. Davalı şirketin açık adresinin İstanbul/Arnavutköy olduğu, bu adresin Bakırköy Adli Yargı çevresi kapsamında bulunmadığı dosya içeriğinden anlaşılmakla, HMK m.6 uyarınca Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemelerinin genel yetkisi bulunmamaktadır. Diğer taraftan uyuşmazlığın niteliği, davacının bizzat dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıalar ve dayandığı deliller itibarıyla CMR Konvansiyonu kapsamına giren uluslararası karayoluyla eşya taşıması görünümündedir. CMR’nin uygulama alanına giren uyuşmazlıklarda, yetki meselesi sadece iç hukuk (HMK) hükümleriyle sınırlı olmayıp, CMR’nin yargı yerini düzenleyen 31. maddesi ayrıca ve öncelikle gözetilmek zorundadır. CMR m.31, CMR kapsamındaki uyuşmazlıklarda davanın açılabileceği mahkemeleri sınırlı şekilde belirlemiş; davanın, kural olarak davalının mutad meskeninin/yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde veya esas işyeri/şubesinin bulunduğu yer mahkemesinde, yahut eşyanın taşımacı tarafından teslim alındığı yer veya teslim için kararlaştırılan yer mahkemesinde açılabileceğini kabul etmiştir. Bu düzenleme, tarafların ve mahkemenin, uyuşmazlıkla bağlantısı bulunmayan veya CMR’nin öngördüğü bağlama noktalarına dayanmayan bir yerde yargılama yapılmasını engelleyen, öngörülebilirliği ve uluslararası taşımalarda hukuki güvenliği sağlamaya yönelik bir yetki rejimidir. Somut olayda davalı şirketin adresinin İstanbul/Arnavutköy olduğu sabit olup, CMR m.31 anlamında davalının yerleşim yeri/esas işyeri bağlama noktasının Bakırköy yargı çevresi içinde bulunduğu yönünde bir olgu dosyada yer almamaktadır. Keza, CMR m.31 uyarınca yetkiyi doğurabilecek diğer bağlama noktaları olan teslim alma yeri veya teslim yeri bakımından da, Bakırköy yargı çevresini yetkili kılacak şekilde sevk mektubundan veya dosyadaki tartışmasız belgelerden çıkan bir belirleme bulunmamaktadır. Davacı taraf, CMR rejimine atıfla uluslararası taşıma olgusunu ileri sürmüş olmasına rağmen, Bakırköy’ün yetkisini kuracak şekilde CMR m.31’de sayılan bağlama noktalarından birinin bu yargı çevresinde bulunduğunu kesin ve denetlenebilir şekilde ortaya koyamamıştır. Bu itibarla, hem HMK’nın genel/özel yetki kuralları hem de CMR m.31’deki sınırlı yetki rejimi birlikte değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesini haklı kılan bir yetki sebebi bulunmadığı ,anlaşıldığından Mahkememizin yetkisizliğine karar verilmesi gerektiği gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının açtığı davada; yetkili ve görevli mahkemenin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi olması nedeni ile mahkememizin YETKİSİZLİĞİNE, 2-Yetkisizlik nedeni ile dava dilekçesinin REDDİNE, 3-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin yetkisizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğinin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARATINA, 4-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere İstanbul Adliyesi Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.29/01/2026
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır