İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/87 E. 2025/438 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/87
Karar No
2025/438
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ( 2 Nolu Kalem ) ESAS NO : 2025/87 KARAR NO : 2025/438 DAVA :Kaçak Elektrik Kullanımından Kaynaklanan Alacağın Tahsili Amacıyla Başlatılan İcra Takibine İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 27/01/2025 KARAR TARİHİ : 15/05/2025 Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; davalı ...'ya ait abonelik bulunan adreste yapılan denetlemede yine kullanıcının da ... olduğunu, müvekkili şirket görevlilerince 23/10/2023 tarihinde abonelik tesis edilen mahalde yapılan kontrolde davalı - borçlunun kaçak elektrik kullanımında bulunduğunun tespit edildiğini, olay yerinde düzenlenen 23.10.2023 tarihli Kaçak Elektrik Kullanım Tespit Tutanağında; "Yapılan incelemede sayacın ölçü ayar mühürleri açılarak sayaç içerisinden akım ucunu kesmek suretiyle kaçak elektrik kullandığı tespit edildi." şeklinde açıklamaya yer verilmiş olup enerjinin kesildiğini, bu hususun kaçak elektrik tespit tutanağında da sabit olduğunu, davalı/borçlu aleyhinde İzmir...cra Dairesinin... sayılı dosyası ile... tesisat nolu aboneliğin kaçak elektrik bedellerinden dolayı icra takibi başlatıldığını, borçlunun itirazı ile takibin durdurulmasına icra dairesince karar verildiğini bildirerek, davalı borçlunun İzmir.. İcra Dairesinin... esas sayılı takip dosyasına itirazının iptali ile takibin devamına, takip bedelinin %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; Dava konusu hakkında derdestlik itirazları olduğunu, davanın görevsiz mahkemede açıldığını, elektrik abonelik sözleşmelerinin tüketici işlemi niteliğinde olup, görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğunu, davacı şirketin, 23.10.2023 tarihinde yaptığı kontrolde, müvekkilin kaçak elektrik kullandığını iddia ettiğini, düzenlenen tutanak ve fatura ile müvekkiline 285.688,76 TL tahakkuk ettirildiğini, ancak bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını, kaçak elektrik kullanımına dair düzenlenen tutanakların tek başına kesin delil teşkil etmeyeceği ve abonelik sürecindeki gecikmelerin kullanıcıya hukuka aykırı şekilde tahakkuk ettirilmesinin mümkün olmadığının Yargıtay kararları ile de açıkça hüküm altına alındığını, tutanak değerlendirilmesinde; müvekkilinin iddia edilen tarihlerde şehir dışında olduğunu, bu hususta Özel Eğitim Merkezi Komutanlığı tarafından düzenlenen iş bitirme belgesi mevcut olup, müvekkilinin 2020-2021-2022 ve 2024 yıllarında ... Kafeterya'yı işlettiğini ve o adreste bulunduğunu kanıtladığını, bu durumun davacının iddia ettiği kaçak elektrik kullanımı dönemleriyle örtüşmediğini, müvekkilinin kaçak kullanım yaptığına dair kesin bir delil bulunmamakla birlikte, raporda yalnızca sayaç gerilim kancasının düşük olması kaçak kullanım olarak kabul edildiğini, oysa müvekkilinin dışında üçüncü kişilerin müdahalesi ihtimalinin araştırılmadığını, öncelikle mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulen reddine ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, akabinde haksız davanın reddine, kaçak elektrik kullanımına ilişkin düzenlenen tutanağın hukuka ve yönetmeliklere aykırılığı sebebiyle geçersiz sayılmasına, Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’ne açıkça aykırı olarak yapılan işlemlerin iptaline, davacının kötü niyetli dava açmış olması nedeniyle lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, İİK nun 67. Maddesi uyarınca kaçak elektrik bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali, takibin devamına ve icra inkar tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara Ticaret Mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir. TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce re'sen incelenir. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden, davalı gerçek kişinin tacir ve esnaf kaydına rastlanmadığı, vergi kaydının 2016 yılında terkin olduğu, hali hazırda gerçek kişi olup potansiyel vergi mükellefiyetinin bulunduğu, limited şirket ortaklığının bulunduğu ancak ticari şirket ortaklığının tek başına davalının tacir olmasını gerektirmediği anlaşılmıştır. Eldeki davada davalının tacir sıfatını haiz olmadığı anlaşılmakla; davanın TTK' nun 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı gibi nispi ticari dava özelliği de taşımadığı, TTK'nın 4. maddesindeki yasal düzenleme karşısında uyuşmazlığın 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi uyarınca genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmakla mahkememizin görevsizliği nedeniyle göreve dair dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş, birleştirme hususunun görevli mahkemece değerlendirilmesine karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olması ve Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle HMK nun 114(1)/c maddesinin yollaması ile HMK nun 115(2) maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE, 2-HMK'nun 20 (1) maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ve yasal süre içinde istem halinde dosyanın görevli İZMİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne GÖNDERİLMESİNE, 3-HMK nun 331(2) maddesi uyarınca yargılama giderlerinin görevli mahkeme tarafından değerlendirilmesine, 4-HMK'nun 20(1) maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra yasal süre içinde gönderme başvurusunun yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmek üzere dosyanın ele alınmasına, ilişkin, davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde, mahkememize veya bulunduğu yerde varsa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne, yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi veya 21. Hukuk Dairesi nezdinde, istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar verildi.15/05/2025

Katip ... Hakim ... ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/87, K. 2025/438, T. 15.05.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-87-e-2025-438-k-7cef4ddf97a3