İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/78 E. 2025/226 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/78
- Karar No
- 2025/226
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/78 Esas - 2025/226 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/78 KARAR NO : 2025/226
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 23/09/2020 KARAR TARİHİ : 18/06/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/06/2025 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin “...” markasını ve içinde “...” ibaresi bulunan seri markalarını 35 yılı aşan süredir faaliyet alanı ve tescil kapsamına giren emtiada kullandığını, müvekkili şirketin hitap ettiği tüketici çevresinde “...” ibareli markaların yaygın bir şöhret, itibar ve itimada sahip olduğunu, markanın müvekkili şirket ile özdeşleştiğini, müvekkili şirketin 15.06.1988 tarihinden beri .......” markasını, 31.10.1995 tarihinden itibaren de “...” markasını kendi adına tescil ettirdiğini, bu tarihlerden itibaren .... sayılı “...” ibareli markayı tescil ettirdiğini, 1939 yılından beri faaliyet gösteren müvekkili şirketin 1970 yılından bu yana tekstil sektöründe faaliyetlerini yoğunlaştırdığını, Türkiye’nin en büyük üreticilerinden biri haline geldiğini, müvekkili şirketin “...” markasını ve “...” ibareli seri markalarını tanınır hale getirdiğini, müvekkili şirketin “...” markasını ürettiği ürünlerde, iş yerlerinde, reklam panolarında, tabela ve reklam vasıtalarında kullandığını, “...” ibaresinin müvekkili şirkete ait grup şirketlerden ... Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin unvanında kök unsuru oluşturduğunu, davalıya ait .... ibaresinin müvekkili şirkete ait bir markaymış izlenimi yarattığını, davalı şirket markasının müvekkili şirket markasının da tescilli olduğu 25. sınıfta başvuruya konu edildiğini, müvekkili şirketin “...” ibareli seri markalarının ayırt edici esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, davalı markasında bulunan “fit” ibaresinin markaya ayırt edici bir farklılık katmadığını,.... ibaresinin anlamı gereği giyim ürünlerinde ürüne ait bir özellik olarak kullanıldığını, dar kesim ürünler için ibarenin sıklıkla kullanıldığını, “Crossfit” ibaresinin müvekkilinin bu özellikte ürünleri için kullandığı bir markaymış gibi algılanacağını, tüketici nezdinde markalar arasında iltibas ve/veya markaların aynı veya ilintili olduğu algısı oluşacağını, davalı kullanımının müvekkili şirkete ait “...” marka ürünlerin piyasa ve tüketici nezdindeki konumuna zarar verdiğini ve markanın ayırt ediciliğini olumsuz yönde etkilediğini beyanla.... sayılı “.....” ibareli markanın sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markaları arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadığını, taraf markalarında ortak unsur olan “...” ibaresinin dava konusu başvuru kapsamında yer alan mallar ve hizmetler bakımından ayırt ediciliği düşük bir ibare olduğunu, başvuru markasını oluşturan iki sözcüğün bir bütün olarak algılanacağı, taraf markaları arasında ortalama tüketicinin görsel, işitsel ve kavramsal algısı bakımından ilişkilendirilme ihtimali de dahil iltibasa neden olacak herhangi bir benzerlik bulunmadığını, davacının SMK m. 6/5 hükmüne dayalı iddialarının yerinde olmadığını, başvuru ve dava aşamasında davacı tarafından kötü niyet iddiasını destekler nitelikte yeterli delil sunulmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Amerikalı eski bir jimnastikçi olan Greg Glassman ve eşi .... kılavuz unsurlu ticaret unvanını kullandığını, .....kararları bulunduğunu, müvekkilinin Türkiye’de çok sayıda lisans alanı bulunduğunu, davacı şirketin müvekkili şirkete ait “...” ibareli üç başvurusuna itiraz edildiğini, itirazlarının reddedildiğini ve davacı tarafça ret kararlarına karşı dava açılmadığını, davacı şirketin huzurdaki davayı açmakta menfaati bulunmadığını, müvekkili şirketin 25, 28 ve 41. sınıflarda “...” markası için tescilli kazanılmış hakkı olduğunu, müvekkili şirketin “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunu, müvekkili şirket tarafından kullanım ispatı talebine karşı davacının .... no.lu markaların kullanımını ispat edemediğini, söz konusu markalar için 28. sınıfa ilişkin hiçbir delil sunulmadığını, 25. sınıfta kullanım ispatı amacıyla sunulan delillerde “baş giysileri, ayak giysileri” ürünlerine ilişkin delil bulunmadığını, “pantolon, t-shirt” ürünlerine ilişkin sunulan delillerin kullanımı ispatlamaya yeterli olmadığını, taraf markaları arasında benzerlik olmadığını, davacının hükümsüzlük taleplerine dayanak tescillerinden.... sayılı markalarının kapsamındaki tüm ürün ve hizmetler bakımından kullanım ispatı talebinde bulunduklarını, müvekkili markası ve davacı markalarının bütünsel olarak farklı ve ayırt ediciliği bulunduğunu, markaların aynı kelimeyi dahi içermediğini, müvekkili şirket markasının tanınmış olmasının markalar arasında karıştırılma ihtimalini engelleyen bir etken olduğunu, davaya dayanak markaların hiçbirinin 41. Sınıftaki hizmetleri kapsamadığını, davacı markalarından.... sayılı markaların 28. sınıfı kapsadığını, bu markalar için de kullanımın kanıtlanamadığını, müvekkili şirket ile davacı tarafın farklı sektörlerde faaliyet gösterdiğini, markaların karıştırılmasının mümkün olmadığını, davacı markalarının tanınmış olmadığını, davacının kötü niyet iddialarının yerinde olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporu alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, .... kararının yerinde olup olmadığı, davalı markasının hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Dava Konusu Marka ile Davacının İtiraza Dayanak Markaları Arasında İlişkilendirilme İhtimali, Marka tescilinde nispi ret nedenleri arasında düzenlenen karıştırılma ihtimali uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Markaların, karıştırılma ihtimaline dayalı tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığını kabul için yeterli olmayacaktır: • Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması. • Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması. • Dava konusu markalar ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. Mevzuatımızda yer alan düzenlemeye göre yalnızca benzerlik ve karıştırılma ihtimali kapsamında yapılan itirazlarda (SMK m. 6/1), itiraz gerekçesi markanın itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, başvuru sahibinin talebi üzerine, itiraz sahibinden, itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinden önceki beş yıllık süre içinde itiraz gerekçesi markasını itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. Aynı talebin hükümsüzlüğe ilişkin taleplerde de ileri sürülmesi mümkündür. Bu durumda ise kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Dolayısıyla benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı ileri sürülen itiraz veya hükümsüzlük taleplerinde; uyuşmazlık konusu markanın başvuru tarihinde veya dava tarihinde, itiraza/hükümsüzlük talebine gerekçe olarak gösterilen markanın en az beş yıldır tescilli olması halinde, ilgili markanın tescil kapsamındaki emtialarda ciddi bir biçimde kullanılıp kullanmadığını ispata davet müessesi düzenlenmiştir. İtiraz sahibi tarafından sunulan delillerin itiraza konu markanın tescilli olduğu mal veya hizmetler bakımından kullanımın niteliği, yeri, zamanı, kapsamı ve markanın kullanım şekli hususlarına dair yeterli bilgiyi içermesi gerekir. “Marka mevzuatında “ciddi biçimde kullanma” kavramına ilişkin açık bir düzenleme yer almamasına rağmen, söz konusu kavramla; markadan işlevlerine uygun bir tarzda yarar elde edecek, yani üzerinde kullanıldığı malın veya hizmetin piyasada tanınmasını ve diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayrılmasını sağlayacak şekilde ve yoğunlukta piyasada veya piyasaya hitap eden, piyasayı etkileyen yerlerde kullanılması kastedilmektedir.” a) Davalı Şirket Tarafından İleri Sürülen Kullanmama Def’inin Yerinde Olup Olmadığı Taraf markaları arasında karıştırılma ihtimaline yol açabilecek mahiyette bir benzerliğin bulunup bulunmadığı değerlendirmesine geçmeden önce, davalı tarafça ileri sürülen “kullanmama def’i” yönünden inceleme yapılacaktır. Davalı yanın .... sayılı markaların tescil kapsamındaki “tüm mal ve hizmetler” bakımından kullanımının bulunmadığını iddia ederek, kullanımın ispatlanmasını talep etmiştir. • YİDK karar iptali davası bakımından; Kullanım ispatı def’inin, itiraza konu markanın başvuru tarihinde veya rüçhan tarihinde, itiraza gerekçe gösterilen markanın/markaların Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olması şartı aranmaktadır. Somut olayda davalı şirkete ait dava konusu ..... sayılı markalar, dava konusu markanın başvuru tarihinde 5 yılı aşkın süredir tescilli olup, işbu markalar yönünden davalı şirketin “kullanmama def’i” ileri sürebileceği tespit edilmiştir. Buna karşın, davalının kullanım def’i ileri sürdüğü 2013/105646 sayılı markanın tescil tarihi 17.10.2014 olup, itiraza konu markanın başvuru tarihinde henüz 5 yılı dolmamıştır. Bu nedenle i bu marka yönünden kullanım def’i ileri sürülemeyeceği, Davacı şirket, itiraz aşamasında ... şirketine düzenlenmiştir. Faturaların içeriğini “pantolon, gömlek, şort, etek, ceket, t-shirt, sweatshirt” oluşturmaktadır. • Davacı şirketin ticaret sicil gazeteleri • Davacı şirketin 500 Büyük Kuruluş arasında sıralaması • Ürün fotoğrafları (12 adet olup, fotoğraflarda tarih bulunmamaktadır.) Davacı tarafça sunulan belgelerden sadece faturalar ve ürün fotoğrafları, markasal kullanımı gösterir nitelikte olmakla birlikte, faturaları düzenleyen şirket (... JEANS PAZARLAMA VE TİCARET A.Ş.) ile davacı şirket arasındaki bağlantı tespit edilemediği, dolayısıyla salt tarihsiz fotoğrafların, markaların ciddi kullanımı göstermeye yeterli olmadığı, Açıklanan gerekçeler çerçevesinde, kullanımı ispatlanamayan ... sayılı markalar, benzerlik değerlendirmesinde değerlendirme dışı bırakılmıştır. Hükümsüzlük davası bakımından; Somut olayda, işbu davanın tarihi 23.09.2020’dir. Dava tarihinde, davacının gerekçe olarak sunduğu .... sayılı markalar, dava tarihinde 5 yılı aşkın süredir tescilli olup, işbu markalar yönünden davalı şirketin “kullanmama def’i” ileri sürebileceği, Davacı şirket dava aşamasında, davalı şirketin kullanmama def’ine karşılık dosyaya herhangi bir delil sunmadığı, dolayısıyla dava aşamasında gerekçe olarak gösterilen markalar, benzerlik değerlendirmesinde değerlendirme dışı bırakılmıştır. b) Emtiaların Aynı/Benzer Olup Olmadığı Markalar arasındaki iltibas değerlendirmesi, markaların kapsamında yer alan mallardan ve hizmetlerden bağımsız değildir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa neden olma ihtimali azalacaktır. Bir başka anlatımla, markaların kapsadığı malların ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta; malların ve hizmetlerin aynı olması durumunda ise markaların arasındaki ortalama bir benzerlik dahi iltibasa neden olacaktır. Mal ve hizmetlerin aynılığı, ilke olarak mal ve hizmetlerin aynı şekilde yazılmış, ifade edilmiş olmasıdır. Benzer mal ve hizmetler ise, ortalama tüketicilerce aynı (veya ilişkili) kaynaktan geldikleri varsayımıyla karıştırılma ihtimalinin konusu olabilecek mal ve hizmetleri içermektedir. Benzer mal ve hizmet tanımlamasının içeriği, aynı tür mal ve hizmeti mutlak surette kapsamakla birlikte daha geniş bir yaklaşımla benzer oldukları öngörülebilecek, tüketicilerce ilişkilendirilerek aynı kaynaktan geldikleri varsayılabilecek, aynı/benzer ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak mal ve hizmetleri de kapsamaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği veya ilişkilendirilebilir niteliği ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre aşağıda belirtilen durumlarda ortaya çıkabilir: − Mal ve hizmetlerin kullanım amacı ve alanlarının benzerliği, − Mal ve hizmetlerin kullanıcılarının benzerliği, − Malların fiziksel görünümünün benzerliği, − Mal ve hizmetlerin ticari pazara ulaşmasında kullanılan satış yollarının benzerliği, − Mal ve hizmetlerin birbirleriyle rekabet eder nitelikte bulunmasından kaynaklanan benzerlik, − Mal ve hizmetlerin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmasından kaynaklanan benzerlik, − Malların mağazalarda aynı reyonda veya rafta bulunmasından kaynaklanan benzerlik. İlgili sektördeki malların niteliği, piyasaya sunuluş şekli, tüketici alışkanlıkları gibi somut olayı etkileyen ek şartların varlığı halinde hizmetlerle mallar arasında ilişkilendirilme ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Davacı tarafın dava dilekçesinde gerekçe olarak gösterdiği ..... sayılı markalar, geçersiz durumdadır. Ayrıntılı olarak ifade etmek gerekirse; dava konusu marka kapsamında yer alan 25. Sınıf emtia, davacının gerek .... sayılı markalarda aynen yer almaktadır. Dolayısıyla, 25. Sınıf emtia bakımından, taraf markaları arasında ayniyet oluşmuştur.
Davacının markaları, 18, 25 ve 35. Sınıfta yer alan mal ve hizmetleri içermektedir. Dava konusu marka kapsamında yer alan 28 ve 41. Sınıf mal ve hizmetler ise, davacıya ait markalar kapsamında aynen yer almadığı gibi, davacının markalarında yer alan mal ve hizmetler ile benzer/ilişkili emtialar da değildir. Taraf markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler, farklı nitelikte olup, farklı ihtiyaçlara yönelik mal ve hizmetlerdir. Satış kanalları farklı olduğu gibi, aralarında rekabet ilişkisi de bulunmamaktadır. Sadece dava konusu marka kapsamında yer alan 25. Sınıf emtia bakımından taraf markaları arasında “emtiaların aynı veya benzer olması” şartının sağlandığı, dava konusu marka kapsamında yer alan 28 ve 41. Sınıf emtia bakımından “emtiaların aynı veya benzer olması” şartının sağlanamadığı, c) İşaretlerin Benzer Olup Olmadığı ve İltibas/Karıştırılma İhtimalinin Bulunup Bulunmadığı Markaların emtia/hizmetlerinin aynı/benzer olduğu tespiti yapıldıktan sonra bakılması gereken ikinci kriter işaretlerin benzer olup olmadığıdır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınmalıdır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkat edilmelidir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf de kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, algılama açısından dikkat çekicidir. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Benzerlik ve karıştırılma ihtimali telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında “bağlantı” kurma ihtimali bulunması, benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılmasıdır. Global değerlendirme gereği, markaların unsurlarına bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. Davaya konu marka başvurusu herhangi bir şekil ya da renk unsuru içermeyen kelime markasıdır. Birleşik halde, siyah renk ve büyük harflerle yazılmış “...” ibaresinden oluşmaktadır. “crossfit” İngilizce bir ibare olup, anlamı “genel bir güç ve kondisyon programı”dır. "Çeviklik, kas gelişimi, kuvvet ve genel dayanıklılığı sağlayan temel güç ve kondisyon programı” olarak tanımlanmaktadır. Dava konusu marka başvurusu “kı-ros-fit" şeklinde telaffuz edilmektedir. Davacıya ait markalar ise, bir kısmı kelime markası bir kısmı ise kelime+şekil unsurundan oluşan karma nitelikli markalardır. Davacıya ait markalardan bir kısmı siyah, bir kısmı ise kırmızı renk ile yazılmıştır. Davacıya ait, sadece ibareli marka, kelime unsuru ile birlikte şekil unsurundan oluşmakta olup, şekil unsurunu ”... TECH” kelimelerinin baş harfleri oluşturmaktadır. Davacıya ait markalardan biri hariç, tamamı ...+kelime şeklinde oluşturulmuş olup, ikincil kelime unsurları olarak ....” gibi ibareleri içermektedir. Bu ibarelerin karşılığı, ”kot pantolon, tasarım merkezi, araştırma servisi, teknoloji, tekstil” ibareleri olup, anlamları itibariyle marka vasfı taşımayan, tali nitelikli kelimelerdir. ....ibaresinde yer alan ”...” ibaresi, marka olarak algılanamayacak derecede küçük ve silik şekilde yazıldığından, dava konusu marka ile herhangi bir benzerlik taşımadığı, dolayısıyla, taraf markaları arasında yapılacak benzerlik değerlendirmesinde, .... ibareli marka değerlendirme dışı bırakılmıştır. Davacı markalarının ortak unsurunu oluşturan “...” ibaresi, İngilizce bir kelime olup, “karşıya geçmek, haç, çarpı, çapraz, çarmıh” gibi anlamları bulunmaktadır.1 ...” şeklinde telaffuz edilmektedir. Taraf markalarındaki uyuşmazlık, davalıya ait markada “...” ibaresinin yer almasından kaynaklanmaktadır. Dava konusu markanın “...” şeklinde oluşturulduğu, “...” kelimesinin, davacı yana ait önceki tarihli markaların her birinin esas unsuru olduğu, anılan ibarenin uyuşmazlık konusu mallar bakımından ayırt edici vasfı yüksek, akılda kalıcı ve güçlü bir kelime olduğu, “...” şeklinde telaffuz edilecek bu ibarenin her iki taraf markasında da ön ses olarak yer aldığı , Bu çerçevede her iki taraf markasının da birebir aynı esas unsuru taşıdığı ve dava konusu markanın “...” ve “FIT” kelimelerinin birleşik yazılması ile yeni bir anlam ortaya çıkarmadığı, “...” ibaresinin bütünsel olarak, davacı markalarından ayrılarak, özgün nitelikte bir kurumsal kimlik algısı yaratmadığı gözetildiğinde, ayniyet taşıyan 25. sınıf emtialar yönünden “...” esas unsurunu taşıyan markalar ile karşı karşıya kalan ortalama bir tüketicinin, taraf markaları arasında iktisadi – idari anlamda bir bağlantı bulunduğu, karşı karşıya kaldığı markaların, aynı ekonomik kaynağa ait olduğu yanılgısı yaşama ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Taraf markalarının “...” ibaresini benzer şekilde esas unsur olarak içerdikleri gerçeği karşısında taraflara ait markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğunun kabulü gerekmektedir. Başvuruda yer alan “FIT” ibaresinin, özellikle 25. Sınıf emtia için nitelik belirttiği ve giyim sektöründe sıklıkla kullanılan bir ibare olduğu, “FIT” ibaresinin 25. Sınıf emtia bakımından nitelik belirten tali unsur niteliği taşıdığı değerlendirilmiştir. Esas unsurlar bakımından taraf markalarının ayniyet taşıdıkları gözetildiğinde işitsel, görsel, kavramsal ve ortalama tüketicide bırakılan genel algı itibariyle başvuruyu redde dayanak gösterilen markadan ayırt edecek bir unsur bulunmadığı, zira ortalama tüketicinin genel izleniminde yer edecek olan ibarenin başvuru ve itiraza dayanak gösterilen markalarda “...” ibaresi olarak tezahür edeceği, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu, bu nedenle somut olayda “markaların benzer olması” şartının sağlandığı, Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Bunun yanı sıra değinilmesi gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut uyuşmazlığa bakıldığında taraf markalarında aynı/aynı tür/benzer olarak işaretlenen 25. sınıf emtianın hitap ettiği kitlenin, yeterli dikkat ve bilgi seviyesine sahip olduğu düşünülmektedir. 25. Sınıfın “giysi, ayakkabı, baş giysisi” gibi emtialardan oluştuğu tespit edilmiş olup, “satış mağazalarında, tüketiciler, kıyafetleri ya kendileri doğrudan seçerler ya da bir satış danışmanın aracılığıyla tercihlerini belirtirler. Buna göre her ne kadar gerek ürün gerekse marka seçiminde sözsel bir ilişki kurulsa da genel anlamda tercihler görsellik üzerinden yapılmaktadır. Bu anlamda işaretlerin görsel algıları, tüketicide, satın alım öncesindeki esas algıdır. Bu nedenle görsel algı, bu tür emtialarda (tekstil sektöründe) daha ön planda olmaktadır.” Öte yandan marka iletişiminin yoğun olduğu günümüzde ... kelimesinden türeyen/türetilmiş birçok markanın varlığı bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda davacı markaların baskın olan ... kavramı ile davalı CROSSFİT kavramının aynı kaynaktan geldiği, devam markalar olduğu algısını güçlendirmektedir. Bu olguyu sözel pazarlama iletişimi kanallarına (TV, ve Radyo Reklamları vs.) yayınlandığında ise karıştırılma ihtimali daha da yükselmektedir. Sonuç olarak; dava konusu markada yer alan 25. sınıf emtianın, davacıya ait markalarda yer alan 25. sınıf mallar ile ayniyet taşıdığı, 28 ve 41. Sınıf bakımından aralarında benzerlik bulunmadığı, markaların işaretsel olarak görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğu, ....ibaresinin özellikle 25. Sınıf bakımından sektörde sıklıkla kullanılan bir ibare olduğu ve ayırt edici niteliğinin düşük olduğu, dava konusu ve davacıya ait redde mesnet markaların esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, taraf markalarının “...” ibaresini esas unsur şeklinde içermeleri karşısında, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, önceden bildiği ve tanıdığı davalı markası ile davacının başvuru konusu markasını birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunması, davacının “...” esas unsurlu markalarından ve bu marka adı altında sunduğu ürünlerden haberdar olan tüketicinin davalı markasının davacıya ait olduğunu ve onun izni ile kullandığını düşünme ihtimalinin bulunduğu, dava konusu marka kapsamında yer alan emtiaların ortalama tüketicisinin dikkat ve bilgi seviyesinin ortalama olduğu, 25. Sınıf bakımından markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal ve sınıfsal benzerliğin yüksek seviyeli bir benzerlik olması nedeniyle, marka sahipleri arasında iktisadi bir ilişki olduğunu düşünebileceği, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olmaması, markaların birbiri ile karıştırılma tehlikesi bulunması nedeniyle, somut olay bakımından dava konusu marka kapsamında yer alan 25. Sınıf emtia yönünden markaların ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluştuğu, Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tescilli Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği ; 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. Tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir. Davacı şirket, kullanmama def’ine yönelik olarak dosyaya markanın kullanımına ilişkin belgeler sunmuş olup, markalarının tanınmışlığına ilişkin olarak gerek Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde yaptığı itiraz aşamasında gerekse dava aşamasında dosyaya herhangi bir delil sunmamıştır. Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin, dosyaya herhangi bir belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, bu nedenle iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, Netice itibariyle, Dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan 25. Sınıf emtianın, davacıya ait markalarda yer alan emtialar ile aynı/aynı tür olduğu, bununla birlikte, dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan 28 ve 41. Sınıf mal ve hizmetler bakımından taraf markaları arasında ayniyet/benzerlik bulunmadığı, Davalıya ait dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait ..... sayılı markaların benzer olduğu bu nedenle çekişme konusu 25. Sınıf emtia bakımından davacı markaları ile karıştırılma ihtimali bulunduğu, 28 ve 41. Sınıf mal ve hizmetler bakımından karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacı markasının tanınmışlığının ispatlanamadığı, kanaatleriyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın taraf vekillerince istinaf edildiği ve..... karar sayılı ilamıyla mahkememiz kararının "İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı şirketin .." ibaresinin 25, 28 ve 41. sınıf mal ve hizmetlerde tescili için davalı Kuruma başvurduğu, davacının ise "..." ibareli markalarına dayalı olarak başvuruya itiraz ettiği, itiraz üzerine davalı başvuran şirketin kullanım ispatı def'i ile müvekkilinin kazanılmış hakkının bulunduğunu ve taraf markalarının uzun süredir birlikte var olduklarını ve bu kapsamda davacı şirketin sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını ileri sürdüğü, davacının itirazının markaların benzer görülmemesi nedeniyle ..... sayılı kararıyla reddedildiği, taraf markaları benzer bulunmadığından, davalı şirketin kazanılmış hak ve birlikte var olma iddialarına ilişkin .... kararında bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, mahkemenin kabulü ve istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında iltibas bulunup bulunmadığı, SMK'nın 6/5. maddesi uyarınca tanınmışlığın tescil engeli oluşturup oluşturmadığı ve davalı şirketin kazanılmış hak ve birlikte var olma iddialarının yerinde olup olmadığı noktasındadır. ....” kararında da ifade edildiği üzere, bir marka sahibinin önceden adına tescil olan ve kullanmakta olduğu markasını ayırt edici işareti değiştirilmeksizin ve başkaları adına tescilli markalara yanaşılmaması kaydıyla aynı mal ve hizmetler yönünden yeni bir marka başvurusunda bulunmak istemesi kazanılmış haklar ilkesinin gereğidir. ..... sayılı kararında açıklanan “birlikte var olma” olarak tanımlanan ilke (Buket Gün, Marka Hukukunda Birlikte Var Olma, Oniki Levha Yayıncılık, 2019) uyarınca ise, itiraza gerekçe markanın tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetler yönünden, anılan markaya kural olarak karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzer olan bir işaretin uzun yıllar marka olarak kullanılması, kullanımın sürekli ve yoğun şekilde olması ve kuvvetli tanıtımla markanın ayırt edici kılınması, buna karşılık tescilli marka sahibinin marka başvuru tarihine kadar niza çıkarmaması halinde her iki markanın uzun yıllardır barış içinde birlikte var oldukları ve artık tescilsiz markanın başvuru tarihi itibariyle kullanım sonucu ayırt edici hale geldiğinin ve markalar arasında karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceğinin kabulü gerekmektedir. .... söz konusu içtihatlarında belirtilen koşulların somut uyuşmazlıkta bulunması halinde, davacı markalarının dava konusu marka bakımından tescil engeli oluşturmayacağı tabiidir. Ancak, mahkemece, davalı şirketin bu iddiaları açısından bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durum ise, mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması mahiyetindedir. Bu itibarla Dairemizce, davalı şirket vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekili ile davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekilinin tüm, davalı şirket vekilinin ise diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. " biçimindeki gerekçelerle kaldırılmasına karar vermesi üzerine dosya mahkememiz esasına kayıt edilip, ilam doğrultusunda incelemeler yaptırılmıştır. Buna göre, DAVALI FİRMANIN “....” İBARESİ ÜZERİNDE ÖNCEKİ TARİHLERDE TESCİLE BAĞLANMIŞ OLAN MARKALARINDAN GELEN VE HİMAYE EDİLMESİ GEREKEN MÜKTESEP BİR HAKKININ BULUNUP BULUNMADIĞI; ..... sayılı kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir. Buna göre bir kazanılmış haktan söz edilebilmesi için; Kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi, Bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması (‘zira, önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise, bu artık yeni bir marka olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu gibi kabul edilemez’), Sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları/hizmetleri içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi, Müktesep hak iddialarına mesnet alınan markaların fiili kullanımlarının ispat edilmiş olması, şartları .... aranmaktadır. Ayrıca, müktesep hakka ilişkin ilkeler uygulanırken, başvuru sahibinin, son başvurusuna konu işaretin, davalı veya bir başkasına ait tescilli markalara yanaşmaması ve onlarla iltibas oluşturma çabasına girmemesi gerekir. Yani; önceki tarihte tescilli olan markaların serisi niteliğindeki bir ibarenin marka olarak tescil olunabilmesi için, aynı veya benzer olarak başkası adına tescil olunmuş marka ile yakınlaşma ve benzeştirme amacı taşımaması, bir başka deyişle haksız rekabet ve iltibas tehlikesine yol açılmaması gerekir . Nitekim, Yargıtay’ın bu husustaki diğer bir emsal kararında da; “.....başlangıçta karşı çıkılmaması nedeniyle farklı kişiler adına tescil edilmiş mükerrer markaların varlığı halinde, işaretler arasında benzeştirme, yakınlaştırma (iltibas tehlikesi) amacını taşımayan sonraki tarihli seri markaların da tescili mümkün olacaktır. Bir işletme ile özdeşleşmiş temel markaların zaman içindeki değişiklik ve gelişmelere uyum sağlaması ve temel vasfını koruyarak seri markalar yoluyla kendini yenilemesi ve bir anlamda çoğalması zorunlu ve gerekli olabilir...” hususlarına hükmedilmiştir. Bunlara göre; ÖNCELİKLE; davalının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı markaların tescil tarihlerine bakıldığında, Raporumuzun 5-10. Sayfalarında yer alan tabloda belirtilen bu tarihlerin hiçbiri üzerinden, dava konusu edilen davalı markasının başvuru tarihi olan 24.05.2019 tarihi itibariyle 5 yılın geçmemiş olduğu görülmektedir. Dolayısıyla; davacının bu markalarının, öncelikle, tescil tarihleri itibariyle, yukarıda yer verilen müktesep hak kriterlerinden birinci ile uyumlu olmadığı söylenebilecektir. Ayrıca; davalının bu markalarının fiili kullanımlarına ilişkin, gerek dava dosyasına, gerekse de.... nezdinde tutulan marka işlem dosyasına herhangi bir delil sunmadığı da görüldüğünden, sonuç olarak; davalının önceki tarihlerde tescile bağlanmış olan markalarından kaynaklanan ve huzurdaki davada himaye görmesi gereken müktesep bir hakkının bulunmadığı, TARAF MARKALARI ARASINDA “BİRLİKTE VAR OLMA” KOŞULUNUN DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ BAŞVURU TARİHİ İTİBARİYLE MEVCUT OLUP OLMADIĞI: Marka hukukunda “birlikte var olma–.... ifadesinden anlaşılması gereken husus; markaların tescilli olup olmadığına bakılmaksızın, ilgili pazarda eş zamanlı fiili kullanımlarıdır. İki markanın piyasada aynı anda var olmasının, geçmişteki farklı bir hukuki veya fiili bir durum veya ilgili taraflar arasındaki önceki haklara ilişkin anlaşmalar gibi farklı nedenleri olabilir. Anlaşma ile kastedilen ise “bir arada var olma anlaşması (coexistence agreement)’dır. Ancak taraflar arasında “bir arada var olma anlaşması–coexistence agreement” bulunmadığı durumlarda, “fiili durum”un dikkate alınması gerekmektedir. “Birlikte var olma”; markaların sicilde eş zamanlı varlığı yerine çakışan işaretlerin eş zamanlı kullanımı olarak anlaşılmalıdır. Çünkü; sicil gerçek piyasa durumunu yansıtmaz. Bu kapsamda Topluluk Marka Sistemi (CTM) içinde, bir anlaşmazlık sonucu çelişkili işaretlerin bir arada var olmasının kabul edilmesine imkan tanıyan ilk karar “....” kararıdır . Söz konusu kararda kurul; markaların uzun yıllardır piyasada birlikte bulundukları ve itiraz sahibinin, başvuru sahibinin ulusal markasına karşı herhangi bir girişimi olmadığına dayanmıştır. Kurul, bu dosyada bir arada bulunmanın karıştırılma olasılığının bulunmadığını bir göstergesi olduğunu dikkate almıştır. İki markanın piyasada bir arada bulunmasında belirli şartların sağlanması gerekmektedir. Karıştırılma olasılığının bulunmaması, özellikle, söz konusu markaların piyasada barış içerisinde bir arada yaşamlarını gerekli kılar. Barış içerisinde yaşamadıkları ve yıllarca ulusal mahkemelerde markaların benzerliği konusunda sorun yaşandığı durumlarda “birlikte var olma” ilkesinden söz edilemez. Kaldı ki; bu husus yakın tarihli bir Yargıtay kararında da şöyle açıklanmıştır; “... Dairemizin daha önceki bir çok kararına konu olan ve Öğretide “birlikte var olma” olarak tanımlanan ilke (Buket Gün, Marka Hukukunda Birlikte Var Olma, Oniki Levha Yayıncılık, 2019) uyarınca, itiraza gerekçe markanın tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetler yönünden, anılan markaya kural olarak karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzer olan bir işaretin uzun yıllar marka olarak kullanılması, kullanımın sürekli ve yoğun şekilde olması ve kuvvetli tanıtımla markanın ayırt edici kılınması, buna karşılık tescilli marka sahibinin marka başvuru tarihine kadar niza çıkarmaması halinde her iki markanın uzun yıllardır barış içinde birlikte var oldukları ve artık tescilsiz markanın başvuru tarihi itibariyle kullanım sonucu ayırt edici hale geldiğinin ve markalar arasında karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceğinin kabulü gerekir. Önceki markanın sahibince kullanılmaması halinde, markanın kullanım sonucu ayırt edici kılınmasının daha kolay olacağının da kabulü gerekir. Nitekim, olayda uygulanma yeri olmamakla birlikte kanun koyucu 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 22.12.2016 tarih ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 19/2 maddesinde de önceki marka sahibine karşı, başvurucuya “kullanmama def’inde bulunma” imkanı, önceki marka sahibine de son beş yıl içerisinde markayı ciddi surette kullandığını ispat etme yükümü getirilmiştir. Öte yandan, somut olayın özelliğine göre, bir markanın uzun yıllardır ve niza çıkarılmaksızın kullanımı ve ayırt edici kılınmasından sonra önceki marka sahibinin, ayırt edici hale getirilen marka başvurusuna karşı çıkması TMK’nın 2.maddesine aykırılık da teşkil edebilir….”. Buna göre; Somut uyuşmazlığa dönüldüğünde; davalının dava konusu edilen markasının, davacının tescilli markalarıyla “birlikte var olduğu”nun kabulü için; davalının görselini, dava konusu edilen markanın başvuru tarihi olan 24.05.2019 tarihinden önce, markasal hüviyette, uzun yıllardır kesintisiz olarak ve yoğun şekilde kullandığının ve bu işarete markasal hüviyette ayırt edicilik kazandırıldığının ve bu süreçte taraflar arasında herhangi bir niza çıkmadığının, dava/marka işlem dosyaları kapsamında ispatlanmış olması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta ise; davalı taraf, “.... markasının bahsi geçen tarihten önce, kendisi tarafından fiilen kullandığına ilişkin, dava ve/veya marka işlem dosyasına herhangi bir delil sunmuş değildir. Bu nedenle; dava konusu edilen marka açısından davalı lehine fiili kullanım neticesinde markasal hüviyette bir ayırt edicilik sağlandığından bahsedilmesi mümkün görülmemiştir. işaretinin ilgili sektördeki aktörler tarafından davalı ile özdeşleşmiş olarak kabul gördüğü ve bu markanın diğer sektör markaları arasındaki yeri, davalının sunmuş/bildirmiş olduğu delillerden netlikle anlaşılmadığından, davalının bu işarete tescilsiz kullanımlar neticesinde markasal hüviyette ve hukuken korunması gereken bir ayırt edicilik kattığının yeterli nitelikte/nicelikte/içerikte delil ile ispatlanamadığı, Sonuçta; davalının, “birlikte var olma” ilkesinden kaynaklanan ve somut uyuşmazlıkta himaye görmesi gereken bir hakkının mevcut olduğunun, yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil ile ispat edilemediği, Netice itibariyle, Davalı firmanın müktesep hak iddialarına mesnet aldığı markaların fiili kullanımlarına ilişkin .... marka işlem dosyasına ve/veya dava dosyasına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, davalının önceki tarihlerde tescile bağlanmış markalarından veya tescilsiz marka kullanımlarından/”birlikte var olma” ilkesinden kaynaklanan ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının bulunduğunun, yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil ile ispat edilemediği, Bütün bunlara göre, mahkememizce daha önce ulaşılan kanaatlerde bir değişiklik bulunmadığından davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın Kısmen Kabulüne, ....sayılı kararının 25. Sınıf emtialar yönünden iptaline, Davaya konu markanın 25. Sınıf emtialar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan peşin alınan 54,40.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 561,00.-TL maktu ilam harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına, Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davanın kısmen reddolunması ve davalıların kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davanın kabul ret oranının takdiren %50 olarak kabulüne, Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 54,40.-TL ilâm harcının tamamının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının bunun dışında yapmış olduğu aşağıda dökümü yazılı 17.119,05.-TL yargılama giderinin %50'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu harç ve yargılama giderinden ibaret 376,40.-TL yargılama giderinin %50'sinin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı şirketin yapmış olduğu harç ve yargılama giderinden ibaret 606,40.-TL yargılama giderinin %50'sinin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile diğer davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.18.06.2025
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 62,50.-TL Bilirkişi Ücreti :15.656,00.-TL Yurtdışı Harç Giderleri : 801,55.-TL P.P : 499,00.-TL TOPLAM :17.119,05.-TL