İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/77 E. 2025/207 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/77
- Karar No
- 2025/207
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/77 Esas - 2025/207
T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R ( Direnme )
ESAS NO : 2025/77 KARAR NO : 2025/207
DAVA :Marka Tecavüzü/ Haksız Rekabetin Tespiti, Önlenmesi, Durdurulması DAVA TARİHİ : 27/02/2020 KARAR TARİHİ : 28/05/2025 Yazım Tarihi: 22/06/2025 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Müvekkillerinin tescilli markaları olduğunu, müvekkillerinin, “...” adlı resmi internet sitesi kanalıyla ürün ve hizmetlerini tanıttığını, bayilerinin fiziki ortamda müvekkilleri adına internet abonelik işlemlerini yaptığını, bunun dışında, hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, ilgili markaları kullanma ve abonelik işlemi yapma hak ve yetkisinin bulunmadığını, davalı tarafından ... adresinde müvekkili şirketlere ait “...” ve “...” markalarının hukuki dayanaktan yoksun olarak, tabelalarda, afişlerde ve her türlü görsellerde kullanıldığını, davalının aynı zamanda müvekkillerinin ürünlerinin tanıtımı için hazırladığı görsel, afiş vb. dokümanları da kullanarak müvekkili şirketlerle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen tüketici nezdinde yetkili bir ... bayisi imajı oluşturduğunu, “..." markalarının Kurum tarafından .... no ile tescilli tanınmış markalar olup özel korumada olduğunu, müvekkiline ait “...” markasının tanınmış marka statüsünde olduğunun ... tarafından kabul edildiğini ve “..." markasının .... sayısı ile koruma altında olduğunu, uygulamaya bakıldığında, bugün ülkemizde “...” dendiğinde ortalama tüketicinin aklına doğrudan, müvekkili şirketlerden ... A.Ş.’nin geldiğini, aynı şekilde "...”, “... ” ibaresini duyan ortalama tüketicinin zihninde de doğrudan başka herhangi bir unsura gerek kalmaksızın müvekkili şirketlerden ... A. Ş.’nin canlandığını, dolayısıyla, “...” ve “..." markalarının toplum nezdinde bilinirliği ve itibarı yüksek, tanınmış marka niteliğinde olduğunu, “...” markasının yedi kez Türkiye’nin en değerli 1. markası, 11 yıl boyunca her yıl telekomünikasyon sektörünün en değerli 1. markası seçildiğini, davalı tarafından müvekkili şirketlerin tescilli ve tanınmış markalarının hukuki dayanaktan yoksun şekilde kullanıldığını, davacıların marka haklarına tecavüz edildiğini, davalıya ait söz konusu adreste illegal olarak tescilli “...” ve "...” markalarının kullanılması sebebiyle gerek aboneleri gerekse müvekkillerinin zarara uğradığını, müvekkillerinin aleyhine haksız kazanç elde edildiğini, ... kodlu yetkili ... Satış Noktası ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin entegrasyonu sonrası 10.10.2016 tarihinde sonlandırıldığını ve davalının aynı tarihte oluşturulan ... satış noktası kodu ile 01.08.2019 tarihine kadar faaliyetine devam ettiğini, davalının bağlı olarak faaliyet gösterdiği üst bayi ile ilişkisinin 01.08.2019 tarihinde sonlandırıldığını, davalının bağlı olarak çalıştığını iddia ettiği üst bayi ile müvekkili Şirket arasındaki sözleşmenin ise 01.12.2019 tarihi itibariyle sonlandırıldığını, "..." üzerinde ... aktivasyon ekranlarının da Müvekkili Şirketin talebi üzerine 31.07.2019 tarihinde kapatıldığını, pos cihazının geri alındığını, davalının 01.08.2019 tarihinden sonra müvekkili şirketlere ait marka ve logoları .... adresinde kullanmaya devam ettiğini, ...’ta ayrıca marka hakkına tecavüz iddiası ile şikâyette bulunulduğunu, Savcılık tarafından ... aleyhine iddianame düzenlenerek .... Mahkemesi'nde şüpheli aleyhine dava açıldığını iddia ederek; marka tecavüzü ile haksız rekabet eylemlerinin durdurulmasına, tespitine, önlenmesine ve bayi dış cephesinde ve bayi içerisinde yer alan markların, ürün ve tarife içeren tabloların, görsellerin ve materyallerin kaldırılmasına, ayrıca davalı ile yaşanan gerilim nedeniyle müvekkili şirketin kendi imkanlarıyla fotoğraf çekmesinde yaşanan sıkıntılar sebebiyle, bahsi geçen markalar dışında kalan "...”, “...”, “...” markalarının da kullanıldığının tespiti için bilirkişi marifetiyle dış ve iç mekan için yerinde inceleme yapılmasına ve yapılan tespit sonucunda bayi içerisinde ve dışında yer alan ve müvekkili şirketlerin “...”, "...”, “...” markalarını ve ürün ve tarife isimlerini içeren tüm tabelaların, afişlerinin, el broşürlerinin, duvar kaplamalarının, görsellerin ve bunlarla sınırlı olmaksızın tüm materyallerin toplatılmasına veya kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı Şahıs Vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Müvekkilinin hem ... kodlu yetkili ... satış noktası hem ... temsilci kodlu online takip edilebilir sorgulanabilir kare kodlu ... lisanslı '...' yetkili bayisini işlettiğini, her iki bayiliği de davacı şirketin genel müdürlüğü tarafından imzalı belgelerle resmi olarak işlettiğini, bizzat ... tarafından müvekkiline verilmiş 'YETKİLİ ... SATIŞ NOKTASI'DIR' ibareli ... İletişim’e ait imzalı evrakı dilekçe ekinde sunduklarını, müvekkilinin hem ...'un kendisine sağladığı sistem hem de ...'un anlaşmalı olduğu ... isimli kuruluşun sistemi ile işlem yapabildiğini, abonelik işlemlerini bizzat davacı şirketin sunduğu imkanlar sayesinde yapabildiğini, Müvekkilin ... yetkilisi olduğunu gösterir 'YETKİLİ TEMSİLCİ SERTİFİKASI' ibareli sertifikayı dilekçe ekinde sunduklarını, ... tarafından kendisine sağlanan sistem, afiş, broşür ve dokümanlar ile işyerini işlettiğini, ... Merkezi Müdürü olarak ... imzalı, ...'a ait Keşif Formu doğrultusunda abonelik işlem ve satışlarını gerçekleştirdiğini, müvekkilinin davacı ...'un bilgisi dahilinde bayilik işlettiğini ispata yarar diğer bir evrakın ise ... Servis Formu başlıklı evrak içeriğinde ... özelinde kullanılan POS cihazının servis formu olduğunu, söz konusu cihazı ...’un kendisinin müvekkiline özel temin ettiğini, formda müşteri kısmında ... (...), yetkili kısmında ... yazdığını, müvekkilinin bağlı olarak çalıştığını ispata yarar ... Bankası tarafından düzenlenmiş ... Seri Nolu Teminat Mektubunu dosyaya sunduklarını, ana bayiyle arasında yasal bir ticari ilişkinin olduğunu, görsel afiş vb. materyallerin bizzat satış karşılığı ... yetkilileri tarafından teslim edildiğini, müvekkilinin resmi olarak edindiği bu abonelik ile yaklaşık 5 yıldır çalıştığını, davacının kötüniyetli olduğunu, davacının işbu davayı açmasının sebebinin müvekkilinin bağlı bulunduğu ana bayi tarafından hakedişlerini alamaması/geç alması üzerine durumu üst yetkililere iletmesi olduğunu, üst yetkililere bildirilmesi sonucunda ters tepkilerle karşılaşması sonucu bazı yetkililerden "....' cevabını aldığını, müvekkiline ana bayiye bağlı olarak yürütmüş olduğu alt bayiliği hakkında sonlandırma yapıldı ise resmi yahut gayri resmi herhangi bir bildirim yapılmadığını, üst bayi tarafından müvekkiline gönderilen prim ödemelerini gösterir 20.01.2020 tarihli dekontun dosyaya sunulduğunu, davacının dosyaya sunduğu pos cihazı iade formunun müvekkiline daha önce verilen akabinde yerine yenisi verilmek üzere iade alınan pos cihazına ait olduğunu, davacının beyanlarının çelişkili olduğunu, resmi olarak yürüttüğü alt bayiliği hakkında söz konusu davanın açılmasının hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın davanın reddini talep etmiştir. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10.01.2017 yürürlük tarihli) Madde 29 - (1) Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır: a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak. ( 7.nci maddede sayılan haller 2.nci FIKRADA ; a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması., b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması. 3.ncü FIKRADA ; a) İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b) İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c) İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması.e) İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f) İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.) b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek. c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak. ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek, (2) 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü tecavüz davalarında def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır." hükmü , 6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU (14.02.2011 tarihli yayınlanan); Madde 54 "(1) Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2) Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." hükmü yer almaktadır. ÖNCEKİ DEĞERLENDİRME ve verilen KARAR ; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacı tarafa ait ....tescil sayılı ..., ..., ... ve ... ibareli tescilli marka haklarının izinsiz olarak davalı tarafa ait işyerinde markasal olarak kullanıldığı iddiasına dayalı hak ihlali oluşup oluşmadığı noktasında olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafa ait; a) .... sayılı " ...+ ..." ibareli , b) .... " ...+ ..." görselli , c) .... sayılı "..." ibareli , tesçilli markaları olduğu , dava tarihinde de koruma altında olduğu ... Kurumu kaydı ile anlaşılmıştır. Davacı taraf dava dilekçesinde aynı zamanda ihtiyati tedbir de talep ettiğinden Mahkememizce 17/03/2020 tarihli karar ile " 1- Dava dilekçesinin 14 ve 15.nci sayfasında ve 13/03/2020 tarihli EK dava dilekçesinin .... nolu sayfalarda dilekçeye ekli ; a) .... sayılı " ...+ ..." ibareli tesçilli markanın, b) .... ve .... sayılı "..." görselli tesçilli markaların, c) .... sayılı "..." ibareli tesçilli markanın, d) .... sayılı " ... " ibareli tesçilli markanın, AYNI veya iltibas oluşturacak şekilde BENZERLERİNİN " ..." ibaresini taşıyan işyeri tabelasında, işyeri vitrininde sergilenen görsel bröşürlerde ticari etki yaratacak şekilde tanıtım, satış ve pazarlama şeklinde sergilendiği yönünde kanaat uyandıran GÖRSEL DELİLLER sunulduğundan ; Yukarıda geçen tesçilli markalar açısından İHTİYATİ TEDBİR talebinin KABULÜNE, 2-Yukarıda geçen .... sayılı tesçilli markalar ( ...+ ..., ..., ..., ... ) ile aynı veya iltibas oluşturan benzer her türlü .... ÜRÜNLERİNİN davalıya ait işyerinden sökülüp KALDIRILMASINA , TOPLATILMASINA ve bu ürünlere EL KONULUP davalıya gerekli sorumluluk da hatırlatılarak YEDİEMİN olarak verilmesine " şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. İddia,savunma, tespit edilen uyuşmazlık , dava dosyasına sunulan/yansıtılan delillerle beraber dosya bilirkişi heyetine tevdii edilmiş ve rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 17.05.2021 tarihli raporda ÖZETLE; " Marka Tecavüzü Açısından Davalının “... ..., ... ve ...” şeklindeki kullanımların taraflar arasındaki alt bayilik ilişkisi kapsamında hukuka uygun kullanım olarak kabul edilemeyeceği ve bu kullanımların davacılardan ... A. Ş. adına .... sayılı , ....sayılı ve davacılardan .... ŞİRKETİ adına ... tescilli markaları ile karıştırılma ihtimali yarattığı, Haksız Rekabet Açısından Davalının “... ..., ... ve ...” şeklindeki kullanımları ile davacılardan ... A. Ş. adına ....sayılı , ....sayılı ve davacılardan.... ŞİRKETİ adına .... tescilli markasının iltibas yaratacak derecede benzer olduğu ve bu nedenle davalı kullanımlarının, davacılara ait tescilli bu markalar ile karıştırılmaya yol açtığı, " şeklinde ifade edilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama sonunda 07/07/2021 tarih ve ....sayı ile "Davacı tarafın "...+ ..., ... ve ..." ibareli tescilli ve korunan markası olduğu ... kayıtları ile tespit edilmiştir. Dosyaya yansıtılan tüm delil ve belgeler, bilirkişi raporu incelendiğinde; davacının "... ..., ... Ve ..." ibareli markalarına ait işaretlerin davalı işyerindeki " tabela ve iş yerinin içindeki kullanımlarının ..., ... ..., ... ve ...” şeklinde olduğu " şeklindeki tespiti ile anlaşıldığı ; Bu şekilde davalı taraf kullanımı ile davacıların "... +..., ... ve ..." ibareli tesçilli markaları arasında görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama (hedef) tüketicileri iltibasa düşürecek derecede iltibas düzeyinde benzerlik oluştuğu, davalı eyleminin SMK 7 ve 29.ncu madde kapsamında marka tecavüzü, TTK 54 ve devamı maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturduğu kanaatine varılarak ; Davanın kabulü ile davalı tarafın "... ..., ... ve ..." şeklindeki markasal kullanım eyleminin davacılara ait tescilli marka haklarına tecavüz ve Haksız Rekabet oluşturduğunun tespitine, bu ibarelerin davalı tarafça internet ortamı dahil her türlü şekilde kullanılmasının men'ine , önlenmesine, davacı tarafın diğer haklarının saklı tutulmasına, " şeklinde karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuş , .... tarafından 24.11.2023 tarih ve .... sayı ile "davalıya ait işyerinde davacılara ait markaların kullanıldığının tespit edildiği, dosya arasında davacı taraf ile davalının önceki üst bayisi olan ... Ltd. Şti. arasında sonlandırma protokolünün bulunduğu, bu protokole istinaden üst bayinin 30.07.2019 tarihli yazı ile davalı alt bayinin sistemlerinin kapatılmasını talep eden yazının gönderildiği, davalı taraf bundan sonra ... Ltd. Şti.'ye bağlı alt bayi sıfatıyla dava konusu markaları satış noktası şeklinde veya ... ekranları üzerinde kullanma hakkına sahip olduğunu iddia etmiş ise de bu iddiasını usulüne uygun şekilde kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine " şeklinde karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. ..... H.D.nin 25.12.2024 tarih ve .... sayı ile ÖZETLE; " (OY ÇOKLUĞU) 1. davacılar vekili, müvekkilleri ile davalı arasında geçerli bir bayilik ilişkisi bulunmadığı halde müvekkillerinin markalarının, her türlü tanıtım görselleri, afişleri vd. ürünlerinin davalının işyerinde, tabelalarında, afiş ve görsellerinde haksız surette kullandığını ileri sürerek markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, önlenmesine ve durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı vekili ise müvekkilinin kullanımının hukuka uygun olduğunu, davacıların bayilerine bağlı alt bayi olarak çalıştığını, davacıların bayi ... Ltd.Şti. ile bayilik ilişkisinin sonlandırıldığının müvekkiline bildirilmediğini, ... Ltd.Şti.'nden sonra müvekkilinin .... Ltd. Şti.'ne bağlı olarak çalışmaya devam ettiğini, üst bayi tarafından müvekkiline gönderilen prim ödemeleri olduğunu, buna dair 20.01.2020 tarihli dekontu dosyaya sunduğunu, davacı tarafça müvekkilinin '..." ekran aktivasyonunun 31.07.2019 tarihinde sonlandırıldığı beyan edilmiş ise de müvekkilinin, dava tarihinden sonra dahi ...'ten ...'a ait işlemleri yapabilmeye devam ettiğini, buna dair ekran kayıtlarının da dosyaya sunulduğunu, söz konusu ekran kayıtları 19.05.2020 tarihli olup müvekkilinin ...'le yaptığı ...'a ait işlemlerin hakedişini almak için düzenlediği 12.08.2020 tarihli faturanın da dosyaya ibraz edildiğini, fatura tarihi itibarıyla da müvekkilinin ekranının kapatılmadığını iddia ederek bahsi geçen ekran görüntüleri, fatura ve prim ödeme belgelerini dosyaya sunmuştur. 3.Bu durumda Mahkemece, davalının kullanımlarının hukuka uygun olup olmadığı bakımından söz konusu prim faturasını kesen firma ile davacılar arasında anılan tarihlerde hukuki ilişki bulunup bulunmadığı, davacılar tarafından, davalıya verildiği belirtilen POS cihazı ile dava konusu tarihlerde satış/işlem yapılıp yapılmadığı, alt bayi ekran kayıtlarının davacıların iddia ettiği 31.07.2019 tarihinden sonra kapatılıp kapatılmadığı, mümkün olması halinde geçmiş ekran kayıtları incelenerek davacıların, davalının kullanımına muvafakat edip etmediğinin araştırılıp sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 4.Kabule göre de, davalının eylemlerinin markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (....). 5.Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davası, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. 6.Tescilli haklar bakımından ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. 7.Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 57 nci maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka haklarının bu şekilde kullanılmasının marka hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı Kanun'da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. 8.Ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun'da, 6762 sayılı Kanun'da değinilen hükmün yerine getirilen 55 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendinde, "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin beşinci fıkrası "...Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak..." şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendi "...Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak..." şeklindedir. 9.Görüldüğü üzere yeni hükümde "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı Kanun'un 50 nci ve 53 üncü maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni; "...anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani ...., ...., .... ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez..." şeklinde ifade edilmektedir. 10.Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Kanun kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (....). 11.Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacılar, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i taleplerinde bulunmuştur. Davacıların ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı .... nezdinde tescilli olup 6769 sayılı Kanun ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacılar bu özel hükümlere de dayanmış olduğundan markanın koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olup, özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. 12.Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (.... sayılı, yine 22.04.2021 gün ve .... sayılı kararları) somut olay bakımından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (KARŞI OY) Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; bozma kararının 1. bendindeki bozma nedenlerine aynen katılmaktayız. Ancak 2. bendindeki "kabule göre bozma" gerekçelerine aşağıdaki karşı oy gerekçelerimizle katılamıyoruz. Haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir . Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir hususda, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre yada haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. TBK m.60’a göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK.nun 57/5. maddesi ile 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4. maddesi arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK.nun 57/5. maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK.nun 57/5. maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4. maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanun'daki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, ..., tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani ...., ...., .... ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (....) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(....) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (....). TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan .... hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. ....'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanun'un genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve .... mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde .... (....), .... Sözleşmesi, yeni .... sayılı .... (....) .... ve .... sayılı .... Kanunu anlaşmasına (....) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma .... müktesabına da uygundur. Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun bozma ilamının 2. bendinde yer alan "kabule göre bozma" gerekçelerine katılmamaktayız. " şeklinde BOZMA kararı verilerek dosya yeniden mahkememize gönderilmiştir. DİRENME GEREKÇESİ; Yukarıda geçen .... 'nci H.D.. Bozma ilamında " davalının kullanımlarının hukuka uygun olup olmadığı bakımından söz konusu prim faturasını kesen firma ile davacılar arasında anılan tarihlerde hukuki ilişki bulunup bulunmadığı, davacılar tarafından, davalıya verildiği belirtilen POS cihazı ile dava konusu tarihlerde satış/işlem yapılıp yapılmadığı, alt bayi ekran kayıtlarının davacıların iddia ettiği 31.07.2019 tarihinden sonra kapatılıp kapatılmadığı, mümkün olması halinde geçmiş ekran kayıtları incelenerek davacıların, davalının kullanımına muvafakat edip etmediğinin araştırılıp sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. davacılar, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i taleplerinde bulunmuştur. Davacıların ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı TPE nezdinde tescilli olup 6769 sayılı Kanun ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacılar bu özel hükümlere de dayanmış olduğundan markanın koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olup, özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (.... sayılı, yine 22.04.2021 gün ve .... sayılı kararları) somut olay bakımından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." şeklinde gerekçe belirtilmiş ise de ; Her şeyden davacılar marka hakkı sahibi olup davalı şahıs alt alt bayii olduğunu ileri sürse de yetkiyi ve lisansı asıl marka sahibinden (davacıalrdan) alması gerektiği , davacılar ile başkaları arasında yapıldığı ileri sürülen lisans/izin işlemleri davalıyı etkilemeyeceği gibi davalının da diğer firmadan aldığı yetkiye dayalı işyerini çalıştırması da sözleşmenin tarafı olayan marka sahibi davacıları etkilemeyeceği düşünülmüştür. Mahkememizin 07/07/2021 tarih .... sayılı kararında geçen "Davacı tarafın "...+ ..., ... ve ..." ibareli tescilli ve korunan markası olduğu ... kayıtları ile tespit edilmiştir. Dosyaya yansıtılan tüm delil ve belgeler, bilirkişi raporu incelendiğinde; davacının "... ..., ... Ve ..." ibareli markalarına ait işaretlerin davalı işyerindeki " tabela ve iş yerinin içindeki kullanımlarının ..., ... ..., ... ve ...” şeklinde olduğu " şeklindeki tespiti ile anlaşıldığı ; Bu şekilde davalı taraf kullanımı ile davacıların "... +..., ... ve ..." ibareli tesçilli markaları arasında görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama (hedef) tüketicileri iltibasa düşürecek derecede iltibas düzeyinde benzerlik oluştuğu, davalı eyleminin SMK 7 ve 29.ncu madde kapsamında marka tecavüzü, TTK 54 ve devamı maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturduğu kanaatine varılarak ; Davanın kabulü ile davalı tarafın "... ..., ... ve ..." şeklindeki markasal kullanım eyleminin davacılara ait tescilli marka haklarına tecavüz ve Haksız Rekabet oluşturduğunun tespitine, bu ibarelerin davalı tarafça internet ortamı dahil her türlü şekilde kullanılmasının men'ine , önlenmesine, davacı tarafın diğer haklarının saklı tutulmasına" şeklinde gerekçe ile önceki aynen kararda direnilerek ; "Davanın KABULÜNE, Davalı tarafın "... ..., ... ve ..." şeklinde markasal kullanım eyleminin davacılara ait tescilli marka hakkında tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun TESPİTİNE, bu ibarelerin davalı tarafça internet ortamı dahil her türlü şekilde kullanılmasının MEN 'ine , ÖNLENMESİNE, Davacı tarafın diğer haklarının saklı tutulmasına," şeklinde karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Mahkememizin 07/07/2021 tarih .... sayılı önceki kararda AYNEN DİRENİLMESİNE, 2-Davanın KABULÜNE, 3-Davalı tarafın "... ..., ... ve ..." şeklinde markasal kullanım eyleminin davacılara ait tescilli marka hakkında tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun TESPİTİNE, bu ibarelerin davalı tarafça internet ortamı dahil her türlü şekilde kullanılmasının MEN 'ine , ÖNLENMESİNE, 4-Davacı tarafın diğer haklarının saklı tutulmasına, 5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcından peşin alınan 54,40 TL'nin düşümü ile bakiye 561,00 TL'nin davalıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 6-AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacılara verilmesine, 7-Davacıların yaptığı; 1.800,00 TL bilirkişi ücreti, 1.400,5 TL tebligat ücreti, 54,40 TL ilk harç masrafı olmak üzere toplam 3.254,9 TL yargılama giderinin davalıdan tahsiliyle davacılara verilmesine, 8-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar davacılar vekilinin yüzüne karşı , davalı şahıs vekilinin yokluğunda 6100 Sayılı HMK'nın Geçici 3/2 madde yollaması ile, HUMK 427 vd.m. uyarınca, tebliğden itibaren 15 günlük yasal süre içinde ....’da (Hukuk Genel Kurulu) temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 28/05/2025
Katip .... Hakim .... E-İmzalıdır E-İmzalıdır