İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/506 E. 2026/383 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/506
Karar No
2026/383
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/506 Esas - 2026/383 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/506 KARAR NO : 2026/383

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 17/11/2025 KARAR TARİHİ : 23/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/09/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin televizyon, gazete, kitap ve dergi gibi yayıncılığın her alanında faaliyet gösteren tüm .... kararı ile reddedildiğini, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkili markalarına iltibas yaratacak düzeyde benzer olduğunu, aynı/benzer hizmetleri kapsadığını, dava konusu markada müvekkilinin “...” markasının benzerinin esaslı unsur olarak kullanıldığını, markayı gören ortalama tüketicilerin “....” harflerini “.... kelimesinin kısaltması olarak algılayacağını, dava konusu markada yer alan “medya” ibaresinin ilgili hizmetler bakımından ayırt ediciliği bulunmadığını, taraf markalarının esas unsurlarındaki tek harf farklılığının markaları farklılaştırmadığını, müvekkilinin .... markasının gerçek hak sahibi olduğunu, markanın tanınmış marka olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markasının sulanmasına ve ayırt ediciliğinin zedelenmesine neden olacağını, davalı şirketin marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu beyanla, ....” ibareli markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu marka başvurusuna dava dışı üçüncü şahıs tarafından yapılan itiraz neticesinde bir kısım hizmetlerin başvuru kapsamından çıkarılmasına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, yapılacak incelemede başvurunun son halinin içeriğinin dikkate alınması gerektiğini, dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait mesnet markaların benzer olmadığını, ilgili tüketicilerin taraf markaları arasında ilişki kurmayacağını, markaların farklı esas unsurları olduğunu, SMK 6/1 ve 6/3 maddelerinin uygulanma koşullarının oluşmadığını, davacının tanınmışlık hususuna dayalı iddialarını ispata ilişkin bilgi ve belge sunulmadığını, kötü niyet iddialarının mesnetsiz olduğunu, .... kararının hukuka uygun olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkili şirketin sahibi olan .... yer alan “....” ibaresinin müvekkili şirketin sahibinin ad ve soyadının baş harflerinden oluştuğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olmadığını, müvekkili markası ile davacının markaları arasında görsel ve anlamsal açıdan farklılık bulunduğunu, markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmayacağını, .... kararının usule ve yasaya uygun olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu ....sayılı marka başvurusu, 35 / 38 / 41. sınıflar için tescil talebiyle 11.09.2023 tarihinde yapıldığı, marka başvurusu, 27.10.2023 tarih ve 431 sayılı.... sayılı kararı ile reddedildiği, dava dışı üçüncü şahıs itirazı üzerine marka başvurusu 35. sınıf yönünden reddedildiği, davacı şirket tarafından .... kararına itiraz edildiği ve başvurunun reddine karar verilmesini talep ettiği, davalı şirket tarafından itiraza karşı görüş bildirildiği, itiraz üzerine ....sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; Dava Konusu Marka ile Davacının İtiraza Dayanak Markalarının Karıştırılma İhtimali; Marka tescilinde nispi ret nedenleri arasında düzenlenen karıştırılma ihtimali uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Markaların, karıştırılma ihtimaline dayalı tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığını kabul için yeterli olmayacaktır: Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması. Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması. Dava konusu markalar ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. Emtiaların Aynı/Benzer Olup Olmadığı ; Markalar arasındaki iltibas değerlendirmesi, markaların kapsamında yer alan mallardan ve hizmetlerden bağımsız değildir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa neden olma ihtimali azalacaktır. Bir başka anlatımla, markaların kapsadığı malların ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta; malların ve hizmetlerin aynı olması durumunda ise markaların arasındaki ortalama bir benzerlik dahi iltibasa neden olacaktır. Mal ve hizmetlerin aynılığı, ilke olarak mal ve hizmetlerin aynı şekilde yazılmış, ifade edilmiş olmasıdır. Benzer mal ve hizmetler ise, ortalama tüketicilerce aynı (veya ilişkili) kaynaktan geldikleri varsayımıyla karıştırılma ihtimalinin konusu olabilecek mal ve hizmetleri içermektedir. Benzer mal ve hizmet tanımlamasının içeriği, aynı tür mal ve hizmeti mutlak surette kapsamakla birlikte daha geniş bir yaklaşımla benzer oldukları öngörülebilecek, tüketicilerce ilişkilendirilerek aynı kaynaktan geldikleri varsayılabilecek, aynı/benzer ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak mal ve hizmetleri de kapsamaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği veya ilişkilendirilebilir niteliği .... göre aşağıda belirtilen durumlarda ortaya çıkabilir: Mal ve hizmetlerin kullanım amacı ve alanlarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin kullanıcılarının benzerliği, Malların fiziksel görünümünün benzerliği, Mal ve hizmetlerin ticari pazara ulaşmasında kullanılan satış yollarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin birbirleriyle rekabet eder nitelikte bulunmasından kaynaklanan benzerlik, Mal ve hizmetlerin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmasından kaynaklanan benzerlik, Malların mağazalarda aynı reyonda veya rafta bulunmasından kaynaklanan benzerlik. İlgili sektördeki malların niteliği, piyasaya sunuluş şekli, tüketici alışkanlıkları gibi somut olayı etkileyen ek şartların varlığı halinde hizmetlerle mallar arasında ilişkilendirilme ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Davacıya ait (.... sayılı markalar ve hükümsüzlük davası aşamasında gerekçe olarak gösterilen 2011/05391 sayılı marka, hali hazırda 38 ve 41. Sınıf hizmetleri bakımından tescilli olup, taraf markaları arasında sınıfsal olarak ayniyet oluştuğu, Sonuç olarak; dava konusu marka kapsamında yer alan tüm hizmetler bakımından, taraf markaları arasında emtia ayniyeti/benzerliği oluştuğu, İşaretlerin Benzer Olup Olmadığı ve İltibas/Karıştırılma İhtimali; Markaların emtia/hizmetlerinin aynı/benzer olduğu tespiti yapıldıktan sonra bakılması gereken ikinci kriter işaretlerin benzer olup olmadığıdır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınmalıdır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkat edilmelidir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Benzerlik ve karıştırılma ihtimali telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında “bağlantı” kurma ihtimali bulunması, benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılmasıdır. Global değerlendirme gereği, markaların unsurlarına bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ....” kararında belirlenen temel ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre; Asıl unsuru markanın bütünü itibarıyla bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayrıcalığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Tespit edilen asıl unsur sözcükten ibaret ise markalarda ortak olarak kullanılan kök kelime ve başvuru sahibinin varsa ilave ettiği ekler belirlenmelidir. Son olarak başvuru sahibinin markasındaki eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Dava konusu marka, “....” ibaresinden oluşan bir kelime markasıdır. Markada yer alan ....” ibaresi ayırt edici niteliği haiz olup markanın esas unsurunu teşkil etmektedir. Buna karşılık, “medya” ibaresi yayıncılık, iletişim ve haberleşme faaliyetleri bakımından doğrudan tanımlayıcı nitelikte olduğundan tali unsur konumundadır. Bu nedenle dava konusu marka, ilgili tüketici kesimi nezdinde esas olarak ...” ibaresi ile algılanacak ve “a-he-be” şeklinde telaffuz edilecektir. Davacının .... aşamasında dayandığı ....” ibareli kelime markası ile stilize edilmiş “a” harfi ve buna eşlik eden “haber” veya “hbr radyo” ibarelerinden oluşan karma markalardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, tek harften oluşan işaretlerin ayırt edicilik gücü kural olarak oldukça sınırlıdır. Benzer şekilde, “.... ibareleri de ilgili hizmetler bakımından tanımlayıcı veya zayıf ayırt edici nitelikte unsurlardır. Bu nedenle davacı markalarında ayırt ediciliğin tek başına “a” harfinden veya “haber/radyo” ibarelerinden kaynaklandığından söz edilemez. Anılan markalar, içerdiği unsurların bir araya gelmesiyle oluşturdukları bütünsel kompozisyon ile ayırt edicilik kazanmakta olup, ilgili tüketici tarafından da bir bütün olarak ....”, “....” şeklinde algılanmaktadır. Bu çerçevede taraf markaları karşılaştırıldığında, dava konusu markanın esas unsuru olan ....” ibaresi ile davacı markalarının bütünsel görünümü arasında görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzerlik bulunmamaktadır. Dava konusu markada tek bir kelime görünümünde ve üç harften oluşan ...ibaresi yer almakta olup bu ibare “a-he-be” şeklinde okunmaktadır. Davacı markalarında ise tüketici, markaları ağırlıklı olarak “A ...” şeklinde iki ayrı unsurdan oluşan bir bütün olarak algılamakta; ayrıca markalarda stilize “a” harfi, renk, logo ve diğer görsel unsurlar da farklılığı artırmaktadır. Dolayısıyla markaların genel izlenimleri, telaffuzları, görsel kompozisyonları ve oluşturdukları algı farklıdır. Bu nedenle, davacının ... aşamasında dayandığı markalar ile dava konusu marka arasında, görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, Hükümsüzlük Talebi Bakımından Dayanılan.... sayılı marka, herhangi bir sözlük anlamı bulunmayan, bütünüyle özgün ve anlamsız nitelikte bir harf kombinasyonundan oluşmaktadır. Markanın esas ve tek unsuru ....” ibaresidir. Bu ibare ilgili tüketici tarafından doğal olarak “a-hebe-re” şeklinde telaffuz edilecektir. Dava konusu markanın esas unsuru olan ....” ibaresi ile davacının ... markası karşılaştırıldığında, her iki işaretin de aynı harf diziliminin ilk üç harfini içerdiği, yalnızca davacı markasında sona eklenmiş bir “R” harfinin bulunduğu görülmektedir. Markalar görsel olarak büyük ölçüde aynı harf dizilimine dayanmakta, işitsel açıdan ...” şeklinde son derece yakın biçimde telaffuz edilmektedir. Her iki işaretin de herhangi bir kavramsal anlam taşımayan, anlamsız harf kombinasyonlarından oluşması nedeniyle tüketicinin markaları anlam farklılığı üzerinden ayırt etme imkânı da bulunmamaktadır. Bu sebeple, “...” markası ile dava konusu ...” markasının esas unsuru olan “...” ibaresi arasında görsel ve işitsel açıdan benzerlik bulunduğu, Sonuç olarak, dava konusu marka ile davacının itiraz aşamasında ileri sürdüğü ....” ibareli marka ile dava konusu markanın görsel ve işitsel açıdan benzer olduğu, Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, dava konusu marka kapsamında yer alan 38. sınıf telekomünikasyon ve yayıncılık hizmetleri ile 41. sınıf eğitim, eğlence, kültür, sanat ve medya içeriklerine ilişkin hizmetler bakımından ilgili tüketici kitlesi, belirli bir uzmanlık veya teknik bilgi düzeyine sahip kişilerden değil, bu hizmetlerden yararlanan ortalama dikkat ve özen seviyesine sahip genel tüketici kitlesinden oluşmaktadır. Özellikle 38. sınıfta yer alan televizyon yayıncılığı, radyo yayıncılığı, internet üzerinden veri ve içerik aktarımı, haber ve iletişim hizmetleri gibi hizmetler toplumun çok geniş bir kesimine hitap etmekte olup, bu hizmetlerin muhatabı profesyonellerden ziyade günlük yaşamda söz konusu yayın ve iletişim hizmetlerinden faydalanan tüketicilerdir. Aynı şekilde 41. sınıfta yer alan eğlence, eğitim, kültürel faaliyetler, görsel ve işitsel içerik sunumu, program yapımcılığı ve benzeri hizmetler de geniş halk kitlelerine yönelik olup, ilgili tüketici kitlesi yine ortalama seviyede dikkat düzeyindeki tüketicilerden oluşmaktadır. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetlerin, davacının gerekçe olarak gösterdiği markalar kapsamındaki hizmetler ile aynı/aynı tür olduğu, dolayısıyla emtia bazında ayniyet gerçekleştiği, dava konusu marka başvurusu ile davacının itiraz aşamasında ileri sürdüğü .... sayılı marka ile görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, buna karşın davacının dava aşamasında gerekçe olarak gösterdiği ....” ibareli marka ile dava konusu markanın görsel ve işitsel açıdan benzer olduğu, zira dava konusu markanın esas unsuru olan “....ibaresi ile davacının ...” markası karşılaştırıldığında, her iki işaretin de aynı harf diziliminin ilk üç harfini içerdiği, yalnızca davacı markasında sona eklenmiş bir “R” harfinin bulunduğu, bu hususun markaları görsel ve işitsel olarak benzer kıldığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olmadığı, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunduğu, buna karşın, davacının itiraz aşamasında gerekçe olarak gösterdiği markaların, kompozisyonunun farklı olduğu, davacının itiraz aşamasında gerekçe gösterdiği markaların ilgili tüketici tarafından bir bütün olarak “...” şeklinde algılanacağı, sonuç olarak; ... karar iptali davası bakımından karıştırılma ihtimali şartlarının oluşmadığı, Hükümsüzlük davası bakımından ise karıştırılma ihtimali şartlarının oluştuğu, Davacının Gerçek Hak Sahipliğinin Bulunup Bulunmadığı; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır. Yapılan incelemeler neticesinde, davacı taraf, itiraz aşamasında dosyaya herhangi bir belge sunmamıştır. Dava aşamasında ise delil dilekçesi ekinde, faturalar, davacının canlı yayınlarından alınan ekran görüntüleri ile sosyal medya hesaplarından alınan görüntüleri dosyaya sunmuştur. Davacının sunduğu deliller incelendiğinde, belgelerde a hbr+şekil markasının, 38. Sınıf hizmetler kapsamında kullanıldığı, “a hbr+şekil“ markasının bir haber kanalı markası olarak kullanıldığı, Davacının kullandığı marka, hali hazırda ilgili hizmetler bakımından tescilli olup, tescilsiz bir kullanım söz konusu değildir. Dolayısıyla davacının gerçek hak sahipliği bulunmadığı,

Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği; 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. “Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir (....). Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için .... yılında ".... Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları Markanın ekonomik değeri Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir. Davacı taraf, itiraz aşamasında, davacı markalarının tanınmışlığını gösterir herhangi bir belge dosyaya sunmamıştır. Davacı taraf, dava aşamasında ise delil dilekçesi ekinde, faturalar, davacının canlı yayınlarından alınan ekran görüntüleri ile sosyal medya hesaplarından alınan görüntüleri dosyaya sunmuştur. Sunulan belgeler, davacının markasının olağan kullanımını gösterir belgeler olup, tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, her ne kadar, mahkememizin bilgi ve tecrübesi çerçevesinde, davacıya ait markanın, tanınmış olduğu kabul edilebilir ise de, tanınmışlığın, sunulan belgeler çerçevesinde ispatlanamadığı, davacıya ait markanın tanınmış olduğu kabul edilse dahi, işbu tanınmışlığın ahbr+şekil markasına özgü olması gerektiği, zira sunulan belgelerde kullanılan tek markanın ahbr+şekil ibareli marka olduğu, ahbr+şekil ibareli markalar ile dava konusu markanın benzer olmadığı, markaların benzer olmadığı gözetildiğinde, davalıya ait markanın, davacıya ait “ahbr+şekil” ibareli tanınmış markanın ayırt edicilik karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinin somut olay bakımından mevcut olmadığı, Kötü Niyet İddiaları; Davacı vekilince, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalı yanın anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmamıştır. Dolayısıyla salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilmesi mahkememizce mümkün görülmediği, Netice itibariyle, Dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile davacıya ait markalar kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu, Dava konusu marka ile davacının itiraz aşamasında ileri sürdüğü .... sayılı marka ile görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, buna karşın dava aşamasında gerekçe olarak gösterdiği ....” ibareli marka ile dava konusu markanın görsel ve işitsel açıdan benzer olduğu, ...karar iptali davası bakımından karıştırılma ihtimali şartlarının oluşmadığı, hükümsüzlük davası bakımından ise karıştırılma ihtimali şartlarının oluştuğu, Davacı tarafın gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı, Sunulan belgelerin, davacıya ait markanın tanınmışlığının tespiti için yeterli olmadığı, davacıya ait markanın tanınmış olduğu kabul edilse dahi, dava konusu marka ile davacıya ait ibareli markanın benzer olmadığı, bu nedenle davalıya ait markaların davacı markasının tanınmışlığı gerekçesi ile haksız yarar sağlayacağı, davacı markasının itibarına zarar verilmesi veya davacı markasının ayırt edici karakterinin zedelenmesine sebebiyet vereceğine dair bir kanaat oluşmadığı, Dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği, .... sayılı kararının iptali koşullarının oluşmadığı hukuka uygun olduğu, Dava konusu ... sayılı markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu sonuç ve kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : 1-....sayılı kararının iptali taleplerinin reddine, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, 2-Davaya konu markanın hükümsüzlüğü talebinin kabulü ile, Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilam harcının davalı şirketten alınarak hazineye irat kaydına, Yapılan yargılama giderlerinin 1/2 oranında yapıldığının kabulüne, Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 22.947,60.-TL yargılama giderinin 1/2'sinin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ile davalı kurum ile davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. Kâtip Hâkim.... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

MASRAF DÖKÜMÜ Harçlar : 2.947,60.-TL Gider Avansı :20.000,00.-TL TOPLAM :22.947,60.-TL

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/506, K. 2026/383, T. 23.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-506-e-2026-383-k-25a2935c0516