İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/463 E. 2026/402 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/463
- Karar No
- 2026/402
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/463 Esas KARAR NO : 2026/402
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 26/06/2025 KARAR TARİHİ : 02/06/2026
Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket ile davalı, güneş hücrelerinin alım-satımı konusunda görüşmeler yapıldığını, Bu kapsamda taraflar 16.05.2024 tarihinde, 252.000 adet A sınıfı güneş hücresinin 5 palet halinde, 105.840 USD karşılığında satılması konusunda anlaştıklarını, ayrıca taraflarca teslim usulü olarak ... kurallarından ... teslim usulü belirlendiğini, müvekkili şirket aradaki anlaşmaya uygun olarak kendi edimini yerine getirmek adına havayolu konşimentolarını düzenlendiğini ve sözleşmeye konu malları iki ayrı sevkiyat ile 27 Mayıs ve 29 Mayıs tarihlerinde İstanbul Havalimanında davalı şirkete teslim ettiğini, Havayolu konşimentoları, nihai fatura ve yük listesi e-mail yoluyla da davalıyla paylaşıldığını, malların aradaki anlaşmaya uygun olarak müvekkil şirket tarafından 2024 Mayıs ayında davalıya teslim edildiğini, Taraflar arasındaki anlaşma uyarınca davalı tarafından ödemeler 27.06.2024 tarihinde yapılması gerektiğini, müvekkili şirket yetkilisi, 24.06.2024 tarihinde gönderdiği e-postada teyit için ödeme tarihlerini davalıya hatırlattığını, buna karşın davalı şirket vadesinde hiçbir ödeme yapılmadığını, davalıya ek ödeme süresi verildiğini, ek ödeme garanti sözleşmesi gereğince ödemelerin 09.08.2024 tarihine kadar tamamlanacağının kararlaştırıldığını, 10.000 USD bakiye borç kaldığını, davalı şirket tarafından 1 yılı aşkın süredir ödeme yapılmadığını, bu nedenle ... İcra Dairesi'nin 2025/... esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından borca haksız olarak itiraz edildiğini, dava öncesi arabulucuya başvurulmuş fakat bir sonuç alınamamış, borçlunun yapmış olduğu haksız itirazın iptali ile %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, dava masraf ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Ankara mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacı tarafından yapılan ödemelerin defterlerine uygun olarak işlenmediğini, temerrüde düşürülmeden doğrudan icra takibi ve faiz talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, alacak tutarı likit olmadığı belirterek davanın esastan reddini, davacının %20 oranındaki kötüniyet tazminatı hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Dava, taraflar arasında akdedilmiş olan satım sözleşmesi kapsamında bakiye fatura alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhine başlatılmış olan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda; taraflar arasında akdedilmiş olan güneş hücreleri satım anlaşması kapsamında davacı tarafından davalıya teslim edilen malların karşılığında tahakkuk ettirilmiş olan bakiye fatura alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhine 10.000,00 USD bakiye fatura alacağı, 242,53 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.242,53 USD üzerinden başlatılmış olan ... İcra Dairesinin 2025/... Esas sayılı dosyasına davalının yapmış olduğu itirazın iptali ile alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemiyle işbu davanın açılmış olduğu, davalı tarafından sunulmuş olan cevap dilekçesi ile birlikte mahkememizin yetkisine itiraz edilerek Ankara Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmesi isteminde bulunulmuş olduğu görülmüştür. 6100 Sayılı HMK'nın 6/1. maddesinin "(1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." şeklindeki düzenlemesi uyarınca bu yetki kuralı kesin olmadığından HMK'nın 19. maddesinde belirlenen süre ve yöntemle yetkisizlik itirazında bulunulmaz ise davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir ve mahkemece kendiliğinden yetkisizlik kararı verilemez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Yetki itirazının ileri sürülmesi" başlıklı 19/2. maddesi; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz" hükmünü içermektedir. Yine, 116/1-a maddesinde Kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazını "ilk itiraz" olarak düzenlemektedir. 117/1. madde ise "İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez." hükmünü içermektedir. HMK 17.maddesi “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmünü haizdir. Dosyaya ibraz edilmiş olan tüm belgeler ve dilekçeler incelendiğinde taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulduğu sabit olup bu kapsamda ayrı bir yazılı sözleşme olmadığı görülmüş, proforma fatura içeriği kapsamında anlaşmaya varıldığı anlaşılmıştır. Proforma fatura içeriği incelendiğinde (yabancı dildeki ve tercümesi edilmiş hali) Varış yeri: ... - ... olarak yer aldığı, aynı zamanda faturanın üzerinde; "Not: Alıcı, hücreleri teslim aldıktan sonra 7 iş günü içinde inceleme amacıyla ambalajını açarsa ve kırılma oranı %3'ü aşarsa, satıcı kanıtı ile birlikte telafi işlemini gerçekleştirecektir. Bu PROFOMA FATURA imzalandıktan sonra derhal yürürlüğe girer ve her iki taraf da ilgili yasal sorumlulukları üstlenir. Satıcı, PROFOMA FATURA'ya göre hücreleri teslim edecek ve Alıcı, PROFOMA FATURA'ya göre ödeme yapacaktır. ÖDEME TT %100 Ödeme 27 Haziran 2024'te," olarak belirtilmiş olduğu görülmüştür. 6100 Sayılı HMK'nın Sözleşmeden doğan davalarda yetki başlıklı 10. Maddesinin "1) Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir" şeklindeki düzenlemesi uyarınca hizmetin ifa edildiği yer de seçimlik yetkili mahkeme olarak belirtilmiştir. Bir davada, birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa, davacı bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkı davalılara geçer (Bknz. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 2022/124 Esas, 2022/905 Karar Sayılı, 29/04/2022 Tarihli İlamı). Yukarıda belirtilmiş olduğu üzere davacı tarafından davalıya malların İstanbul Havalimanında teslim edilmiş olduğu, bu kapsamda HMK m.10 hükmü uyarınca sözleşmenin ifa yeri göz önünde bulundurulduğunda mahkememizin yetkili olduğu kanaatine varılmakla davalının yetki itirazının reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
İtirazın iptali davalarında alacaklının, İİK m.67 uyarınca borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazının, kendisine tebliği tarihinden itibaren bir sene içerisinde genel mahkemelere yapacağı başvuru üzerine genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat etmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup sürenin başlaması için borçlunun itirazının alacaklıya tebliği zorunludur. İşbu dava dosyasının temelini teşkil eden icra dosyasında yapılan kontrolde borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazın alacaklıya tebliğ edilmediği görülmüştür. Bu nedenle davacının açmış olduğu davasının süresinde olduğu kabul edilmekle yargılama yapılmıştır. Yargılama esnasında davalı tarafından sunulan cevap dilekçesi ile birlikte davalının yapmış olduğu ödemelerin davacı tarafından kayıtlara doğru şekilde işlenilmediği, bu sebeple davalının davacıya herhangi bir borcunun kalmadığına yönelik itirazları da dikkate alındığında davacı tarafından ibraz edilen tüm delil ve belgeler ile birlikte davalının ticari defter ve belgeleri üzerinde yerinde inceleme yapılabilmesi amacıyla Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi aracılığı ile bilirkişi raporu alınmış olup bilirkişiler tarafından mahkememize ibraz edilmiş olan raporda özetle; Taraflar arasında 16.05.2024 tarihli ticari faturalar kapsamında toplam 252.000 adet güneş pili satışına dayalı ticari ilişki bulunduğu, Satış bedelinin toplam 105.840,00 USD olduğu, Malların sevk edilerek Türkiye'ye getirildiği ve davalı adına yetkili kişi aracılığıyla teslim alındığı, Davalı şirketin söz konusu malları kendi muhasebe kayıtlarına ithalat ve mal bedeli olarak kaydettiği, Davalı tarafından toplam 95.840,00 USD ödeme yapıldığı, 2024 yıl sonu itibarıyla 11.000,00 USD bakiye bulunduğu, 07.04.2025 tarihinde yapılan 1.000,00 USD ödeme sonrasında bakiye borcun 10.000,00 USD olarak devam ettiği, Davacı tarafından talep edilen 10.000,00 USD anapara alacağının davalı şirketin kendi ticari defter kayıtları ile doğrulandığı, Davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarında davacıya olan borcun açıkça İzlenmesi, yapılan ödemelerin kayda alınmış olması ve bakiye borcun 10.000,00 USD olarak devam ettiğinin muhasebe kayıtları ile doğrulanması karşısında; dava konusu alacağın soyut bir iddiaya değil, doğrudan davalı kayıtlarına dayandığı, Sonuç olarak, uyuşmazlığın mal tesliminden değil, teslim edilen mallara ilişkin bakiye bedelin ödenmemesinden kaynaklandığı; davalı şirket kayıtlarına göre bakiye borcun 10.000,00 USD olduğu, Davacının takip tarihi itibariyle bakiye fatura alacağının 10.000,00 USD olduğu, taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre vade tarihinin 09.08.2024 olduğu, vade tarihinden takip tarihine kadar işlemiş faiz tutarının 360,00 USD olduğu, ... İcra Dairesinin 2025/... Esas sayılı dosyasından taleple bağlılık ilkesi gereğince 10.000,00 USD asıl alacak 242,53 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.242,53 USD üzerinden itirazın iptali ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile takibin devamına karar verilebileceği, Kanaatine varıldığı mahkememize bildirilmiştir. Alınan işbu rapora karşı her ne kadar davalı vekili tarafından itiraz edilmiş ise de alınan raporun davalı defter ve kayıtları ile doğrulandığı görülmekle davalının rapora karşı itirazlarının reddine karar verilmiştir. Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre fatura emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır (229. md.). Fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami "yedi gün" içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır (231/5. md.). 6102 sayılı TTK'da da fatura konusunda hükümler vardır. Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir” (6102 Sayılı TTK 21/1) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (6102 Sayılı TTK 21/2). Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir (Bknz. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2020/297 Esas, 2020/327 Karar Sayılı, 04/06/2020 Tarihli İlamı). Benzer mahiyette bulunan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. ... Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. ... bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." şeklindeki ilamı bir bütün olarak incelendiğinde somut olayda her ne kadar cevap dilekçesi ile birlikte davalı tarafça ödeme iddiasında bulunularak davacının söz konusu ödemeleri usulüne uygun şekilde mahsup etmediği, hesaptan düşmediği iddia edilmiş ise de davalının kendi defter kayıtlarına göre davacıya icra takibinde talep edilen asıl alacak miktarında borcunun olduğu, bu kapsamda davacının davalıdan takip talebine konu edilen 10.000,00 USD kadar alacaklı olduğu görülmüştür. Davacının takip öncesi işlemiş faiz talebi bakımından inceleme yapıldığında; Temerrüt, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Temerrüt için aranan ihtar hukuki işlem benzeri fiil mahiyetinde olup, alacaklının alacak miktarını belirterek borçludan borcun ifasını istemesi, ifayı kabule hazır olduğunu bildirmesi anlamına gelir. İhtar kural olarak şekle tabi olmayıp, yapılmadığı itirazı vaki olursa aksinin ispatı, niteliği gereği alacaklıdan beklenir. 6098 sayılı TBK’nın 117. maddesi/2. fıkrasına göre "borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş … ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerrit olur". Eğer böyle bir tarih belirlenmemişse bu kez aynı maddenin 1. fıkrası uygulanır ve bu fıkrada da muaccel bir borcun borçlusunun, alacaklının ihtarıyla mütemerrit olacağı belirtilmiştir. Nihayet böyle bir ihtar da yoksa temerrüt icra takibi ya da dava açılmasıyla gerçekleşir.Ancak; fatura üzerinde bulunan vade tarihi ancak alacağın muaccel olması sonucunu doğurur (Yargıtay 19 HD. 2017/3266-2018/4228 E-K sayılı ilamı). Somut olay bakımından taraflar arasında akdedilmiş yazılı 30 Temmuz 2024 tarihli Ek ödeme garantisi sözleşmesinde "Sözleşmenin konusu: Alıcı, 16 Mayıs 2024 tarihinde satıcıdan 5 palet güneş pili satın almıştır. 5 palet güneş pili, 26-29 Mayıs 2024 tarihinde ...'na (Türkiye) ulaşmıştır. Alıcı, teslimatı tamamlamış ve 5 paletin tamamını kullanmıştır. İmzalanan ... numaralı Proforma Fatura'ya göre, toplam tutar 105.840,00$'dır. Taraflarca imzalanan Proforma Fatura sözleşmesine göre, alıcının satıcıya 27 Haziran 2024 tarihinde ödeme yapması gerekirken alıcı, ödemeyi planlandığı gibi yapmamıştır. Ödemenin garanti altına alınması için alıcı, satıcı ile bir ödeme garanti sözleşmesi imzalamaktadır. Ödeme koşulları: Alıcı, nihai ödeme tarihinin (2 imza) 9 Ağustos 2024 olacağını kabul ve taahhüt eder. Alıcı, toplam 105.840,00 ABD Doları tutarındaki satış bedelini zamanında, en geç 2 (imza) 9 Ağustos 2024 tarihine kadar, satıcıya banka havalesi (TT USD) yoluyla koşulsuz olarak ödeyecektir. Satıcı, bu sözleşmede kararlaştırılan toplam tutar tamamen ödenene kadar, 2 (imza) 9 Ağustos 2024 tarihinden önce yapılacak taksitli ödemeleri kabul edecektir. Ancak tüm ödemelerin en geç 2 (imza) 9 Ağustos 2024 tarihine kadar tamamlanması gerekmektedir." şeklinde belirlenmiş bir vadenin yer aldığı, bu hali ile davalının icra takibinden önce temerrüde düşmüş olduğu, vade tarihi ile takip tarihi arasında geçen sürede işlemiş faiz tutarının 360,00 USD olduğu, davacı tarafından 242,53 USD işlemiş faiz talep edilmiş olması sebebiyle taleple bağı kalınarak davalının icra takibine yapmış olduğu itirazın iptaline karar vermek gerekmiştir. Davacının dava dilekçesi ile borçlunun %20'den aşağıda olmamak üzere inkar tazminatı ödemesine hükmedilmesi yönündeki talebi değerlendirildiğinde İİK m. 67 hükmü uyarınca davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun itirazında haksızlığına karar verilmiş olması ve alacağının likit olması gerekmekte, kural olarak davalı borçlunun kötü niyetli olması şartı aranmamaktadır. Somut olayda davacının davasında haklı olduğu, dava konusu asıl alacağın fatura alacağından kaynaklı olması sebebiyle likit olduğu ve davalının haksız olarak takibe itiraz etmiş olduğu anlaşılmakla davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar vermek gerekmiş olup bu kapsamda yerleşik içtihatlar uyarınca icra inkar tazminatının yabancı para alacağının takip tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığı belirlenerek hükmedilmesi gerektiğinden takip tarihinde takip çıktısı olan 399.778,24 TL'nin %20'si oranında olan 79.955,64 TL'nin icra inkar tazminatı olarak davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. Yerleşik içtihatlar uyarınca yabancı para cinsinden taleplerde dava tarihindeki Merkez Bankası Efektif Satış Kuru esas alınmak kaydıyla Türk Lirasına çevrilerek dava değeri bulunmakta ve hesap bu dava değeri üzerinden yapılmaktadır. Nitekim emsal mahiyette olan ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2022/1852 Esas, 2022/1543 Karar Sayılı, 09/12/2022 Tarihli "... Dava konusu alacak yabancı para cinsinden olup, dava değerinin 55.000 USD'nin dava tarihindeki kur karşılığı olan (2,82 TL) 155.000,00 TL olduğundan harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin bu değer üzerinden hesaplanması gerekirken, yerel mahkemece dava değerinin karar tarihi itibariyle dolar kurunun efektif satış kuru üzerinden TL karşılığı olan 952.440,50 TL olarak belirlenip, bu değer üzerinden harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli görülmemiştir." şeklindeki ilamı da göz önünde bulundurulduğunda işbu davanın değerinin 10.242,53 x 39,8301 TL= 407.960,99 TL olduğu görülmekle bu miktar üzerinden harç, vekalet ücreti hesaplaması yapılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklanmış olduğu üzere; 1-Davacının davasının KABULÜ ile; davalının ... İcra Dairesinin 2025/... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, 2-Davalının haksız itirazları sebebiyle takip tarihinde takip çıktısı olan 399.778,24 TL'nin %20'si oranında olan 79.955,64 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Alınması gerekli olan 27.867,82-TL karar ilam harcından dava açılırken başlangıçta peşin olarak alınan 4.957,56-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 22.910,26-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından sarf edilen dava açılış gideri: 5.660,46-TL (başvurma, vekalet harçları, peşin harç) davetiye, posta gideri: 167,50-TL, bilirkişi ücreti: 5.000,00-TL olmak üzere toplam: 10.827,96-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerine bırakılmasına, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 65.230,56-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun'un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 4.600,00-TL'nin davalıdan alınarak hazineye irad kaydına. 8-Taraflarca yatırılan gider avansın arta kalan kısmı karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 02/06/2026
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır
* İş bu karar 5070 Sayılı Kanun hükümlerine göre güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.