İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/456 E. 2026/191 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/456
- Karar No
- 2026/191
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/456 Esas - 2026/191 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/456 KARAR NO : 2026/191
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 23/09/2022 KARAR TARİHİ : 29/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/04/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin 1988 yılından günümüze kadar “.... markasının kendi adına tescili için 26.04.2021 tarihinde .... sayılı başvuruda bulunduğunu, davalı şahsın da aynı markanın kendi adına tescili için 25.04.2021 tarihinde huzurda dava konusu edilen marka başvurusunu dosyalamış olduğunu, müvekkilinin bu marka başvurusuna karşı yaptığı itirazların davalı ... tarafından nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira müvekkilinin “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunu, ayrıca “....- ...” adının davalının marka başvurusundan önceki tarihlerde, vergi dairesinde ve tüm resmi evraklarda davacı adına kayıtlı olduğu, davalı şahsın müvekkilinin “...” markasını halihazırda ve davalıdan öneki tarihlerden beri kullandığını davalının bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu, zira tarafların akraba olduklarını ve aralarında bir süredir husumet bulunduğunu, hal bu iken bu ibarenin marka olarak kendi adına tescili için bir başvuru dosyalamış olmasının davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, nitekim dava konusu edilen “...” markasının bir aile yadigârı olarak 1950’lerden beri kullanıldığını ve 1988’den beridir de davacı şahsın işletmesinde ticaret unvanı olarak kullanıldığını, müvekkilinin bu isimle vergi kaydının bulunduğunu, müvekkilinin bu marka altında müşterilerine kestiği faturaların da ... nezdindeki itirazlar ekinde sunulmuş olduğunu, SMK m. 6/3 hükmüne konu edilen gerçek hak sahipliği için gerçek hak sahibi tarafından işaretin kullanımının belirli bir hizmet ile ilişkilendirilmesi ve markasal kullanım olarak nitelendirilebilmesi, en azından o işaret için belirli bir bölge ve ilgili çevrede ayırt edicilik sağlanmasının yeterli görüldüğünü, müvekkilinin uzun yıllardır Bodrum'da faaliyet gösterdiğini ve faaliyet gösterilen piyasada markasının tanınırlık kazanması için yoğun emek harcadığını, bu markanın davalı şahıs adına tescillenmesinin alıcıların kafasında karışıklığa neden olacağını ileri sürerek, ... ....’nın dava konusu edilen 27.07.2022 tarihli ve .... sayılı kararının iptaline ve ... başvuru sayılı markanın tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen markanın ... işlem dosyasına davacı tarafından, iddialarını ispatlar ve kendisinin önceye dayalı gerçek hak sahibi olduğunu gösterir, ibareyi Türkiye’de bilinir hale getirdiğini ve ibare üzerinde Türkiye’de bir hak elde ettiğini ispatlar yönde yeterli delilin sunulmadığını, dolayısıyla davacının “....” ibaresi üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu ispat edemediğini, ayrıca davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı ticaret unvanının yer aldığı evraklardan en eski tarihli olanın 2015 yılına dayandığının görüldüğünü, halbuki davalı şahıs adına ....sayılı bir markanın tescilli olduğunu, davacının bu marka tescilinden önceki tarihlerde ticaret unvanını kullanıyor olduğunu ve dahi davalı şahın kötü niyetle marka başvurusunda bulunmuş olduğunu somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... ilçesinde 24.06.2015 tarihinden bu yana “...-Bodrumlu ...” unvanı altında ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, müvekkilinin işletmesinin ... kaydının 08.09.2014 tarihinde yapılmış olduğunu ve iştigal alanının zeytin toptan/perakende ticareti hususlarını da kapsadığını, ayrıca “Bodrumlu ...” ibareli markanın müvekkili şahıs adına ... nezdinde 30.05.2013 tarihinden muteber olmak üzere 2013 48961 sayı ile tescilli olduğunu, dolayısıyla dava konusu edilen markanın davalı adına tescilinin hukuka uygun bir işlem olduğunu, davalının kendi soyadını içeren bir markayı, ailece yıllardır zeytincilik yaptıkları cihetle tescil ettirmek istemesinin hayatın olağan akışına ve Ticaret Kanunu’nun bahsettiği basiretli bir iş insanı tutumuna uygun bir davranış olduğunu, müvekkilinin ... nezdinde dosyaladığı itirazlarında www.uyarzeytincilik.com alan adını kullandığını iddia etmişse de, bu alan adının aktif olarak hangi tarihten itibaren kullanılmaya başlandığının anlaşılamadığını, dolayısıyla davacının bu alan adını/markayı kullandığına ilişkin şüpheler bulunduğunu, davacı adına önceki tarihlerde tescile bağlanmış olan markaların dava konusu edilen “...” ibaresini değil, ....” gibi ibareleri ihtiva ettiğini, davacının delil meyanında sunmuş olduğu vergi levhasının da sadece davacının adı soyadı bilgisini ihtiva ettiğini, zaten de vergi dairelerinin ticaret unvanı verme/tescil etme konusunda yetkili olmadıklarının, yani davacının vergi levhasına dayalı olarak da “...” ibaresi üzerinde bir hak iddia edemeyeceğini, davacının müvekkilinin .... sayı ile tescilli markasından haberdar olmasına ve kendi adına başka ibareleri marka olarak tescil ettirmesine rağmen ısrarla kendisine ait olmayan “...” markasını basılı dokümanlarında kullanma gayretini gösterdiğini, halbuki bu markanın yaratıcısının ve başarılı bir şekilde pazarda temsilcisinin müvekkili olduğunu, asıl davacının kötü niyetli olarak müvekkili markasının önünü kesmeye çalıştığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporu alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, ... .... kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde.... numaralı marka tescil başvurusu dosyasının tetkikinde, davalı şahsın 22.04.2021 tarihinde 29 ve 35. Sınıflara giren bir takım mal ve hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı görsel unsur içeren marka başvurusunun, ... .... tarafından tescil edilmek üzere 27.05.2021 tarihli ve 373 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilan edildiği, bu ilana davacının SMK m. 6/3, m. 6/6 ve m. 6/9 hükümlerine dayalı olarak itiraz ettiği, bu itirazın içeriğinde ve ekinde de; dava dosyasına da sunmuş olduğu vergi levhasının, faturaların ve ürün ambalaj görselinin örneklerini ve .... sitesinin bilgilerini sunmuş olduğu, bu belgeleri ve davacının itirazını inceleyen Markalar Dairesi Başkanlığı’nın 12.01.2022 tarihli ve .... sayılı yazısı ile, davacının itirazını bütünüyle reddettiği, bunun üzerine davacının itirazını bu sefer SMK m. 6/1, m. 6/3 ve m. 6/9 hükümlerine ve .... sayılı markalarına dayalı olarak tekrar ettiği, bu itirazının ekinde de, daha önce marka işlem dosyasına sunmuş olduğu delillerin aynılarını sunmuş olduğu, davacının bu itirazın da ...’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun huzurda dava konusu edilen 27.07.2022 tarihli ve ..... sayılı kararı ile nihai olarak ve bütünüyle reddedildiği, Dava konusu edilen bu .... kararında özetle; “......Yapılan incelemede, ihtilaf konusu ibarenin itiraz sahibi tarafından, başvuruya konu markanın başvuru tarihinden önce ve tescili talep edilen mallar ve hizmetler için Türkiye'de süreklilik arz eder biçimde ve ticari etki oluşturacak şekilde ve başvurunun tescilini engelleyecek mahiyette bir markasal kullanımın ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır…Yapılan incelemede, muterize ait ticaret unvanının yer aldığı evraklardan en eski tarihli olanın 2015 yılına dayandığı tespit edilmiştir. İşbu başvuru sahibi adına kayıtlı .... markanın varlığı nedeni ve muterizin bu tescilden önceki bir tarihte unvanını kullandığı kanıtlanamadığı dikkate alındığında bu yöndeki itirazlar da kabul edilmemiştir…Başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönündeki iddia da somut delillerle ispatlanmadığı gibi, sadece markalar arasındaki benzerlik iddiasına dayandırıldığından ve Kurul'un kanaatine göre, markalar arasındaki benzerlik veya karıştırılma ihtimali, diğer başkaca koşulların varlığı aranmaksızın, tek başına, kötü niyet iddiasının kabulü için yeterli bir kanıt teşkil etmediğinden bu gerekçeye dayalı itiraz da yerinde ve haklı görülmemiştir. İtirazın reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.” biçiminde karar verildiği, verilen kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; DAVALI ŞAHSIN .... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet" kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; • Markaların ayniyeti/benzerliği, • Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, • Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalının tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Taraf markaları, renk ve şekil unsurlarından yoksun sırf kelime markalarıdır; işaretlerde “....” ve “...” ibareleri, düz yazım karakterindeki siyah/yeşil renkli büyük harflerle, aynı puntolarda ayrı olarak yazılmıştır ve her bir işaret özelinde, yazım karakterleri itibariyle bütünleşik olarak, birer tamlama/kelime öbeği şeklinde algılanmaktadırlar ve bütünleşik halleriyle markaların esas unsurları oldukları değerlendirilmektedir. Dava konusu edilen markada geçen “zeytincilik” kelimesi, tasviri/tanımlayıcı bir cins isim olduğundan, bilhassa da markanın kapsamına giren “zeytincilik” ile ilgili emtialar yönünden markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksundur. Dolayısıyla; dava konusu edilen işarette, markasal hüviyette esas koruma altına alınması istenilen unsurun, yani markanın esas unsurunun .... kelimesi olduğu değerlendirilmektedir. Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalarda da, davalının markasının esas unsuru olan “.... ibaresinin de bir şahıs soy ismi olarak algılandığı, Dolayısıyla, somut uyuşmazlıkta, taraf markalarının esas unsurlarında kullanılmış olan ve bir şahsın soyadı olarak algılanan “...” ibaresinin ayniyetinin, kelime markası hüviyetinde olan markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kıldığı değerlendirilmektedir. Taraf markalarında geçen diğer kelimelerin markaları “birebir aynı” olmaktan çıkardığı, ancak SMK’nın 6/1 hükmü kapsamında “ayırt edilemeyecek derecede benzer” olma durumundan kurtaramadığı değerlendirilmektedir. Ayrıca; Raporumuzun bu bölümünde de yer verdiğimiz yerleşik içtihada göre; potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davacının “....”lı markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” esas unsurlu markasıyla karşılaştığında bu markaları “görsel ve kavramsal açılardan benzer bulması ve karıştırması” yüksek ihtimal dahilindedir. Bu meyanda; markaların fonetik/duyusal/işitsel olarak karşılaştırılmasında, taraf markalarında okunuşları aynı olan “...” ibaresinin ortaklığından hareketle, markaları okunuşları/kulakta bıraktıkları “tını” itibariyle işitsel açıdan da yakınlaştırdığı, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle bu mal veya hizmetlerin; • Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, • Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, • Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, • Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, • Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, • Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, • Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Davalının markasının kapsamına giren 29. Sınıftaki emtiaların tamamı, davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalarının kapsamındaki 29. Sınıfa giren emtialar ile aynı/aynı tür emtialardır. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, 29. Sınıfa giren emtiaların tamamı açısından emtia ayniyeti/benzerliği/ türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu, ilave bir inceleme yapılmaksızın söylenebilecektir. Ancak aynı tespit, 35. Sınıfa giren hizmetler yönünden söylenemeyecektir; davacının markaları, davalının markasının kapsamına giren, reklamcılık, halkla ilişkiler ve pazarlama ile ilintili 35. Sınıfa giren hizmetler yönünden tescilli değildir ve bu markaların tescilli olduğu, gıda ile ilintili olan emtialar ile reklamcılık, halkla ilişkiler ve pazarlamaya ilişkin hizmetlerin benzer/türdeş emtialar olduğunu söylemek mümkün değildir; zira bunların benzer alıcı çevresine hitap ettiği, benzer ihtiyaçları giderdiği, son kullanıcılarının ve hedeflenen tüketici profillerinin aynı olduğu, dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olduğu, birbirleri yerine ikame imkanının veya birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunduğu söylenememektedir. Sonuç olarak; dava konusu edilen markanın kapsamına giren 29. Sınıftaki emtiaların tamamı yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, 35. Sınıfa giren hizmetler yönünden ise gerçekleşmediği, Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Davalının markasının kapsamına giren ve yukarıda, emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartını karşıladığı tespit edilmiş olan 29. Sınıfa giren, gıda ile ilintili olan ürünlerin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bu emtialar nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu gıda ürünlerini satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin yüksek olmadığı, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici/müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: • Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, • Çağrıştırma, • Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, • Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, • Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarının esas unsuru/esas unsurunun bir parçası olarak kullanılmış olan “...” ibaresinin ortaklığından hareketle, markalar arasında görsel/fonetik/kavramsal açılardan benzerlik olduğu, Bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği de gözetildiğinde, davacının “...”lı markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...”lı markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu, diğer taraftan; dava konusu edilen markanın kapsamındaki 29. Sınıfa giren emtialar özelinde, taraf markaların arasında emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının da gerçekleştiği, bu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin yüksek olmadığı da gözetildiğinde, söz konusu emtialarda “...”lı işaretlerin/tanıtma vasıtalarının markasal hüviyette farklı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılması halinde tüketicilerin söz konusu emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, tiketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu veya ortak bir çalışma/iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, kapsamına giren 29. Sınıftaki emtialar yönünden, davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği, Sonuç olarak; somut uyuşmazlıkta, taraf markaları arasında, davalının markalarının kapsamına giren 29. Sınıfa giren emtiaların tamamı yönünden, SMK m. 6/1 hükmü kapsamında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin (kısmen) bulunduğu, 35. Sınıfa giren hizmetler yönünden ise bulunmadığı, DAVACININ ÖNCEKİ KULLANIMA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASININ DAVALI ŞAHSIN 2021/064765 SAYILI MARKASININ YÖNÜNDEN TESCİLİNE ENGELİ/ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir. 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır. İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Ayrıca, yeni tarihli Yargıtay içtihatlarında;”.......‘gerçek hak sahipliği’ ilkesi uyarınca, marka tescilinden önce tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden markaya konu işaretin veya ibarenin yerelden daha geniş coğrafyada ve ciddi surette markasal kullanımı ve bu kullanımla markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandıranlar, markaya konu işaretin veya karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzerinin başkalarınca marka başvurusuna konu edilmesi halinde marka tescil başvurusuna itiraz etme ya da markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır.” denilmekle; eskiye dayalı gerçek hak sahipliği iddialarının SMK 6/3 maddesi hükmüne konu koruma kapsamından yararlanabilmesi için; markasal bir kullanım olmasının, bu kullanımın ciddi seviyelerde olmasının ve yerelden daha geniş bir coğrafyada gerçekleşmesinin şart olduğu yönünde içtihat oluşturulmuştur. Huzurdaki davaya konu uyuşmazlık; davacının “...” ibaresi üzerinde SMK m. 6/3 hükmü gereğince korunması icap eden eskiye dayalı bir kullanımı ve gerçek hak sahipliği oluşup oluşmadığının tespiti noktasında toplanmaktadır. Zira; davacının tescilsiz olarak kullandığını tevsik edebildiği işaretinde “...” kelime öbeğinin esaslı bir unsur olduğu ve dava konusu edilen markanın esas/tek unsuru ile aynı olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur. Taraf markalarının emtia listelerinin karşılaştırıldığı kısımda tespit edildiği üzere; davacının tescilsiz marka kullanımlarının gerçekleştiği “zeytincilik” faaliyetleri ile dava konusu edilen markanın kapsamına giren 35. Sınıftaki hizmetler örtüşmemektedir. Dolayısıyla; davacının uyuşmazlık konusu edilen ibare üzerinde markasal hüviyette gerçek bir hak sahipliği bulunduğu tespit edildiği zaman ve takdirde dahi, dava konusu edilen markanın tescilinin/hükmünün sadece 29. Sınıfa giren, “zeytincilik” ile doğrudan ilintili emtialar yönünden engellenebileceği, Davacı şahsın, dava konusu edilen “...” ibaresini ticari faaliyetlerinde önceki tarihlerden beri kullandığına dair dava/marka işlem dosyasına sunduğu belgelerin incelenmesinden; davacının tanıtma vasıtasını faturalarında, “zeytin satışı” hizmetleri kapsamında, hizmet markası hüviyette kullandığının 2015, 2017 ve 2018 yıllarına sarih olarak tevsik edilebildiği, davacının gerçek hak sahipliğine gerekçe olarak gösterdiği bu kullanımların, SMK m. 6/3 hükmünde aranan “ciddi/yaygın kullanım” hususunu tevsik etmekten ziyade, bir markanın, daha da doğru bir ifadeyle bir tanıtma vasıtasının “mutad kullanımı”nı kanıtladığı, zira; 2015-2018 yılları arasında sekiz adet faturanın kesilmiş olmasının, davacının ticari faaliyetlerinin yaygınlığını ve yoğunluğunu tevsik edebilecek nicelikten ve nitelikten uzak olduğu, markaya yapılan yatırımı, markanın tanıtımı için harcanan emeği, markanın tescilli bir markanın önüne geçerek, istisnai bir korumadan faydalanarak, kullanım yoluyla hukuken korunması gereken ekonomik bir değer kazandığını tevsik edemediği, ayrıca davacının, bir işletme açması için asgari gereklilikler arasında yer alan vergi kaydının gerçekleştirmiş olması, ancak ve sadece davacının ticari faaliyetlerine hangi tarihlerde başladığını tevsik edebilen nitelikte belge ve delillerdir; yoksa bu belgenin de, davacının tescilsiz markasal kullanımlarının “yoğunluğu”nu ve “ciddiyetini” tevsik edebilen bir yönü bulunmamaktadır. Kaldı ki; bir tanıtma vasıtasının sırf işletme adı/unvanı şeklinde kullanımının markasal kullanım olarak da kabulü, marka hukukumuza göre mümkün değildir. Ayrıca da; davalı adına 30.05.2013 tarihinden muteber olmak üzere tescilli olan 2013 48961 sayılı görselli, yani uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresini belli bir kompozisyon içerisinde olsa dahi esaslı bir unsur olarak ihtiva eden markanın mevcudiyeti göz önüne alındığında, davalının uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresini, davacının gerçek hak sahipliği iddiaları kapsamında sunmuş olduğu, ilki 2015 tarihli olan faturalardan daha önceki bir tarihte, 29. Sınıfa giren “zeytinler” ile ilintili emtialar yönünden marka tescile konu etmiş olduğu fiili gerçeği de gözetildiğinde, davacının tescilsiz marka kullanımlarını gösteren faturaların davalının bu marka tescilinden sonraki bir tarihte gerçekleşmiş olmasın nedeniyle, davacıya öncelikli bir markasal hak sağlayacak nitelikte olmadığı, Sonuç olarak; dava/marka işlem dosyasına davacının “...” tanıtma vasıtasını, markasal hüviyette ve SMK m. 6/3 hükmünün gerektirdiği derecede yoğun ve yaygın kullandığını kanıtlayan yeterli nitelikte/nicelikte/içerikte delil sunulmamış olduğu ve bu markaya davacı adına hukuken korunması gereken ekonomik bir değer kazandırıldığının bu belgelerden anlaşılmadığı, DAVACININ TİCARET UNVANINA VE ALAN ADINA DAYALI HAK İDDİALARININ DAVALININ 2021/064765 BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ: 6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği, SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına ve alan adlarına tanınan koruma, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları/alan adları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca, bu işaretin ticaret unvanı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının ispatı gerekir. Davacının bir şahıs olarak, ticaret siciline kayıtlı bir “ticaret unvanı”na sahip olması teknik olarak mümkün değildir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta davacının SMK m. 6/6 hükmü kapsamında bir ticaret unvanına dayalı olarak bir koruma talep edemeyeceği değerlendirilmektedir. Ancak; davacının .... alan adının 18.03.2013 tarihinde tahsis edilmiş olduğu ve bu alan adını haiz web sitesinin içeriğinde, en eskisi 12.10.2013 tarihinde gerçekleşmiş olduğu web-archive taramasından bir kısım markasal kullanımların gerçekleştiği, bu kullanımlarda uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresinin, baskın bir biçimde yer aldığı markasal kullanımlara konu olduğu, ayrıca web sitesi içeriğinde tanıtılan ürünlerin üzerinde de şeklinde “...” ibaresinin markasal kullanımlarının gerçekleşmiş olduğu, bu kullanımların “zeytin” ile ilintili emtialarda ve bu emtiaların satışı hizmetlerinde gerçekleştiği görüldüğünden davacının www.uyarzeytincilik.com alan adı altında, dava konusu edilen markanın başvuru tarihi olan 22.04.2021 tarihinden önce, 29. Sınıfa giren “....emtialarda fiili markasal kullanımlarının tevsik edilebildiği değerlendirildiğinden, davacının .... şeklindeki alan adına dayalı olarak, dava konusu edilen markanın, kapsamına giren “Zeytin, zeytin ezmeleri. Yenilebilir bitkisel yağlar.” emtiaları yönünden tesciline/hükmüne engel olabileceği, DAVACININ KÖTÜ NİYETE İLİŞKİN İDDİALARININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesinde; “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir” denilmektedir. Buna göre; Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve / veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Adalet Divanı diğer kararlarıyla kötü niyet kavramının uygulama alanı hakkında daha net bir çerçeve çizmeye çalışmıştır. Buna göre; “Başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurtdışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına, başvuru sahibinin ilgili hüküm kapsamında, kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir30.” ve “İnceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz.” Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de subjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür. Somut olayımıza dönüldüğünde; davalının dava konusu edilen işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla hareket ettiği veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir somut delil sunulmamış olduğundan ve davalının görselli, “....” ibaresini ihtiva eden markası, 30.05.2013 tarihinden beri korunduğu halde davacının bu marka hususunda 5 yıldan fazla süredir sessiz kaldığı da dava/marka işlem dosyası içeriğinden tespit edilebildiğinden, ayrıca da, her ne kadar davacının iddialarına göre taraflar akraba iseler ve aralarında da bir husumet mevcut ise de, davalının yürüttüğü ticari faaliyetleri kapsamında kullandığını iddia ettiği markayı tescil ettirmek istemesinin basiretli bir tacir sıfatının gereklerine ve hayatın olağan akışına aykırı düşmediği gözetildiğinde, davalının kötü niyetinin ispat edilemediği, Netice itibariyle, 1) Karşılaştırılan (tescilli) markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğu, 2) Dava konusu edilen markanın kapsamına giren, 29. Sınıftaki emtiaların tamamı yönünden emtia/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, 35. Sınıfa giren hizmetler yönünden ise bu şartın gerçekleşmemiş olduğu, 3) Dava konusu edilen markanın kapsamına giren 29. Sınıftaki emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin, bu emtiaları satın alırken yüksek olmadığı, 4) Bu değerlendirmeler nedeniyle, karşılaştırılan (tescilli) markalar arasında, davacının markasının kapsamına giren 29. Sınıftaki emtialar yönünden karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin (kısmen) bulunduğu, 5) Davacının “gerçek hak sahipliği” ve “ticaret unvanından kaynaklanan hak” iddialarının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, 6) Davacının .... alan adına dayalı olarak dava konusu edilen markanın, kapsamına giren “Zeytin, zeytin ezmeleri. Yenilebilir bitkisel yağlar.” emtiaları yönünden tesciline/hükmüne engel olabileceği, 7) Davacının “kötü niyet” iddiasını ispat edemediğinden davalının kötü niyetli olmadığı, 8) Dava konusu edilen 27.07.2022 tarihli ve 2022-M-8700 sayılı .... kararının 29. Sınıf emtialar yönünden iptali ile dava konusu ....sayılı markanın 29. Sınıf emtialar yönünden hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, kanaatleriyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalı kurum ile dahili davalı vekillerince istinaf edildiği, istinaf talebini değerlendiren .... kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafından ...'ın marka tescil başvurusuna itirazda bulunulmuş,.... kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir. İşbu davada,.... kararının iptali talep edildiğine ve sonuç itibariyle başvuruya yapılan itirazın reddine ilişkin kararın yanlış olduğu ileri sürüldüğüne göre, bu .... kararının tarafı bulunan ve dava konusu marka başvurusunu yapan ...'ın da işbu davada hakları etkilenecektir. Bu durumda ... ile marka başvurusunda bulunan ... arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğundan, ...'ın da işbu davada davalı safında yer alması, sunması halinde delillerinin toplanması ve bundan sonra tüm delillerin değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Davacı tarafça, dava dilekçesinde yalnızca ... davalı olarak gösterilmiş, daha sonra UYAP'tan yine dava dilekçesi olarak sunulan ikinci dilekçede bu kez ... dahili davalı olarak gösterilmiştir. Bunun yanında ...kayıtlarında ...'ın zorunlu dava arkadaşlığı nedeniyle davaya dahil edilmesine ilişkin bir dahili dava dilekçesi de görülmektedir. Ancak, 6100 Sayılı HMK'nın 124. maddesinde yer alan düzenleme dışında taraf değişikliğine gidilmesi mümkün değildir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen kişi, dava açıldıktan sonra ihbar ya da dahili dava dilekçesi ile davada taraf sıfatını kazanamayacağı gibi, ıslah yoluyla dahi davada taraf değişikliği mümkün değildir (.... kararının iptaline ilişkin işbu davada, zorunlu dava arkadaşı olarak bulunması gereken ...'a karşı, işbu dava ile birleştirilmek üzere başka bir dava açılması ve işbu dava ile birleştirilmesi yönünde kesin süre verilmesi, bundan sonra hasıl olacak duruma göre, dosyanın esası incelenerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözden kaçırılarak, usulünce taraf teşkili sağlanmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Kabule göre de, 6100 sayılı HMK'nın tasarruf ilkesi başlıklı 24. maddesinde, hâkimin, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemeyeceği ve karara bağlayamayacağı, taleple bağlılık ilkesi başlıklı 26. maddesinde ise hâkimin, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanunun 7251 sayılı Kanunun 15. maddesi ile değişik 141. maddesinde ise iddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi düzenlenmiş olup buna göre taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri ise saklıdır. Açıklanan hükümler çerçevesinde somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; dava dilekçesinin talep sonucu kısmında ".... adına yapılan başvurununu reddine, .... adına tescil yapılmasına" karar verilmesi istenmiş, bunun dışında dava konusu markanın hükümsüzlüğüne ilişkin talep ileri sürülmemiştir. Keza iddianın genişletilmesinin mümkün olduğu cevaba cevap dilekçesinde de marka hükümsüzlüğü isteminde bulunulmamış, bu aşamada davacı vekili .... kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Her ne kadar 02/03/2023 tarihli ön inceleme celsesinde mahkemece davacı vekiline dava dilekçesinin sonuç ve talep kısmındaki marka tescil başvurusunun reddi talebinin aynı zamanda hükümsüzlüğü de kapsayıp kapsamadığı hususunda beyanda bulunması için bir hafta kesin süre verilmesine karar verilmiş ve davacı vekili ön inceleme celsesi yapıldıktan sonra 09/03/2023 tarihli dilekçesi ile taleplerinin "Davalı tarafından yapılmış marka tescil başvurusunun reddine ve markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi" olduğunu belirtilmiş ise de dava tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK'nın 141/1. maddesine göre iddianın genişletilmesi ancak dilekçelerin teatisi aşamasında mümkün olup, bundan sonra iddianın genişletilmesi davanın ıslahı ya da karşı tarafın açık muvafakati ile yapılabilir. Eldeki davada, davacı cevaba cevap dilekçesi ile de dava konusu markanın hükümsüzlüğünü talep etmemiş, hükümsüzlük talebini ilk kez ileri sürdüğü aşamada ise karşı tarafın açık muvafakati sağlanmamıştır. Bu durumda ilk derece mahkemesince işbu davada, davalı markasının hükümsüzlüğünün talep edilmediği, davacının süresi içinde dava konusu markanın hükümsüzlüğü yönünde iddiasını da genişletmediği, 09/03/2023 tarihli dilekçede yer alan iddianın genişletilmesi niteliğindeki talebine de karşı tarafın açık muvafakatinin bulunmadığı, sonuç olarak eldeki davada dava konusu markanın hükümsüzlüğünün talep edilmediği ve hakimin talepten fazlaya karar veremeyeceği, .... sayılı ilamının da aynı yönde olduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi de doğru olmamıştır. Bu itibarla Dairemizce, davalı ... ve dahili davalı vekillerinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davalı kurum vekilinin ve dahili davalı şahıs vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir." biçimindeki gerekçeler ile mahkememiz kararının kaldırıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce kaldırma ilamı doğrultusunda taraf teşkilinin sağlanmasına yönelik davacı vekiline süre verildiği ve davacı vekilince birleştirme talepli davanın açılarak dosyanın mahkememiz dosyası ile birleştirildiği, gerekli tebligatların yapıldığı ve taraf teşkilinin sağlandığı anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamına göre, daha önceki ulaşılan kabuller doğrultusunda 1) Karşılaştırılan (tescilli) markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğu, 2) Dava konusu edilen markanın kapsamına giren, 29. Sınıftaki emtiaların tamamı yönünden emtia/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, 35. Sınıfa giren hizmetler yönünden ise bu şartın gerçekleşmemiş olduğu, 3) Dava konusu edilen markanın kapsamına giren 29. Sınıftaki emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin, bu emtiaları satın alırken yüksek olmadığı, 4) Bu değerlendirmeler nedeniyle, karşılaştırılan (tescilli) markalar arasında, davacının markasının kapsamına giren 29. Sınıftaki emtialar yönünden karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin (kısmen) bulunduğu, 5) Davacının “gerçek hak sahipliği” ve “ticaret unvanından kaynaklanan hak” iddialarının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, 6) Davacının .... alan adına dayalı olarak dava konusu edilen markanın, kapsamına giren “Zeytin, zeytin ezmeleri. Yenilebilir bitkisel yağlar.” emtiaları yönünden tesciline/hükmüne engel olabileceği, 7) Davacının “kötü niyet” iddiasını ispat edemediğinden davalının kötü niyetli olmadığı, 8) Dava konusu edilen 27.07.2022 tarihli ve .... sayılı .... kararının 29. Sınıf emtialar yönünden iptali koşullarının oluştuğu, dava konusu markanın davacı adına tescilinin yapılması talebinin davalı kurumun idari işleyiş süreciyle ilgili olduğundan reddi gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın Kısmen Kabulüne, ....sayılı kararının 29. Sınıfın tamamı yönünden iptaline, Tescilin davacı adına yapılması talebinin reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan peşin alınan 80,70.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 651,30.-TL maktu ilam harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına, Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davanın kısmen reddolunması ve davalıların kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davanın kabul ret oranının takdiren %50 olarak kabulüne, Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 80,70.-TL ilâm harcının tamamının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının bunun dışında yapmış olduğu aşağıda dökümü yazılı 7.960,50.-TL yargılama giderinin %50'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu 1.007,85.-TL yargılama giderinin %50'sinin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı şirketin yapmış olduğu 141,10.-TL yargılama giderinin %50'sinin davacıdan alınarak davalı şahsa verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı şirket vekilinin yokluğunda tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim.... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 1.410,50.-TL Gider Avansı : 6.550,00.-TL TOPLAM : 7.960,50.-TL