İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/41 E. 2026/38 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/41
Karar No
2026/38
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/41 KARAR NO : 2026/38

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 14/01/2025 KARAR TARİHİ : 14/01/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili 14.01.2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili --- -, davalı-----. firmasının tüm hisselerini tek pay sahibi ve şirket yetkilisi olarak 26.02.2024 tarihli "----- Şirketi 26/02/2024 Hisse Devri" sözleşmesiyle davalı şirketin yeni tek pay sahibi ve yetkilisi ----- devretmiş, bu değişikliği içeren Genel Kurul Toplantı Tutanağı aynı gün----- Noterliğince tasdik edilmiş ve 01.03.2024 tarihli ----- Gazetesinde ilan edilmiştir. Müvekkili davalı şirket olan ------. firmasını 26/02/2024 tarihinde davalı şirketin yeni sahibi ve yetkilisi----devrettikten sonra dava dışı ------bu hisse devir sözleşmesinden kaynaklı bakiye 850.000,00-TL hisse bedelini ödememesi üzerine taraflar arasında ihtilaf doğmuştur. Zira müvekkilinin şirketin hisse devrinden kaynaklı bakiye alacağını tahsil etmek ve kefil sıfatıyla herhangi bir sorumluluk altına girmesi halinde şirkete rücu edeceğini bildirmek için 10.05.2024 tarihinde---- Noterliği ------ yevmiye numaralı ihtarname keşide etmiş akabinde 14.05.2024 tarihinde -----İcra Dairesi ------ Esas nolu ilamsız icra takibi başlatmıştır. Borçlu------itirazı üzerine açılan -----. Asliye Ticaret Mahkemesi ------Esas sayılı itirazın iptali davası açılmıştır. 06/01/2025 tarihinde bu davada davanın tam kabulüne, borçlunun itirazının iptaline ve %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmiştir. ----- müvekkilinin bakiye hisse bedelini ödememek adına türlü hukuk dışı iş ve eylemlere kalkmış müvekkiline karşı gerek kendisi gerekse azmettirdiği kişiler aracılığıyla hakaret, tehdit, mala zarar verme fiillerini işlemiştir. Bundan dolayı derdest soruşturmaları mevcut olduğu gibi müvekkilinin müşteki olduğu ----- Asliye Ceza Mahkemesi ------ Esas dosyasında sanık olarak yargılaması devam etmektedir. Ayrıca müvekkilinin taşınmazlarına "çökmek" için yasaya karşı hile niteliğinde davalar ikame etmiştir. ---- İşletme Kredisi ve ----- nolu TL İşletme Kredisi tahsisi esnasında müvekkiline ait ----- Nolu Kur Korumalı Mevduat hesabında bulunan 945.234,50-TL hesabı üzerinde 03.08.2023 tarihli mevduat rehin sözleşmesi ve ------Nolu Kur Korumalı Mevduat hesabında bulunan 1.622.764,00-TL hesabı üzerinde 03.08.2023 tarihli mevduat rehin sözleşmesi imzalanarak nakit teminatlı ticari krediler davalı şirket için kullandırılmıştır. Müvekkilinin işbu şahsi hesaplarında toplam 2.567.998,50 TL limitli nakit karşılıklı rehin tesis edilmiş, ayrıca 25.10.2022 tarihli Genel Kredi Sözleşmesine 25.10.2022 Tarihinde 6.250.000,00.-TL Kefalet limiti ile kefil sıfatıyla borç altına girmiştir. Kefalet ilişkisinden dolayı ----- Nolu Şirket Kredi kartına ve ----- nolu TL ve ----- nolu TL İşletme Kredilerinin tamamına müvekkili kefil olmuştur. Müvekkilinin yukarıda bahsi geçen hak arayışı üzerine davalı şirket yetkilisi ------, müvekkilini zor durumda bırakmak, mağdur etmek adına yukarıda 3 numaralı paragrafta açıklanan şirketin ticari kredi borçlarını kasten ödememeye başlamıştır. Amacı şirket borcunu müvekkilinin üstüne yıkmaktır. Zira müvekkilinin şirketin yetkilisi olduğu dönemde alınan krediye müşterek ve müteselsil sıfatla şahsi kefil durumdadır. Bu amaçla da kasıtlı olarak şirket yetkilisi, ----- Bankasına olan ticari kredisinin borcunu ödememiştir. Bunun üzerine ------ Bankası tarafından gerek davalı şirkete gerekse müvekkiline muhatap sıfatıyla ----Noterliğinden 05/08/2024 tarihli ------ yevmiye numaralı kat ihtarnamesi keşide edilmiştir. Davalı şirketin ------ Bankasına ticari kredi borcunu ödememesi üzerine kefil sıfatıyla müvekkilinin şahsi hesabındaki nakit blokeli parasından toplamda 2.567.998,50-TL bedel tutarı 07/08/2024 tarihinde çekmiştir. Müvekkilinin davalı şirkete karşı 25.10.2024 tarihinde ----. Noterliği ------ yevmiye numaralı ihtarname keşide etmiştir. İhtarnamesinde özetle; ----- Bankasından şirket adına çekilen kredi borcunun şirket tarafından ödenmediğinden dolayı ------ Bankası tarafından müvekkilinin şahsi hesabında bulunan toplamda 2.567.998,50-TL tutarın çekildiğini, sadece bu tutarı aşan kısmın şirket tarafından bankaya ödendiğini, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 gün içerisinde Banka tarafından kefil sıfatıyla hesaptan çekilen 2.567.998,50-TL tutarın ödenmesi, ödenmemesi halinde yasal yollara başvurulacağı ihtar edilmiştir. ------ Bankasından söz konusu borca ait bilgi ve belgeler ile borcun tahsilatına ait süreci anlatan bilgi yazısı istenmiş ve müvekkilinin mail adresine ilgili bilgi ve belgeler gönderilmiştir. Davalı şirketin herhangi bir ödeme yapmaması üzerine müvekkili tarafından asıl borçluya rücu edilmek için ----. İcra Dairesi------ Esas ilamsız icra takibi başlatılmıştır. İcra takibine dayanak belge olarak bankadan temin edilen genel kredi sözleşmeleri, bankanın maili, banka tarafından çekilen tutarları gösteren hesap hareketleri eklenmiştir. Borçlu şirket vekili aracılığı ile icra takibine itiraz etmiştir. İtirazında hiçbir şekilde konuya dair en ufak açıklama yapılmamıştır. Davalı şirketin itirazı haksızdır, alacağımız likittir. İtirazının iptali gerekmektedir. İcra takibinin durdurulmasına karar verilmesi üzerine ticari dava şartı arabuluculuk başvurusu yapılmış ve----- dosyasında yapılan toplantılar neticesinde tarafların ----. İcra Dairesi------Esas ilamsız icra takibine itirazın iptali, %20 icra inkar tazminatı ve tüm ferileriyle tahsili konusunda taraflar anlaşamamıştır. Anlaşmama son tutanağı ektedir. Davalı, icra takibine itirazında da takip dayanağı 03.08.2023 tarihli mevduat rehin sözleşmesi, banka maili, hesap hareketleri, genel kredi sözleşmelerine herhangi bir itirazda bulunmamış olması, alacağın likit olduğu dikkate alındığında, borçlunun itirazının iptaline ve asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesi gerekmektedir. Davalı borçlu şirket yetkilisi hiçbir somut ve hukuki gerekçe ileri sürmeksizin ödeme yapmaktan kaçınmakta olup borcunu ödememek için müvekkiline iftira atmaya, suçlamaya, tehdit etmeye başlamıştır. Müvekkilinin tüm yasal hakları saklıdır. Borçlu davalı likit olan borcunu ödemekten kaçınmakta ve malvarlığını da kaçırma ve eksiltme hazırlığı içerisindedir. Müvekkili, davanın alacağı süre dikkate alındığında alacağına kavuşamama riski altındadır. Bu nedenlerle müvekkilini telafisi zor zararlara sokacağından dolayı davalının taşınır, taşınmaz ve banka hesapları olmak üzere öncelikle teminatsız olarak aksi halde uygun bir teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmeleri gerektiğinden bahisle davanın kabulüne, ----- Dairesi ----Esas sayılı dosyasında itirazın iptaline ve takibin devamına, asıl alacağın %20’ sinden aşağı olmamak üzere, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, borçlu malvarlığını kaçırma ve eksiltme hazırlığı içinde olduğundan dolayı taşınır, taşınmaz ve banka hesapları olmak üzere davalının malvarlığına öncelikle teminatsız olarak aksi halde uygun bir teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına, her türlü yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasını karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili 17.02.2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacı, aşağıda detaylı izah edilmeye çalışılan ortaklık ilişkisine de aykırı olarak, şirket malvarlığını haksız olarak kendisine devretmesi, haksız olarak söz konusu krediyi çekerek şirket pay sahibi sıfatıyla kefil olduğunu, bu kefil olduğu kredi sözleşmesine şirketin nakit malvarlığını teminat olarak gösterdiğini ve bu ilişkiden aslında karlı çıktığını saklamış ve bunlar için taraflarınca yapılan hukuki girişimlerden sonra kötü niyetli olarak huzurdaki davayı ikame ederek müvekkilinin ticari itibarını ve ticari faaliyetini engellemeye çalışmakta ve mahkemeyi aracı kılarak müvekkilinin alacaklarını talep etmemesi için baskı altına almaya çalışmaktadır. Şöyle ki; Davacı taraf mahkemeden bilgi ve belge saklayarak huzurdaki davayı ikame etmiştir. Taraflar arasında bir kredi ilişkisinden ziyade ortaklık ilişkisi söz konusudur. TBK md. 19 ve HMK md. 33 gereği, taraflar arasında gösterilen ve nitelenen hususların değil, tarafların gerçek ve ortak iradelerine bakmak gerekir. Malum olduğu üzere, her borç ilişkisinin bir sebebi bulunmaktadır. Huzurdaki davada da, davacı taraf borç nedeni olarak müvekkili şirketin ----- Bankası'ndan kullandığı kredi ve krediye kefil olmasından dolayı ödediği kredi tutarları için rücu hakkı olduğunu ileri sürerek huzurdaki davayı ikame etmektedir. Ancak hukuki sebep davacı tarafın mahkemeye arz ettiği şekli ile bir kredi ve kefalet ilişkisinden ibaret değildir. Müvekkili şirket her ne kadar ----- Bankası'ndan söz konu krediyi kullanmış ve davacı da bu krediye kefil olmuş ise de, asıl hukuki sebep; davacının müvekkili şirket paylarının tamamını müvekkili şirketin şu anki sahibi ------- satmış olması (Hisse Devir Sözleşmesi) ve sonrasında aralarında doğan hukuki ihtilaflar ve devam eden davalar nedeniyle borcunu ödemekten kaçınma çabasında olmasından doğmaktadır. Zira, müvekkili şirketin hali hazırdaki pay sahibi -----ve davacı uzun yıllar (adi) ortaklık yapmışlar, ancak ----- şahsi sebepleri nedeniyle davacıya gizli ortak olmak durumunda kalmış, sonrasında müvekkili ---- kurulmuş, davacı bu süreçte ------ hiçbir kâr payı ödemesi yapmamış, üstelik davacı, müvekkili şirket paylarını ---- devretmeden hemen önce müvekkili şirkete ait mal varlığını kanunun emredici hükümlerine aykırı surette genel kurul kararı olmaksızın, üstelik kendisine devretmiştir. Bu sebeple -----adına gizli ortaklıktan kaynaklanan alacaklarının tahsili amacıyla -----. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyası ile ikame edilmiş, ayrıca müvekkili şirketten kanuna aykırı surette kendisine mal devri yaptığı için----- Asliye Ticaret Mahkemesi'nin------ Esas sayılı dosyası ile dava ikame edilmiş olup, bu davalar halen derdest durumdadır. Bu davalarda davacının, gerek ----- ve gerekse müvekkili şirkete olan borcu 25 milyon TL'nın üzerinde bir tutar yapmaktadır. Aşağıda izah edildiği üzere, davacı bu davalar nedeniyle, davacının kendisi eliyle yaratılmış, görünürde müvekkili şirkete, gerçekte ise tamamen kendisine ait huzurdaki davaya konu bir borç için, Mahkemeye bu gerçek ilişkiyi aktarmaksızın huzurdaki davayı ikame etmiş ve haksız bir alacak talebinde bulunmaktadır. Ancak HMK md. 33 "Hâkim, Türk hukukunu resen uygular." hükmünü havidir. Yani Mahkemece davanın açılış sebebine değil, tarafların hukuki iş ve işlemlerinde kullandıkları ifade değil, esasen ortak ve gerçek iradelerine bakılması gerekmektedir. YARGITAY ----- HD 19.09.2018 tarih ve ------sayılı ilamlarında "Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33)." şeklinde bu hususu ifade etmiştir. YARGITAY ----- HUKUK DAİRESİ de 25.01.2018 tarih ve -----Sayılı bir kararında "Mahkemece, davacılar tarafından açılan davanın tapusuz taşınmaz tescili ve müdahalenin meni davası olduğu, yapılan keşif sonucu dava konusu taşınmazın tapusuz değil ...… adına kayıtlı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve Yasa’ya uygun bulunmamaktadır. Her ne kadar başlangıçta dava konusu yer tescil hariciymiş gibi dava açılmış ise de dava konusu edilen taşınmaz bölümü dava dilekçesine ekli krokide gösterilmiş ve .... doğru şekilde husumet yöneltilmiştir. Yargılama sırasında dava konusu taşınmazın … adına tapuya kayıtlı olduğunun anlaşılmış olması davanın reddini gerektirmez. 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesi gereğince bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme görevi hakime aittir." Davacı, müvekkili şirketin %100 pay sahibi ve tek yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde söz konusu krediyi şirketin kendi parasını teminat göstererek ve şirketi borçlandırmak suretiyle çekmiştir. Ancak bu tutarları kendi şahsi hesabına aktararak kendi adına kur korumalı mevduat hesabı açmış, paranın şahsi hesabında bulunduğunu, ortağına ve şirket muhsabesine çok sonra bilgi vermiştir. Davacı müvekkili şirketin %100 pay sahibi ve tek yöneticisi olsa da, müvekkili ile olan ortaklıklarına istinaden müvekkiline sormadan herhangi bir işlem yapmamakta iken, davaya konu olayda----- nezdinde kur korumalı hesap açmak istemiş, bankanın şirketlere kur korumalı hesap açılmadığını ifade etmesi üzerine, müvekkili ----- bulunan parası ile ---- döviz almış ve ---- Bankasındaki şahsi hesabına aktararak nakit olarak teminat göstermiş ve 1.622.764 TL tutarlı ---- nolu işletme kredisi ile 945.234,50TL tutarlı ---- nolu işletme kredilerini çekmiş, şirketin parası ile aldığı dövizleri ------ şahsi hesabına aktararak, şirket için çektiği bu kredilere karşılık nakit teminat göstermiştir. Davacı bu şekilde, şirketin 55.000 Euro ve 35.000 USD tutarında parasını, kendi şahsi hesabına aktarıp, döviz alıp------ nezdinde teminat göstererek şirket adına toplam 2.567.998,50 TL olan bu kredi kullanmıştır. Ancak bu kredi tutarını da aynı banka nezdinde bulunan şahsi hesabında, şirket adına açamadığı kur korumalı hesabı açmıştır. Ekte sunulan rapor içeriklerinde tespit edildiği üzere, davacı tarafından şirket muhasebecisi ----- 03.08.2023 tarihinde atılan mailde ve "spot kredi çektim kur korumalı mevduat hesabında bilgisini" ilk kez paylaşmış ve paranın şahsi hesabında olduğu bilgisini ise vermemiştir. Ekte sunulan adli bilişim raporlarında ------- yazışmalarından da tespit edildiği üzere; davacı 19.09.2023 tarihinde hesaplardan bahsederken söz konusu paranın şahsi hesabında olduğunu saklamış, şirket hesabında blokede duruyormuş gibi yazmıştır. Davacı, kendisine----- tarafından sorulan "toplam paramız ne kadar" sorusuna yanıt verirken müvekkili şirketin bankaya nakit teminat olarak verdiği EURO ve USD tutarları da belirterek cevap vermiştir. ---- müvekkili şirket hisselerinin tamamını devralmasından sonra 11.03.2024 tarihinde davacıya ------ üzerinden, davacı tarafından ortak hesaplarının tutulduğu exel tablosunu istemiş, davacı da mail ekinde söz konusu tabloyu yollamıştır. E-posta ekinde gönderilen ----isimli dosyada, dosya içerisinde---- tüm hesap bilgilerinin bulunduğu, Dolar ve Euro hesapları kısımlarında ----- adına açılan Kur Korumalı hesaplarında bulunan USD ve Euro paraların belirtildiği ve bununla bu paraların şirketin paraları olduğu açıkça görülmektedir. Sonrasında 15.03.2024 - 21.03.2024 tarihleri arasında yapılan yazışmada, davacı ilk kez kur korumalıda olan paraların şahsi hesapta olduğu bilgisini vermiş ve şirketin kredi nedeniyle borçlu olduğunu ifade etmiş. Şahsi kefaletleri sona erdiğinde, şirkete ait kendi şahsi hesabında bulunan bu paranın ---- verileceğini net olarak ifade etmiştir. Bu hususlar, gerek adli bilişim uzmanı tarafından hazırlanan rapor ile tevsik edilen --- ve email yazışmaları ile açıkça ortaya konduğu gibi, Mahkemece ------Şubesi'ne yazılacak müzekkere ile davacı ------- tüm şahsi hesap dökümünün celp edilmesi neticesi de ortaya çıkacaktır. Ayrıca söz konusu hususları en yakından bile bir kişi olarak, şirket muhasebe işleri ile uğraş------- mahkemeye hitaben verdiği yazılı ifadesinde de "----- ortak olduğunu, davac----- şirketin döviz mevduatı ile para kazanmak amacıyla şahsi hesabına aktararak kur korumalı mevduat hesabı açtırdığını, bu döviz mevduatlarının şirketin parası olduğunu bildiğini ve bunu kendisine beyan ettiğini",----davacının şirket adına çektiği bu krediyi öğrenmesinden sonra davacıya hitaben "şirket adına gereksiz kredi çektik zarar ettik" şeklinde serzenişte bulunduğunu ve "kur korumalı hesapta bulunan paranın ----- şahsi hesabında olduğunu sonradan öğrendiğini ancak paranın asıl kaynağının ---- ait döviz mevduatı olduğunu bildiğini" bu hususta mahkemeye de tanıklık edebileceğini beyan etmiştir. Şirket muhasebe işlemleri ile ilgilenen ve bu olaylara en yakından tanıklık eden ----- bu beyanları huzurdaki olayın aydınlatılmasında ve davacının haksızlığını kanıtlaması bakımından oldukça önemlidir. Davacı, müvekkili şirketin şu andaki %100 pay sahibi olan----ile yaptığı yazışmalarında söz konusu kredi borcunun kendisine ait olduğunu ve bankaya ödeyeceğini açıkça kabul etmektedir. Müvekkili şirketin paylarının davacıdan ------- geçmesinden sonra ve yukarıda ortaya konan yazışmalardan anlaşılacağı üzere, ------ şirketin döviz cinsinden olan paralarının davacının şahsi hesabında olduğunu öğrenmesinden sonra, 18.03.2024 tarihinde ----- üzerinden yapılan yazışmada; davacıya şahsi hesabında paraların şirkete ait olduğuna dair beyan vermesini istemiş, davacı ise, "bu paraların ---- paraları olmadığını ----- parası olduğunu" ifade etmiş, üstelik şirketin kredileri nedeniyle oluşan şahsi kefaletlerinin kaldırılmasından sonra bu parayı iade edeceğini açıkça beyan etmiştir. Yani davacı esasında, şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde verdiği şahsi kefaletlerin kaldırılmasını, bu kefaletlerin kaldırılmaması durumuna istinaden bu tutarları kendisinde adeta rehin tutacağını ifade etmiştir. Davacının şart olarak öne sürdüğü "kendi şahsi teminat mektuplarının iptal edilerek sorumluluğunun kaldırılması" yönündeki talebi karşılanmış ve şahsi tüm teminat mektupları, kredi ödeme günü gelmeden önce değiştirilerek sorumluluğu kaldırılmıştır. Mahkemece, ancak bu yazışmaların tamamının göz önüne alınması ve söz konusu kayıtların incelenmesi neticesi taraflar arasındaki ilişkinin tam olarak anlaşılması ve doğru bir hüküm tesis edilmesi mümkün olacaktır. Keza tarafımızca alınan 11.02.2025 tarihli Dr. Öğr. Üyes------ tarafından dosya kapsamında hazırlanan uzman görüşü/Hukuki Mütalaa'da bu husus; Delil başlangıcı niteliğindeki bu deliller birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu hesaplardaki ödemede kullanılan tutarların davacının davalı şirkete iadesi gerekecek olan, davalı şirkete ait tutarlar olduğu, davacının davalı şirkete rücu hakkının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bunun da ötesinde, ilgili tutarların kur korumalı hesapta tutulması söz konusu olduğundan, varsa elde edilen gelirlerin de şirkete iadesi hususu tartışılabilecektir. cümleleri ile tespit edilmiştir. Kur korumalı hesapta oluşan getirisinin de müvekkili şirkete ait olması gerekir. Dolayısı ile bu tutarların takas/mahsup edilmesi gerekmektedir. Mahkemece----- Şubesi'ndan müvekkili şirkete ve davacıya ait tüm hesap dökümünün celbi neticesinde, söz konusu kredinin ödenmemesi sonrasında, bankanın öncelikle davacının hesabında bulunan müvekkili şirkete ait olan tutarları kredi borcuna mahsuben tahsil ettiği, sonrasında kalan bakiye tutarın da zaten müvekkili şirket tarafından ödenmek zorunda kaldığı görülecektir. Yani davacının hesabından kredi tahsilatı için çekildiğini iddia ettiği tutarlar, yukarıdaki yazışmalardan da görüleceği üzere, zaten davacının müvekkili şirkete iade edeceğini belirttiği şirkete ait paralardır. Ayrıca, Mahkemece de malum olduğu üzere, kur korumalı mevduat hesabı, hem TL olarak faiz kazanılan, hem de vade sonunda Dolar, Euro gibi dövizlerde kur farkından kaynaklanan olası değer kayıplarına karşı koruma sunan vadeli mevduat üründür. Vade sonunda kur daha yüksek ise mevduat sahibine kur artışından kaynaklanan kur farkı ödemesi yapılmaktadır. Davacı-----, müvekkili şirketin nakit döviz mevduatını teminat göstererek TL'ye çevirmiş, şirketi borçlandırarak TL kredi çekmiş, çektiği bu tutarı kendi şahsi hesabına bağlı kur korumalı mevduat hesabına bağlamıştır. Yukarıda izah edildiği üzere, davacı bu kur korumalı hesabından da kur farkı ve faiz ödemesi tahsil ederek gelir elde etmiştir. Ancak şahsi hesabında olduğu için ne kadar kazanç elde ettiğini bilemediğimiz için------ şubesinden davacının şahsi mevduat hesaplarının dökümü istenerek belirlenmesi gerekmektedir. Bu süreç içerisinde --- Bankasının kredi borcunun ödenmesini talep etmesi üzerine Müvekkili Şirket ve ---- tarafından davacıya ----- Noterliğinin ------- yevmiye 06.08.2024 tarihli ihtarnamesi gönderilmiş ve söz konusu tutarların şirkete iadesi talep edilmesine rağmen bu tarihe kadar iade edilmemiştir. Tüm bunlar üzerine bir de borcu olan tarafça ihtiyati haciz talepli dava açılmıştır. Dolayısı ile şirkete ait paralarla, şirketi borçlandıran davacı, şirkete ait paralarla kredinin bir kısmını ödemiş, kur korumalı hesaptan elde ettiği gelirleri ise ne müvekkili şirkete aktarmış, ne de mahkemeye bu husustan bahsetmiştir. Görüldüğü üzere, bu kredi ilişkisi sadece bir kredi ilişkisi değildir. Ancak Mahkemece aksi kanaat oluşsa dahi, yani kabul manasına gelmemek üzere, müvekkilinin davacıya borçlu olduğu kabul edilecek dahi olsa, davacının müvekkilinin parası ile elde ettiği bu gelirlerin avans faizi ile birlikte hesaplanarak müvekkilinin ödemek zorunda kalacağı tutarlardan mahsup/takas edilmesi gerekmektedir. Faiz talebi fahiş ve afakidir. Davacı ödediğini iddia ettiği tutarlar için ne zaman ve hangi oranda olduğu belli olmayan bir faiz yürütmüştür. Davacı tarafça yürütülen faiz tutarı 338.606,43 TL olup, kredinin ödendiği tarihten itibaren dahi faiz hesaplanacak olsa bu tutarda bir faiz hesaplanması mümkün değildir. Davacının müvekkili şirket mal varlığını kanuna aykırı şekilde elinden çıkartmış olması nedeniyle----. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ------ Esas sayılı dosyası ile ikame edilmiş dava söz konusu olup, müvekkili şirketin davacıdan çok daha yüksek miktarda alacağı söz konusudur. Bu söz konusu davanın bekletici mesele yapılması ve kabul manasına gelmemek üzere huzurdaki davada davacının alacaklı bulunması halinde dahi karşılıklı alacakların takas/mahsup edilmesi gereklidir. Yukarıda izah edildiği üzere, davacı ----- ile müvekkili şirket ve %100 pay sahibi -----arasında başkaca davalar bulunmaktadır. Davacı, müvekkili şirketin pay sahibi olduğu dönemde, müvekkili şirketin paylarının tamamını ------ devretmeden evvel müvekkili şirkete ait önemli nitelikteki bir malvarlığını kanuna aykırı olarak kendisine satış suretiyle devretmiştir. Bu hukuki işlemlerin TTK md. 395 ve 408'inci maddelerine aykırı olması sebebiyle----- Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ------Esas sayılı dosyası ikame edilmiştir. Davacının kendisine kanuna aykırı olarak satış suretiyle devrettiği mal varlığı-----bulunan 3 katlı bir bina ve ------- marka araç olup değerleri toplamı yaklaşık 25.000.000 TL yapmaktadır. Huzurdaki dava yukarıda açıklanan hususlarla birlikte değerlendirildiğinde, huzurdaki davanın müvekkilini zarara uğratma kastıyla ihtiyati haciz talepli ikame edilmiş olduğu izahtan varestedir. Yukarıda izah edildiği üzere, müvekkili şirket hisseleri---- geçinceye kadar geçen 8-9 yıllık süreçte-----ile davacı adi ortaklık şeklinde faaliyet göstermişler. Ancak davacı ----müvekkili şirketten düşen kar paylarını ödemediği gibi malvarlığını kendine devir ederek borçlu bir şirket teslim etmiştir. Bu adi ortaklık ilişkisine istinaden ikame edilen dava da -- Asliye Hukuk Mahkemesi'nin --Esas sayılı dosyası ile derdesttir. Anılan nedenle müvekkili şirket ile davacı arasında görülmekte olan ----Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ------Esas sayılı dosyasının huzurdaki davayı doğrudan ilgilendirmektedir. Bu sebeple, kabul manasına gelmemek üzere, Mahkemece huzurdaki davanın kabulüne karar verilecek olması halinde dahi, anılan davanın bekletici mesele yapılması ve diğer davada müvekkilinin alacaklı çıkması halinde huzurdaki davada oluşacak borcuna takas/mahsup edilmesi gerekecektir. Huzurdaki davadaki taleplerin yargılamayı gerektirmesi nedeniyle icra inkar tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir. Yukarıda arz ve izah edilen hususlar göz önüne alındığında, her ne kadar haksız ve mesnetsiz davanın reddi gerekmekte ise de, Mahkemece aksi kanaat oluşması halinde, davacının kötü niyetli olarak Mahkemeden sakladığı gerçek ilişki olan, taraflar arasındaki ortaklık ilişkisi ve davacının müvekkili şirketin tek pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olarak önce şirketi borçlandırması ve sonrasında, ödediğini iddia ettiği kredi borcunun şirkete ait paralar ile ödemiş olması gerçeği göz önüne alınarak, huzurdaki davada likit bir alacaktan ve muacceliyetten bahsedilmeyeceği için, müvekkili şirket aleyhinde icra inkar tazminatına ve yargılama giderlerine hükmedilmesi hem kanuna hem de hakkaniyete aykırılık teşkil edeceğinden bahisle haksız ve mesnetsiz davanın reddine, mahkemece davanın kabulüne karar verilecek olması durumunda; a. Davacının müvekkili şirket parası ile elde ettiği faiz ve kur farkı ödemesi gibi elde ettiği kazanımların müvekkili şirket borcundan mahsubu ile takasına, b. Taraflar arasında devam eden ------. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ------ Esas sayılı dosyasında müvekkilinin daha fazla alacaklı olması nedeniyle, öncelikle bu davanın bekletici mesele yapılmasına ve nihayetinde müvekkilinin alacağının davacı alacağından takas/mahsup edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İcra Dosyası: -----. İcra Dairesi'nin ---- Esas sayılı icra dosyası incelendiğinde, alacaklısının ------ Şirketi olduğu, 2.567.998,50 TL asıl alacak ve 338.606,43 TL işlemiş faiz olmak toplam 2.906.604,93 TL üzerinden ------ Bankasıyla yapılan 03.08.2023 tarihli mevduat rehin sözleşmesi kapsamında nakit teminatta olan mevduatın, borçlu şirketin borcunu ödememesi nedeniyle kefil sıfatıyla hesaplarından çekilmiş olması üzerine asıl alacak 2.567.998,50 TL'ye dayalı olarak 11/11/2024 tarihli İlamsız Takiplerde Ödeme Emri düzenlendiği, ödeme emrinin 17/11/2024 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, borçlunun süresinde 12/11/2024 tarihinde takip alacaklısına herhangi bir borcunun olmaması nedeniyle, ödeme emrine, borca, faize, masraf taleplerine ve takip konusu alacağın tüm fer’ilerine, itiraz ederek bu sebeple İİK m.66/1 hükmü uyarınca takibin durdurulmasına yönelik borca itiraz dilekçesi sunduğu ve takibin durduğu görülmüştür. Tarafların iddia ve savunmaları ile uyuşmazlık konusunda inceleme ve hesaplama yapmak üzere dosyanın konularında uzmanı bankacı, mali müşavir ve nitelikli hesaplamalar uzmanından oluşan bilirkişi heyetine tevdine, bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi de verilmesine karar verilmiştir. Bilirkişiler Bankacılık İşlemleri-----tarafından sunulan 07/10/2025 tarihli raporda özetle; "6. GEREKÇELİ SONUÇ Bankacılık yönünden yapılan incelemelerde; Davalı -----arasında Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmeye Davacı ----- şahsi kefaletinin alındığı, ayrıca ------ait 2.567.998,50 TL'lik mevduat rehin sözleşmesi imzalandığı, Sözleşme kapsamında Davalı ----- 2.567.998,50 TL'lik kredi kullandırıldığı, Kullandırılan kredinin vadesinde ödenmemesi üzerine ---- tarafından davalı---ile kefil ve rehin veren sıfatı ile ---- ihtarname keşide edildiği, ------ tarafından rehinli mevduat hesaplarının kredi hesaplarına mahsup edildiği, Davacı ----- şahsi hesaplarından ------ borçlarına mahsup edilen tutarlar için, şirkete ihtarname keşide ederek icra takibi başlattığı, 27.03.2025 tarihli ara karar uyarınca yapılan incelemede, davaya konu alacağın genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, dava dilekçesi ekindeki deliller ve Türk Borçlar Kanunu'nun 596/1. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, davacının ihtiyati haciz talebine konu muaccel ve rehinle temin edilmemiş alacağını İİK'nın 258. maddesi kapsamında yaklaşık olarak ispatladığı sonucuna varıldığı, Ticari nitelikli alacaklarda avans faizi uygulanması için borçlunun tacir olması ve borcun ticari işletmeyle ilgili bulunması yeterli olup, alacaklının tacir olması şart değildir. Türk Ticaret Kanunu'nun 3. ve 21. maddeleri, 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, ticari nitelikli alacaklarda olay tarihinden itibaren avans faizinin uygulanmasının uygun olacağı, İcra takibine esas tutarın, tarafımızca yapılan hesaplama ile aynı olduğu, Sonuçlarına ulaşılmış olup, Takdir Sayın Mahkemenize ait olmak üzere bilgilerinize arz ederiz." şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür. HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE : Dava, kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun kefil sıfatıyla davacı tarafından dava dışı alacaklı bankaya ödenmesi üzerine asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine itirazı üzerine açılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı tarafın, davalı şirketin genel kredi sözleşmesine kefil olduğu, davalı şirket tarafından borcun ödenmemesi üzerine alacaklı tarafından davacıdan tahsil edildiği, davacı tarafın da alacaklının haklarına halef olduğundan bahisle asıl borçlu olan davalıdan tahsilini talep ettiği görülmüştür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun b. Kefilin rücu hakkı başlıklı 596 ncı maddesi "Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir. Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır. Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir. Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar. Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur." hükmünü düzenlemiştir. Somut olayda; davalı---- Şirketi ile -----Şirketi arasında Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede davacının da şahsi kefaletinin alındığı, davacının ayrıca mevduat rehin sözleşmesi de imzaladığı, sözleşme kapsamında davalı borçluya 2.567.998,50 TL'lik kredi kullandırıldığı, kullandırılan kredinin vadesinde ödenmemesi üzerine ----- Bankası tarafından davalı şirket ile kefil ve rehin veren sıfatı davacıya ihtarname keşide edildiği, ------ Bankası tarafından rehinli mevduat hesaplarının kredi hesaplarına mahsup edildiği, davacının kefil sıfatıyla yaptığı ödeme sonucu alacaklının haklarına halef olduğu ve rücu hakkının doğduğu, yaptırılan bilirkişi hesaplaması sonucu icra takibindeki asıl alacak ve işlemiş faiz miktarının doğru olduğu, alacaklı taraf alacağını davacının mevduat hesabından tahsil ettiğinden davalı tarafın paranın davalı şirkete ait olduğu ve bu sebeple mahsup yapılması talebi takas koşulları oluşmadığından kabul edilmediği anlaşıldığından davanın kabulüne, davalı tarafça likit ve bilinebilir borca ödeme yapılmadığı halde haksız olarak itiraz edildiğinden icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, ---- İcra Dairesi'nin ---- Esas sayılı dosyasında davalı/borçlu------- Şirketi'nin yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİ ile takibin 2.567.998,50 TL asıl alacak ve 338.606,43 TL işlemiş faiz olmak toplam 2.906.604,93 TL üzerinden AYNEN DEVAMINA, - Asıl alacak 2.567.998,50 TL'nin %20'si olan 513.599,70 TL icra inkar tazminatının davalı/borçlu ----Şirketi'nden alınarak davacı/alacaklı ------- verilmesine, 2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 198.550,18 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından icra dosyasına yatırılan 14.533,02 TL peşin harç ile mahkememize yatırılan 35.104,53 TL peşin harç olmak üzere toplam 49.637,55 TL'den mahsubu ile bakiye 148.912,63 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL başvurma harcı ve 35.104,53 TL peşin harç ile sarf edilen bilirkişi ücreti ve posta masrafı toplamı 30.302,50 TL olmak üzere toplam 66.022,43 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 419.858,64 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26 (2) maddesi ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenecek 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 6-Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana resen iadesine,Dair, davacı ve vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/41, K. 2026/38, T. 14.01.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-41-e-2026-38-k-4c429b381632