İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/314 E. 2026/540 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/314
Karar No
2026/540
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/314 Esas KARAR NO : 2026/540

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/04/2025 KARAR TARİHİ : 21/05/2026 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/06/2026 Davacı tarafından mahkememizde açılan davada yapılan yargılama sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında tekstil ürünlerinin fason boyama işi hususunda cari hesaba dayalı ticari ilişki bulunduğunu, yapılan işler ve teslim edilen mallar karşılığında düzenlenen faturalar ile imzalı irsaliyelere davalının süresi içinde itiraz etmeyerek kesinleştiğini, alacağın tahsili amacıyla başlatılan Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı icra takibinin davalının haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine durduğunu, alacağın tarafların ticari defterleri, Ba-Bs formları, mail yazışmaları, mutabakat metinleri ve taraflar arasında teamül haline gelen çek kur farkı çalışmaları ile sabit olduğunu, alacağın likit ve muayyen nitelikte bulunduğunu ve zorunlu arabuluculuk görüşmelerinde de anlaşma sağlanamadığını ileri sürerek, davanın kabulü ile davalının Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı icra dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmamıştır. Mahkememizce Küçükçekmece İcra Dairesi'nin .... Esas sayılı takip dosyası incelenmiş, incelenmesinde alacaklısının ... borçlusunun ... olduğu, 3.733,65TL üzerinden icra dairesinde ilamsız icra takibi açıldığı, davacının davasını açmasında hukuki yararının olduğu, ödeme emrinin borçluya usulüne uygun tebliğ edildiği ve borçlunun süresinde itiraz etmesi sonucu takibin durduğu anlaşılmıştır. Davacının itirazın iptali davasını 1 yıllık hak düşürücü sürede açtığı anlaşılmıştır. Mahkememiz dosyasına SMM bilirkişi .... 'dan rapor aldırılmış, bilirkişi sunmuş olduğu 18.09.2025 tarihli raporunda özetle; " Tarafların 2024 yılı ticari defterlerinde davacı tarafın düzenlediği kur farkı faturalarının, 2025 yılı ticari defterlerinde davalı tarafın düzenlediği kur farkı iade faturasının kayıtlı olduğu, Döviz kurunun, bir ülkeye ait para biriminin diğer para birimleri karşısındaki fiyatı olduğu, kur farkının ise yabancı para birimi ile yapılan ticari ilişkilerde faturanın düzenlendiği tarih ile faturanın ödendiği tarih arasında paranın değerinde olan değişimden kaynaklı tarafların lehine ya da aleyhine olan farka verilen isim olduğu, Davacı tarafından kur farkı değerlemesi veya uygulaması yapılabilmesine dayanak teşkil edebilecek taraflar arasında imzalanan dosya muhteviyatına sunulan herhangi bir sözleşmenin bulunmadığı, Ancak davacı tarafın davalı tarafa düzenlediği satış faturalarının EURO para birimi tutarlı olarak düzenlediği, faturalar üzerinde döviz kurlarının ve TL karşılıklarının belirtildiği, Vergi Usul Kanunu 215'inci maddesine göre fatura, kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılması şarta bağlanmış durumda olduğu, bununla beraber Türk Lirası karşılığı gösterilmesi koşuluyla bu fatura ve belgelerin yabancı para birimine göre de düzenlenmesinin mümkün olduğu, Ayrıca tarafların önce 2024 yılı ticari defter ve kayıtlarına davacı tarafın davalı tarafa düzenlediği 5 adet “Kur Farkı” faturasını kaydettiği, sonra iş bu kur farkı faturalarına istinaden 2025 yılı ticari defter ve kayıtlarına ilk önce davalı tarafın davacı tarafa düzenlediği 19.03.2025 tarihli, 78.592,38 TL tutarlı 1 adet “Kur Farkı İade” faturasının, daha sonra davacı tarafın davalı tarafa düzenlediği 20.03.2025 tarihli, 78.592,38 TL tutarlı 1 adet “Kur Farkı İade” faturasının kaydedildiği, en sonunda tarafların aynı tutar üzerinden birbirine iade faturası düzenlemeye devam ettiği, en nihayetinde davalı tarafın 19.03.2025 tarihinde düzenlediği ilk kur farkı iade faturasının takip tarihinden sonra ve 2024 yılında muhtelif tarihlerde davacı tarafın davalı tarafa düzenlediği 5 adet kur farkı faturası tutarının 4 adet fatura tutarına karşı düzenlendiği, Ez cümle nihai takdir sayın mahkemeye bırakılarak ticari defter ve kayıtlarına göre taraflar arasında “Kur Farkı” uygulamasına/değerlemesine yönelik teamülün bulunduğu, davalı tarafın düzenlediği iade kur farkı faturasının içeriğinin ispat etmesi gerektiği, Mali Değerleni Ticari defter ve kayıtlara göre takip tarihi itibariyle davacı tarafın davalı taraftan 3.733,65 EURO alacaklı olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99/son maddesine göre, alacaklının seçimlik hakkı mevcut olup fili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödeme yapılmasını istemesi halinde takip konusu alacak tahsil tarihine kadar yabancı para alacağı olarak değerlendirileceği, bu alacağa 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince vade tarihinden fiilen ödeme tarihine kadar devlet bankalarının o para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre faiz istenebileceği, Davacı tarafın takip tarihi itibariyle işlemiş faiz talebinin olmadığı, takip tarihi itibariyle EURO vadeli mevduatlara 1 yıla kadar fiilen uygulanan azami faiz talebinin sayın mahkemenin takdirine bırakıldığı, 4. Tarafların tazminat, muhakeme masrafları ve benzeri taleplerinin, sayın mahkemenizin takdirlerine ait olduğu, sonuç ve kanaatine varılmıştır." şeklinde belirtmiştir. Tarafların itirazı üzerine dosya ek rapor alınmak üzere yeniden bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi ... 04.03.2026 tarihli ek raporunda özetle : ''Kök rapordaki sonuç ve kanaati değiştirecek herhangi bir durum bulunmadığı, nihai takdirin sayın mahkemeye bırakıldığı, sonuç ve kanaatine varılmıştır.'' şeklinde belirtilmiştir. Dava, İİK'nun 67. Maddesi gereğince itirazın iptali talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasına konu cari hesap nedeniyle davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, varsa ne kadar olduğu konularında olduğu anlaşılmıştır. HMK'nın MADDE 222. maddesinde; "(1)Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2)Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3)İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4)Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5)Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." denmektedir. Somut olayda tarafların kendilerine verilen süre içerisinde ticari defter ve kayıtlarını dosyaya sundukları, sunulan defterlerin usulüne uygun tutulmuş olması sebebiyle sahipleri lehine delil vasfını taşıdıkları, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde sunulan rapordan da anlaşılacağı üzere davacı tarafın davalı tarafa 2024 yılına ilişkin olarak 25 adet satış, 5 adet kur farkı faturası düzenlediği ve düzenlenen tüm bu faturaların tarafların defterlerine usulüne uygun şekilde işlenmiş olduğu, kur farkı faturaları bakımından davalı tarafın iade faturası düzenlemesi üzerine tarafların birbirlerine karşılıklı olarak aynı tutarlarda faturalar düzenledikleri ve tarafların defter ve kayıtları arasındaki uyumsuzluğun davacı tarafça düzenlenen bu kur farkı faturalarından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Yargıtay'ın istikrar kazanmış uygulaması uyarınca ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden tarafın bu kabulden sonra kur farkı isteyemeyeceği açıktır. Somut olayda tarafların defter ve kayıtlarının incelenmesinde davalının Türk Lirası üzerinden çeklerle bir takım ödemelerde bulunduğu konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Zaten bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davacı tarafından düzenlenen kur farkı faturalarının açıklama kısımlarında da "çek kur farkı" ifadesine yer verildiği anlaşılmıştır. Çek bir ödeme vasıtası olup döviz üzerinde düzenlenmesi mümkün olduğu gibi bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilir. Buna rağmen ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceğinin kabulü gerekir. Kaldı ki kur farkı alacağının, Türk Lirası olarak talep edilebileceği, Türk Kanunları’na göre döviz alacağının Türk Lirası olarak istenmesi mümkün ise de, Türk Lirası alacağının dövize çevrilerek istenmesinin mümkün olmadığı, bu sebeple davacının Türk Lirası cinsinden düzenlenmesi zorunluluk arz eden kur farkı faturalarının da kapsam içerisinde yer aldığı cari alacağına dayanarak kur farkı faturaları bakımından döviz cinsi takip başlatmasında hukuka uygunluğun bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Belirtilen bu esaslar çerçevesinde defterlere göre davacının kur farkı faturalarından kaynaklanan 424,12-Euro, 524,11-Euro, 983,59-Euro, 616,18-Euro ve 165,91-Euro alacak kayıtlarının mahsubu neticesinde davacının davalıdan 1.019,74-Euro alacağının bulunduğu, tarafların ticari defter ve kayıtlarının tespit edilen bu miktar bakımından birbirleriyle uyumlu olduğu anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davacı tarafça varlığı ispat edilen 1.019,74-Euro'luk alacak miktarı bakımından itirazın iptaline, bu alacak tutarının faturalara dayalı hesaplanabilir ve likit nitelikte olması gözetilerek kabul edilen bu alacak tutarı üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiş, bu yönde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM-Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile, Küçükçekmece İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine yürütülen icra takibine yapılan itirazın 1.019,74-EURO'luk kısmı bakımından İPTALİNE, 2-Davalı itirazında haksız çıktığından ve alacağın likit olması sebebiyle İCRA İNKAR TAZMİNATI TALEBİNİN KABULÜ ile 1.019,74-EURO alacağın %20'si üzerinden hesaplanan 8.125,28-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 2.898,48 TL ilam harcından peşin alınan 1.738,77 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.159,71TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 4-Davacı tarafından sarf edilen 615,40 TL Başvuru Harcı, 1.738,77 TL Peşin Harç olmak üzere toplam 2.354,17 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 4.600,00 TL arabulucu ücretinin kabul red oranına göre hesaplanan 1.341,26 TL'nin davalıdan alınarak Hazineye İrat kaydedilmesine, 6-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 4.600,00 TL arabulucu ücretinin kabul red oranına göre hesaplanan 3.258,73 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye İrat kaydedilmesine, 7-Davacı tarafından sarf edilen 8.500,00 TL bilirkişi ücreti, 650,00 TL posta masrafı olmak üzere toplam 9.150,00 TL den kabul red oranına göre hesaplanan 2.667,94 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın iş bu davacı üzerine bırakılmasına, 8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 42.431,38 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine, 9-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 10-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/05/2026

Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/314, K. 2026/540, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-314-e-2026-540-k-8e8dd489463a