İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/261 E. 2026/46 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/261
Karar No
2026/46
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/261 Esas KARAR NO : 2026/46

DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/03/2025 KARAR TARİHİ : 20/01/2026 K.YAZIM TARİHİ : 23/01/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkilinin davalının 2-4 Ekim 2024'teki ..... Fuarı için yaptığı sözleşmeye göre toplam 6.799,09 Euro bedeli kabul ettiğini, bunun bir kısmının ödendiğini ancak kalan kısmı ödemediğini, sözleşmeye göre 02/06/2024'ten sonra tek taraflı fesihte tüm bedelin ceza şart olarak ödenmesi gerekirken, davalı 01/08/2024'te katılmayacağını bildirdiğini ama bedeli ödemediğini, bu yüzden müvekkilinin icra takibi başlattığını, davalının haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ederek takibi durdurduğunu, bu nedenlerle davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına ve en az %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Taraflar arasında fuara katılım sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme kapsamında müvekkili şirket tarafından davacı yana toplam 107.048 TL ödeme yapıldığını, bu haliyle müvekkili şirketin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, müvekkili şirketin distribütörü olan firmanın yetkilisinin rahatsızlığı nedeniyle fuara katılımına mücbir sebep sonucu imkansız hale geldiğini, bu durumun 01/08/2024 tarihinde davacı yana bildirildiğini, davacı tarafça müvekkili şirkete tahsis edilen standın başka bir firmaya kiralanması suretiyle davacı yanın zarara uğramadığının sabit olduğunu, bu nedenle kalan bedelin ödenmediğini, buna rağmen icra takibi başlatılmasının kötü niyet teşkil ettiğini bu nedenlerle davanın reddine, davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. HMK'nın 320/2. maddesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının; davacının takip ve dava tarihi itibariyle davalıdan alacaklı olup olmadığı (alacağın var olup olmadığı), davacının taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği davalıdan cezai şart talep edip edemeyeceği, tahsili gereken alacak miktarının ne olduğu, davacının bu alacağı talep edip edemeyeceği, borcun ödenip ödenmediği, borçlunun temerrüte düşüp düşmediği, düştü ile temerrüt tarihinin, uygulanması gereken faiz tür ve oranının, buna göre tahakkuk eden faiz miktarının ve nihayetinde toplam alacağın ne olduğu, icra inkar tazminatı ve kötü niyet tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda toplandığı tespit edildi. Celp edilen Büyükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ..... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; Davacı alacaklının 3.400,49 EURO asıl alacak üzerinden borçlu aleyhine cezai şart alacağı dayanak gösterilmek suretiyle ilamsız icra takibi başlattığı, ödeme emrinin borçluya 31/10/2024 tarihinde tebliğ edildiği; borçlu tarafından 31/10/2024 tarihinde borca ve ferilerine itiraz edildiği görüldü. Bilirkişiler ..... ve ...... tarafından 21/10/2025 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; Mali inceleme neticesinde: Dava dosyasında yer alan her türlü bilgi, belge, tüm deliller, davacı ve davalı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde; Davacının 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin yevmiye ve kebir defterlerinin e-defter olarak elektronik ortamda tutulduğu, e-defter beratlarının Maliye İdaresine kanuni süresinde yüklendiği, envanter defterlerinin açılış tasdikinin kanuni süresinde yaptırıldığı, Davalının 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin yevmiye, kebir ve envanter defterlerinin açılış tasdiki ile 2024 yılına ilişkin yevmiye defterinin kapanış tasdikinin kanuni süresinde yaptırıldığı, 2023 yılına ilişkin yevmiye defterinin kapanış tasdikinin mevcut olmadığı tespit edilmiş olup ticari defter ve kayıtların sahibi lehine delil niteliği hususundaki takdirin Sayın Mahkemeye ait olduğu, Davacının 25.10.2024 takip tarihi itibarıyla davalıya 107.048,00 TL borçlu olduğu, Davalının 25.10.2024 takip tarihi itibarıyla davacıdan 107.048,00 TL alacaklı olduğu, Davalının, ödeme planında belirtildiği üzere davacıya banka transferlerini TCMB efektif satış kuru karşılığı Türk Lirası cinsinden yaptığı, 24.11.2023 tarihinde “..... fuar katılım bedeline istinaden” açıklamasıyla 92.498,00 TL, 06.12.2023 tarihinde “...... bedeline istinaden 464 Euro” açıklamasıyla 14.550,00 TL olmak üzere toplam 107.048,00 TL tutarında EFT işlemi yaptığı, söz konusu tutarların işlem tarihindeki kurlarla karşılığının toplam 3.398,60 EUR olduğu, Borçlar mevzuatına yönelik inceleme neticesinde: Taraflar arasında 05.10.2023 tarihinde imzalanan “Fuar Başvuru Formu” ile “Ödeme Planı” incelendiğinde davalının, 2-3-4 Ekim 2024 tarihlerinde davacının ..... 'nde gerçekleştireceği ..... Fuarı'na katılmak ve 15m”'lik stant için toplamda 6.799,09 EURO bedelle anlaşmaya varıldığı; bu bedelin yarısının 27.10.2023'e, diğer yarısının ise 30.04.2024'e kadar banka yolu ile ödeneceği hususunun kabul edildiği; taraflarca davacıya 3.398,60 EURO'nun ödendiği hususunda ihtilafın bulunmadığı, Davacı tarafından 25.10.2024 tarihinde davalı aleyhine T.C. Büyükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ..... GE, sayılı dosyası ile icra takibinin başlatıldığı ve 3.400,49 EURO'nun ödenmesinin talep edildiği; “borcun sebebinin ise “Fiili Ödeme Tarihi 05.10.2023 tarihli Fuar Başvuru Formu'nda kararlaştırılan cezai şart bedelinden kaynaklı alacak” olarak gösterildiği; 05.10.2023 tarihinde imzalanan “Fuar Başvuru Formu”nun “Hukuki ve Cezai Şartlar” başlığı altında 02.06.2024 tarihinden önce sözleşmenin tek taraflı feshini yazılı olarak davacı organizatöre bildirmesi halinde katılımcının sözleşme bedelinin %50'sini ödeyeceği; ancak 02.06.2024 tarihinden sonra yapılan tek taraflı bildirim ile sözleşmenin sona erdirilmesi halinde ise sözleşme bedelinin tamamını cezai şart olarak ödeyeceği, davalı katılımcının bu tarihe kadar ödediği avans bedelinin iade edilmeyeceği, ceza bedeline mahsup edileceği, eksik kalan kısmın ise katılımcıdan nakden ve defaten tahsil edileceği hususunun kararlaştırıldığı; Davalı tarafından dilekçesinde, 01.08.2024 tarihinde fara katılım sağlanamayacağının davacı tarafa bildirildiğinin beyan edildiği; “Fuar Başvuru Formu”nun “Ful Cezai Şartlar” başlığı altındaki düzenleme uyarınca 02.06.2024 tarihinden sonra yapılan tek taraflı bildirim ile sözleşme sona erdirildiğinden davalının, sözleşme bedelinin tamamını cezai şart (ceza koşulu) olarak ödemeyi kabul etmiş olması nedeniyle davalının, TBK m. 179/1' hükmünce “seçimlik ceza koşulunu (cezai şartı)” ödeme borcu altında olduğu, bu kapsamda 6.799,09 EURO - 3.398,60 EURO — 3.400,49 EURO'nun (icra takibine konu edilen asıl alacağın) talep edilebileceği kanaatine varıldığı; bununla birlikte TBK m. 180/1 hükmünün “Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir.” şeklinde olduğu; takdirin elbette TMK md. 4 ve HMK hükümleri gereğince hususları tespit edilmiştir. Huzurda görülen dava itirazın iptali davası olup, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan normal bir eda davasıdır. Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde vereceği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi davanın kabulü halinde borçlu da alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenle mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır. Yasal dayanağını İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesinden alan itirazın iptali davası, alacaklının icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “cezai şart (ceza koşulu)” kavramı üzerinde durulmasında fayda vardır. Kanun koyucu mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 158-161. maddelerinde “cezai şart” kavramını kullanmış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 179-182. maddelerinde ise bunun yerine “ceza koşulu” kavramını tercih etmiştir. Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlali ile doğabilecek olan fer'i bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkanını bulacaktır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir. (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A./ Tekinay, S.S.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 358-359) Cezai şartın, kanundaki ifadesi ile ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunması gerekir. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt halinde TBK’nın 125/I. maddesi hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır. Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise borcun ihlali halinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın (ceza koşulunun) diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme/fesih cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır. (Kocaağa, K.: Ceza Koşulu (Sözleşme Cezası), Ankara 2018, s. 31-33) Cezai şart, somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan TBK’nın 179–182. maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi; “…Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır…” düzenlemesini içermektedir. Maddenin birinci bendinde seçimlik cezai şart düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere cezai şart vaad edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek cezai şartın ödenmesini talep eder. Seçimlik cezai şartta alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemeyecektir. Örneğin, satıcının sattığı malı teslim etmemesi halinde alıcının mal yerine 100.000,00 TL ceza koşulu isteyebileceği kararlaştırılmışsa, alıcı ister malın teslimini, isterse ceza koşulunu isteyebilir. Görüldüğü üzere burada seçimlik bir hak söz konusu olup, alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkansızlık nedeniyle ifa imkanının ortadan kalkması halinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkansız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı ya zararının tazmin edilmesini ya da ceza koşulunun ödenmesini ister. Buradaki “seçimlik” ifadesinden, ceza koşulu ile asıl borç arasındaki ilişkinin, seçimlik borçlarda yer alan birden çok edim arasındaki ilişkiye benzediği sanılmamalıdır. Asıl borç ile ceza koşulu arasında gerçek anlamda bir seçimlik borç (alacak) ilişkisi söz konusu olmayıp, yalnızca alacaklıya tanınmış bir seçim hakkı söz konusudur. Bunun önemi şu noktada ortaya çıkar: Borçlu asıl borcun ifasıyla yükümlü olmakla birlikte, alacaklı asıl borcun ifasından vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini istediğini borçluya bildirebilir. Borçlu ceza koşulu kendisinden istenmedikçe yalnız asıl borcu ifa edebilir. Bu seçim hakkı, teknik anlamdaki seçimlik borçtan (alacaktan) farklıdır (Kocaağa, K.: s. 133-136). İkinci bentte düzenlenen ifaya ekli cezai şartta ise alacaklı, açıkça vazgeçmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen cezai şart ise maddenin üçüncü bendinde hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece cezai şart ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür cezai şartta borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece cezai şartın ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir. Seçimlik ve ifaya eklenen ceza koşulu, borçlunun borcunu ihlal etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlali koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkanı verir. Borçlu, borca aykırı davranışı bulunmasa bile, ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Burada asıl borcun ifasının yerini dönme (fesih) cezası almaktadır. Bundan dolayı dönme cezasının, asıl borcun alacaklı lehine ifasını teminat altına almak gibi bir işlevinin bulunmadığı, aksine onu zayıflatıcı rol oynadığı söylenebilir. Gerçekten, “borcumu ifa etmekten vazgeçersem ¨1.000 ödeyeceğim” ifadesinde yerini bulan dönme cezasında asıl borcun ifasının teminat altına alınması suretiyle alacaklının hukuki durumunun güçlendirilmesi değil, aksine dönme cezasını ödemek ve sözleşmeden dönmek (veya sözleşmeyi feshetmek) suretiyle borçlunun durumunun iyileştirilmesi söz konusudur. (Kocaağa, K.: s. 145-154) Cezai şarta ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık halleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlal durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Örneğin satıcının ayıplı mal teslim etmesi halinde, alacaklıya hem ayıpsız bir mal teslim edileceği hem de ceza koşulu ödeneceği kararlaştırılabilir. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya eklenen ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür. (Kocaağa, K.: s.138-139) İstisnası cezanın tenkisiyle (indirilmesiyle) ilgili TBK’nın 182. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde bu ceza miktarının hakim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2014 tarihli ve ..... E., .... K. ; 29.11.2017 tarihli ve .... E., ...... K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 179/II. maddesinde ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir denilmek suretiyle ifaya ekli cezayı düzenlemiştir. Bu cezaya, gecikme cezası da denmektedir. Anılan hükme göre borçlunun borca aykırı davranışı halinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada ceza koşulunun aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır. Örneğin, bir inşaat sözleşmesinde yüklenici, işin teslim edilmesi gerektiği tarihten itibaren geciktiği her gün için iş sahibine ¨10.000 ceza koşulu ödemeyi taahhüt etmişse, yüklenicinin borcunu ifada gecikmesi hâlinde, iş sahibi hem gecikilen her gün için ¨10.000 ceza koşulunu hem de inşaatın bitirilmesini isteyebilir. İfaya eklenen ceza koşulu, özellikle borcun geç ifa edilmesi halinde uygulanır ve uygulamada en çok rastlanan ceza koşulu türüdür. Ceza koşulunun amacı da onun ifaya eklenen nitelikte olup olmadığının tespitinde önemli rol oynayabilir. Borçlunun borca aykırı davranışı halinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borçlunun borca aykırı davranışı nedeniyle zarara uğramasa dahi kararlaştırılan ceza koşulunu talep edebilir. İfaya ekli cezai şartın istenebilmesi için sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmadıkça gecikmiş ifanın çekincesiz olarak kabul edilmemesi gerekir. Aksi halde cezai şartı isteme hakkı düşer. Gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla gecikme cezası isteme hakkı saklı tutulmuş, sözleşmede cezai şart talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığı kararlaştırılmış ise ya da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan teslimde çekince konulmamış olsa dahi cezai şart isteme hakkı düşmez, talep edilebilir. Cezayı isteme hakkının saklı tutulması (çekince, ihtirazı kayıt), yenilik doğuran bir irade beyanı olup ifa anında açıkça yapılmalıdır. Saklı tutma, teslim-kabul tutanağına düşülecek bir kayıtla veya ifayı kabulden önce yapılacak yazılı bildirimle yahut iş bedelinin ceza alacağı kesilerek ödenmesi gibi buna delalet eden bir eylem veya işlem ile gerçekleştirilebilir. Açık feragat ise, borçluya yöneltilen ve varması gereken bir irade beyanıyla veya sözleşmeye önceden ifanın çekincesiz kabul edileceğine ilişkin bir hükmün konulmasıyla olur. Bazen de, çekincenin varlığı bazı koşulların gerçekleşmesine bağlanabilir. (Selimoğlu, Y.E.; Eser Sözleşmesi, 4. Baskı, Ankara 2017, s. 350-353) Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında 2-3-4 Ekim 2024 tarihinde yapılacak .... fuarı için 05/10/2023 tarihli sözleşmenin imzalandığı ve davalı tarafından fuar katılım sözleşmesi kapsamında 3.398,60 EURO ücretin davacıya ödendiği, bakiye fuar bedelinin ise ödenmediği, davalının söz konusu fuara katılmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. İşbu davanın yasal dayanağını oluşturan 05/10/2023 tarihli Fuar Başvuru Formu ve eklerinin incelenmesinden; taraflar arasında 2-3-4 Ekim 2024 tarihinde yapılacak ..... Fuarı için fuar katılım sözleşmesinin imzalandığı ve sözleşme bedelinin 6.799,09 Euro olarak belirlendiği, ödemenin iki taksitte ödeneceğinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Taraflar arasında imzalandığı konusunda ihtilaf bulunmayan Fuar Başvuru Formu'nun “Hukuki ve Cezai Şartlar” başlığı altında 02.06.2024 tarihinden önce sözleşmenin tek taraflı feshini yazılı olarak davacı organizatöre bildirmesi halinde katılımcının sözleşme bedelinin %50'sini ödeyeceği; ancak 02.06.2024 tarihinden sonra yapılan tek taraflı bildirim ile sözleşmenin sona erdirilmesi halinde ise sözleşme bedelinin tamamını cezai şart olarak ödeyeceği, davalı katılımcının bu tarihe kadar ödediği avans bedelinin iade edilmeyeceği, organizatörün ödenen bedeli ceza bedeline mahsup edeceği, eksik kalan kısmın ise katılımcıdan nakden ve defaten tahsil edileceği hususu ile sözleşmenin katılımcı tarafından sona erdirilmesi durumunda organizatörün katılımcıya tahsis edilen alanı istediği gibi kullanabileceği ve 3. kişilere tahsis edebileceği ve yeniden satabileceği, katılımcının bunu gerekçe göstererek organizatörden herhangi bir tazminat, iade veya cezai şartta indirim talep edemeyeceği hususu imza altına alınmıştır. Söz konusu sözleşme hükümlerinin TBK'nın 179/1. maddesinde düzenlenen seçimlik ceza koşulu mahiyetinde olduğu her türlü duraksamadan uzak olup davacının, söz konusu tutarı TBK'nın 180/1 maddesi uyarınca herhangi bir zararı doğmasa bile talep edebileceği açıktır. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde müvekkilinin, fuara katılım sağlayamayacağını 01/08/2024 tarihinde davacıya bildirildiği beyan edilmiş olup bildirim tarihi, 02/06/2024 tarihinden sonra olup taraflar arasında imzalanan sözleşme ve TBK'nın 179/1. maddesi uyarınca davalının sözleşme bedelinin tamamını davacıya ödemekle yükümlü olduğu açıktır. Her ne kadar davalı tarafından hastalık sebebiyle fuara katılınmadığı iddia edilmiş ise de bu iddiasını ispata yarar herhangi bir delil dosyaya ibraz edilmediği gibi bildirim tarihi ile fuar tarihi arasında 4 aylık bir sürenin olması nedeni ile davalının mücbir sebep iddiasına mahkememizce itibar edilmemiştir. Aynı şekilde taraflar arasında imzalanan sözleşmede davalının fuara katılmaması durumunda davacının fuar alanını 3. kişilere tahsis edebileceği ve yeniden satabileceği, davalının bunu gerekçe göstererek davacıdan herhangi bir tazminat, iade veya cezai şartta indirim talep edemeyeceği hususu ile TBK'nın 180/1. maddesi bir arada değerlendirildiğinde davalının, davacının zarara uğramadığı yönündeki beyanına itibar edilememiştir. Açıklanan nedenlerle TBK'nın 179/1 ve 180/1. maddeleri uyarınca açılan davanın kabulü ile davalının Büyükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ..... E. sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 3.400,49 EURO asıl alacak üzerinden iptali ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarıca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden bir yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizin uygulanması suretiyle takibin devamına, alacağın likit olması nedeni ile davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile kabul edilen asıl alacak tutarının icra takip tarihindeki TL karşılığı olan 125.925,24 TL'nin takdiren %20'si oranında hesaplanan 25.185,04 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-AÇILAN DAVANIN KABULÜ ile davalının Büyükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ..... E. sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 3.400,49 EURO asıl alacak üzerinden İPTALİ ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarıca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden bir yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizin uygulanması suretiyle TAKİBİN DEVAMINA, 2-Alacağın likit olması nedeni ile davacının icra inkar tazminatı talebinin KABULÜ ile kabul edilen asıl alacak tutarının icra takip tarihindeki TL karşılığı olan 125.925,24 TL'nin takdiren %20'si oranında hesaplanan 25.185,04 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Davalının şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 4-Harçlar kanunu gereğince dava değeri üzerinden alınması gereken toplam 9.564,58-TL harçtan daha önceden ödenen toplam 1.760,32-TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 7.804,26-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan; 615,40-TL Başvuru Harcı, 1.760,32-TL Peşin/nisbi Harcı, 14.000,00-TL Bilirkişi ücreti, 321,00-TL Tebligat, Posta ve diğer masraflar, olmak üzere toplam 16.696,72TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nun 333. maddesi uyarınca resen yatırana İADESİNE, 8-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk ücreti olan 3.600,00 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/01/2026 Katip ..... e-imzalı Hakim..... e-imzalı

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/261, K. 2026/46, T. 20.01.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-261-e-2026-46-k-1bd396a7e9b1