İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/108 E. 2026/141 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/108
- Karar No
- 2026/141
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/108 Esas KARAR NO :2026/141
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:12/02/2025 KARAR TARİHİ:12/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket ... VE TİC. A.Ş. aleyhine, müvekkil ... ŞTİ ile ticari ilişkisi olduğu için taraflar arasında ticari alım-satım ilişkisinden kaynaklanan ve tanzim edilen faturalar ile sabit bakiye kalan 4.317.067,033 TL bedelli borçlarının tahsili amacıyla ....İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlatıldığını, Davalı tarafından yapılan itiraz sonucu takip durdurulduğunu, Müvekkil şirket ile davalı şirket arasında mal alım - satımdan kaynaklanan bir ticari iş ilişkisi mevcut olup müvekkil şirket, davalı şirket ile aralarındaki ticarete istinaden teslim ettiği malların irsaliyeli elektronik faturalarını süresi içerisinde düzenlemiştir ve davalı şirkete gönderdiğini, Davalı şirket, müvekkil şirket ile aralarındaki mevcut ticari ilişkiye istinaden müvekkil şirketten almış olduğu malzemelerin ödemelerini müvekkil şirket tarafından kendilerine bildirilen banka hesabına yapmamış bunun üzerinde tarafımızca ....İcra Müdürlüğü'ne ait 2024/... Esas Numaralı dosyası ile ilamsız takip başlatılmış olmakla, itirazın iptaline ve takibin devamına,davalının takip konusu alacağın %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından başlatılan takip haksız olup, müvekkil şirketin icra takibi konusu yapılan alacak ile ilgili bir borcu bulunmadığını, davacı tarafından davacı şirket ile müvekkil şirket arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan malların satışı ile teslimi iddiaları ispat edilememiştir. davacı tarafından talep edilen %20 oranında icra inkar tazminatı talebinin kabulü mümkün olmadığını, davanın reddine, her durumda davacı tarafından talep edilen haksız ve hukuka aykırı kötü niyet tazminatının reddine, lehimize %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İcra takip dosyasının incelenmesinde, davacının ....İcra Dairesinin 2024/... esas sayılı takip dosyasında faturadan kaynaklanan 4.317.067,33-TL alacak için takip yapıldığı, ödeme emrinin 29.12.2024 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun da süresi içerisinde 25.12.2024 tarihinde borca itiraz ettiği, borca itirazla birlikte takibin durduğu, durdurma kararının alacaklı vekiline tebliğ edilmediği, dava İİK'nın 67. maddesi düzenlenen bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür. Mali ve konu uzmanı bilirkişi heyetinin18.09.2025 tarihli 5 sayfadan ibaret raporunda özetle; Gelir İdaresi Başkanlığı Uygulama ve Veri Yönetimi Daire Başkanlığı 25.07.2025 tarihli yazısında “davacı ... vergi kimlik numaralı ... SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ 'nce düzenlenmiş olan 30 adet e-Faturaya sistem üzerinden herhangi bir uygulama yanıtı ve iptal itiraz talebinde bulunulmadığı” bildirilmiş olup dosya muhteviyatında davalı tarafça da faturalara itirazlarına dair dosyaya sunulmuş Gelir İdaresi Başkanlığı sistemi dışında KEP fatura iptal talebi ya da noter ihtarnamesi bulunmadığı, davacı tarafça sunulu irsaliyeler üzerinde de teslim alan kısımlarında ad soyad yazılarak imza atıldığı, irsaliyelerde malın teslimini yapan şoför ve araç bilgisinin bulunduğu netice itibariyle mal teslimi yapıldığının anlaşıldığı, davacı kayıtlarında takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 4.317.067,33 TL asıl alacak ve 328.490,55 TL faiz alacağı bulunduğu belirtilmiştir. Dava, cari hesap ilişkisinden ve faturalardan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre fatura emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır (229. md.). Fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami "yedi gün" içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır (231/5. md.). 6102 sayılı TTK'da da fatura konusunda hükümler vardır. Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” (6102 Sayılı TTK 21/1) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (6102 Sayılı TTK 21/2). Faturanın onu teslim alan kişiyi borç altına sokabilmesi için taraflar arasında borç doğurucu bir ilişkinin varlığı ve faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Borç münasebeti olmaksızın düzenlenen ve muhatap tarafından her nasılsa teslim alınan faturaya sekiz günde itiraz edilmemiş olması onu borç altına sokmaz. Ancak TTK 21/2 maddesi uyarınca , faturalara 8 gün içerisinde itiraz edilmediği takdirde faturadaki gösterilen bu bedeli kabul edilmiş sayılır. Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Faturalarda belirtilen mal veya hizmetin davalı alıcıya teslim edildiği iddiasını davacı ispatla yükümlüdür. Fatura içeriğindeki mal veya hizmetin davalıya teslimi dayanak belgelerle kanıtlanmadığı sürece ticari defterler tek başına malın teslim edildiğini ispata yeterli değildir. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağa ilişkin itirazın iptali davası olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanındadır. Tarafların ticari merkezi ve icra takibinin yapıldığı yer itibariyle mahkememiz yetkilidir. İİK md. 67 uyarınca itirazın iptali davasının, itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılması gerekmektedir. Davalı icra takibine 26.12.2024 tarihinde itiraz etmiş, işbu dava 12.02.2025 tarihinde açılmıştır. Dava yasal süresinde açılmıştır. 6102 sayılı TTK md. 5/A uyarınca ticari davalarda zorunlu arabuluculuk dava şartı öngörülmüş olup dosya kapsamında arabuluculuk anlaşamama tutanağının mevcut olduğu görülmüştür. Dava şartı yerine getirilmiştir. Tarafların sıfatında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasında uyuşmazlık bulunmayan hususlar şunlardır: Taraflar arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğu hususunda esasen bir uyuşmazlık yoktur. İcra takibinin .... İcra Müdürlüğünün 2024/... Esas sayılı dosyasında başlatıldığı ve davalının 26.12.2024 tarihinde itiraz ettiği hususları da tartışmasızdır. Taraflar arasındaki çekişmeli vakıalar ise şu şekilde belirlenmiştir: Birincisi, alacağın varlığı ve miktarı çekişmelidir; davacı 4.317.067,33 TL asıl alacak bulunduğunu ileri sürmekte, davalı ise borcun tamamını inkâr etmektedir. İkincisi, mal tesliminin gerçekleşip gerçekleşmediği çekişmelidir; davacı irsaliyeli faturalarla mal tesliminin ispatlandığını savunurken davalı somut delil sunulamadığını iddia etmektedir. Üçüncüsü, faturalara itiraz edilip edilmediği ve fatura delil değeri çekişmelidir; davacı TTK md. 21/2 uyarınca fatura içeriğinin kabul edilmiş sayıldığını ileri sürmektedir. Dördüncüsü, davalının itirazının haklı olup olmadığı çekişmelidir; davacı itirazın haksız ve kötü niyetli olduğunu, davalı ise itirazın haklı olduğunu savunmaktadır. Beşincisi, ispat yükünün hangi tarafta olduğu çekişmelidir; davacı ispat yükünün davalıya geçtiğini, davalı ise ispat yükünün davacıda kaldığını ileri sürmektedir. Çekişmeli vakıaların çözümü amacıyla dosyaya sunulan ve toplanan deliller şunlardır: Davacı tarafça dava dilekçesi ekinde arabuluculuk anlaşamama tutanağı ve bedeli ödenmeyen ancak teslim edilen ürünlere ilişkin faturalar sunulmuştur. Ayrıca cevaba cevap dilekçesinde elektronik faturalar, irsaliyeler, fatura gönderim kayıtları ve cevap dilekçesindeki çelişkili beyanlar delil olarak ileri sürülmüştür. .... İcra Müdürlüğünün 2024/... Esas sayılı icra dosyası celp edilmiştir.
Mahkememizin 26.06.2025 tarihli ön inceleme duruşmasında 4 numaralı ara karar ile 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesi gereğince taraf vekillerine ilişki dönemini kapsayan ticari defter ve kayıtlarını inceleme gününde ve saatinde sunmaları için kesin süre verilmiş, kesin sürenin gereğinin yerine getirilmemesi halinde HMK 222. madde gereğince karşı tarafın HMK 222/2'de belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının karşı taraf lehine delil olarak kabul edilebileceği ihtar edilmiştir. Defter incelemesi 16.09.2025 günü saat 14.20'de Mahkememiz kaleminde yapılmıştır. Davacı taraf, inceleme gününde hazır bulunarak ticari defter ve kayıtlarını USB ortamında bilirkişi heyetine sunmuştur. Davalı taraf ise kesin süreye rağmen hiçbir bilgi, belge, defter ve kayıt sunmamıştır. Gelir İdaresi Başkanlığı Uygulama ve Veri Yönetimi Daire Başkanlığının 25.07.2025 tarihli yazısı celp edilmiş olup bu yazıda davacı ... vergi kimlik numaralı ... Sanayi Ticaret Limited Şirketince düzenlenmiş olan 30 adet e-faturaya sistem üzerinden herhangi bir uygulama yanıtı ve iptal itiraz talebinde bulunulmadığı bildirilmiştir. Mahkememizin 26.06.2025 tarihli ara kararı uyarınca bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve 18.09.2025 tarihli bilirkişi raporu dosyaya sunulmuştur. Mahkememizce görevlendirilen bilirkişi heyeti 18.09.2025 tarihli raporunda aşağıdaki tespitlere yer vermiştir: Davacı şirketin 2024 yılına ait elektronik ortamda tutulan Yevmiye ve Kebir defterleri ile Envanter defterinin, 6102 sayılı TTK md. 64, 66 ve VUK md. 220-226 uyarınca ilgili kanun hükümlerine göre yasal süresi içerisinde Gelir İdaresi Başkanlığına gönderildiği ve beratlarının oluşturulduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırılmış olduğu ve defterlerin usulüne uygun tutulduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi heyeti, takibin dayanağının 30.09.2024 ile 23.11.2024 tarihleri arasında düzenlenmiş 30 adet fatura olduğunu ve bu faturaların toplam tutarının 4.317.067,33 TL olduğunu tespit etmiştir. GİB Uygulama ve Veri Yönetimi Daire Başkanlığının 25.07.2025 tarihli yazısına atfen, 30 adet e-faturaya sistem üzerinden herhangi bir uygulama yanıtı ve iptal itiraz talebinde bulunulmadığı, dosya muhteviyatında davalı tarafça faturalara itirazlarına dair Gelir İdaresi Başkanlığı sistemi dışında KEP fatura iptal talebi ya da noter ihtarnamesi de bulunmadığı tespit edilmiştir. Davacı tarafça sunulan irsaliyeler üzerinde teslim alan kısımlarında ad soyad yazılarak imza atıldığı, irsaliyelerde malın teslimini yapan şoför ve araç bilgisinin bulunduğu, netice itibariyle mal tesliminin yapıldığının anlaşıldığı tespit edilmiştir. Davacı kayıtlarındaki cari muavin hesabın incelenmesi sonucunda, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 4.317.067,33 TL asıl alacak ve 328.490,55 TL faiz alacağı kayıtlı olduğu görülmüştür. Bilirkişi heyeti, fatura bazında takip tarihine kadar geçen gün sayısı üzerinden yıllık %51,75 reeskont avans faiz oranıyla toplam 328.490,55 TL işlemiş faiz hesaplamış ise de icra takibinde işlemiş faiz miktarına ilişkin bir talep bulunmadığı anlaşılmıştır. Ticari defterlerin delil niteliğinin değerlendirilmesi, bu davanın çözümünde belirleyici bir role sahiptir. Öncelikle davacı defterlerinin delil olma şartları incelenmiştir. HMK 222/2 hükmü uyarınca, ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Bilirkişi heyetince, davacının 2024 yılına ait elektronik ortamda tutulan Yevmiye ve Kebir defterleri ile Envanter defterinin TTK md. 64, 66 ve VUK md. 220-226 hükümlerine uygun tutulduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığı, beratlarının süresinde oluşturulduğu tespit edilmiştir. Davacının ticari defterleri HMK 222/2'deki şartları taşımaktadır. Davalının defter ibrazından kaçınmasının hukuki sonuçlarına gelince; mahkememizce 26.06.2025 tarihli ara kararla HMK 222. madde uyarınca her iki tarafa da ticari defter ve kayıtlarını sunmaları için kesin süre verilmiş, kesin sürenin gereğinin yerine getirilmemesi halinde HMK 222/2 gereğince karşı tarafın şartlara uygun tutulan ticari defter kayıtlarının karşı taraf lehine delil olarak kabul edilebileceği açıkça ihtar edilmiştir. Davacı taraf kesin sürede defterlerini ibraz etmiştir. Davalı taraf ise kesin süreye ve ihtarata rağmen hiçbir defter, kayıt veya belge sunmamış, ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret de göstermemiştir. Bu durumda HMK 222/5 hükmü uyarınca açılış ve kapanış tasdikleri yapılmış ve usulüne uygun tutulan davacı ticari defterlerindeki kayıtlar, faturalar, irsaliyeler, GİB resmi yazısı, banka kayıtları da dikkate alınarak davalı aleyhine delil olarak kabul edilmiştir. Bilirkişi raporunda, davacı tarafça sunulan irsaliyeler üzerinde teslim alan kısımlarında ad soyad yazılarak imza atıldığı ve irsaliyelerde şoför ile araç bilgisinin bulunduğu tespit edilerek mal tesliminin gerçekleştiği kanaatine varılmıştır. Davalı, cevap dilekçesinde mal tesliminin ispatlanamadığını genel bir ifadeyle ileri sürmüşse de bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde mal teslimine yönelik spesifik bir itirazda bulunmamıştır. İrsaliyelerdeki imzalar, faturalara itiraz edilmemiş olması ve davalının ticari ilişkiyi zımnen kabul etmesi birlikte değerlendirildiğinde, malların davalıya teslim edildiği sabit görülmüştür. Davalı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, 12.12.2024 tarihinde 2.000.000 TL tutarında çek verildiğini, bu çekin davacı tarafından teslim alınıp tahsil edildiğini ve buna rağmen dört gün sonra müvekkili hakkında "çek alınmamış gibi" icra takibi başlatıldığını ileri sürmüştür. Bu iddia, dosya kapsamındaki delillerle birlikte titizlikle incelenmiştir. Davacının usulüne uygun tutulan cari hesap kayıtlarının incelenmesinde (bilirkişi raporundaki cari hesap dökümü zor okunsa da flash bellekteki kayıtlardan da teyit edilebileceği üzere), söz konusu çekin ve önceki çeklerin tarihçesi açıkça görülmektedir. Davalı, davacıya daha önceki dönemde vadesi 04.09.2024 ve 10.10.2024 olan iki adet çek vermiş olup bu çeklerin her biri 1.000.000 TL tutarındadır. Bu çekler iade edilmiş ve 01.11.2024 tarihinde "Çek iade çıkış bordrosu" olarak davacı kayıtlarına borç şeklinde yansıtılmış, bakiyeyi toplam 2.000.000 TL artırmıştır. Akabinde 12.12.2024 tarihinde M1178 seri numaralı, vadesi 05.02.2025 olan 2.000.000 TL tutarında yeni bir çek "Çek giriş bordrosu" olarak davacı kayıtlarına alacak şeklinde kaydedilmiştir. Bu kayıt ile bakiye 6.317.067,33 TL'den 4.317.067,33 TL'ye düşmüştür. Burada kritik olan husus şudur: davacının .... İcra Dairesinde başlattığı icra takibinin tutarı tam olarak 4.317.067,33 TL'dir. Bu durum, 12.12.2024 tarihli çekin davacı kayıtlarına zaten işlenmiş olduğunu ve takip tutarının bu çek düşüldükten sonraki bakiye üzerinden belirlendiğini kesin olarak ortaya koymaktadır. Eğer davalının iddia ettiği gibi çek dikkate alınmamış olsaydı, takip tutarının çek düşülmeden önceki bakiye olan 6.317.067,33 TL olması gerekirdi. Bu nedenle davalının "çek alınmamış gibi takip başlatıldı" iddiası olgusal olarak yerinde değildir. Takip tarihinden sonra davalı tarafından davacıya çeşitli ödemeler yapılmış olup bu ödemeler davacı kayıtlarında eksiksiz şekilde yer almaktadır: 16.12.2024 tarihinde 200.000 TL, 27.12.2024 tarihinde 300.000 TL, 03.01.2025 tarihinde 300.000 TL ve 20.01.2025 tarihinde 250.000 TL olmak üzere toplam 1.050.000 TL havale ödemesi yapılmıştır. Bu ödemelerle bakiye 4.317.067,33 TL'den 3.267.067,33 TL'ye gerilemiştir. Davalı vekili itiraz dilekçesinde bu ödemelerden yalnızca 16.12.2024 ve 27.12.2024 tarihli toplam 500.000 TL'lik kısma değinmişse de davacı vekili dava dilekçesinde takip sonrası yapılan 1.050.000 TL'lik ödemenin tamamını kabul etmiş ve dava değerini bu ödemeler mahsup edilerek 3.267.067,33 TL olarak belirlemiştir. Dolayısıyla davalının bu yöndeki itirazı, davacıca zaten kabul edilmiş ve dava değerine yansıtılmış olduğundan ayrıca değerlendirilmesini gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. 05.02.2025 tarihinde ise ... seri numaralı, vadesi 15.02.2025 olan 2.000.000 TL tutarında ikinci bir çek daha davacı kayıtlarına "Çek giriş bordrosu" olarak alacak kaydedilmiş ve bakiye 1.267.067,33 TL'ye düşmüştür. Davalının kendi muavin kayıtlarında nihai bakiye olarak gösterdiği 1.267.067,42 TL, işte bu noktadaki bakiyeye tekabül etmektedir. Ne var ki davacının cari hesap kayıtlarında 07.02.2025 tarihinde, vadesi 05.02.2025 olan ilk çeke (12.12.2024 tarihli, M1178 seri numaralı çek) ilişkin "Çek iade çıkış bordrosu" kaydı bulunmaktadır. Bu kayıt, söz konusu çekin vadesinde ödenmediğini ya da iade edildiğini göstermekte olup iade sonucunda bakiye 2.000.000 TL artarak 1.267.067,33 TL'den yeniden 3.267.067,33 TL'ye yükselmiştir. Dava değeri açısından bu durum şöyle özetlenebilir: Ödemeler sonrası bakiye 3.267.067,33 TL iken, 05.02.2025'te giren ikinci çek (−2.000.000 TL) bakiyeyi 1.267.067,33 TL'ye düşürmüş, ancak 07.02.2025'te ilk çekin iadesi (+2.000.000 TL) bakiyeyi tekrar 3.267.067,33 TL'ye yükseltmiştir. İade edilen çek ile yeni giren çek birbirini götürdüğünden, dava tarihi (12.02.2025) itibariyle net bakiye 3.267.067,33 TL olup davacının dava dilekçesinde belirlediği dava değeriyle örtüşmektedir. Bununla birlikte, ... seri numaralı ikinci çekin vadesi 15.02.2025 olup dava tarihi itibariyle henüz vadesi gelmemiştir; bu çekin de vadesinde ödenmemesi ya da iade edilmesi halinde bakiye 2.000.000 TL daha artacaktır. Bu husus, davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması bakımından önem taşımaktadır. Davalı ise kendi muavin kayıtlarında 05.02.2025 tarihli ikinci çekin girişini bakiyesine yansıtmış, ancak 07.02.2025 tarihli ilk çekin iadesini kayıtlarına almamıştır. Bu seçici kayıt tutma nedeniyle davalı nihai bakiyeyi 1.267.067,42 TL olarak göstermiş, davacı kayıtlarıyla arasında tam olarak 2.000.000 TL'lik bir fark oluşmuştur. İki taraf kayıtları arasındaki bu farkın kaynağı, münhasıran çek iade kaydıdır. Ancak davalı, mahkememizce 1. celsede HMK 222 uyarınca verilen kesin süreye ve ihtarata rağmen ticari defterlerini ibraz etmemiştir. Davalının bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde "müvekkil şirketin ticari defterlerini ibraz etmesi için ara karar tesis edilmemiştir" şeklindeki beyanı, 1. celse ara kararıyla çelişmekte olup gerçeği yansıtmamaktadır. Davalı, ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret de göstermemiştir. Bu durumda davacının usulüne uygun ticari defterlerindeki çek iade kaydı davalı aleyhine delil niteliği taşımakta olup davalı bu kaydın aksini ispat edememiştir. Bu çerçevede davalının 2.000.000 TL'lik çek ödemesi yapıldığı ve dikkate alınmadığı yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. Söz konusu çek davacı kayıtlarına usulüne uygun şekilde alınmış, takip tutarı bu çek düşüldükten sonraki bakiye üzerinden belirlenmiş, ancak çek vadesinde ödenmeyerek iade edilmiş ve bakiye buna göre güncellenmiştir. Davalı vekili, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde 12.12.2024 tarihli tahsilat makbuzu ve 2024-2025 yıllarına ait muavin defter görsellerini sunmuştur. Davacı vekili, bu belgelerin HMK m. 141 uyarınca iddia ve savunmanın genişletilmesi niteliğinde olduğunu, davalının cevap dilekçesinde bu belgelerden bahsetmediğini ve verilen sürede ibraz etmediğini ileri sürmüştür. Gerçekten de davalı, cevap dilekçesinde delil listesinde bu belgelerden söz etmemiş olup ilk kez bilirkişi raporuna itiraz aşamasında dosyaya sunmuştur. Kaldı ki, yukarıda açıklandığı üzere bu itirazı yersizdir. Davalı vekili, müvekkil şirkete ait ticari defterleri sunmaları için süre verilmesini ve devamında ek rapor alınmasını talep etmiştir. Davacı vekili ise kök raporda asıl alacağın ayrıntılarıyla hesaplanmış olduğunu, ek rapor alınmasının yargılamayı uzatacağını ve müvekkilinin alacağına geç kavuşmasına sebebiyet vereceğini belirterek ek rapor alınmamasını talep etmiştir. Mahkememizce 26.06.2025 tarihli ara kararla HMK 222 uyarınca taraflara kesin süre verilmiş, ibraz etmemenin sonuçları açıkça ihtar edilmiştir. Kesin sürenin gereğinin yerine getirilmemesi halinde mevcut delil durumuna göre karar verileceği de ihtar edilmiş olup davalı buna rağmen defterlerini ibraz etmemiştir. Kesin süreye rağmen defter ibraz etmeyen davalının sonradan ibraz talep etmesi, usul hukukunun kesin süre müessesesiyle bağdaşmamaktadır. Bilirkişi kök raporu alacağı ayrıntılı şekilde hesaplamış, kısmi ödemeler davacıca kabul edilmiş ve dava değerine yansıtılmıştır. İtirazlar -zaten yukarıda değerlendirildiği gibi- mahkememizce değerlendirilebilir niteliktedir. Bu durumda ek rapor alınmasını gerektirecek bir neden bulunmamakta olup davalının talebi yerinde görülmemiştir. Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, bilirkişi raporu ve GİB yazısı birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki vakıalar sabit görülmüştür: Davacı ile davalı arasında ticari mal alım-satım ilişkisinin mevcut olduğu sabittir. Davalı, cevap dilekçesinde ticari ilişkinin varlığına açıkça itiraz etmemiş, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de bu hususa yönelik bir itiraz ileri sürmemiştir. Davacının davalıya 30 adet fatura kapsamında mal teslim ettiği sabittir. İrsaliyelerde teslim alan tarafın ad soyad yazılarak imza attığı, şoför ve araç bilgilerinin bulunduğu bilirkişi raporuyla tespit edilmiş, davalı bu tespite itiraz etmemiştir. 30 adet e-faturaya GİB sistemi üzerinden herhangi bir itiraz yapılmadığı ve dosyada KEP veya noter yoluyla da itiraz bulunmadığı sabittir. Davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerinin TTK ve VUK hükümlerine uygun olduğu bilirkişi raporuyla tespit edilmiştir. Davalının kesin süreye rağmen ticari defterlerini ibraz etmediği sabittir. Takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 4.317.067,33 TL asıl alacağı bulunduğu, bilirkişi raporuyla sabittir. İcra takibi sonrası davalının toplam 1.050.000 TL kısmi ödeme yaptığı her iki tarafça kabul edilmiş olup bakiye alacak 3.267.067,33 TL'dir. Davalının 12.12.2024 tarihinde verdiği 2.000.000 TL tutarındaki çekin, davacı kayıtlarına alınarak takip tutarından düşüldüğü ve akabinde çekin vadesinde ödenmeyerek iade edildiği, davacının usulüne uygun defterlerindeki çek iade kaydıyla sabittir. Davalı, defterlerini ibraz etmeyerek bu kaydın aksini ispat edememiştir. Davacı, alacağının varlığını faturalar, irsaliyeler, bilirkişi raporu ve usulüne uygun ticari defterleriyle ispatlamıştır. HMK 222 kapsamında davalı defterlerini ibraz etmemiş olup ispat yükü davalıya geçmiştir. Davalı, borcun bulunmadığını veya ödendiğini ispatlayamamıştır. Davalının itirazının haksız olduğu sabit görülmüştür. Davalı, icra takibinin tamamına itiraz etmesine rağmen akabinde kısmi ödemeler yapmıştır. Verdiği çekler iade edilmiştir. Borcun tamamını inkâr eden davalının bilahare kısmi ödeme yapması, itirazın haklı bir temele dayanmadığını ortaya koymaktadır. Davalının çelişkili tutumu da dikkate alındığında, İİK md. 67/2 uyarınca icra inkâr tazminatının koşulları oluşmuştur. Faiz yönünden, davacının takip talebinde avans faizi talep ettiği, bilirkişi heyetinin takip tarihi itibariyle fatura bazında toplam 328.490,55 TL faiz hesapladığı görülmüştür. 3095 sayılı Kanun hükümleri uyarınca asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık avans faizi uygulanması yerinde görülmüştür. İcra İnkar Tazminatı yönünden; dava konusu fatura alacağının önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, davacının icra inkar tazminatı kabulü ile, alacağın % 20 si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tahsis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜNE, -Davalının .... İcra Dairesi'nin 2024/... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın İPTALİNE ve takibin 3.267.067,33-TL asıl alacak üzerinden DEVAMINA, 2-Asıl alacak olan 3.267.067,33-TL'ye takip tarihinden itibaren yıllık avans faizi uygulanmasına, 3-Haksız itirazda bulunan davalının, kabul edilen alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatı olan 653.413,47 TL'nin davalıdan tahsiline, 4-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 223.173,36-TL ilam harcından peşin alınan 34.208,01-TL'nin mahsubu ile bakiye 188.965,35-TL ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 34.208,01-TL peşin harç ve 615,40-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 34.823,41-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 466.718,75-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan 34.242,50-TL yargılama gideri davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 4.600,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı. 12/02/2026
Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye .. ¸e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır