İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/57 E. 2024/486 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/57
Karar No
2024/486
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/57 Esas - 2024/486 T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/57 KARAR NO : 2024/486

DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali DAVA TARİHİ : 09/02/2024 KARAR TARİHİ : 12/11/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/12/2024

Mahkememizde görülmekte olan marka ile ilgili kurum kararının iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde ve sair beyanlarında özetle; müvekkilinin özellikle ambulans ve cenaze hizmetleri konusunda gerek ..... ve gerekse tüm Türkiye’de ailesinden gelen bilgi ve tecrübeyle 40 yıldır faaliyet gösteren basiretli bir tacir olduğunu, 21.06.2022 tarihinde “... ... A.Ş.” unvanıyla tek ortaklı anonim şirket kurduğunu, ...’ne 21.06.2022 tarih ve ... ticaret sicil numarasıyla tescil ettirdiğini, faaliyet konusuna uygun olarak sağlık sektöründe "ilk yardımın ...'si" olarak herkesçe yaygın olarak anılan üç önemli ..... kelimelerinin baş harflerinden oluşan “...” kısaltmasını, özgün bir tasarımla, karakteristik yazım şekli, kırmızı renkli A harfi, mavi renkli ... harfleri kullanılarak renklendirme, ..... harfleri arasına sağlık alanında uluslararası ilk yardım işareti olarak kullanılan 8 uçlu + işareti ile tıp bilimini ifade etmek için kullanılan iç içe geçmiş iki yılan bulunan bir asa olan mitolojik kadüse sembolünü de eklemek suretiyle ... kısaltmasını, kendine has biçimde stilize edip özgün işaret haline getirerek ayrıt edici hale uyarlanarak oluşturulduğunu, "... ...+...” markasını ..... no’lu hizmet sınıflarında ... sayılı ile yaptığı başvurunun ilanına davalı tarafından yapılan itiraz sonucunda red edildiğini, davalının iddiasının aksine “...” işletme adı ile müvekkilinin ... markasının aynı veya benzer olmadığını, sözde unvan ve işaretler ile davacının, "... ...", markaların birbirinden farklı olduğunu, ortak olan “...” ibaresi kimsenin tekeline bırakılamayacak nitelikte bir ibare olduğunu, “...” olan işletme adından bahsetmek yerine kendi işletme adı hakkında “...” ibaresini kullanıp, bu ibareyi kendi tekelindeymiş gibi göstermesinin tamamen kötüniyetli olduğunu, ... ...+... ibaresinin ilk bakışta dahi birbirinden farklı markalar olduğu ve ayırt ediciliğinin bulunduğu gözönüne alındığında iltibasa neden olma koşulunun bulunmadığını, müvekkilinin davalının markalarından haberdar olmadığı gibi, davacının markalarından haksız menfaat elde etmek olsaydı, başvuru konusu markada görülen yazım, renklendirme, şekil gibi yardımcı hizmete vurgusu yapan “...” kelimesiyle bütüncül tamamen farklı ve yeni bir tasarım yaratmayacağını, markalar arasında ilk bakışta ortada farklı iki marka bulunduğunu rahatlıkla fark edebilecek düzeyde farklılıkları içerdiğini, davacının marka tescil başvurusundan önce uzun yıllardır bu ismi kullanarak marka haline getirdiğini de ispat edilemediğini, davalının “...” ibaresini halen işletme adı olarak kullandığını iddia etmekte ise de davacı müvekkil tarafından bu itirazdan haberdar olur olmaz, basiretli tacire yakışır biçimde, bir başkasının aktif-faal haldeki işletmesiyle "aynı adı taşıyor, taklit ediyor" konumuna düşmek istemeyen davacı müvekkil, davalının itirazı ile öğrenilen bu durumu araştırmak üzere ...’ne 10.08.2022 tarih ve ... kayıt sayılı dilekçesi ile yapılan başvuru ile ...’de poliklinik ve yardımcı sağlık hizmetleri vb. özel sağlık kuruluşu olarak faaliyet göstermek için kurulacak olan işletmenin diğer özel sağlık kuruluşlarıyla karıştırılmaması, marka ve haksız rekabet kurallarına uygun hareket edilmesi amacıyla; “..., ..., ...” adlarıyla kurulmuş bir özel sağlık kuruluşu olup olmadığı, varsa halen faaliyette olup olmadığı ile ... faaliyette olup olmadığı hususlarında bilgi verilmesi istendiğimi, ... tarafından 10.08.2022 tarih ve ..... sayılı cevabi yazısında; “… kayıtlarında yapılan incelemede; kayıtlarımızda dilekçenizde bahsi geçen isimlerde bir sağlık kuruluşunun olmadığı, ..... adında bir sağlık kuruluşunun mevcut olup ve bu kuruluşunun da faaliyetinin askıda olduğu tespit edilmiştir.” Denilmek suretiyle davalı adına kayıtlı tescilli bir marka ile halen kullandığı bir işletme adının ve hatta faaliyet gösterdiği bir işletmesinin dahi bulunmadığını, “...” ibaresi, içerisinde de geçtiği üzere geçmişte ..... İlçesi’nde bulunmuş küçük bir poliklinikten ibaret olduğunu, isminde konum bilgisi de yer olan bu işletme adının başka bir yerde kullanılmadığını, davalının .....’ta küçük bir semt polikliniği olmaktan öteye geçemeyen pasif haldeki bir işletmenin tüm Türkiye’de ve yurtdışında tanındığı iddiası da ispat edilemediğini belirterek müvekkilinin marka tescil başvurusunun reddine dair ... ...’nın 13.12.2023 tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1995 yılında ..... tarafından ..... ve .....’nde etkin faaliyet gösteren bir sağlık kuruluşu olduğunu, ... kurulduğu günden bu yana ..... alanlarında zaman içerisinde faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin, Türkiye’de bilfiil ticari ilişki içerisinde olduğu, ...’ın “... ...” markasını kendi markasıymış gibi Türkiye’de tescil ettirmek üzere başvuru yaptığını fark ederek bu tescil başvurusuna itiraz edildiğini, müvekkilinin 1 Nisan 2008 tarihinde tescil edilen “...” markasının yenileme işlemleri yapılamadığından markanın iptal edildiğini, 1995 yılından bu yana sektörde hizmet veren ve güvenilir bir görüntü oluşturan müvekkilinin sağlık alanındaki ... markası ile yurtdışında da hizmet verdiğini, markası ile 27 yıldır ticari kullanımı söz konusu olduğunu, hak sahibi olmaya çalışan davacı ...’ın yıllardır müvekkilimiz ile iş ilişkisi bulunan ve aslında ..... adresinden de ulaşılabileceği üzere “...” markasını kullanan bir şahıs olduğunu, “...” markası ile sektörde çok fazla şikâyet topladığından markanın kötü imajını düzeltmek yerine müvekkiline ait markayı kullanmaya çalışarak ve hatta yıllardır müvekkili tarafından kullanılan markayı kendi şahsı adına tescil ettirmeye çalışarak kötü niyetli bir başvuruda bulunduğunu, yıllarca müvekkil ile çalışan davacının, müvekkilinin tanınırlığından faydalanarak maddi kazanç elde etmeye çalıştığını, davacıya ait markanın tescil edilmesi halinde sağlık yardımına muhtaç insanların kandırılacağını, markalar arasında ilişki olduğunun düşünüleceğini, bu durumun müvekkilinin markaları ve ... Şirketi için yapmış olduğu maddi, manevi yatırımların boşa gitmesine sebebiyet vereceğini, başvuru sahibinin tescil ettirmek istediği markanın müvekkilinin hâlihazırda hem marka hem de ticari unvan olarak kullanmış olduğu ... esas ibaresini barındırdığını, müvekkilinin “...” ... kullanıcı ismi ile 19 Haziran 2021 tarihinde paylaşmış olduğu görselin; son dönemde yurtdışı sağlık turizmine büyük katkı sağlayan ... ibareli markaların, başvuru sahibi tarafından kullanıldığı taktirde büyük zarar göreceğini, davacının müvekkil şirket ile yakın ilişkisi ve markalarından haberdar oluşu gözetildiğinde, davacının müvekkile ait ... markasını kötü niyetli olarak kullanmak istediğini ve müvekkile ait marka üzerinden rant sağlamaya çalıştığını, davacı ...’ın, müvekkil şirketten “...” markasını kullanmak için izin istediğini ancak müvekkilinin vermediğinden kendisinden habersiz olarak marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkilinin markası üzerindeki haklarını yeniden kazanmak için 20.07.2022 tarihinde ... sayı ile tescil başvurusunda bulunduğunu, davacının müvekkiline ait markanın asli unsurunu birebir taklit ederek sonuna ayırt edicilikten yoksun ve jenerik bir ibare olan “yardım” ibaresinin İngilizcesini eklediğini, ancak eklenen bu kelimenin markayı taklit ettiği gerçeğini değiştirmeyeceğini, markalar arasında benzerlik araştırması “...” üzerinden yapılacağını, ... markasının gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunun açıkça ortada olduğunu, müvekkilinin “...” markasını yenileme işlemleri gerçekleştirilemediğinden markanın iptal olması ile itiraza konusu markanın 21.06.2022 tarihinde yani müvekkilden yaklaşık 15 yıl sonra başvuru ile markayı tescil ettirmeye çalışması ve müvekkili ile yakın iş ilişkisinde bulunan davacının söz konusu tescil başvurusu tamamen kötü niyetli ve haksız rekabet kurallarına aykırı olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; ...’nun ... sayılı ... kararının iptaline karar verilmesi taleplerine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. ...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; davalının 21.06.2022 tarih ve ... sayılı 39 / 44 / 45. sınıfa giren hizmetlerde kullanılmak üzere yaptığı marka başvurusu, ... ... tarafından 13.07.2022 tarih ve 400 sayılı ...’nde ilanı üzerine davalının yukarıda detaylı bilgileri verilen tescilli markasına dayalı olarak SMK 6/1, 6/3, 6/5, 6/6 ve 6/9. Maddelerine dayalı olarak itiraz ettiği, davalının bu itirazının ... tarafından red edildiği, davalının bu red kararına karşı ... nezdinde itiraz yaptığı, 13.12.2023 tarih ve ... sayılı kararı ile; “(...) Yapılan incelemede, ... sayılı "... " ibareli markanın yenilemesinin yapılmadığı ve dolayısıyla marka korumasının bulunmadığı, diğer itiraz gerekçesi ... başvuru numaralı "..." ibareli markanın ise Kurum kayıtlarına daha sonraki tarihte girdiği tespit edildiğinden karıştırılma ihtimali gerekçeli itirazın haklı olmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, yayıma itiraz sahibinin "..." asli unsurunu markasal olarak tıbbi hizmetler bakımından işbu başvuru tarihinden önce kullandığı, ayrıca başvuru sahibinin sahibi olduğu "... ... (...)" firmasının yayıma itiraz sahibine kesmiş olduğu fatura dikkate alındığında başvuru sahibinin aynı ilde faaliyet gösteren yayıma itiraz sahibinden ve "..." markasından haberdar olduğu, bu nedenle başvuru sahibinin yayıma itiraz sahibinin markasal kullanıma konu "..." markasını asli unsur olarak içeren "... ..." markası için yayıma itiraz sahibinin sunduğu hizmetlerle bağlantılı hizmetler için tesadüfen marka başvurusunda bulunamayacağı, belirtilen nedenlerle başvurunun iyi niyetle yapılmadığı kanaatine varılmış ve kötü niyet gerekçeli itiraz haklı bulunarak başvurunun reddine karar verilmiştir. İtirazın kabulüne ve başvurunun reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.'' şeklinde karar verildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde tarihinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir. Ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlık konusuyla ilgili iddia, savunmalar doğrultusunda rapor düzenlenmesi için AYRI AYRI seçilen 2 bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir. Marka vekili bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: -Davaya konu olan ... sayılı başvuru ile davacının mesnet olan yukarıda bilgileri verilen esas unsurlu “...” markaları arasında görsel ve genel izlenim olarak bir benzerlik bulunduğu, dava konusu hizmetler bakımından da aynı olduğu tespit edilmekle birlikte redde mesnet olan markaların süresi içerisinde yenileme işlemi yapılmadığı ve diğer mesnet olan markanın da başvuru tarihinin davaya konu olan markanın başvuru tarihinden sonra olması nedeniyle 6769 S. SMK’nın 6/1 maddesi anlamında iltibas tehlikesi koşullarının oluşmayacağı, -Davacının gerçek hak sahipliğine gerekçe olarak gösterdiği kullanımların davaya konu olan markasının başvuru tarihinden sonra olması nedeniyle SMK m. 6/3 hükmünde aranan kullanım hususunu ispatlayamadığı, -Davacının davalı ile ticari olarak bir illiyet bağının olduğu hususları dikkate alındığında dava konusu 2019/31408 sayılı marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunduğu düşünülmekle birlikte değerlendirmesinin hukuki niteliği yüksek olduğundan Mahkeme tarafından yapılması gerektiği, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Pazarlama uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: 1-Dava konusu başvuru ile redde gerekçe markalar arasında SMK m. 6/1 kapsamında karşılaştırma yapılamayacağı, 2-SMK m. 6/3 hükmünde aranan yaygın ve uzun süreli kullanımını ispatlayamadığı, 3-Kötü niyete ilişkin iddialar bakımından herhangi bir değerlendirme yapılamayacağı, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporların usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. GEREKÇE: Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. “Marka tescilinde nispi ret nedenleri ” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise; (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir. Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (.....). Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. SMK m.6/3 hükmü bağlamında tescil engelinden veya hükümsüz nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacaktır: -Tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret olmalıdır. - Başvuru veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmiş olmalıdır. Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. SMK m.6/6 hükmüne göre; tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ..... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;

Davalı Markası Örnek Davacı Markaları

.....

Dava konusu marka başvurusu ile itiraza dayanak olan markalardan ... ibareli markanın başvuru tarihinin 22.05.2007 olduğu, süresi içerisinde yenileme işlemi yapılmadığından markanın hükümden düştüğü, geçersiz hale geldiği; davaya mesnet ... ibareli markanın ise başvuru tarihinin 20/07/2022 tarihi olduğu, dava konusu marka başvuru tarihinin 21/06/2022 olduğu, bu durumda ... ibareli markanın dava konusu marka başvuru tarihinden sonra olması nedeniyle SMK 6/1 maddesi anlamında bir değerlendirme yapılamamıştır. Devamla; Davacının; “...” markasını, kendisi tarafından uzun yıllardır ciddi ve yoğun bir biçimde, Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin oluştuğunu iddiasına yönelik sunduğu dokümanların Cenaze ve Ambulans hizmetleri içi kesilen Ağustos 2022 yılına ait 1, Aralık 2022 yılına ait 1, Mayıs 2023 yılına ait 2, Haziran 2023 yılına ait 1, Ağustos 2023 yılına ait 1, Eylül 2023 yılına ait 5, Aralık 2023 yılına ait 1, Ocak 2024 yılına ait 1 adet fatura ile ...’nden alınan 30.12.2022 yılına ait işyeri açma belgesi, .....’nden 06.03.2023 tarihinde alınan Acil Yardım Ambulansı Uygunluk Belgesi, ...’ndan alınan 22.07.2022 tarihli Oda Sicil Kayıt Sureti belgelerinden oluştuğu tespit edilmiş, bu belgeler dikkate alındığında söz konusu tüm belgelerin başvuru tarihinden sonra olduğu anlaşıldığından, davacının gerçek hak sahipliğine gerekçe olarak gösterdiği bu kullanımların yeterli delil olmadığından SMK m. 6/3 hükmünde aranan yaygın ve uzun süreli kullanımını ispatlayamadığı, kabul edilmiştir. Öte yandan davalı vekili davacının kötü niyetli olduğunu iddia etmiştir. SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ..... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Mahkememizce 6769 sayılı SMK 6/9 genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK’nun 2. maddesi, ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ve yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince, dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler kapsamında davacı ...’ın, davalı şirket ile ticari ilişkisinin olduğu, davalı şirketten “...” markasını kullanmak için izin istediğini ancak davalının buna izin vermediği, daha sonra marka başvurusunda bulunduğu, davacının, ..... alan adı ile “...” markasının sahibi olduğu, ek olarak davalının markasının yenilenmediğinin ardından iş bu davaya konu marka başvurusunu yaptığı hususları dikkate alındığında davacının davalının markasından haberdar olduğu hususlarının kötü niyet iddiası bakımından esas alınabilecek deliller olduğu, onca seçenek özgürlüğü varken davacının itibar sahibi olduğu sektöre yönelik olarak davacı tarafından ''...'' sözcüğünün ön planda olduğu "... ..." ibaresinin seçilerek marka olarak tescili yönünde başvuru yapılmasının davacının kötü niyetli bir başvuru yaptığına delalet ettiği kabul edilmiştir. Açıklanan tüm bu nedenlerle nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere: 1-DAVANIN REDDİNE, 2- Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair, verilen karar hazır olan taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/11/2024

Katip ..... Hakim ..... e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/57, K. 2024/486, T. 12.11.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-57-e-2024-486-k-8ee51715fb5c