İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/453 E. 2026/81 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/453
Karar No
2026/81
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/453 Esas - 2026/81

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R

ESAS NO : 2024/453 KARAR NO : 2026/81

DAVA : Marka ... sayılı ... Kararı İptali - Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 08/03/2019 KARAR TARİHİ : 09/03/2026 Yazım Tarihi: 23/03/2026 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Müvekkili Şirketin dünyaca tanınmış, ülkemizde de aktif olarak 1996 yılından beri kullanılan “...” ve ... markaların gerçek sahibi olduğunu, Müvekkili Şirket olan ... Şirketinin 1984 yılında ....’da kurulmuş olduğunu, 30 yılı aşkın süredir sunduğu kalite ve ulaştığı satış rakamları ile dünyanın önde gelen ..., gözlük, deri ürün, çanta, kemer ve aksesuar üreticilerinden biri olduğunu, müvekkilinin markalarının hem ülkemizde hem de dünyada tanınmış markalar olduğunu, müvekkili şirketin “...” markası adı altında 18. sınıfta deri ürünleri üretimine cüzdan ve kemer üretimi ile 1992 yılında başladığını, deri çanta koleksiyonunu 1996 yılında piyasaya arz ettiğini, ....’de ilk “...” mağazasını açtığını, 1990’lı yılların sonuna doğru ise müvekkili Şirketin 25. Sınıf kapsamında giyim eşyaları üretmeye başladığını, müvekkili Şirketin “...” ve ... markalarını gerek birçok ulusal gerekse birçok uluslararası kuruluş nezdinde tescil ettirdiğini, müvekkili şirketin ... nezdindeki ... Tescil nolu “...” ibareli ilk marka başvurusunu 14. Sınıf kapsamında 01.04.1991 tarihinde gerçekleştirdiğini, müvekkili şirketin harcadığı emek ve sermaye sonucu tanınmış marka olan “...” markasının başta saatler olmak üzere, çantalar, kemerler, deri ürünler, giyim eşyaları, aksesuarlar ve benzeri ürünlerin uzun yıllardır hem ülkemizde hem de yurt dışında yoğun ilgi görmekte olduğunu, müvekkili Şirketin “...” ve ... markalarını 1996 yılından beri distribütörü ... ve ... A.Ş. ve dağıtıcıları aracılığı ile ülkemizde aktif olarak kullandığını, davalı Şirket ... Ltd. Şti.’nin müvekkili Şirketin “...” markasının ülkemizde 18, 25 ve 35. Sınıflarda 2001 yılından beri tescilli olmamasından yararlanıp kötü niyetli olarak kazanılmış hak iddiasında bulunarak ... tescil numarası ile “...” kelime markasını kendi adına tescil ettirdiğini, müvekkili Şirketin ... tescil nolu “...” ibareli marka tescili nedeniyle 18., 25. ve 35. Sınıflarda faaliyet göstermemekte olduğundan, bahsi geçen marka aleyhine kullanmama nedeniyle hükümsüzlük davası ikame ettiklerini, iş bu davanın sonucunda davalının markasının kısmen hükümsüzlüğüne karar verildiğini, bu nedenle müvekkili Şirketin .... nezdinde davalının ... tescil nolu “...” markasının kullanılmaması nedeniyle markanın iptali talepli dava açtığını, Yerel Mahkemenin 06.05.2014 tarihli .... sayılı kararla söz konusu ... tescil nolu markanın 25., 35. ve 18. Sınıfın alt sınıfları olan 18.1, 18.3, 18.4 ve 18.5 nolu alt sınıfları için hükümsüzlüğüne karar verildiğini, neticeten Yargıtay’ın 20.03.2017 tarihli .... sayılı kararında davalı markasının 35. Sınıf mal ve hizmetler bakımından bozulmasına, 18. ve 25. Sınıftaki mal ve hizmetler bakımından ise onanmasına karar verildiğini, Yerel Mahkemenin de 29.06.2017 tarihli .... nolu kararla Yargıtay ilamını gözeterek davalı ... Ltd. Şti.’ye ait olan ... tescil nolu markanın 25. ve 18. Sınıf (18.2 haricinde) mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne karar verdiğini, bu durumun ... siciline de işlediğini, müvekkili Şirketin “...” ve ... markaların gerçek hak sahibi olduğunu, müvekkili Şirketin “...” markasını ... nezdinde ilk kez 01.04.1991 tarih ve ....sayı ile 14. Sınıfta tescil ettirdiğini, 1990’lı yılların başından beri müvekkili Şirketin “...” markasının 18. 25. ve 35. Sınıflarda dünyanın birçok ülkesinde tescilli olduğunu ve aktif olarak kullanıldığını, itiraza konu markanın müvekkili Şirketin marka tescil ve başvurularından çok daha sonra kötü niyetli olarak müvekkili Şirketin markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerle bağlantılı 20., 21., 22., 23., 24. ve 27. Sınıflarda başvurusunu gerçekleştirdiğini, dava konusu marka ibaresinin ... kararında da açıkça belirtildiği gibi müvekkili Şirketin “...” markasının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, markaların görsel, fonetik ve konsept olarak aynı olduğunu, markalar arasında ayırt ediciliği sağlayan bir fark bulunmadığını, markaların kapsadığı mal ve hizmetlerin ilişkili ve benzer olduğunu, müvekkili Şirketin itiraza mesnet markaların gerçek hak sahibi olduğunu, ayrıca ... nezdinde 03., 04., 09., 10., 14., 25. ve 42. Sınıflarda tescilli “...” markalarının bulunduğunu, davaya konu markanın tescil edilmek istendiği 20., 21., 22., 23., 24. ve 27. Sınıflardaki mal ve hizmetler ile aynı türden olduğunu, markalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde markalar arasında iltibasın kaçınılmaz olduğunu, başvuru sahibi davalının 18. Sınıftaki müvekkili Şirketin logo tasarımını dahi taklit eden kullanımlarının tüketiciler nezdinde karışıklığa neden olduğunu ve başvuru sahibinin müvekkili Şirketin itibarından ve ününden yararlandığını, müvekkili Şirkete ait “...” ve ... markaların tanınmış markalar olduğunu, bu tanınmışlığın markalar arasındaki karıştırma riskini arttırmakta olduğunu, 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi uyarınca da başvurunun bir bütün olarak reddi gerekirken aksi yöndeki ... kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ... Sözleşmesinin 1. Mükerrer 6. Maddesinin de amacının bir ülkede umumen malum markadan o ülkeden veya başka bir ülkede 3. Kişilerin haksız olarak yararlanmasını önlemek olduğunu, .... Anlaşmasının 16/2. Maddesine göre bir markanın tanınmış marka olabilmesi için toplumun ilgili kesiminde bilinmesinin yeterli olduğunun, herkesçe bilinmesinin gerekli olmadığının belirtildiğini, müvekkili Şirkete ait “...” markalarının tanınmış marka olduğunu, bir markanın menşe ülke dışında da satışa sunulmasının o marka için önemli yatırımlar yapıldığının ve ekonomik değerinin arttığını gösterdiğini, tanınmış marka sahibinin gerçek veya mevcut bir haksız avantaj elde etme riskinin varlığını ortaya koymasına dahi gerek olmadığını, ciddi bir risk şüphesinin dahi yeterli olduğunu, KHK 8/4. Maddesinin sulandırıcı kullanımları da kapsadığını, “...” ibaresinin müvekkili Şirketin ticaret unvanı ve alan adı tescili ile birebir aynı ibareyi ihtiva ettiğinden müvekkili Şirkete ait sınai hakları ihlal ettiğini ileri sürerek davalıya ait dava konusu .... sayılı “...” marka başvurusuna müvekkili Şirketçe yapılan itiraza dair ...’nin 14.01.2019 tarihli ..../... sayılı kararının iptaline , davalı markasının da hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı firma vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Müvekkili Şirkete ait markanın tescil edildiği tarihten itibaren müvekkili Şirketçe tesciline uygun şekilde ulusal bazda, ciddi ve yoğun bir şekilde kullanılmakta olduğundan marka yedeklemek ve/veya kötü niyetle tescil edilip yüksel bedel ile satma amacıyla markanın tescil edilmediğini, davacı Şirketçe talepte bulunulmasına rağmen markanın kendilerine satılmadığını, markanın müvekkili Şirket adına tescilli olduğu 18., 25., 35., 20., 21., 22., 23., 24., 27. Sınıflar yönünden davacı Şirketin 2001 yılında herhangi bir imalatı, faaliyeti ve satışı bulunmadığından davacı Şirket tarafından 14. Sınıf kapsamında yalnızca ... üretim ve satışının kullanılması nedeniyle davacı Şirketin iş bu davaya konu marka başvurusundaki 20., 21., 22., 23., 24., 27. Sınıfta marka tescilini talep etmesinde karışıklığa mahal vereceği şeklindeki beyanının maddi mesnedi bulunmadığını, davacı Şirketin bu sınıflarda bir tescili ve kullanımının bulunmadığını, davacı Şirket tarafından belirtilen satış rakamlarının yalnızca “...” markalı ürünlerin satışına ilişkin satış rakamları olmayıp davacı Şirketin farklı firmalara yaptığı fason bedellerini de içerdiğinden gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 10/01/2017 tarihli 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU; Geçici Madde 1/1 de "Bu Kanunun yayımı tarihinden önce Enstitüye yapılmış olan ulusal ve uluslararası marka ve tasarım başvuruları ile coğrafi işaret başvuruları, başvuru tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır." hükmü yer aldığından dava konusu markanın başvuru tarihinin 2015 yılı olması nedeniyle somut olaydaki davaya 556 sayılı mevzuat hükümleri esas alınarak karar verilmiştir. 556 sayılı KHK.nın 8/1 maddesinde "Tescil edilmiş veya tescil için başvuru yapılmış bir markanın sahibi tarafından itiraz yapılması durumunda aşağıdaki hallerde marka tescil edilemez: a) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı ise ve aynı mal veya hizmetleri kapsıyorsa, b) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa," şeklinde hüküm yer almaktadır. 556 s. KHK’nın 8/1 (b) anlamında tescili istenen marka ile tescilli markalar arasında “karıştırılma ihtimaline yol açacak ölçüde benzerlikten” bahsedilmek için; a) Markalar arasında ayniyet, ürünler arasında benzerlik bulunması, b) Markaların benzer, ürünlerin aynı olması, c) Markaların benzer ve ürünler arasında da benzerlik bulunması, şeklinde üç ayrı ihtimalden birinin varlığı (....) gerekmektedir. 556 sayılı KHK’nın 8/1 (b) m. anlamında markaların karıştırılmasından söz edebilmek için, dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır. 556 sayılı KHK’nin 8/4 madde hükmünde; ... Toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin, farklı mal ve hizmetlerde kullanılması amacıyla yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, itiraz üzerine ret edilir. Tanınmış marka kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. 556 sayılı KHK’nin 8/5 maddesinde "Tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, fotoğrafı, telif hakkı veya herhangi bir sınai mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Marka ve ticaret unvanı da sınaî mülkiyet hakkı olarak maddenin koruma kapsamına alınmıştır. Ancak sınaî mülkiyet hakları kapsamında korunacak bir markadan veya ticaret unvanından söz edebilmek için “tescil” şarttır. Dolayısıyla, KHK m. 8/5 kapsamında bir ticaret unvanına dayanarak bir tescilin engellenmesi isteniyorsa bu ticaret unvanının tescilli olması gerekmektedir. 556 sayılı KHK'nın 35. maddesinde "Tescil başvurusu yapılmış markanın 7 nci ve 8 inci madde hükümlerine göre tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin itirazlar ile başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin itirazlar ilgili kişiler tarafından marka başvurusunun yayınından itibaren üç ay içerisinde yapılır." hükmü , Medeni Kanun 2.nci maddesinde "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü yer almaktadır, ÖNCEKİ YARGILAMA ve KARAR; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı firmanın ... başvuru sayılı markası ile davacı tarafın ... kararında geçen markaları arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1 maddesi açısından iltibas-benzerlik-karıştırılma ihtimali oluşup oluşmadığı, davacı tarafın markalarının tanınmışlığı, ticaret unvanına bağlı sınai hak iddiası ve davalı başvurusunun kötü niyetli yapıldığı iddiaları ile önceki emsal yargı kararlarının dikkate alınmadığı konusundaki itirazlarının ve ...'in nihai olarak verdiği ... sayılı ... kararının yerinde ve doğru olup olmadığı, davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. ... kararının 16/01/2019 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 08/03/2019 tarihinde dava açtığı anlaşılmıştır. ... ...'nun ... sayılı kararında; "... başvuru numaralı ve "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki .... kararına karşı, başvurunun ...... ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali, tanınmışlık ve kötü niyet gerekçelerine dayanılarak 556 s. KHK'nın 8 inci maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. Bu çerçevede yapılan inceleme neticesinde itiraza mesnet olarak gösterilen .... sayılı ve "...", "... ..." ibaıeli markalanı işbu itirazın incelendiği tarih itibariyle hükümden düşmüş oldukları tespit edildiğinden bu markalar açısından karıştırılma ihtimali gerekçeli iddia yerinde görülmemiştir. Öte yandan yine işbu başvuru ile itiraza mesnet olarak gösterilen .... sayılı ve " ..." ibareli markaların ise benzer olmalarına karşın farklı mallar ve hizmetleri kapsadıkları tespit edilmiştir. Malların/hizmetlerin benzerliği, karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabilmesi için varlığı zorunlu koşullardan birisi olduğundan (....) ve somut olayda" uyuşmazlığa konu işaretlerin mal/hizmetleri arasında bir benzerlik bulunmadığı tespiı edilmiş olduğundan, çekişme konusu markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ve 556 sayılı KHK'nın 8/l -(b) bendi çerçevesinde yapılan itiraz haklı bulunmamıştır. Somut olay açısından, itiraza konu başvurunun tescilinin 556 sayılı KHK'nın 8/4 maddesi hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açacağı yönünde de bir kanaat oluşmadığından, tanınmışlık gerekçesine dayalı itiraz da haklı görülmemiştir. ..... kötü niyetle başvurusunun yapıldığı iddia edilen işaretle buna karşı öne sürülen itiraz gerekçesi markaların aynı (veya benzer) olması veya markaların benzer olduğu yönündeki iddia tek başına başvurunun kötü niyetle yapıldığını ispatlamayacaktır. Kurul belirtilen tespiti paylaşmaktadır ve incelenen başvuruyu oluşturan işaretle itiraz gerekçesi markaların benzer olduğu iddiasının , tek başına, başvurunun kötii niyetle yapıldığı ispatlayan bir husus olarak kabul etmemektedir. itiraz sahibinin, markaların benzer olduğu iddiasının ötesinde, kötü niyet hususunu ispatlar nitelikte herhangi bir kanıt sunmaması dikkate alındığında ve Kurul'da başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönünde kanaat oluşmadığından kötü niyet gerekçeli itiraz haklı bulunmamıştır. Dilekçede başka marka başvurularına ilişkin verilen kararların işbu itirazın değerlendirilmesinde dayanak gösterilmesi de haklı bulunmamıştır. Dilekçede yer alan diğer iddialar da yerinde görülmemiş olup, sayılan nedenlerle işbu itirazın reddi gerekmiştir." şeklinde ifade edilmiştir. Yukarıdaki kriterler, taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında; Davalı başvuru Markası Davacı Markaları

... (...) ... (...)

Bilirkişi heyetinden alınan 28/04/2020 tarihli raporda ÖZETLE; "1. Davalı ... Ltd. Şti.’ne ait dava konusu 14.12.2015 başvuru tarihli ve .... sayılı “...” ibareli markası ile davacı ... INC. Şirketine ait tescilli markalarındaki “...” ibareli , vb. logolu markaları arasında işitsel, anlamsal ve görsel benzerlik bulunduğu; 2. Buna karşılık, davalı ... Ltd. Şti.’ne ait “...” adlı ve ... başvuru sayılı markasının, 20., 21., 22., 23., 24. ve 27. Sınıfta mal ve hizmetleri açısından tescili istendiği, davacı ... Şirketinin daha önceki tarihli ... kararında itiraza mesnet “...” ibareli markalarının 3., 4., 9., 10., 14., 25. ve 42. Sınıf mal ve hizmetler yönünden tescilli şekilde korunduğu, bu durumda DAVACI “...” MARKASI İLE UYUŞMAZLIĞA KONU DAVALI “...” MARKASININ MAL VE HİZMET SINIFLARININ HEM SINIFLARININ HEM DE İÇERİKLERİNDEKİ ÜRÜN EMTİALARININ NİTELİKLERİNİN FARKLI OLDUĞU, BU SEBEPLERLE İLTİBAS OLUŞMASI İÇİN GEREKLİ İKİ ŞART BİRLİKTE OLUŞMADIĞINDAN, TARAF MARKALARI ARASINDA İLTİBAS OLUŞMAYACAĞI, 3. Davacı yana ait “...” markalarının ‘kol saati’ sektöründe tanınmış marka özelliklerine sahip bulunduğu, bu sektör dışındaki başka sektörlerde tanınmışlığının bulunmadığı; bu nedenle davacıya ait “...” markasının diğer sektörlerdeki mal ve hizmetlerde de korunmasını gerektirecek bir durumun olmadığı; dolayısıyla davacının markalarının kol saati sektöründe tanınmış olmasının, doğrudan davacı ile davalı markaları arasında iltibas olmadığı yönündeki değerlendirmeyi değiştirici bir mahiyette bulunmadığı, 4. Tarafların markalarıyla önceki tescilli markalarından kaynaklı müktesep hakkının veya kullanımdan kaynaklı öncelik hakkının bulunmadığı, ancak taraf markaları arasında mal ve hizmet sınıflarının tamamen farklı olması nedeniyle tarafların bu haklarının olmamasının sonucu etkileyici bir mahiyetinin bulunmadığı, 5. Davalı ... Ltd. Şti.’nin “...” marka başvurusu ile kötü niyetli bir eyleminin olduğuna yönelik bir emarenin bulunmadığı, 6. Yapılan bu tespitler sonucunda, davalı ... Ltd. Şti.’nin iş bu davadaki uyuşmazlığa konu ... başvuru sayılı markası ile davacı ... INC.’in markalarının tescilli olduğu mal ve hizmet sınıflarının tamamen farklı olması nedeniyle ... (...) tarafından verilen 14.01.2019 tarih ve ... sayılı ... kararının iptali için gerekli şartların mevcut olmadığı," şeklinde ifade edilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama sonunda 12.10.2020 tarih ve .... sayılı karar ile ÖZETLE;" davalının "..." ibareli marka başvurusu ile davacının "..." ibareli tescilli markaları arasında görsel, sescil ve anlamsal benzerlik oluşsa da mal/hizmet benzerliği oluşmadığından (emtialar aynı benzer veya ilişkilendirilebilir mahiyette görülmediğinden) iltibas-karıştırılma-benzerlik koşulunun gerçekleşmediği, davacıya ait saatler açısından tanınmış olduğu belirtilen markadan saatler dışında aynı, benzer veya ilişkilendirilebilir mahiyette olamayan mal/hizmetlerde davalı başvurusunun yapılmasından davacının tanınmış markasından "haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği" hususları kanıtlanmadığından 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki koşulların oluşmadığı, dava konusu marka başvurusundaki mal/hizmetler farklı olduğundan aynı KHK hükmünün beşinci fıkrasındaki koşulların da oluşmadığı, dava konusu marka açısından kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının da kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine " şeklinde karar verilmiştir. Bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair .... Dairesi'nce verilen 16.03.2023 tarih ve .... sayılı kararın Yargıtay'ca temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiştir. .... . HD.nin 10.09.2024 tarih ve .... sayı ile ÖZETLE ;" 1.Dava, marka başvurusuna iltibas, tanınmışlık ve kötü niyet hukuki sebeplerine dayalı olarak yapılan itirazın reddine dair ... kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. 2. Davacı yan, dava dilekçesinde, müvekkilinin 1996 yılından beri ülkemizde de kullanılan tanınmış "..." markasının sahibi olduğunu, davalı şirketin, müvekkilinin tanınmış markasının ülkemizde 18., 25. ve 35. sınıflarda tescilli olmamasından faydalanarak 2001 yılında "..." ibaresini adına marka olarak tescil ettirdiğini, taraflar arasında, davalının gerek 2001 yılında gerekse de daha sonra tescil ettirdiği "..." ibareli markalar sebebiyle açılmış davalar bulunup bir kısmının da halen derdest olduğunu, davalının taraflar arasındaki uyuşmazlığa rağmen dava konusu başvuruda da olduğu gibi müvekkilinin markasına ayniyet derecesinde benzer olan "..." esas unsurlu marka başvuruları yapmaya devam ettiğini ve bununla da yetinmeyerek adına tescil ettirdiği markaları müvekkilinin markasına yakınlaştırarak ve müvekkilinin ticareti sırasında kullandığı bazı ibare ve sloganları da aynen alıntılayarak kullandığını, hatta müvekkiline ait internet alan adını bile küçük değişikliklerle sahiplenmeye çalıştığını belirtmiş ve kötü niyet iddiasını belirtilen vakıalara dayandırmıştır. 3.İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının yukarıda belirtilen iddiaları hakkında bir değerlendirme yapılmaksızın salt taraf markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin farklı olduğundan bahisle kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı belirtilmiş ise de tescili istenen mal ve hizmetlerin farklı olması tek başına kötü niyetin var olmadığı anlamına gelmeyecek olup kötü niyet iddiasının her somut olayda, iddialar ve sunulan deliller kapsamında ayrıca incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir. 4.Bu itibarla, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, kötü niyet iddiasının davacının iddiaları, sunulan deliller, taraflar arasında görülen davalar ve bu davalara ilişkin olarak verilmiş Dairemiz kararları da (Dairemizin 17.04.2024 tarih, .....) incelerek değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir. 5.Öte yandan, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporundaki, kötü niyet ve tanınmışlık iddialarının reddine de gerekçe yapılan, taraf markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin benzer olmadığına dair tespitin de eksik incelemeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Zira Dairemizin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığı değerlendirilirken benzer alıcı çevresine hitap edip etmedikleri, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadıkları, aralarında ham madde- mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame edilmeleri imkanı bulunup bulunmadığı, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı gibi hususlar hep birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekmektedir. Oysa bilirkişi raporunda, bu hususta, belirtildiği şekilde bir değerlendirme yapılmamış olup herhangi bir gerekçe belirtilmeksizin mal ve hizmetlerin benzer olmadığı mütala edilmiştir. Mal ve hizmetlerin benzerliği hususunda usulünce inceleme yapılmaması doğru olmadığı gibi davacı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik itiraz dilekçesinde öne sürdüğü ciddi itirazların değerlendirilmemesi de isabetli olmamıştır. 6.Bu itibarla, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, kötü niyet iddiasının belirtildiği şekilde incelenip değerlendirilmesi, kötü niyet iddiasının ispatlanamadığının kabulü halinde ise taraf markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin benzer olup olmadığı hususunda yukarıdaki bentte belirtildiği şekilde inceleme ve değerlendirme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre taraf markalarını arasında iltibas bulunup bulunmadığının ve davacı markalarının tanınmışlığının 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki şartlar kapsamında tescil engeli oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA," şeklinde karar verilmiştir. YENİDEN DEĞERLENDİRME ve GEREKÇE; Mahkemece bozma ilamına uyularak Yargıtay'ın "kötü niyet iddiasının davacının iddiaları, sunulan deliller, taraflar arasında görülen davalar ve bu davalara ilişkin olarak verilmiş Dairemiz kararları da (Dairemizin 17.04.2024 tarih, .....) incelerek değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi " şeklindeki bozma gerekçesi doğrultusunda araştırma yapılmıştır. Bu kapsamda; "bozma ilamında geçen Yargıtay kararlarının sistemden alınıp dosyaya yansıtılmasına, Duruşmada tespit edilen uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları, rapora yönelik itirazlar, Yargıtay Bozma ilamı kapsamında 3 kişilik yeni bir heyet oluşturularak taraf markalar arasında benzerlik ve ilişkili mal hizmetler dahil olup olmadığı değerlendirilmek ve tablo halinde gösterilmek suretiyle yeni heyetten rapor alınmasına," şeklinde ara kararı oluşturulmuştur. Bu kapsamda görev verilen bilirkişi heyetinin sunduğu 17/10/2025 tarihli " DEĞERLENDİRMELER Dosya kapsamında öncelikle çözümü gereken husus Yargıtay bozma ilamında da belirlendiği üzere; davalı başvurusunun kötüniyetli yapılıp yapılmadığına ilişkindir. Davalı başvurusunun kötüniyetli olmadığı sonucuna varılması halinde; 1-Markaların kapsamında yer alan benzer mal/hizmetlerin tespiti 2-Davacı markasının tanınmışlığının farklı mal/hizmetlerde tescil engeli oluşturup oluşturmadığı hususlarının irdelenmesi gerekecektir. Taraf markalarını oluşturan ibarelerin benzer olduğu hususu gerek mahkeme kararı ile ve gerekse Yargıtay ilamı ile sabittir. Bu hususta yapılan tespitlere ek olarak söylemek gerekirse; davacı markasını oluşturan “...” ibaresinin İngilizce bir kelime olduğu ve küçük harflerle yazıldığında “...” şeklinde yazılacağı, bu nedenle davalı markasının “İ” harfi ile yazılmış olmasının başvuruya bir fark katmadığı ve davaya konu başvurunun davacı markaları ile görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğudur. Davaya konu başvurunun kötüniyetli olup olmadığı değerlendirilirken, davacı markalarının tanınmışlığı hususunun öncelikle ele alınması gereklidir. Zira; davacı markasının tanınmış marka olup olmadığı konusunda bir kanaat edinildikten sonra davaya konu başvurunun kötüniyetle yapılıp yapılmadığı hususunda oluşabilecek tereddütleri gidermek mümkün olabilecektir. Şüphesiz bir marka başvurusunun kötüniyetli sayılabilmesi için önceki markanın tanınmış olması zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak somut uyuşmazlıkta davacı tarafın tanınmışlık iddiası bulunduğundan, öncelikle bu konudaki delillerin değerlendirilmesi ile bir sonuca varılması, heyetimizce daha uygun bir yol olarak görülmüştür. Somut Uyuşmazlıkta Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı Dosya içeriğinde davacı tarafça 3 adet klasör ekinde sunulan deliller incelendiğinde, Davacı markasının başta ... ve ... ürünler, takılar, çanta, deri, kemer, şapkalar olmak üzere çeşitli sınıflarda ülkemiz de dahil olmak üzere menşei ülke .... gibi 120’ye yakın ülkede tescilli olduğu, başta ... satışı olmak üzere tescil aldığı ülkelerde kullanıldığı, ülkemizde ... firma ...&... ile satışlarını gerçekleştirdiği ve 1996 yılından bu yana Türkiye pazarına girdiği, ... firma ile markanın tanıtımına ilişkin ciddi reklam harcamaları yaptığı, markanın ülkemizde özellikle ... ve deri ürünlerinde yoğun bir kullanımının olduğu, davacı şirketin dünya çapında büyük markalarla işbirliği yaparak markanın tanıtımı için yüklü meblağlarda reklam harcamaları yaptığı, davacının yaptığı bu satış ve reklamların kapsadığı coğrafi alanın büyüklüğü de dikkate alındığında davacıya ait “...” ibareli markanın gerek uluslararası alanda gerekse ülkemizde özellikle ... ve deri ürünlerinden olan çanta, kemer, cüzdan, takı v.s ürünler olmak üzere sektöründe yüksek tanınmışlığa ulaştığı anlaşılmaktadır. Sonuç olarak; davacı markasının 556 Sayılı KHK'nın 8/4 maddesinde tanımlandığı şekilde tanınmış bir marka niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Somut Uyuşmazlıkta Davacı Markasının Tanınmışlığının 556 Sayılı KHK 8/4 Kapsamında Değerlendirilmesi Bir markanın toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşması, tek başına KHK 8/4 hükmü anlamında davalı şirket başvurusunun reddi için yeterli değildir. Ayrıca başvuruya konu işaret ile davacının tanınmış markasının aynı veya benzer bulunması ve anılan maddede sayılan üç halden en az birinin gerçekleşmesi gerekir. Bu haller, 1-Davacının markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlanabilmesi (şöhretini sömürmesi), 2- İtibarına zarar verebilmesi, 3-Ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilmesi (sulandırabilmesi)dir. KHK 8/4 hükmüyle düzenlenen ilk hal; davacının markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlanabilmesidir. Markanın itibarından haksız yararlanmadan bahsedilebilmesi için, her şeyden önce imaj transferinin gerçekleşmesi gerekir ( .... ) . İmaj transferi, tanınmış markanın özdeş veya benzerinin, farklı mal ve hizmetlerde kullanılması suretiyle, tüketicinin markanın imajı ile ilgili olumlu düşüncelerinin, ikinci markanın kullanılacağı ürünlere aktarılması ve bu suretle satışların arttırılması stratejisidir. (.... ) KHK 8/4 hükmüyle düzenlenen ikinci hal; başvurunun, tanınmış markanın itibarına zarar verebilmesidir. Davaya konu başvuru kapsamında tüketiciye sunulan mal/hizmetlerde kalitenin düşük olması, dağıtım kanallarında aksaklık olması v.b sebeplerle tanınmış markanın itibar kaybına uğraması söz konusu olacaktır. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi ihtimalinin mevcudiyeti de davalı başvurusunun reddi için yeterli olacaktır. Markanın ayırt edici karakteri, özellikle tanınmış markanın tanınmışlığa ulaştığı mal/hizmet özdeşleştiği ve markanın bu ürünle anıldığı haller için söz konusudur. Bu durumda davalı tarafın farklı mal/hizmet sınıflarında tescil edilmesi zamanla, markanın artık tanınmış olduğu mal/hizmet ile anılmasına engel olmakta ve tüketiciye o malı ya da hizmeti çağrıştırmamaktadır. Bu durumda davalı başvurusunun, davacının tanınmış markasının ayırt edici karakterini zedeleyeceğini söyleyebiliriz. Taraf markalarının kapsamındaki ürünlerin özel ve spesifik ürünler olmadığı, tüketici kitlesinin bilinçli ve uzmanlaşmış bir kitle olmadığı, her seviyeden tüketiciye hitap eden ürünler olması nedeniyle ve özellikle günümüzde alışverişlerin çoğunlukla internet üzerinden yapıldığı, internette davacı markası aratıldığında davalıya ait ürünlerin de ekrana gelebileceği hususu da dikkate alındığında tüketicinin karışıklık yaşaması ve davalı başvurusuna konu ürünleri davacı markası ile ilişkilendirmesi ihtimali kuvvetlidir. Sonuç olarak; Davalı şirketin marka başvurusunun, kapsamındaki farklı ürünlerde kullanımı hâlinde, tüketicide davacının tanınmış markasının faaliyet alanını genişlettiği yanılgısı oluşabileceği, bu nedenle tüketici kitlesinin davalı markasını tercih edebileceği ve bu şekilde davalı tarafın, davacının markasının tanınmışlığından elde edilen avantaj ile haksız yararlanmasının söz konusu olabileceği ve davacının tanınmış markasının itibarının ve ayırt edici karakterinin de zarar görebileceği kanaatine varılmıştır. KÖTÜNİYET İDDİASINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME Bilindiği gibi, MK 2. maddesi, ‘Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz’ hükümlerini amirdir. Öte yandan, 556 sayılı KHK’nin 35 maddesi, ‘başvurunun kötü niyetli yapıldığına ilişkin itirazların’ marka tescil sürecinde ... tarafından dinleneceğini amirdir. Her ne kadar mülga 556 sayılı KHK hükümleri arasında açıkça kötüniyetli tescil hükümsüzlük sebebi olarak sayılmasa da söz konusu sebebin itiraz sebebi olmasının yanı sıra, hükümsüzlük gerekçesi olarak da kabul edilmesi gerekliliği, hem doktrinde hem de yargı uygulamasında istisnasız kabul edilmektedir. Kaldı ki; hukukun genel prensibi olan “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır” ilkesine aykırı hallerin hiçbir şartta sahibine koruma sağlaması da mümkün değildir. Kötüniyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötüniyetin varlığında önem kazanmaktadır. Örneğin, gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötüniyetli sayılacaktır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötüniyetli marka başvurusu olarak değerlendirmelidir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötüniyetli olarak kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli ve .... sayılı kararları). Hangi hâllerde kötüniyetli marka başvurusunun yahut tescilinin söz konusu olduğu 556 Sayılı KHK'da düzenlenmemiştir. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında genel olarak kötüniyetli marka başvurusu; “hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak” tanımlanmıştır. Kötüniyetin tespitinde her somut uyuşmazlığın kendi içinde değerlendirilmesi ve başvuru sahibinin marka başvurusunda kötüniyetli olduğuna karine teşkil edebilecek davranışlarda bulunduğuna dair belirleme yapılabilmesi gereklidir. Somut Uyuşmazlıkta Kötüniyet Değerlendirmesi Dosya kapsamında yapılan incelemede, davacının “...” ibaresi ile özellikle ... ve ... ürünlerde ve deri ürünlerinde yüksek tanınmışlığı bulunduğu, taraf markalarını oluşturan ibarelerin ayniyet derecesinde benzer olduğu hususları ayrıntılı olarak yukarıda değerlendirilmiştir. Davalı tarafın davacının marka tescilinden 10 yıl sonra ilk olarak 2001 yılında “...” ibareli markanın 18.sınıfta davacı tarafın da kullanımının bulunduğu, deriden mamul eşyalar, çanta, cüzdan v.s ürünlerde tescili için başvuruda bulunduğu, davacı tarafın Türkiye’de 1996 yılından itibaren markasını yoğun olarak kullandığı ve davalının 2001 yılındaki başvurusu sırasında davacı markasından haberdar olabilecek durumda olduğu, Davacı markalarının 100’den fazla ülkede tescilli olduğu ve dünyanın birçok ülkesinde markasını yoğun olarak kullandığı ve tanındığı, ...’in sicil kayıtları incelendiğinde; davalının “...” ibareli birçok marka tescil başvurusunda bulunduğu bu tesciller arasında 35.sınıfta “..., akıllı ..., deriden mamul eşyalar” gibi davacının tescil kapsamında bulunan malların 35.sınıfta yer aldığı, ...+... .......şeklinde davacının kullanımına yakınlaştırılmış marka başvurularında bulunduğu, bu başvurularda davacı tarafça kullanılan “...” ibaresine yer verildiği, Davacının internet alan adı olan .... adresinin tr uzantılısı olan .... alan adını kendi adına tescil ettirdiği, bu şekilde iltibasa yol açtığı, Dosyaya davalı tarafından sunulan deliller arasında ürün etiketinde bulunan markanın davacının kullanımı ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu görülmüştür. Yargıtay Bozma ilamında taraflar arasında görülen başka davalarda verilen kararların incelenerek sonuca varılması gerektiği belirtilmiş olup anılan kararların gerekçe kısımları aşağıda verilmiştir. .... .HD’nin 17.04.2024 tarih, ..... sayılı kararı “…dava konusu ... Sayılı "..." ibareli marka ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markaları arasında, işaretler bakımından ayniyet düzeyinde benzerlik bulunduğu, davacı markalarının özellikle ... emtiasında tanınmış olduğu, tarafların marka işaretleri arasındaki benzerlik ve davacı markalarının "..." emtiasındaki tanınmışlık düzeyi dikkate alındığında somut olayda uyuşmazlık konusu 26. Mallar bakımından 556 Sayılı KHK'nın 8. maddesinin dördüncü fıkrası koşullarının oluştuğu, davalı şirket tarafından, ... Sayılı markalarının başvuru tarih itibariyle davacı markalarının tanınmışlığının ispatlanması gerektiği ileri sürülmüşse de somut olay bakımından tanınmışlığın dava konusu başvuru tarihi itibariyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinin gerektiği, mahkemece alınan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere davacı markalarının dava konusu başuru tarih itibariyle özellikle ... emtiasında tanınmış olduğu ve bu tanınmışlık seviyesinin yüksek bulunduğu, diğer taraftan davalı Şirketin ... Sayılı markasının dava konusu başvuru yönünden müktesep hak teşkil etmediği gibi dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli de olduğu, zira ... Sayılı marka kapsamında uyuşmazlık konusu 26. sınıf malların bulunmadığı, dava konusu başvurunun davalı Şirketn önceki markasının bir ... olmadığı aksine davacı markalarına yaklaştığı, dava konusu başvurunun davacı markaları ile aynı yazım karakteri ile birebir aynı olacak şekilde oluşturulduğu, tarafların uzun yıllardır husumet içinde bulunduğu da gözetildiğinde davalının davacının markaları ile ayniyet derecesinde benzer marka başvurusunda bulunmasının kötü niyet oluşturduğu, her ne kadar davalı Şirket tarafından, ... Sayılı markasının hükümüsüzlüğü için davacının açtığı davada ..... sayılı ilamıya kötü niyetli olmadıklarının kabul edildiği ileri sürmüşse de her marka başvurusunun kendi koşullarına göre değerlendirilmesi esas olduğundan, davalı Şirket tarafından belirtilen Yargıtay kararının işbu uyuşmazlığa emsal teşkil etmeyeceği, öte yandan somut olay bakımından 556 Sayılı KHK'nın 8. maddesinin beşinci fıkrasındaki koşulların da bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekillerinin tüm kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine, davacı vekilinin istinaf incelemesinin ise İlk Derece Mahkemesince tarafların marka işaretleri benzer kabul edilmekle birlikte emtia benzerliğine ilişkin şart gerçekleşmediğinden somut uyuşmazlık açısından 556 Sayılı KHK'nın 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca iltibas koşullarının bulunmadığı kabul edilerek yazılı şekilde karar verildiği ancak, .... . Hukuk Dairesinin yerleşik kararlarında açıklandığı üzere mal ve hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı değerlendirilirken her iki grup mal ve hizmetlerin aynı tüketici kitlesine hitap edip etmediği, birbirine alternatif olup olmadıkları, aynı dağıtım veya dolaşım yollarına sahip olup olmadığı, hammadde mamül ilişkisinin bulunup bulunmadığı, birbirlerini bütünleyici/ tamamlayıcı olup olmadıkları gibi hususlarının dikkate alınması gerektiği, bu kapsamda somut olaya bakıldığında uyuşmazlık konusu mallar 26. sınıf "yapma çicekler, yapma meyveler, saç tokaları saç bağlamak için halkalar taçlar değerli metallerden olmayan saç süsleri takma saçlar postişler elektrikli veya elektriksiz bigudiler" malları olduğu ve bu mallardan "yapma çicekler, yapma meyveler, saç tokaları, saç bağlamak için halkalar, taçlar, değerli metallerden olmayan saç süsleri, takma saçlar, postişler" in davacının markalarında 25. sınıfta yer alan baş giysisi aksesuarlarının bir parçası olarak kullandıkları gibi esasen uyuşmazlık konusu olan tüm 26. sınıf ürünler ile davacı markalarında yer alan baş giysileri ürünleri aynı ihtiyacın farklı farklı yönlerini gideren ürünler olduğu (..... sayılı ilamında da benzer sonuçlara ulaşılmıştır.) bu nedenle uyuşmalık konusu 26. Sınıf mallar ile davacının itirazına mesnet markaları kapsamında yer alan "Baş giysileri" mallarının ilişkili mallar olduğu, taraf markalarının ayniyet derecesinde benzerliği de gözetildiğide, somut olay bakımından 556 Sayılı KHK'nın 8. maddesinin birinci maddesinin (b) bendi kapsamındaki iltibas koşullarının da oluştuğu…” .... .HD’nin 27.03.2024 tarih, .... sayılı kararı “…dava konusu ... Sayılı marka başvurusu ile davalının .... Sayılı markaları arasında “18. sınıf: Çantalar.”, ve “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “Parfümeri; kişisel kullanım amaçlı koku vericiler (insan ve hayvanlar için deodorantlar dahil). Cep telefonları ve bunların kılıfları. Gözlükler, güneş gözlükleri, lensler ve bunların kutuları, kılıfları, parçaları ve aksesuarları. Kuyumculuk eşyaları (taklitleri dahil); altınlar, mücevherler, kıymetli taşlar ve bunlardan mamul takılar, kol düğmeleri, kravat iğneleri, değerli metalden heykeller ve biblolar. Saatler ve zaman ölçme cihazları (kronometreler ve parçaları, ... kordonları dahil). Çantalar, Baş giysileri: şapkalar, kasketler, bereler, takkeler, kepler.” mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” mal ve hizmetleri yönünden, 556 Sayılı KHK'nın 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, zira davalı şirketin bahsi geçen markalarının asli unsuru olan "..." ibaresinin aynen dava konusu başvuruda da yer aldığı, başvuruda yer alan diğer ibarelerin yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, diğer taraftan tarafların uzun yıllardır husumet içerisinde bulunuyor olması ile birlikte, davacının başvuru konusu markasının davalının marka kullanımlarına yaklaşması nedeni ile kazanılmış hak oluşturmayacağı, diğer yandan da davacının dava konusu başvurusunun müktesep hak iddiasında bulunduğu markanın bir ... değil, davalının önceki tarihli marka kullanımlarıyla iltibas tehlikesine sebebiyet verebilecek derecede benzer marka başvurusunda bulunmasının kötü niyet oluşturduğu, davacı taraf her ne kadar davalı şirketin ... Sayılı markanın hükümsüzlüğü için açtığı davada Dairemizin ..... sayılı ilamıyla kötü niyetli olmadıklarının kabul edildiğini ileri sürmüşse de her marka başvurusunun kendi koşullarına göre değerlendirilmesinin esas olduğu, belirtilen Yargıtay kararının işbu uyuşmazlığa emsal teşkil etmeyeceği, ayrıca davacının istinaf itirazında ileri sürdüğü ... Sayılı davalı markasının, dava konusu başvuru tarihinden sonraki tarihli olup işbu davada bu markaya dayanılmadığından ... Sayılı davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesinin işbu dava açısından ulaşılan sonuca etkili bulunmadığı, öte yandan İlk Derece Mahkemesince verilen ..... sayılı ilk kararda, dava konusu başvurunun kötü niyetli olmadığı gerekçesine yer verilerek davanın reddine karar verilmişse de bu kararın davacı ve davalı şirket tarafından istinaf edilmesi üzerine kararın hüküm kısmı ile gerekçesi arasında çelişki bulunduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırıldığı, İlk Derece Mahkemesi'nin kaldırılan ilk kararla bağlı olmadığından bu defa davanın dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu gerekçesiyle reddine karar verilmesinin mümkün bulunduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.” .... .Hukuk Dairesinin her iki kararında da özetle; davacı markalarının tanınmış olduğuna, davalı başvurusunun kötüniyetli olduğuna ve davalının önceki tescillerinin kazanılmış hak oluşturmayacağına hükmedilmiştir. Sonuç olarak; davalının, davacı markalarına yanaşmak suretiyle haksız yararlanma kastı ile hareket ettiği ve başvurunun kötüniyetli olduğu kanaatine varılmıştır. SONUÇ : Dosya kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; 1- Davalı başvurusunun kötüniyetli olduğu, başvuru kapsamındaki tüm mal/hizmetler yönünden hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, 2- Davacının “...” ve ... markalarının özellikle “saatler” ve “deriden mamul ürünler” olmak üzere tanınmış marka olduğu, 556 sayılı KHK 8/4 maddesindeki ret koşullarının oluştuğu, 3- ... kararının yerinde olmadığı ve davalı markasının hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu sonuç ve kanaatine ulaşıldığı, " şeklinde ifade edilmiştir. Bütün bunlardan sonra ; Davalı firma tarafından ... başvuru sayılı markası hakkında davacı tarafın 556 sayılı KHK'nın 8/1 maddesine göre iltibas,8/4 maddesine göre tanınmışlık ve MK 2 maddesi kapsamında kötüniyet iddia ve itirazları kurum tarafından kabul edilmese de; Yukarıda değinilen .... .HD’nin 27.03.2024 tarih, .... sayılı kararındaki "davalı şirketin bahsi geçen markalarının asli unsuru olan "..." ibaresinin aynen dava konusu başvuruda da yer aldığı, başvuruda yer alan diğer ibarelerin yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, diğer taraftan tarafların uzun yıllardır husumet içerisinde bulunuyor olması ile birlikte, davacının başvuru konusu markasının davalının marka kullanımlarına yaklaşması nedeni ile kazanılmış hak oluşturmayacağı, diğer yandan da davacının dava konusu başvurusunun müktesep hak iddiasında bulunduğu markanın bir ... değil, davalının önceki tarihli marka kullanımlarıyla iltibas tehlikesine sebebiyet verebilecek derecede benzer marka başvurusunda bulunmasının kötü niyet oluşturduğu, " şeklinde kesinleşen kararı ile yine yukarıda değinilen 17/10/2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda " Taraf markalarını oluşturan ibarelerin benzer olduğu hususu gerek mahkeme kararı ile ve gerekse Yargıtay ilamı ile sabittir. Bu hususta yapılan tespitlere ek olarak söylemek gerekirse; davacı markasını oluşturan “...” ibaresinin İngilizce bir kelime olduğu ve küçük harflerle yazıldığında “...” şeklinde yazılacağı, bu nedenle davalı markasının “İ” harfi ile yazılmış olmasının başvuruya bir fark katmadığı ve davaya konu başvurunun davacı markaları ile görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğudur. Davacı markasının başta ... ve ... ürünler, takılar, çanta, deri, kemer, şapkalar olmak üzere çeşitli sınıflarda ülkemiz de dahil olmak üzere menşei ülke .... gibi 120’ye yakın ülkede tescilli olduğu, başta ... satışı olmak üzere tescil aldığı ülkelerde kullanıldığı, ülkemizde ... firma ...&... ile satışlarını gerçekleştirdiği ve 1996 yılından bu yana Türkiye pazarına girdiği, ... firma ile markanın tanıtımına ilişkin ciddi reklam harcamaları yaptığı, markanın ülkemizde özellikle ... ve deri ürünlerinde yoğun bir kullanımının olduğu, davacı şirketin dünya çapında büyük markalarla işbirliği yaparak markanın tanıtımı için yüklü meblağlarda reklam harcamaları yaptığı, davacının yaptığı bu satış ve reklamların kapsadığı coğrafi alanın büyüklüğü de dikkate alındığında davacıya ait “...” ibareli markanın gerek uluslararası alanda gerekse ülkemizde özellikle ... ve deri ürünlerinden olan çanta, kemer, cüzdan, takı v.s ürünler olmak üzere sektöründe yüksek tanınmışlığa ulaştığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın davacının marka tescilinden 10 yıl sonra ilk olarak 2001 yılında “...” ibareli markanın 18.sınıfta davacı tarafın da kullanımının bulunduğu, deriden mamul eşyalar, çanta, cüzdan v.s ürünlerde tescili için başvuruda bulunduğu, davacı tarafın Türkiye’de 1996 yılından itibaren markasını yoğun olarak kullandığı ve davalının 2001 yılındaki başvurusu sırasında davacı markasından haberdar olabilecek durumda olduğu, ........ Sonuç olarak; davalının, davacı markalarına yanaşmak suretiyle haksız yararlanma kastı ile hareket ettiği ve başvurunun kötüniyetli olduğu kanaatine varılmıştır. 1- Davalı başvurusunun kötüniyetli olduğu, başvuru kapsamındaki tüm mal/hizmetler yönünden hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, 2- Davacının “...” ve ... markalarının özellikle “saatler” ve “deriden mamul ürünler” olmak üzere tanınmış marka olduğu, 556 sayılı KHK 8/4 maddesindeki ret koşullarının oluştuğu, " şeklindeki tespit kanaate mahkememizce aynen iştirak edilerek dünya genelinde başta ... ve ... ürünler, takılar, çanta, deri, kemer, şapkalar olmak üzere çeşitli sınıflardaki ürünlerinde tanınmışlığı tespit edilen davacıya ait “...” ibareli aynı marka işaretini davalı tarafın seçip marka başvurusu yapması basiretli bir tacirin davranışı olmadığı gibi iyiniyetli de sayılamayacağına kanaat getirilerek davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın KABULÜNE 2-Dava konusu ... ... sayılı ... kararının iptaline 3-Dava konusu ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne sicilden terkin edilmesine, karar kesinleştiğinde ... müzekkere yazılmasına 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin düşümü ile bakiye 687,60 TL'nin davalılardan eşit tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 5-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan eşit tahsiliyle davacıya verilmesine, 6-Davacının yaptığı; 14.800,00 bilirkişi ücreti, 821,50 tebligat ücreti, 44,40 TL ilk harç masrafı olmak üzere toplam 15.665,90 TL yargılama giderinin davalılardan eşit tahsiliyle davacıya verilmesine, 7-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine Dair verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı 6100 Sayılı HMK'nın Geçici 3/2 madde yollaması ile, HUMK 427 vd.m. uyarınca, tebliğden itibaren 15 günlük yasal süre içinde Yargıtay’da temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/03/2026

Katip .... Hakim .... E- imzalıdır E- imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/453, K. 2026/81, T. 09.03.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-453-e-2026-81-k-8a73c14cdc78