İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/374 E. 2026/328 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/374
Karar No
2026/328
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/374 Esas KARAR NO: 2026/328 DAVA: Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 27/05/2024 KARAR TARİHİ: 31/03/2026

Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendi

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dilekçesinde özetle; Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle ; Müvekkilinin, davalı şirketle bağlantılı olan dava dışı --------satın aldığı malzemelerin bedelinin bir kısmını davalı şirket yetkilisinin talebiyle davalı şirkete ödemesi ve davalı şirkete hiç bir borcunun bulunmaması nedeniyle, müvekkilinin davalı şirkete karşı borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin iptali, müvekkili şirket tarafından------ verilen çeklerdeki yazı ve imzaların davalı şirketin yetkilisi olan ------ ait olduğunun tespiti, Davalı şirket tarafından kesilen faturalardaki imzaların dava dışı ---- yetkilisi olan ---ait olduğunun tespiti, Davalı şirketle dava dışı ------- bağlantılı olduğunun tespiti, Müvekkili şirket tarafından davalı şirkete yapılan ödemelerin ------- satın alınan ürünlerin bedeli olduğunun tespiti, Sevk irsaliyeleri incelenerek müvekkili şirketin --------- satın aldığı ürünleri müvekkil şirkete gönderen firmalara hangi şirketin fatura kestiğinin tespit edilmesi, Müvekkilinin, dava dışı ----- satın ve teslim aldığı malzeme miktarı ve bedelleri ile müvekkili şirket tarafından ------ yapılan ödemelerin tespiti, Müvekkiline malzeme gönderen dava dışı ---------------- ticari defter kayıtları, banka hesapları, düzenlediği faturalar ve sevk irsaliyeleri incelenerek müvekkil tarafından --------- yapılan ödemelerin tespiti, Müvekkiline fatura düzenleyen davalı şirket ------------ ticari defter kayıtları, banka hesapları, düzenlediği faturalar ve sevk irsaliyeleri incelenerek müvekkil tarafından ------- yapılan ödemelerin tespiti, Müvekkiline fatura düzenleyen davalı şirketin ticari defter kayıtları, fatura, sevk irsaliyeleri incelenerek müvekkilimle aralarında bir ticari ilişki, sözleşme bulunup bulunmadığının ve müvekkiline malzeme satıp satmadığının tespiti, müvekkiline fatura düzenleyen davalı şirketin ticari defter kayıtları, fatura ve sevk irsaliyeleri ile banka kayıtları incelenerek müvekkilinden alacağı bulunup bulunmadığının tespiti, Müvekkiline malzeme gönderen ---------- ticari defter kayıtları, fatura, sevk irsaliyeleri ve banka kayıtları incelenerek müvekkilinden alacağının bulunup bulunmadığının tespiti, Müvekkilinin banka hesapları mal varlığına konulan hacizlerin kaldırılması, Haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle davalı aleyhine takip konusu alacağın %20’ sin den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatı,%10′u oranında para cezasına hükmedilmesi, Yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıya tahmili, İİK 72.madde gereği teminat karşılığında takibin tedbiren durdurulması talep etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile aralarında bir sözleşme olmadığını, sözleşmenin dava dışı--- olduğunu, dava dışı ------ davalı müvekkil şirket arasında organik bağ olduğunu, davalı şirket tarafından kendilerine sunulan bir hizmet veya verilen bir mal olmadığını, davalı müvekkil şirket yetkilisinin isteği üzerine ödemeleri müvekkil hesabına yaptıklarını, dava dışı ------ herhangi bir borçları olmadığını, bu firmaya olan borçlarını ödediklerine, sözleşme gereği borcun belli kısmına karşılık olarak daire verildiğini iddia ederek icra takibinin iptalinin yanı sıra başkaca taleplerde de bulunmuştur. Davanın menfi tespit davası olduğunu göz önünde bulundurarak, dava konusu olmayan taleplerin değerlendirilmemesi gerekir.Belirtmek gerekir ki başlatılan icra takibi faturaya dayalı olarak başlatılan bir takiptir. Takip dayanağı faturalara karşı davacı borçlu tarafından yapılan herhangi bir itiraz olmamıştır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2. Maddesine göre "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır."--------- kararında "Faturaya itiraz edilmemesi, faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlar yönünden içeriğinin kesinleşmesi sonucunu doğurur." hükmüne yer vermiştir. Dolayısı ile her ne kadar davacı olan borçlu alacaklı olan müvekkil tarafından kendisine verilen herhangi bir mal veya hizmet yok demiş ise de takip konusu faturalara itiraz etmeyerek faturalarda belirtilen malları aldığını kabul etmiş sayılmaktadır. Ayrıca belirtmekte fayda görüyoruz ki takip konusu faturalar aynı zamanda "irsaliye" yerine geçmektedir. Bu durum faturalarda belirtilmiştir.Kaldı ki icraya konu fatura bedellerinin belli kısmı davalı müvekkilin banka hesabına ödenmiştir. Bu durum davacı tarafın sunduğu deliller arasında yer alan dekontlarda görülmektedir. Ödemeler yapılırken de herhangi bir ihtirazı kayıt bildirilmemiştir.Müvekkil tarafından davacı borçluya kesilen faturalarda belirtilen ürünler müvekkilin anlaşmalı olduğu başka tedarikçiler tarafından davalıya teslim edilmiştir. Bu durum davacının da bilgisi ve kabulündedir. Dava dilekçesinde dava dışı -----yapılan sözleşme gereği, sözleşme bedeli olarak nakit para yanında ----zemin katta bulunan dairenin de ------ verilmesinin kararlaştırıldığı, ancak sözleşmede anlaşılan dairenin tamamlanmasının gecikmesi nedeni ile --- başka bir bağımsız bölümün ----adına devredildiği iddia edilmiştir. Her ne kadar -------- şu aşamada davada taraf sıfatı olmasa da, davacı borçlunun beyanlarından anlaşıldığına göre sözleşme bedeli olan taşınmazın devri yapılmamış dolayısı ile adı geçen sözleşmeye aykırı davranılmıştır. Dava dilekçesinde, sözleşmede kararlaştırılan daire yerine ---------- ilçesinde başka bir dairenin verildiği iddia edilmiş ise de yine davacı tarafın beyanlarından ve sunduğu belgelerden anlaşıldığı kadarı ile ------ ilçesindeki taşınmaz devrinin alıcısı ve satıcısı tamamen farklı kişiler olup, sözleşmedeki kişi/şirketler ile ilgisi yoktur. Dolayısı ise bu iddia da temelsizdir. Davalı müvekkile verilen herhangi bir taşınmaz zaten söz konusu değildir.Her ne kadar davacı tarafından dava dilekçesi ekinde kendilerince teslim alındığı iddia edilen ürün listesi sunulmuş ise de bu liste eksiktir. ---tarihinde davacı borçlu şirket yetkilisi ------ tarafından iletilen ------ başlıklı mail ekinde kendileri tarafından teslim alınan malzeme listesinin gönderildiği belirtilmiştir. Mail ekindeki belgeler incelendiğinde aslında borçlu tarafından teslim alınan ürünlerin dava dilekçesinde sunulan ürünlerden çok daha fazla olduğu görülecektir. Kaldı ki davacı yetkilisi tarafından gönderilen mailden sonra da ürün teslimleri gerçekleşmiştir. Bunlara ait sevk irsaliyeleri delil listemizde ayrıca sunulacaktır. Yukarıda izah ettiğimiz nedenler ve resen dikkate alınacak hususlar ile birlikte açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER:---- ticari defter kayıtları, banka hesapları,--------Sayılı icra takip dosyası, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı.Mahkememiz ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve talimat yazılmış ve ----tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.Bilirkişi raporunda özetle; Davalı şirketin ticari defterlerine göre, takip konusu alacağın dayanağı olan faturalara istinaden takip tarihi itibariyle davalı şirketin bakiye ----tutarında davacı şirketten alacağının olduğu, davalı şirketin takip konusu ettiği alacağın dayanağı olan e-arşiv faturaların davacı şirkete teslim edildiği ile ilgili olarak dava dosyasına tevsik edici bir belge ibraz edilmediği, Davalı şirketin ticari defterlerine göre, davalı şirket ile dava dışı ------ arasında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığı, Dava dışı----- ticari defterlerine göre, dava dışı şirketin bakiye ----tutarında davalı şirketten alacağının olduğu, ancak davacı vekilinin dava dosyasına sunduğu tahsilat makbuzları ile dava dışı şirketin tek ortağı ve yetkilisi olan---- teslim edildiği belirtilen toplam ---tutarındaki çeklerin dava dışı ----- ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, Tespit edilmiştir. ---- tarihli ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve --- tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.Bilirkişi Raporunda özetle; İşbu raporda ayrıntılarına yer verildiği üzere, yerinde yapılan ve sonrasında ayrıca mahkeme salonunda ibraz edilen davacıya ait --------- yılları ticari defterlerinin muhasebenin temel ilkelerinden olan “doğruluk” ilkesine aykırı olarak tutulduğu, yine davacı nezdinde davalı sinerji ile dava dışı ------- ait ticari işlemlerin mali tablolara doğru ve eksiksiz yanmaması nedeniyle ticari defterlerin tutulmasın sırasında uyulması gereken “tam açıklama” kavramına aykırı olarak hareket edildiği, davacıya ait yevmiye defteri kapanış tasdikini gerçekleştiren noterin ticari defterlerin yazdırıldığını görmeden yevmiye defterinin herhangi bir sayfasına kapanış tasdiki yaptığının anlaşıldığı, tacirin faaliyet dönemi içindeki kayıtlara ekleme çıkarma yapmasını engellemek olan kapanış tasdikinin asıl amacının davacı bakımından sağlanamadığı, anılan nedenlerle davacıya ait yevmiye defteri kapanış tasdiklerinin TTK 64/3 madde hükmüne uygun olarak yaptırılmadığı sonucuna gidildiği, Yukarıda yer verilen faturalardan -------- numaralı hariç diğer 3 adet faturanın davacı nezdinde davalı------ cari hesabında usulüne uygun olarak kayıtlı bulunduğu, faturalara 8 günlük süre içerisinde itiraz edilmediği veya----------- adına iade faturası da düzenlenmediği, faturalara konu ürünlerinde davacıya teslim edildiğini gösterir çeşitli irsaliyelerin dava dosyası ekinde mübrez olduğu, bunun karşılığında davacının davalıya-----banka havalesi yoluyla ödeme yapıldığı, --- takip tarihi itibariyle davacı nezdinde davalının ---- alacaklı olarak göründüğü, Davalı --- davacı adına -- tutarlı satış faturası düzenlediği, faturaların davacı nezdinde itiraza uğramadan kayıtlı bulunduğu, faturalara konu ürünlerinde davacıya teslim edildiğini gösterir çeşitli irsaliyelerin dava dosyası ekinde mübrez olduğu, bunun karşılığında davacının davalıya ---- banka havalesi yoluyla ödeme yapıldığı,-----takip tarihi itibariyle davacı nezdinde davalının -----alacaklı olarak göründüğü, ancak davalı ------adına düzenlenen ---- tutarlı satış faturasının davacı nezdinde dava dışı --- hesabına kaydedildiği, bu tutarın da eklenmesiyle ---- takip tarihi itibariyle takipte belirtildiği üzere davacı nezdinde davalının--- alacaklı olduğu, şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür.Mahkememiz ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişisi ve ticaret alanı hukukunda nitelipli hesaplama uzmanına tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve talimat yazılmış ve ------tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir. Bilirkişi raporunda özetle; Dava dosyası ile davalı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan incelemelerde, Taraflar arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğu ve takip konusu alacağın dayanağı olan faturaların davacı şirkete teslim edildiği, Tarafların ticari defterlerine göre, takip konusu alacağın dayanağı olan faturalara istinaden takip tarihi itibariyle davalı şirketin bakiye ----tutarında davacı şirketten alacağının olduğu, Davalı şirketin ticari defterlerine göre, davalı şirket ile dava dışı -----arasında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığı, Dava dışı -----ticari defterlerine göre, dava dışı şirketin bakiye ----- tutarında davalı şirketten alacağının olduğu, ancak davacı vekilinin dava dosyasına sunduğu tahsilat makbuzları ile dava dışı şirketin tek ortağı ve yetkilisi olan ---- teslim edildiği belirtilen toplam ---------- tutarındaki çeklerin dava dışı ---------- ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, Dosya incelendiğinde davacının satış ilişkisinin sadece dava dışı --------- olduğu ve bu şirketin tek ortağı ve yetkilisinin ------ olduğu Davalı şirketin ise tek ortağı ve yetkilisinin -----olduğu, Davacının beyanına göre her iki şirket yetkilisinin -----olduğu, Davacının dava dilekçesinde belirttiği bu hususa davalı vekilinin itiraz etmediği, ------ de bu her iki şirketin yetkili ve tek ortağının birinin ----, diğerinin ---- olduğunun anlaşıldığı, Dava dilekçesinde icra dosyası konusu faturalar üzerindeki imzanın davacı tarafça diğer şirket yetkilisi ------ imzası olduğunun öne sürülmesine rağmen cevap dilekçesinde bu konuda davalı vekilince itiraz edilmediği gözönüne alındığında her iki şirketin davalı şirket ile dava dışı ------------- ile arasında organik bağ olduğu hususunun takdirinin mahkemeye ait olduğu, tespit edilmiştir.

DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ ve GEREKÇE:Dava, davalı tarafından faturadan kaynaklı alacağın tahsili istemiyle başlatılan----- Esas sayılı takip dosyasına konu alacak nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.Davacı yanca dava dilekçesinde dava dışı----- inşaat malzemelerini satın alma konusunda sözleşme bulunduğu, yapılan sözleşme doğrultusunda dava dışı --- malzeme satın aldığı ve malzemenin bedeli olarak ----- bedelli çek verdiği, satın alınan malzemelere ilişkin faturaların davalı -------- tarafından kesildiği, malzemelerin bedelinin bir kısmının davalı şirkete ödendiği, davalı şirket ile çek verilen dava dışı şirket arasında organik bağ bulunduğu, tüzel kişiliğin perdesinin aralandığı, malzemelerin bedelinin ödenmiş olduğu, davalı yanca faturaların tahsili amacıyla başlatılan icra takibinden kaynaklı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı yan ise cevap dilekçesinde davacıya kesilen faturalardaki malın davacıya teslim edildiği, dava konusunun menfi tespit talebi olduğu, dava konusu olmayan taleplerin değerlendirilmemesi ve davanın reddine karar verilmesini beyan etmiştir. Mahkememizce çözülmesi gereken uyuşmazlık, Davacının ---- sayılı icra dosyasına konu alacak nedeniyle davalıya borçlu olup olmadığı ve dava dışı ------takip alacaklısı davalı şirket arasında tüzel kişiliğin perde aralandırması bulunup bulunmadığı hususlarında toplanmaktadır.------ takip dosyasında ve huzurdaki dava dosyasında taraf sıfatıbulunmamaktadır. Dava dışı ---- yetkilisi --- olup,----- kayıtlıdır. Davalı şirketin yetkisi ise ---- kayıtlıdır. Dava dilekçesinin ekindeki sunulan belgelerden, davacı şirket ile dava dışı ---------- satış sözleşmesinin bulunduğu, sözleşme bedelinin---- olarak kararlaştırıldığı, ödemenin çek ve barter olarak yapılacağının belirlendiği, dava dışı -------- tahsilat makbuzlarına göre davacı şirket tarafından farklı bedel ve tarihli çekler olmak üzere toplamda ----- çekle ödeme yapıldığının görüldüğü, çek suretleri üzerinde dava dışı ---- kaşe ve imzası bulunmakta olup, çeklerin-----için verildiği ibaresinin yazılı olduğu anlaşılmıştır. Fakat ---- taraf sıfatı bulunmadığından bu hususta savunması bulunmamaktadır. Sunulan delilerin incelenmesinde davacı ve davalı arasında yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır ve davacı yanın ayrıca takibe konu yapılan faturadaki malın eksik teslim edildiği savunması da bulunmamaktadır. Menfi tespit davası, 2004 Sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Menfî tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer, somut olayda alacaklı olduğunu ispat yükü davalı tarafta olduğu fakat tüzel kişiliğin perdesinin aralandığı iddiasina dair ispat yükümlülüğünün davacıya ait bulunmaktadır. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur. Bu hüküm, kaynak İsviçre Medeni Kanunu’ndaki şekli gibi, “bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf, o vakıayı ispat etmelidir” şeklinde anlaşılmalıdır.Ticari defterlerin sahibi lehine olması için HMK m. 222/2’de öngörülen şartlar; defterlerin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olması, defterlerin açılış ve kapanış onaylarının yaptırılmış olması ve ticari defterlerin birbirini doğrulamış olması gerekmektedir. Davalı taraf ,bedeli ödenmeyen faturalara dayalı alacak talebinde bulunmaktadır. Buna göre öncelikli incelenmesi gerek husus faturanın ispat gücüdür. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddesi şu şekildedir: ''Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır''. TTK'nın 21/2.(6762 sayılı TTK'nın 23/2.) maddesi ile faturanın tacirler arasında ifaya yönelik ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenen aleyhine bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücünü ortaya koymaktadır. Fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulma safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. Somut olayda; davalı davacıdan olan alacağının tahsili amacıyla ------- sayılı icra takip dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlattığı, yapılan yargılama sırasında tarafların ticari defter ve kayıtlarının bilirkişi marifetiyle incelenmiştir. Davalı yanın incelenen defterlerine göre ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarının usulüne uygun olarak yapıldığı, takibe konu yapılan faturalarda dahil olmak üzere toplam 4 adet faturanın davalı defterinde kayıtlı olup bakiye---- alacaklı olduğu, faturaların e-arşiv fatura olup, teslime ilişkin belge sunulmadığı, davalı şirketin dava dışı ---- ticari ilişkisinin bulunmadığı, dava dışı----- defter ve belgelerinin açılış ve kapanış onaylarının usulüne uygun olarak yapılmış olup ---- bedelli faturanın kayıtlı olduğu, çeklerin kayıtlı olmadığı ve ---davacıdan alacaklı olduğu ------tarihli raporda bildirilmiştir.Davacı yanın incelenen defterlerine göre ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarının yasal süresi içesinde alındığı, defterlerin usulüne uygun tutulmadığı, davalı tarafından düzenlenen faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olduğu, takip tarihi itibarile davalının ----alacaklı olduğu, davalı tarafından düzenlenen ---- bedelli faturanın dava dışı ----- hesabına kaydedildiğinin bildirildiği, bu haliyle davalının------alacaklı olduğu, davalı kayıtlarının davalı lehine delil teşkil ettiği kanaatine varılarak, davalının davacıdan takip tarihi itibariyle --- alacaklı olduğu anlaşılmıştır. Davalı yanın ispat yükünü yerine getirdiği sonucuna varılmıştır. Davacının tüzel kişiliğinin perdesinin aralandırılması iddiası bakımından dosyanın mali müşavir bilirkişi ve nitelikli hesap uzmanı bilirkişiye tevdi edildiği,-------- raporda: "davacının satış ilişkisinin sadece dava dışı ------ olduğu ve bu şirketin tek ortağı ve yetkilisinin ----- olduğu Davalı şirketin ise tek ortağı ve yetkilisinin ---- olduğu, Davacının beyanına göre her iki şirket yetkilisinin Baba -oğul olduğu, Davacının dava dilekçesinde belirttiği bu hususa davalı vekilinin itiraz etmediği, -----de bu her iki şirketin yetkili ve tek ortağının birinin -----, diğerinin ----- olduğunun anlaşıldığı, Dava dilekçesinde icra dosyası konusu faturalar üzerindeki imzanın davacı tarafça diğer şirket yetkilisi ----- imzası olduğunun öne sürülmesine rağmen cevap dilekçesinde bu konuda davalı vekilince itiraz edilmediği gözönüne alındığında her iki şirketin davalı şirket ile dava dışı------- organik bağ olduğu hususunun takdirinin mahkemeye ait olduğu, " şeklinde bildirilmiştir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının gerekip gerekmediği, dürüstlük kuralına aykırı davranılıp davranılmadığı ve kötüniyet olgusu hukuki nitelendirmedir. Ancak hâkim tarafından değerlendirilebilir. Bu nedenle bilirkişi tarafından teknik inceleme ve tespitler yapılmış olması yerindedir. Bilirkişi raporundan incelenen defterlerde tüzel kişiliğin perdesinin aralanmasına ilişkin şartların varlığına ilişkin tespit bulunmamaktadıdr. ---- görüşler ve ---- yerleşmiş uygulamalarına bakılarak konunun aydınlanması gerekmektedir.Genel anlamıyla borç; bir kişinin, diğerine karşı bir edimi yerine getirme, bir şey verme, bir şey yapma veya yapmama yükümlülüğü altına sokan hukuki bağ anlamına gelmektedir. Borçlunun sorumluluğu ilkesi gereğince; bir edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlu borcunu ifa etmediği takdirde, alacaklı, Devlet zoruyla alacağını veya alacağının yerine geçecek olan bir miktar parayı elde edebilecektir. Borç ilişkisi ise daha geniş bir anlam olan; taraflar arasındaki çeşitli borçların kaynağını oluşturan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir--------------- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “dürüst davranma” başlıklı 2. maddesine göre; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Aynı Kanun’un “iyiniyet” başlığını taşıyan 3. maddesinde; Kanun’un iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, aslolanın iyiniyetin varlığı olduğu belirtilmiş; ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı da açıkça vurgulanmıştır. TMK’nın 5. maddesinde ise; TMK ve Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı kuralı getirilmiştir. Borçlar hukuku ile ticaret hukuku ve TMK arasındaki ilişki uyuşmazlığın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 1. maddesinde düzenlenmiştir. Aynı kural, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) “ticari hükümler” başlıklı 1. maddesinde de daha sade bir dil kullanılarak yer almıştır: Madde aynen;“(1) Türk Ticaret Kanunu, ------ tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu Kanundaki hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler, ticari hükümlerdir. (2) Mahkeme, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verir.” şeklindedir.Hukukumuzda kişiler; gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları ise tüzel kişilik kazanamaz (TMK m. 47). Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK m. 48) ve kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar (TMK m 49).Türk hukuku ticaret ortaklıklarında sınırlı sayı ilkesini kabul etmiştir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe haiz olup kanuni istisnalar haricinde TMK’nın 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler (6762 sayılı TTK m. 137, 6102 sayılı TTK m. 125). Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere ortaklık malvarlığının sahibi, aktif ve pasif malvarlığına sahip olan kişi tüzel kişidir-----------Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar ve kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar --------TMK’nın 50. maddesinde kullanılan organ kavramının özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde uygulanacağı ise yine 6762 sayılı TTK’nın 1/2 ve 138. maddelerinde (------- hüküm altına alınmıştır. 6762 sayılı TTK’daki 138. maddenin dili güncelleştirilerek alınan 6102 sayılı TTK’nın 126. maddesinde“Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk Medenî Kanununun tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Türk Borçlar Kanununun adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır.” kuralına yer verilmiştir. O hâlde tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için, oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve bu malvarlığı bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konmalıdır. Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel prensibe “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” prensibi denilmektedir -------- Ayrılık ilkesi gereği tüzel kişilik; tüzel kişiliği meydana getirenler ile üçüncü kişiler arasına sanki bir perde olarak çekilmektedir. Üçüncü kişiler muhatap oldukları tüzel kişilik bir perde olarak kullanıldığında, perdenin arkasındaki üye ya da ortaklara ulaşamamaktadır --------- Ancak tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık prensibinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan gerçek kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenilmesi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumda tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alanlar gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır-------------Eş söyleyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ve sermaye şirketlerinde ortakların sınırlı sorumlu olması gibi sonuçlar, ancak TMK 2. madde çerçevesinde kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. "İyiniyet kurallarına riayet edilmemesi, tüzel kişiliğin kötüye kullanılması ------- hâllerinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması veya delinmesi -------- veya yok sayılması ------ tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Özel hukuk alanında çok geniş bir uygulaması olan tüzel kişiliğin yok sayılması, bu topluluklara yasalarla kişilik tanımanın amaçlarıyla ters düşen uygulamalar dolayısıyla ortaya çıkmıştır-----------Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik dikkate alınmadan, mevcut kişiliğin arkasına saklanan kimsenin borçtan sorumlu tutulması veya çiğnediği yasağın sonuçlarına katlanmasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından, tüzel kişinin kişiliğine ve mal varlığına ilişkin ayrılık ilkesinin uygulanmaması ve onun hukuki bağımsızlığının bir nevi dikkate alınmayıp onun bertaraf edilmesini anlayabiliriz. Bu kavram hukukumuzda ve yabancı hukuklarda düzenlenmemiş olup; mahkemeler hukuku --------- ve öğreti ile özellikle de bankacılık sektörü ve sermaye piyasasındaki yolsuzlukların önlenmesi gayesiyle ortaya çıkmıştır. Türk Hukukuna ise ilk defa -----yılında giren tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi öğretide kimi zaman tülün kaldırılması, tüzel kişilik perdesinin aralanması, örtünün delinmesi ya da ışıldak gibi değişik terimlerle ifade edilmiştir-----------Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuralı yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Kanun, Çek Kanunu, Grev ve Lokavt Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda ise bazen perdenin kaldırılması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir. --------- benimsenerek öğretide de vurgulandığı gibi; malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu kurala ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir kural olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Aksi hâlde tüzel kişilere tanınmış olan mal ayrılığı güvencesinin zedenlemesi durumuyla karşı karşıya kalınılabilir. Belirtmekte yarar vardır ki, mahkeme kararıyla kaldırılmasına hükmedilen şey tüzel kişilik değil, tüzel kişiliğin perdesidir---------Tüzel kişi ile ortaklarının faaliyet alanlarının ve malvarlıklarının iç içe geçmesi birbirine karışması, bir şirketin ticari defterlerinin ya da ticari sır kabul edilen belgelerinin diğer şirkete ait iş yerinde bulunması, ikisinde de aynı ticari defterlerin kullanılması ve ortak hesap yapılması (tek merkezden idare edilmesi), ortaklığın faaliyet konusunu sürdürebilmesi için yeterli sermayesi bulunmadığı hâlde alacaklıları ya da üçüncü kişileri zarara uğratmak niyetiyle bilinçli olarak faaliyet göstermeye devam edilmesi, şirket ortaklarının kendi kişisel malvarlıkları ile şirketin malvarlığı özdeş-tekmiş gibi hareket etmeleri, şirketlerin ya da ortağın üçüncü kişileri aldatacak şekilde kendi kişilikleri ile tüzel kişiliğin aynı olduğu izlenimini vermeleri, bu kapsamda birbirlerinin tanıtımlarını yapmaları, aynı tüzel kişilikmiş gibi anlaşılacak benzer isimleri ve logoları kullanmaları, yani dışarıya karşı tek bir tüzel kişilikmiş gibi intiba yaratmaları, şirketlerin aynı konuda faaliyet göstermeleri ve (tek başına bu hususa dayanılmamak koşuluyla) hâkim ortaklarının ya da yöneticilerinin aynı kişiler olması, tüzel kişilik kavramının arkasına sığınılacak şekilde art niyetli davranışlarla zararlandırıcı faaliyetlerde bulunulması, işlemlerin diğer tarafınca sözleşmelerin kiminle yapıldığı dahi anlaşılamayacak şekilde karışıklığa yol açılması, şirketin kendi çıkarları gözetilmeksizin yürütülmesi veya yalnızca ve bilinçli olarak açıkça hâkim ortak korunacak şekilde diğerleri zarara uğrayacak şekilde işlemler yapılması hâlleri gösterilebilir. Öğretide tüzel kişilik perdesinin; düz perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, borçlunun perdenin kaldırılmasını talep etmesi, çapraz olarak perdeyi kaldırma olarak tabir edilen dört farklı biçimde ortaya çıkabileceği belirtilmiştir. İlkinde doğrudan perde kaldırılarak arkadaki kişi ya da ana ortaklık sorumlu tutulmaktadır. İkincisinde ise; ana ortaklığın borcu ya da yükümlülüğü için yavru ortağın ya da pay sahibinin sorumlu tutulması anlaşılmaktadır. Öğretide şüphe ile yaklaşılması gerektiği belirtilen üçüncü türde ise borçlu ya da yükümlü kişi perdenin arkasına sığınmak yerine bizzat kendisi perdenin kaldırılmasını talep etmektedir. Somut uyuşmazlığımız bakımından tartışılması gereken dördüncü hâlde ise sadece ana ve yavru ortaklık değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş ortaklıklar arasında perdenin çapraz olarak kaldırılması durumu söz konusu olmaktadır ------------Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmiş idi. Tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, esas (ana) şirket ile bağlı şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş iseler de bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir --------Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir. Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, ----kavramı da kaynağı TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. ----- (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. ------- perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir. --------tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.-------- adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. -------Bu açıklamalar ışığında; somut olay nezdindeki maddi vakıaların incelenmesinde dava dışı ----- olduğu ve bu şirketin tek ortağı ve yetkilisinin ----- olduğu, Davalı şirketin ise tek ortağı ve yetkilisinin------ olduğu, şirket ortakları ve yetkilisi arasında akrabalık ilişkisi bulunduğu, davacı yanca icra dosyası konusu faturalar üzerindeki imzanın diğer şirket yetkilisi ------ imzası olduğunun öne sürülmesine rağmen cevap dilekçesinde bu konuda davalı vekilince itiraz edilmemesi durumunun tüzel kişilik perdesinin aralanmasının varlığı bakımından yeterli olmadığı, faturalarda imzaların düzenleyen kişiye ait olmasının karine olarak kabul edildiği, yukarıda açıklanan ----görüşler ve ----- benimsenen uygulamaya göre davalı ile dava dışı şirket arasında tüzel kişiliğin perdesinin aralanmasının şartlarının oluşmadığı, tacir olan davacının basiretli davranma yükümlüğünü yerine getirmediği, davacının dava dışı -----vermiş olduğunu iddia ettiği çeklerin bedelsiz kalıp kalmadığına ilişkin hususun yargılama konusu olmadığı, netice itibariyle davalının davacıdan takibe konu yapılan faturadan alacaklı olduğu sonuç ve kanaatine varılarak davanın reddine, davacının haksız çıktığı miktar olan ---- %20 si oranındaki ---- tazminatın davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, davacının haksız çıktığı miktar olan ------- %20 si oranındaki 183.624,97 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkmış sayılmasına, 2- Peşin alınan 20.156,61 TL harçtan alınması gerekli 732,00 TL harcın düşümü ile Hazineye irat kaydına, bakiye kalan 19.424,61 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 3-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA , 4-Davacı tarafça peşin yatırılmış olan gider avansından artan kısmın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 143.718,73 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6- 3.600,00 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.31/03/2026

Atıf: İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/374, K. 2026/328, T. 31.03.2026, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-10-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-374-e-2026-328-k-04647719404d