İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/98 E. 2023/2315 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/98
- Karar No
- 2023/2315
T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/967 Esas KARAR NO : 2025/294 DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 19/11/2024 KARAR TARİHİ : 11/03/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 14/03/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre davalı taraf davacı şirkete ait araç için alınmış olan elektrik ürünlerinin montajı ile elektrik tesisatın ait düzenlemeleri yapacağını, ürünlerin montajı ile birlikte davalı elektrik, su, gaz tesisatı gibi tesisat işleri gibi işleri de yapacağını, yapılacak işin bir-iki günlük bir iş olduğu davalının davacıya gönderdiği mesajlardan anlaşıldığını, davacının abisiyle birlikte aracını teslim etmiş ve aracın iki gün sonra alınacağı kararlaştırıldığını, aradan 10 gün geçmesine rağmen davalı davacıya ait araçta hiçbir işlem yapmadığını, davalı davacının aracını 10 gün işyerinde tutup işlem yapmadığından dolayı davacı 10 gün aracın kullanımından mahrum bırakıldığını ve şirketin tasarruf hakkı engellendiğini, hali hazırda davacı şirket olduğundan ve dava konusu ücret karşılığında bir işin yapılması olduğundan davalının kusuru sebebiyle mahrumiyet oluştuğu açık olduğunu, davalının araç için kararlaştırılan işlemleri süresinde ve hiç yapmaması davacının işlerinin aksamasına ve yapılamamasına neden olduğunu bu nedenlerle davanın kabulünü talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının kamyonet olduğu iddia edilen aracın karavan olduğunu, karavanın tüm kurulumu profesyonel firmalarla 1.5 ayda bittiğini, daha basit işlemler içi kadar uzun süre ayırıp firmasının bu uzmanlık gerektiren işlemi 2 günde bitireceğini etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının 10 Haziran 2024 tarihinde karavanı işyerime getirip 10 gün boyunca işlem yapılmadığını iddaa etmesi gerçeğe ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kendisine herhangi bir şekilde işlemin 2 günde biteceğine dair bir söz vermediğini, davacı müşterinin çok sinirli olması ve yavaş ve özenli çalışması nedeniyle davalıya hakaretlerde bulunduğunu bu nedenlerle davanın reddini savunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava; Taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı olarak tazminat talebine dairdir. Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller: 1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. 2-Mahkememizce: a-Bakırköy Vergi Dairesi Müdürlüğüne b-İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğüne müzekkereler yazılarak tacir araştırması yapılmıştır. 3-Mahkememizce DAVACI TANIĞI ...: (...) Kimlik numaralı tanık olarak dinlenilmiş usulüne uygun yemini yaptırılarak beyanında; ''Davaya konu araç ticari araç olarak alındı. Ancak karavana çevirmeye çalışıyoruz bunun için davalı ile anlaştık. Araç işler için davalıya teslim edildi. Ancak davalı gelip gitmiyordu. Geç geliyordu 3 günlük iş araya bayramında girmesi sebebiyle 10 gün sürdü. İşin sürüncemede kalması sebebiyle aracı davalıdan aldık başka bir kişiye verdik. Bu sebeple şirket zarara uğramıştır. Araç ticari işlerde taşımacılıkta kullanılmaktaydı bu sebeple şirketin işleri sekteye uğramıştır, araç karavana çevrilmeye çalışılmaktadır ancak ticari olarak kullanılmaktadır ruhsat kayıtlarında bellidir davalı işini aksattığı için bende iş yapılacak yanımda gece üçlere kadar bekledim, hangi iş sahibi iş yapılırken gece başında bekler,'' şeklinde - DAVACI TANIĞI ... (T.C....) Kimlik numaralı tanık olarak dinlenilmiş usulüne uygun yemini yaptırılarak beyanında; ''Davacı şirket yetkilisi benim işverenimdir. Davaya konu araçta şirket işlerinde kullanılırken konaklama amaçlı yaşam alanı oluşturma çalışması yapılıyordu, aracın iki üç gün içerisinde yapılması gerekirken işin çok uzun sürdüğünü ... beyden duydum. Sanayiye birkaç kere parça götürdüm,'' şeklinde, - DAVACI TANIĞI ...: (...) Kimlik numaralı tanık olarak dinlenilmiş usulüne uygun yemini yaptırılarak beyanında; '' Davacı şirket ile iş ortaklığımız vardır, bildiğim kadarıyla araç karavana çevrilecekti aydınlatma elektrik işlemleri için davalı ile anlaşılıp iki günlüğüne bırakıldığını biliyorum, ben olayı görmedim duydum, on gün sonrasında aracı geri aldıklarını biliyorum. dedi. ''mahkememize tanıklık etmişlerdir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile davalı ile aralarında eser sözleşmesinin bulunduğunu, davalının davacıya ait araca davacı tarafından temin edilen parçaların montajını yapacağını ancak davalının işe başlamadığını ve 10 gün süre ile oyalayarak herhangi bir işlem yapmadığını, sonrasında aracın davalıdan teslim alındığını, aracın ticari nitelikte olması sebebiyle işlerde kullanıldığını bu süreçte araçtan mahrum kalınması sebebiyle kar mahrumiyetinin oluştuğunu belirterek edimin davalı tarafından hiç ve gereği gibi ifa edilmemesi sebebiyle davanın kabulüne ve tazminata karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde davacının iddialarını kabul etmemiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflar arasında sözlü nitelikte eser sözleşmesi kurulduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yine davacı tarafından davalının işe başlaması sebebiyle 10 gün sonra aracın hiçbir işlem yapılmadan teslim alındığı iddia edilmekte olup, davacının davalıdan aracını teslim alarak eylemli olarak davacının iddiasına göre sözleşmeden döndüğü anlaşılmaktadır. Davacı taraflar arasında işlerin teslimi için 2 günlük süre belirlendiğini iddia etmekte olup, davalı ise 2 günlük bir belirleme yapılmadığını iddia etmektedir. Taraflar arasında işin teslim tarihine ilişkin yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Bu bağlamda davacının öncelikle işin teslimi için 2 günlük süre kararlaştırıldığını ispatlaması gerekmektedir. Davacı tarafından bir takım yazışmalar delil olarak sunulmuş ise de ilgili yazışmalarda 2 günlük sürenin kesin veya belirli vade olarak belirlendiğine dair net bir ibare bulunmamakta olup, davacının işin teslim tarihine yönelik iddiasını ispatlayamadığı değerlendirilmiştir. Nitekim davalı tarafından da davacının vade belirlendiğine yönelik iddiası kabul edilmemiştir. Kaldı ki davacı kendi dava dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında dahi 2-3 günlük net olmayan bir süreden bahsetmiş olup, davacının işin teslim tarihi için vade belirlendiğine yönelik iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim davacının iddiası doğrultusunda teslim tarihi için 2 günlük sürenin olduğu kabulünde dahi 2 günlük süre sonunda borç ancak muaccel hale gelecek olup, temerrüt için muacceliyet yeterli değildir. Muacceliyet sonrasında temerrüt için ihtarname gönderilmesi gerekmektedir. "MADDE 117- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. 6102 sayılı Kanun'un 18. Maddesinin 3. Fıkrasında ise şu düzenleme bulunmaktadır: "Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır." İlgili hükümler bir arada değerlendirildiğinde ve tarafların tacir olduğu gözetildiğinde davacının davalıya yönelik temerrüt ihtarını ve sözleşmeden dönmeye yönelik ihbar ve ihtarlarını 6102 sayılı Kanun'un 18. Maddesinin 3. Fıkrasındaki iletişim araçları ile yapması gerekmekte olup, davacı tarafından ilgili ihtarların yapıldığına dair bir delil sunulmamıştır. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ... Esas ve ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Yukarıda belirtildiği üzere; davacı çalışanı ... tarafından, davalı çalışanı ....'e gönderilen 29/02/2019 tarihli e-mail ile, yıkama ve yumuşatma için davalıya gönderilen kumaşların kendilerine halen iade edilmediği, çek ile ödeme yapılmasına rağmen, ayrıca peşin ödeme istenildiği, gecikme yüzünden siparişin müşteri tarafından iptal edildiği belirtilerek, çekin iadesi talep edilmiştir. Bu beyan sözleşmeden dönme beyanı mahiyetinde olmakla birlikte, TTK'nun 18/3 fıkrasına uygun bir dönme beyanı olmadığından sonuç doğurmayacaktır." Yine 6098 sayılı Kanun'un karşılıklı borç yükleyen sözleşmelere ilişkin 123. Maddesi ile seçimlik haklara ilişkin 125. Maddesi şu şekildedir: "4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde a. Süre verilmesi MADDE 123- Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir. c. Seçimlik haklar MADDE 125- Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir." İlgili hükümlerden görülebileceği üzere karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt sonrasında sözleşmeden dönmeye ilişkin seçimlik hakkın kullanılabilmesi için temerrüt sonrasında borçluya uygun bir süre verilmesi ve sürenin sonunda borcun ifa edilmemesi halinde seçimlik haklara başvurulacağının bildirilmesi gerekmektedir. Davacı tarafından bu yükümlülüklerin hiçbirinin yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, 6098 sayılı Kanun'un 124. Maddesi gereğince süre verilmesini gerektirmeyen bir durumun olduğu da davacı tarafından ispatlanamamıştır. Dolayısıyla davacının sözleşmeden dönmeye ilişkin iş ve işlemlerinin usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Kanun'un 473. Maddesinin 1. Fıkrası ise şu şekildedir: "MADDE 473- Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi ya da işsahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan gecikme yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa, işsahibi teslim için belirlenen günü beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir." İlgili hüküm gereğince de sözleşmeden dönme için yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceğinin açıkça anlaşılması gerekmekte olup, yukarıda da belirtildiği üzere davacı ve davalı arasında işin teslim tarihine yönelik olarak kesin bir vadenin belirlendiğinin davacı tarafından ispat edilemediği, davacının iddia ettiği sürenin ise davalı tarafından kabul edilmediği anlaşılmakla 6098 sayılı Kanun'un 473. Maddesine göre de davacının sözleşmeden eylemli olarak dönmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Usul ve yasaya aykırı olarak eylemli bir şekilde sözleşmeden dönen davacının tazminat talebinde bulunamayacağı anlaşılmaktadır. Nitekim davacı tarafından taraflar arasındaki eser sözleşmesinin belirlenen vadesinin de ispat edilemediği, davalının davacı tarafından 6098 sayılı Kanun'un 117. Maddesine göre temerrüde düşürülmediği, temerrüt sebebiyle sözleşmeden dönmeye ilişkin seçimlik hakkın kullanılabilmesi için 6098 sayılı Kanun'un 123 ve 125. Maddesi gereğince davalıya süre verilmesi ve sürenin sonunda sözleşmeden dönmeye dair seçimlik hakkın kullanılacağı dair ihtarda bulunmadığı, ilgili kanun maddesindeki emredici nitelikteki mükellefiyetlerin davacı tarafından yerine getirilmediği bu suretle de tazminat talep edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Nitekim Yargıtay .... Hukuk Dairesi .... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6098 sayılı TBK'nın 117/I. maddesinde muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceği belirtildikten sonra ikinci fıkrasında borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse bu günün geçmesiyle; ...borçlu temerrüde düşmüş olur şeklinde düzenleme yapılmıştır. Aynı Kanun'un 123. maddesinde de karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temürrede düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hakimden isteyebilir hükmü konulmuştur. 124. madedde süre verilmesini gerektirmeyen durumlar, 125. maddede de temerrüt halinde alacaklıya tanınan seçimlik haklar gösterilmiştir. Somut olayda, sözleşmelerde kesin vade olmadığı gibi, davacı iş sahibine vadeyi belirleme konusunda sözleşmelerde yetki verilmemiş ve davacı tarafça TBK'nın 117/I. maddesi gereğince ihtarname gönderilerek davalı borçlu temerrüde düşürülmemiştir. Bunun dışında e-mail yazışmaları usulüne uygun ihtar niteliğinde olmamakla birlikte bu yazışmalarla davalı yüklenicinin temerrüde düşürüldüğü kabul edilse dahi, davacı tarafça TBK'nın 123. maddesine uygun biçimde davalıya ifa için süre verilmemiştir. TBK'nın 124. maddesindeki süre verilmesini gerektirmeyen haller mevcut değildir. Bu durumda temerrüt olgusunun gerçekleşmediği ve ifa için süre verilmediğinden fesihte davalının haksız olduğu kabul edilemiyeceği ve bu halde davacı TBK'nın 125/son maddesinin ikinci cümlesinde ifade edilen menfi zararını (kalıpların üçüncü şahıslara yaptırılması sonucu fiyat farkını) da istemeyemiyeceğinden mahkemece davanın tümden reddine karar verilmesi yerine yanlış değerlendirme sonucu tazminat talebinin kabulü doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. " Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Birleşen davaya yönelik istinaf başvurusuna gelince, taraflar arasındaki sözleşmenin 22. Maddesinde kendiliğinden fesih düzenlenmiş ve davacı tarafça, sözleşmenin bu maddesine göre taraflar arasında imzalanmış olan KKİS'nin kendiliğinden fesholduğu belirtilmiş ise de, KKİS, tapulu taşınmazın veya tapulu taşınmaz payının devrini içermesi nedeniyle tek taraflı irade beyanıyla feshedilemez; taraf iradelerinin fesih konusunda uyuşması gerekir veya mahkeme kararı ile fesih mümkündür. Taraf iradeleri fesih konusunda uyuşmamış ise, mutlaka hâkim kararı gereklidir, mahkemece asıl davada sözleşmenin feshi talebinin husumetten reddine karar verildiği, fesih konusunda taraf iradelerinin birleşmediği bu nedenle sözleşmenin ayakta olduğunun anlaşılmasına göre fesihten kaynaklı tazminat talep edilmesine olanak bulunmamaktadır. Mahkemece birleşen davanın bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerekirken farklı gerekçe ile karar verilmesi hatalı olmuştur." Kaldı ki davacı tarafından talep edilen tazminatın davacının dava dilekçesine göre sözleşmenin vaktinde ifa edilmemesi nedeniyle kar mahrumiyetine ilişkin olduğu anlaşılmakta olup, bilindiği üzere sözleşmeden dönen kişi ancak menfi zarar talebinde bulunabilecektir. Kar mahrumiyeti ise müspet zarar niteliğinde olup, dönülen sözleşmeye dayanılarak sözleşmeden dönen kişinin müspet zarar talebinde bulunamayacağı açıktır. Sözleşmeden dönen kişi ancak menfi zarar talebinde bulunabilecektir. Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Hâluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 426-427; Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, s. 591). Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/98 E., 2023/2315 K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ise ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacı taraf, açtığı davada kira mahrumiyeti ile birlikte taşınma yardımı ve sözleşme imzalama bedeli talebinde bulunmuştur. Bu talepler niteliği itibariyle müspet zararlardandır. Müspet zararların istenebilmesi için sözleşmenin ayakta olması ya da sözleşme geçersiz veya feshedilmiş ise müspet zararların istenebileceğine dair sözleşmede bir hüküm bulunması gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşme geçersiz hale geldiği gibi, müspet zararların bu durumda da istenebileceğine dair bir sözleşme hükmü bulunmadığından davacının müspet zararlarını talep etme hakkı bulunmamaktadır." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ... Esas ve .... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacının maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin değerlendirilmesinde; sözleşmeden dönen davacı; TBK'nun 125/3 fıkrası uyarınca sözleşmenin hükümsüzlüğü nedeniyle uğradığı zararların tazminini, zararını ispat koşulu ile isteyebilecektir. Alacaklının ispat edeceği zarardan, temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ispat etmediği sürece borçlu sorumludur. Bu hüküm kapsamında talep edilebilecek zarar menfi zarardır. Davacı maddi tazminat istemini kar kaybı adı altında ileri sürmüştür. Taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı kar kaybı talebi müspet zarar olup, sözleşmeden dönme halinde talep edilemez. Ancak davacının, borçlunun temerrüdü nedeniyle başka bir sözleşmeyi yerine getirememesi halinde, bu diğer sözleşmeye dayalı kar kaybı talebi menfi zarar kapsamında değerlendirilebilir(bkz. Yavuz, Nihat, Borçlar Hukuk El Kitabı, Adalet Yayınevi, 1. Bası, Ankara, 2018, s. 426 vd.)." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22/02/2023 tarihli 2021/(15)6-874 E. 2023/118 K. sayılı ilamında; "...Geçerli şekilde kurulmuş bir özel hukuk sözleşmesinde, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmeye uygun olarak yerine getirmeleri, edimin ifasını imkânsız hâle getiren her türlü davranıştan kaçınmaları zorunludur. Tarafların sözleşmeyle üstlendiği borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde ifa etmeme sonucu meydana gelir. Borcun ifa edilmemesi hâli, somut olayda sözleşme tarihinde yürürlükte olan TBK'nın 112 ilâ 126 ncı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür”(TBK md.112). Esas itibariyle zarar, mal varlığında meydana gelen eksilmedir; fakat bu eksilme sahibinin iradesi dışında veya hiç olmazsa rızası bulunmaksızın meydana gelmiş olmadıkça zarar sayılmaz (Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. I, s. 1247). Türk Borçlar Kanunu’nun 112 nci maddesi kapsamında tazmini istenilen yani sözleşmeden doğan zarar, müspet yahut menfi zarar olabilir. Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Hâluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 426-427; Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, s. 591). Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi hâlinde söz konusu olur; alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı almaktadır. Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır. Bu bağlamda tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında sözlü eser sözleşmesinin bulunduğu hususunda uyuşmazlık olmadığı ancak işin teslim zamanının belirli olmadığı, (davacı tarafından teslim tarihinin yazılı delil ile ispat edilemediği ve davalının da kabulünde olmadığı) davacının dava dilekçesinde bile 1-2 günlük bir süre olarak belirtildiği, dolayısıyla taraflarca işin teslim tarihine yönelik olarak kesin vade belirlendiğinin olarak kabul edilemeyeceği, ayrıca davacı tarafından davalının temerrüde düşürülmediği ve sözleşmeden dönme hususunda seçimlik hakkın kullanılmasına yönelik olarak davalıya süre verilmeksizin ve temerrüde düşürülmeksizin eylemli olarak sözleşmeden dönüldüğü, davacının temerrüt ihtarı ve sözleşmeden dönmeye yönelik ihtarını tacir olmanın yükümlülükleri gereğince yazılı ve 6102 sayılı kanun'un 18. Maddesinin 3. Fıkrasındaki iletişim araçlarını kullanarak usule göre yapmadığı gibi 6098 sayılı Kanun'un 473. Maddesine göre de taraflarca kesin bir vade belirlendiğinin iddia ve ispat edilememiş olması sebebiyle davacı tarafından eylemli olarak sözleşmeden dönülmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacı tarafından eylemli olarak sözleşmeden dönülmesine rağmen sözleşmeye dayanılarak müspet zarar kapsamında kalan kar mahrumiyetine dair tazminat talebinde bulunulamayacağı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesinde karşı dava açıldığı belirtilmiş ise de davalı tarafından karşı davaya ilişkin arabuluculuk başvurusunda bulunulmadığı, cevap dilekçesinde karşı davanın şartlarının yerine getirilmediği ve ilgili cevap dilekçesinin karşı dava dilekçesinin niteliklerini taşımadığı, netice-i talebinin dahi belirli olmadığı anlaşılmakla davalının usulüne uygun olarak açılmış bir karşı davasının bulunmadığı anlaşılmakla davalının karşı davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalının usulüne uygun açılmış bir karşı davası bulunmadığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 3-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 615,40-TL harçtan peşin alınan 427,60-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 187,70-TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine, 6-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11/03/2025 Katip ... ¸e-imza Hakim ... ¸e-imza