İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/556 E. 2024/339 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/556
Karar No
2024/339
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/556 Esas - 2024/339 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2023/556 Esas KARAR NO : 2024/339

DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) DAVA TARİHİ : 25/12/2023 KARAR TARİHİ : 19/07/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/07/2024 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili 25/12/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin başta yemeklik yağ ve margarin olmak üzere her türlü gıda maddesinin üretim ve ticaretini yaptığını, faaliyetlerini “...” esas unsurlu markalarıyla sürdürdüğünü, “...” markasını ilk kez 1986 yılında tescil ettirdiğini, müvekkili adına kayıtlı 1’i tanınmış 58 adet tescilli “...” ibareli marka bulunduğunu, davalı şahsın ... sayılı “... ... ... ...” ibareli marka başvurusuna müvekkili şirkete ait .... sayılı markalar mesnet gösterilerek SMK 6/1, 6/5 ve 6/9 hükümleri kapsamında itiraz edildiğini, ayrıca itiraz tarihinde devir işlemleri tamamlanamamış olan ... sayılı “...” markasına da itiraz dilekçelerinde atıfta bulunulduğunu, itirazın ...'nca reddedildiğini, ret kararına karşı müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, ... ...’nın ... sayılı kararı ile itirazın kısmen kabul-kısmen reddedildiğini, davalı kurum tarafından verilen kısmi ret kararının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, markada yer alan “...” ibaresinin bir anlamı olmadığını ve ayırt ediciliği bulunmadığını, "..." ibaresinin bir bölge ve deniz ismi olarak coğrafi kaynağı belirttiğini, "..." ibaresinin üretilen emtianın cins adı olduğunu, dava konusu marka ve müvekkili markalarının kapsamında bulunan ürünlerin aynı ve benzer olduğunu, müvekkili markalarının kullanım ile yüksek ayırt edicilik kazandığını, müvekkili markasının tanınmış marka olduğunu, dava konusu marka başvurusunun tescili halinde müvekkili markaları üzerinden haksız kazanç sağlayacağını, davalı şahsın marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu beyanla; ... ...’nın ... sayılı ... kararının iptaline, davalıya ait ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili 29/12/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında markanın kapsamında kalan mal ve hizmetler bakımından karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davalı markasının bir bütün halinde algılanacağını, markada “...” ibaresinin asli unsur olarak öne çıkmadığını, markalar arasında benzerlik ilişkisi değerlendirilirken tanınmışlıkla ilişkilendirilme ihtimalinin değerlendirildiğini ve objektif bir karar verilerek davaya konu kısmen kabul kararının tesis edildiğini, taraf markaları arasında kapsamdan çıkartılan mallar dışında kalan mal ve hizmetler bakımından benzerlik bulunmadığını, tanınmış marka hakkında gerekli kriterlerin sağlandığına ilişkin somut bilgi ve belge sunulamadığını, davacı tarafından kötü niyete davalı iddiaları ispatlayacak delil sunulmadığını, Kurum tarafından yapılan iş ve işlemlerin hukuka uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ..., dava dilekçesi kendisine tebliğ edilmesine rağmen, davaya yasal süre içinde cevap dilekçesi ibraz etmediğinden 6100 sayılı HMK m.128 hükmü gereği, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır. UYUŞMAZLIK: Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının davacının itirazlarının reddine ilişkin kısmının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait ... sayılı "... ... ... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şahsın kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.

Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şahsın ... sayılı "... ... ... ..." ibareli markanın tescili amacıyla 16.09.2022 tarihinde gerçekleştirdiği başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 12.10.2022 tarih ve 406 sayılı ...'nde ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 07.12.2022 tarihinde SMK m.6/1, m.6/5 ve m.6/9 hükümleri kapsamında .... sayılı markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacının 29.03.2023 tarihli yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun ... sayılı ... kararı ile; itirazın kısmen kabulüne ve başvurunun ''Sınıf 29: Hazır çorbalar, bulyonlar. Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar.'' malları bakımından reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 24.10.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 15.12.2023 tarihinde tescil edilmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir. Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Dava konusu marka başvurusunun, iş bu davaya konu mal ve hizmetleri; “29. Sınıf: Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Kuru bakliyat. Zeytin, zeytin ezmeleri. Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, salçalar. Kuru yemişler. Fındık ve fıstık ezmeleri, tahin. Yumurtalar, yumurta tozları. Patates cipsleri. 35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Kuru bakliyat. Hazır çorbalar, bulyonlar. Zeytin, zeytin ezmeleri. Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar. Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, salçalar. Kuru yemişler. Fındık ve fıstık ezmeleri, tahin. Yumurtalar, yumurta tozları. Patates cipsleri. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” şeklindedir. Davacı şirketin itiraz aşamasında gerekçe olarak gösterdiği .... sayılı markalar ise, 29, 30, 32, 35 ve 43. sınıf mal ve hizmetlerde tescillidir. Davacının dava aşamasında gerekçe gösterdiği markalar ise, 05, 29, 30, 31, 32, 36, 37, 39, 40. sınıf mal ve hizmetlerde tescillidir. Dava konusu marka kapsamında yer alan 29. sınıf emtianın tamamı ile “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmeti, hali hazırda, davacıya ait markalar kapsamında yer almaktadır. Dolayısıyla, bu mal ve hizmetler bakımından, karşılaştırılan markalar arasında ayniyet oluşmuştur. Ayniyet taşıyan mal ve hizmetler, bilirkişi raporunda yer verilen tabloda kırmızı renk ile işaretlenmiştir. Dava konusu marka kapsamında yer alan 35. sınıf hizmetlerin tamamı ise, davacıya ait markalar kapsamında yer alan 29. sınıf emtia ile benzerdir. Dava konusu marka başvurusunun 35/05 alt sınıfı içeriğinde, 29. sınıf emtia sayılmıştır. Bu mal ve hizmetler, birbirini tamamlar niteliktedir. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu, o malın pazarlanmasıdır. Dolayısıyla bahsi geçen emtialar ile bunların perakendeciliği hizmetleri arasında tamamlayıcılık ilişkisi söz konusu olup, bu mal ve hizmetler tüketici nezdinde benzerdir. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan ve iş bu davanın konusunu oluşturan tüm emtialar bakımından, taraf markaları arasında “emtiaların aynı veya benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır. Dava konusu marka başvurusu; “... ... ... ...” ibaresinden oluşan bir ... markasıdır. Marka kapsamında herhangi bir renk ya da şekil unsuru kullanılmamıştır. Dava konusu markada yer alan “...” ibaresi, bir ürünü tanımlamakta olup, dava konusunu oluşturan mal ve hizmetin de gıda sektörüne ilişkin ürünler olduğu gözetildiğinde, “...” ibaresinin, markaya ayırt edici nitelik katmadığı değerlendirilmiştir. Dava konusu markada yer alan “...” ibaresi, anlamı olan bir ibare değildir. “...” ibaresi, Türkiye’nin kuzeyinde yer alan bölgeyi ve denizi tanımlamakta olup, coğrafi yer bildirmektedir. “...” ibaresi ise, “...” kelimesinden türetilmiş bir ibaredir. Dava konusu markada yer alan “...” ve “...” ibareleri, markanın iki ayrı esas unsuru konumundadır. Zira “...” ibaresi, anlamı olmayan bir ibare olması nedeniyle, “...” ibaresi ise, anlamlı bir ibare olmakla birlikte, markadaki yeri/konumu itibarıyla herhangi bir anlam ifade etmemesi nedeniyle, esas unsur konumundadır. Davacıya ait markalar ise; gerek ... aşamasında gerekçe olarak gösterilen, gerekse hükümsüzlük aşamasında gerekçe olarak gösterilen markalar, “...” ibaresini ortak olarak içeren markalardır. Davacının bir kısım markası salt “...” ibaresinden oluşmakta iken, bir kısım markası ürün ambalajı şeklinde oluşturulmuş ve ürün üzerinde “...” markasına yer verilmiştir. Davacıya ait bir kısım marka ise “...+...” şeklinde oluşturulmuş seri markalardır. Davacı markalarında “...” kelimesine ek olarak “mandıra, bulgur, bereket, sürme, dosta, milföy, baklava, toptancı, kahvaltı, kahvaltı keyfi, milföy, yağ, kızartma, krema, köfte, baklava, simit, pastacı, gurme, börek, lokanta, steak house” gibi tali nitelikte kelimeler kullanılmıştır. Dolayısıyla; davacı markalarının esas unsurunu, bir kısım markasında ise tek unsurunu “...” ibaresi oluşturmaktadır. Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; dava konusu marka bir bütün olarak “....” ibaresinden oluşurken, davacıya ait markaların “...” esas unsurundan oluşması, taraf markaları arasında ayniyet veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlik oluşturmamakla birlikte, “...” ibaresini ortak olarak içermeleri karşısında taraflara ait markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğunun kabulü gerekmektedir. Taraf markalarının görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzer olması, davacıya ait “...” ibareli markanın tanınmış olması nedeniyle ayırt edici niteliğinin yüksek olması, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacı markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/benzer olması, aynı/benzer olarak işaretlenen emtiaların kısa zaman aralığında karar verilerek satın alınan ve nispeten ucuz olarak nitelendirilen gıda sektörüne dahil emtialar olması, taraf markalarında ortak olarak bulunan “...” kelimesinin orijinal bir ibare olmamakla birlikte, dava konusu mal ve hizmetler ile ilişkilendirilebilecek bir ibare olmaması, dava konusu markada yer alan “...” ibaresi ile “...” ibaresinin kaynaşmaması, bu iki kelimenin birlikte yazılması ile ortaya yeni bir anlam çıkmaması nedeniyle, “...” ibaresinin davaya konu markanın esaslı unsurlardan biri olduğu, dava konusu markanın davacıya ait markayı aynen içerdiği gözetildiğinde, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olmayacağı, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunması nedeniyle, somut olay bakımından markaların karıştırılması ihtimaline dayalı nispi tescil engeline ilişkin şartların oluştuğu kanaatine varılmıştır. SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için; A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi, B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi, C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir. Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir. Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır. Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir. Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır. Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı şirket, ... nezdinde yaptığı itiraz aşamasında ve dava aşamasında, “...” markasının tanınmış marka olarak sicile kayıtlı olduğunu ifade etmiş olup, bu kapsamda yapılan araştırmada, “...” ibaresi için ... sayı ile tanınmış marka olarak tescilli olduğu tespit edilmiştir. Davacı taraf, itiraz aşamasında itiraz dilekçesi ekinde, dava aşamasında ise dava dilekçesi ekinde, çok sayıda ... kararı, Yargıtay kararı, Yerel Mahkeme kararı sunmuş, markanın “Google” arama sonuçlarını ibraz etmiştir. Kararlar incelendiğinde, davacı markasının, birçok kararda, “yenilebilir bitkisel yağlar” bakımından tanınmış olduğunun hüküm altına alındığı tespit edilmiştir. Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, davacıya ait “...” markasına ilişkin tanınmış marka kararı ve aynı yönde verilmiş yargı kararları ve mahkememizce oluşturulan ve içinde sektörden kimsenin de bulunduğu bilirkişi heyetinin bilgi ve tecrübesi dahilinde değerlendirildiğinde, davacıya ait “...” ibareli markanın “yenilebilir bitkisel yağlar” emtiası bakımından tanınmış olduğu, dava konusu marka ile davacıya ait tanınmış markanın görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğu, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetin, davacının tanınmış olduğu sektör ile benzer olduğu, davalıya ait markanın, dava konusu emtialar bakımından kullanılması halinde, davacıya ait "...” ibareli tanınmış markanın ayırt edicilik karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinin somut olay bakımından mevcut olduğu, dava konusu markanın uyuşmazlık konusu emtialar yönünden kullanılması halinde, ilişkilendirme ve imaj transferi yoluyla haksız bir yararın sağlanabileceği kanaatine varılmıştır. SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....) Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda SMK m.6/1 ve m.6/5 hükümleri koşullarının oluştuğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: 1-Davanın KABULÜ ile; ... sayılı ... kararının davacının itirazlarının reddine ilişkin kısmının İPTALİNE, 2-Dava konusu ... sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, 3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 38,40 TL vekalet harcı, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, 622,50 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 8.700,60 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı ...'nın yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.19/07/2024

Katip .... E imzalıdır

Hakim .... E imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/556, K. 2024/339, T. 19.07.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-556-e-2024-339-k-6047cb3f00e1